Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sünen-i İbn Mâce · 5. Bölüm
626 hadis, 21 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis26 dk okuma
Sahih
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), başını rüku'dan kaldırdığı zaman iyice doğrulup, ayakta durmadıkça secdeye gitmezdi ve secde edip başını kaldırdığı zaman, iyice doğrulup oturmadıkça (ikinci) secdeye gitmezdi. Oturduğu zaman sol ayağını iftiraş ederdi, (döşerdi.) Diğer tahric: Müslim AÇIKLAMA 896’da
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ بُدَيْلٍ، عَنْ أَبِي الْجَوْزَاءِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ قَائِمًا، فَإِذَا سَجَدَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ، لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ جَالِسًا، وَكَانَ يَفْتَرِشُ رِجْلَهُ الْيُسْرَى .
Daif
Ali (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana buyurdu ki: «İki secde arasında ik'a oturuşuyla oturma.» Diğer tahric: Tirmizi AÇIKLAMA 896’da
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ تُقْعِ بَيْنَ السَّجْدَتَيْنِ " .
Sahih
Ali (r.a.)'den şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Ya Ali! Köpeğin ilf'a (denilen) oturuşu gibi ik'a oturuşuyla oturma.» Diğer tahric: Tirmizi AÇIKLAMA 896’da
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ ثَوَابٍ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ النَّخَعِيُّ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي مُوسَى، وَأَبِي، إِسْحَاقَ عَنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " يَا عَلِيُّ، لاَ تُقْعِ إِقْعَاءَ الْكَلْبِ " .
Mawdu
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu, demiştir : «Sen başını secdeden kaldırdığın zaman köpeğin ik'a ettiği gibi ik'a etme. Sağrılarını ayaklarının arasına al ve ayaklarının üst kısmını yere yapıştır.» Not: Zevaid'de: Bunun isnadında bulunan el-A-la'nın Enes (r.a.),den mevdu' hadisler rivayet ettiğini İbn-i Hibban ve el-Hakim söylemişlerdir, Buhari ve başkası: 0, münkerü'l-hadistir, demişlerdir, İbnü'l-Medeni de demiştir ki: 0, hadis uydurdu, denilmiştir. AÇIKLAMA (893, 894, 895, 896): Bu hadis zevaid türündendir. Hadislerde geçen ve konumuzu ilgilendiren bazı kelimeleri açıklayalım: İftiraş: Sol ayağı yere döşeyerek onun üzerinde oturmak ve sağ ayağı dikerek parmak uçlarını kıbleye çevirmektir. Tevekkür: Sağ ayağı dikerek parmak uçlarını kıbleye çevirmek ve sol ayağı yere döşeyerek sağ ayağın altına yerleştirip sağrılar üzerinde oturmaktır. Bu oturuşta sağ ayağın üst kısmı, sol ayağın alt kısmının üzerine gelmiş olur. İbn-i Zübeyr (r.a.), teverrük için ikinci bir ta'rif yapmıştır. Ona göre sağ ayağın üst kısmı yere gelecek şekilde ve üzerinde oturmadan yere yatırmak, sol ayağı sağ uyluğu ile baldırı arasına yerleştirmek ve mak'adı üzerine oturmaktır. Bu oturuşta sağ ayağın parmakları kıbleye çevrilmeyerek, üst kısımları yere gelecek şekilde yatırılır. İk'a: Mak'ad üzerinde oturup dizleri dikerek, altları yere gelecek şekilde ayakları yere koymak ve elleriyle yere dayanmaktır. Bu oturuş, köpek oturuşuna benzer. Aişe (r.a.)'in hadisinde, Nebi (s.a.v.)'in iki secde arasındaki oturuşunun iftiraş şeklinde olduğu bildirilmiştir. Ali (r.a.) ve Enes (r.a.)'in hadislerinden anlaşıldığına göre köpek oturuşuna benziyen ik'a oturuşu yasaklanmıştır. Biz önce namazdaki oturuşlarla ilgili, alimlerin görüşlerini nakledelim, ondan sonra ik'a meselesi üzerinde duralım: 1- Hanefi alimlerine göre namazdaki bütün oturuşlarda iftiraş şekli sünnettir. Kadınlar, ayaklarını sağ taraftan çıkararak sağrIları üzerinde otururlar. Hanefiler'in delili ise Müslim ve müellifin rivayet ettikleri Aişe (r.a.)'in 893 nolu hadisidir. Bir de namazını hatalı kılan a'rabi'nin meşhur hadisidir. O hadiste: "Oturduğun zaman sol ayağının üzerinde otur." buyurulmuştur. 2- Şafiiler'e göre namazda beş oturuş vardır: Birincisi: Secdeler arası oturuş; İkincisi: Her rek'atten sonra ayağa kalkmadan önce yapılan istirahat oturuşu; Üçüncüsü: Üç ve dört rek'atli namazlardaki ilk teşehhüd oturuşu; Dörduncüsü: Arkasında sehv secdesi yapılacak son oturuş; Beşincisi: Arkasında selam verilecek oturuş. Beşinci oturuşta teverrük, diğerlerinde de iftiraş etmek efdaldır. Şafiiler'iıı delili, Buhari. Ebu Davud ve başkalarının rivayet ettikleri Ebu Humeyd-i Saidi (r.a.) ile burada rivayet olunan Aişe (r.anha)'nın hadisidir. EI-Menhel yazarı, Şafiiler'in görüşünü anlatırken ilk teşehhüdde iftiraş ve son teşehhüdde teverrük oturuşunun hikmeti hakkında Şafiiler'in şunu söylediklerini nakleder: Bu oturuşlar, namazı hatırlamaya ve rek'at sayılarını karıştırmamaya daha yakındır. Hem de ilk teşehhüdün hafifletilmesi sünnettir. İftiraş edilerek oturulur ki; Bu oturuş kolayca ayağa kalkmak için daha müsaittir. Son teşehhüdü uzatmak sünnettir. Ondan sonra ayağa kalkmak da yoktur. Teverrük edilerek oturmak daha rahattır. Oturuşların değişik oluşunun şu faydası da vardır: Namaz esnasında cemaat'a yetişen kişi, imam'ı ve cemaatı oturuşta gördüğü zaman ilk ve son oturuştan hangisi olduğunu bilmiş olur. 3- Malikiler'e göre iki teşehhüdde de teverrük etmek müstahabtır. İki secde arasındaki oturuş da böyledir. Bunların deIili de Malik'in el-Muvatta'da Abdullah bin Ömer (r.a.)'in oğlu Abdullah'tan rivayet ettikleri hadistir. Bir de el-Kasim bin Muhammed'in, teşehhüddeki oturuşu Yahya bin Said ve arkadaşlarına anlatırken, teverrük şeklini ta'rif ettiğine dair Malik'in rivayetidir. 4- Hanbeliler'e göre iki teşehhüdlü namazın ilk teşehhüdünde iftiraş, son teşehhüdünde teverrük etmek ve tek teşehhüdlü namazda iftiraş etmek sünnettir. Hanbeli alimlerinden el-Muğni yazarı şöyle der: "Bizim delilimiz, Vail bin Hucr (r.a.)'in şu mealdeki hadisidir: "Nebi (s.a.v.) teşehhüd için oturunca sol ayağını yere döşedi ve sağ ayağını dikti." Bu hadiste, arkasında selam verilen teşehhüd ile selam verilmeyen teşehhüd arasında bir ayırım yapılmamıştır. İkinci delilimiz, Müslim'in Aişe (r.anh)'dan rivayet ettiği şu mealdeki hadistir: Nebi (s.a.v.): ''Her iki rek'atte bir tahiyye vardır.'' buyururdu. Sol ayağını yere döşerdi, sağ ayağını da dikerdi." Bu iki hadis, her teşehhüdde iftiraş etmekle hükmederler. Son teşehhüd oturuşu, Ebu Humeyd (r.a.)'in hadisiyle bundan müstesnadır. Çünkü ikinci teşehhüdde Nebi (s.a.v.)'in teverrük ettiği bu hadisle sabittir. Şu da vardır ki: İkinci teşehhüdde teverrük etmenin sebebi, iki teşehhüdün birbirinden farklı kılınmasıdır. İçinde tek teşehhüd bulunan namazda teşehhüdlerin karışması endişesi olmadığına göre, farklı oturuş da söz konusu değildir. Beyan edilen görüşler, En efdal oturuşun tesbitiyle ilgilidir İk'a oturuşu hariç, nasıl oturulursa oturulsun namaz sahihtir. İk'a mes'elesine gelince: Bu babta geçen hadislerde köpeğin oturuşuna benzetilen ik'a oturuşu yasaklanmıştır. Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayet ettikleri bir hadiste Tavus (r.a.) demiştir ki: ''Biz, İbn-i Abbas (r.a.)'e ayaklar üzerinde ik'a (çömelmek) hakkında söz ettik. İbn-i Abbas (r.a.): 0, sünnettir, dedi. Biz Ona: Ama biz onu adama cefa görüyoruz, dedik. Bunun üzerine İbn-i Abbas (r.a.): ''Bilakis o, senin Nebinin sünnetidir,'' dedi." Bu hadis, iki secde arasında ökçeler üzerinde çömelmenin sünnet olduğuna delalet eder. Şu halde ik'a oturuşu iki türlüdür. Birinci çeşit ik'a, yukarıda anlatıldığı gibi köpek oturuşuna benzeyen ik'a'dır. Bu oturuş yasaktır. İkinci nev'i ik'a: Secdeler arasındaki oturuş da her iki ayağı dikerek, parmaklarını Kıbleye çevirmek ve topuklar üzerinde oturmaktır İbn-i Abbas (r.a.)'in: 'Nebi'imizin sünnetidir.' sözüyle kasdettiği İk'a budur. Beyhaki ve Kadi iyad, İbn-i Abbas (r.a.)'in hadisindeki ik'ayı böyle yorumlamışlardır. Kadi iyad'ın dediğine göre sahabilerden ve seleften bir cemaatın secdeler arasında bu şekilde oturduğu rivayet olunmuştur. EI-Menhel yazarı 'Secdeler arasında ik'a babı'nda özetle şöyle der: "Malik, Nehai, Hanefiler ve Hanbeliler: İk'a hangi şekilde ta'rif edilirse edilsin mekruhtur, demişlerdir. Bunların delilleri, Tirmizi ve İbn-i Mace'nin Ali (r.a.)'den rivayet ettikleri (894 ve 395 nolu) hadisler ile İbn-i Mace'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiği (896 nolu) hadistir. Bunlara göre bu hadislerdeki nehiy kerahet içindir. Çünkü diğer taraftan ik'a nın meşruluğuna delalet eden İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisi vardır. Eğer İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisi olmasaydı: Bu hadislerdeki nehiy, kerahet için değil haramlık içindir, diyeceklerdi. Bu babtaki hadisler ile İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisi arasında görülen zahiri çelişkinin def edilmesi hususunda ihtilaf edilmiştir: Hattab i ve Maverdi: İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisi, bu babtaki hadislerle mensuhtur. İbn-i Abbas (r.a.)'ın mensuhluğu duymadığı umulur, demişlerdir. Beyhaki, Kadi İyad, İbn-i Salih, Nevevi ve bir cemaat hadisleri uzlaştırmak için şöyle demişlerdir: Bu babtaki hadislerle yasaklanan ik'a, köpek oturuşuna benzeyen oturuştur. Yani mak'adı, elleri ve ayakların altını yere koyup dizleri dikmektir. İbn-i Abbas (r.a.)'ın sünnet olduğunu söylediği ik'a ise. ayakları dikerek, onlar üzerinde çömelmek ve dizleri yere koymaktır. En-NeyI yazarı: Anlatıldığı gibi, hadisleri uzlaştırmak gerekir. Zaten hadisler, bu uzlaştırmaya ışık tutar. Çünkü nehiy hadislerinde köpek oturuşuna benzetmek kaydı mevcuttur. İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisinde ise, ayaklar üzerinde ve parmak uçları üzerinde oturmak kaydı mevcuttur. Bu durumda mensuhluğa hükmetmek, bu kayıtlardan bir nevi gafIettir. Diğer taraftan hadis hahzları: Nehiy hadisleri ile İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisinin tarihleri meçhuldür, demişlerdir. Tarihler bilinmeyince mensuhluk yoluna gidilemez. Bir de şu var ki: Hadisleri uzlaştırmak mümkün iken mensuhluk yoluna gitmek yasaktır, demiştir. Yukarıda verilen ma'lumattan şu netice çıkıyor ki : İki secde arasında topuklar üzerinde çömelmek de iftiraş gibi meşrudur. Nevevi, el-Mühezzeb şerhinde şöyle demiştir: 'İbn-i Abbas (r.a.l ve İbn-i Ömer (r.a.)'in rivayet ettikleri ik'a oturuşu, Beyhaki'nin yorumladığı şekilde, yani topuklar üzerinde çömelmek oturuşu, Nebi (s.a.v.) tarafından yapılmıştır. Diğer taraftan Nebi (s.a.v.)'in iftiraş ettiği Ebu Humeyd (r.a.)'in ve ona muvafakat edenlerin rivayetleriyle sabittir. Şu halde ikisi de sünnettir. Ancak. Ebu Humeyd (r.a.)'in rivayet ettiği iftiraş sünneti daha meşhur ve ekseriyetle yapılanıdır. Çünkü bunu Ebu Humeyd (r.a.)'e rivayet ederken o sahabi onu doğrulamıştır. Vail bin Hucr (r.a.) ve başkası da rivayet etmiştir. Bu rivayetler Nebi (s.a.v.)'in iki secde arasında iftiraş oturuşuna devam ettiğine ve bu oturuşun sahabilerce meşhur olduğuna delalet eder. Bu sebeple iftiraş oturuşu tercihe şayan olup daha efdaldır. Bununla beraber topuklar üzerinde çömelmek de sünnettir. Nevevi'nin bahsettiği İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisi, Beyhaki'nin ondan rivayet ettiği şu mealdeki hadistir: «İbn-i Ömer (r.a.) başını birinci secdeden kaldırdığı zaman ayak parmak uçlarının üzerinde otururdu ve: Bu oturuş sünnettendir.» derdi
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا الْعَلاَءُ أَبُو مُحَمَّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ لِي النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا رَفَعْتَ رَأْسَكَ مِنَ السُّجُودِ فَلاَ تُقْعِ كَمَا يُقْعِي الْكَلْبُ ضَعْ أَلْيَتَيْكَ بَيْنَ قَدَمَيْكَ، وَأَلْزِقْ ظَاهِرَ قَدَمَيْكَ بِالأَرْضِ " .
Sahih
Huzeyfe r.a.’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'iki secde arasında(ki oturuşta) : «Rabbiğfirli, Rabbiğfirli » (Rabbim! Bnna mağfiret et, Rabbim! Bnna mağfiret et.) derdi
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا الْعَلاَءُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ حُذَيْفَةَ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، عَنِ الْمُسْتَوْرِدِ بْنِ الأَحْنَفِ، عَنْ صِلَةَ بْنِ زُفَرَ، عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يَقُولُ بَيْنَ السَّجْدَتَيْنِ " رَبِّ اغْفِرْ لِي، رَبِّ اغْفِرْ لِي " .
Sahih
İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet'e göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gece namazında iki secde arasında(ki oturuşta) رب اغفر لي وارحمني واجبرني وارزقني وارفعني «Rabbim! Beni bağışla, bana rahmet et. Beni (m kırıklarımı) düzelt. Beni rızıklandır ve beni (m derecelerimi) yükselt.» derdi. Not: Zevaid'de: Hadisin ricali sikadır; Fakat Habib bin Ebi Sabit tedlis ederdi. Ve bu hadisi an'aneyle rivayet etmiştir. Hadisin aslı Ebu Davud ve TirmizI'de vardır, denmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ صَبِيحٍ، عَنْ كَامِلٍ أَبِي الْعَلاَءِ، قَالَ سَمِعْتُ حَبِيبَ بْنَ أَبِي ثَابِتٍ، يُحَدِّثُ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ بَيْنَ السَّجْدَتَيْنِ فِي صَلاَةِ اللَّيْلِ " رَبِّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَاجْبُرْنِي وَارْزُقْنِي وَارْفَعْنِي " .
Sahih
Abdullah bin Mes'ud (r.a.j'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber namaz kıldığımız zaman (teşehhüd için oturduğumuzda) «Selam Allah'ın kullarına olsun» demeden önce «Selam Allah'a olsun, Selam Cebrail'e, Mikail'e, falan ve falan'a olsun» derdik. İbn-i Mes'ud ve arkadaşları (falan ve falan sözü ile) melekleri kasdederler. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim böyle dediğimizi işitti bunun üzerine: «Selam Allah'a olsun demeyiniz. Çünkü şüphesiz Allah selamın kendisidir. Bunun için (teşehhüde) oturduğunuz zaman; التحيات للّه والصلوات والطيبات. السلام عليك أيها النبي ورحمة اللّه وبركاته. السلام علينا وعلى عباد اللَّه الصالحين. deyiniz. Çünkü kişi bunu söylediği zaman selam cümlesi gökte ve yerde bulunan her salih kula isabet eder.» أشهد أن لا إله إلا اللَّه، وأشهد أن مُحَمَّدأً عبده ورسوله "... Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine yöre: Kendisi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellein)'den bunun mislini rivayet etmiştir." "... Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara teşehhüdü öğretirdi. Abdullah (r.a.) bu hadisin mislini zikretmiştir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ كُنَّا إِذَا صَلَّيْنَا مَعَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قُلْنَا السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ قَبْلَ عِبَادِهِ السَّلاَمُ عَلَى جِبْرَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَعَلَى فُلاَنٍ وَفُلاَنٍ . يَعْنُونَ الْمَلاَئِكَةَ . فَسَمِعَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ " لاَ تَقُولُوا السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ فَإِذَا جَلَسْتُمْ فَقُولُوا التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ فَإِنَّهُ إِذَا قَالَ ذَلِكَ أَصَابَتْ كُلَّ عَبْدٍ صَالِحٍ فِي السَّمَاءِ وَالأَرْضِ . أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ " . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا الثَّوْرِيُّ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، وَحُصَيْنٍ، وَأَبِي، هَاشِمٍ وَحَمَّادٍ عَنْ أَبِي وَائِلٍ، وَعَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، وَأَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَحْوَهُ . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، وَمَنْصُورٍ، وَحُصَيْنٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، وَالأَسْوَدِ، وَأَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُعَلِّمُهُمُ التَّشَهُّدَ. فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Sahih
(Abdullah) İbn-i Abbas (r.a.)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize Kur'an'dan sure öğrettiği gibi teşehhüdü öğretirdi. Ve teşehhüdü şöyle okurdu :
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، وَطَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُعَلِّمُنَا التَّشَهُّدَ كَمَا يُعَلِّمُنَا السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ فَكَانَ يَقُولُ " التَّحِيَّاتُ الْمُبَارَكَاتُ الصَّلَوَاتُ الطَّيِّبَاتُ لِلَّهِ السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ " .
Sahih
Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize hitabede bulundu ve bize yolumuzu beyan etti. Bize namazımızı öğretti ve bu arada buyurdu ki : «Namaz kıldığınız zaman, biriniz (teşehhüd için) oturduğunda ilk sözü şu olsun :
حَدَّثَنَا جَمِيلُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، وَهِشَامُ بْنُ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ قَتَادَةَ، . وَهَذَا حَدِيثُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ حِطَّانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ خَطَبَنَا وَبَيَّنَ لَنَا سُنَّتَنَا وَعَلَّمَنَا صَلاَتَنَا، فَقَالَ " إِذَا صَلَّيْتُمْ، فَكَانَ عِنْدَ الْقَعْدَةِ، فَلْيَكُنْ مِنْ أَوَّلِ قَوْلِ أَحَدِكُمُ التَّحِيَّاتُ الطَّيِّبَاتُ الصَّلَوَاتُ لِلَّهِ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، سَبْعُ كَلِمَاتٍ هُنَّ تَحِيَّةُ الصَّلاَةِ " .
Daif
Cabir bin Abdillah (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize Kur'an'dan sure öğretir gibi teşehhüdü öğretirdi:
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَكِيمٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَيْمَنُ بْنُ نَابِلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُعَلِّمُنَا التَّشَهُّدَ كَمَا يُعَلِّمُنَا السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ " بِاسْمِ اللَّهِ وَبِاللَّهِ، التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ لِلَّهِ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ أَسْأَلُ اللَّهَ الْجَنَّةَ، وَأَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ النَّارِ " .
Sahih
Ebu Said-i Hınlri (r.a.)'den şöyle demiştir: Biz: Ya Resulallah! Sana (edilen) bu selam (lafzın)ı bildik. Salat (lafzı) nasıldır? diye sorduk. O buyurdu ki: Şöyle deyiniz :
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا السَّلاَمُ عَلَيْكَ قَدْ عَرَفْنَاهُ فَكَيْفَ الصَّلاَةُ قَالَ " قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ " .
Sahih
(Abdıırrahman) İbn-i Ebi Leyla (r.a.)'den şöyle demiştir: Ka'b bin Ucre (r.a.) bana rastlayarak şöyle dedi: Sana bir hediye vereyim mi? Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir defasında yanımıza çıkageldi. Biz (kendisine): (Ya Resulallah!) Sana selam etmeyi bilmiş olduk. Sana salat nasıl (getirilir.)? diye sorduk. Nebi s.a.v. dediki:
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي لَيْلَى، قَالَ لَقِيَنِي كَعْبُ بْنُ عُجْرَةَ فَقَالَ أَلاَ أُهْدِي لَكَ هَدِيَّةً خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقُلْنَا قَدْ عَرَفْنَا السَّلاَمَ عَلَيْكَ فَكَيْفَ الصَّلاَةُ عَلَيْكَ قَالَ " قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى، إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ. اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ " .
Sahih
Ebu Humeyd es-Saidi (r.a)'den rivayet edildiğine göre : Sahabiler Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: Ya Resulallah! Sana salavat getirmekle emrolunduk. Sana nasıl salavat getireceğiz, diye sordular. O da buyurdu ki: (şöyle) deyiniz :
حَدَّثَنَا عَمَّارُ بْنُ طَالُوتَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّهُمْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أُمِرْنَا بِالصَّلاَةِ عَلَيْكَ فَكَيْفَ نُصَلِّي عَلَيْكَ فَقَالَ " قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ فِي الْعَالَمِينَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ " .
Daif
“... Abdullah bin Mes'ud (radıyallahü anh)’den: Şöyle demişdir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e salâvât getirmek istediğiniz zaman, O'na güzelce salâvât getiriniz. Çünkü şüphesiz siz bilemezsiniz. Umulur ki getirdiğiniz salâvât O'na arzedilir. ' Râvi demiştir ki: İbn-i Mes'ud (radıyallahü anh)'un yanındakiler kendisine: Şu halde (güzel salâvâtı) bize öğret, dediler. İbn-i Mes'ud (radıyallahü anh) (onlara) dedi kî: Şöyle söyleyiniz:
حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ بَيَانٍ، حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْمَسْعُودِيُّ، عَنْ عَوْنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي فَاخِتَةَ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ إِذَا صَلَّيْتُمْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَحْسِنُوا الصَّلاَةَ عَلَيْهِ فَإِنَّكُمْ لاَ تَدْرُونَ لَعَلَّ ذَلِكَ يُعْرَضُ عَلَيْهِ . قَالَ فَقَالُوا لَهُ فَعَلِّمْنَا . قَالَ قُولُوا اللَّهُمَّ اجْعَلْ صَلاَتَكَ وَرَحْمَتَكَ وَبَرَكَاتِكَ عَلَى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَإِمَامِ الْمُتَّقِينَ وَخَاتَمِ النَّبِيِّينَ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ إِمَامِ الْخَيْرِ وَقَائِدِ الْخَيْرِ وَرَسُولِ الرَّحْمَةِ اللَّهُمَّ ابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا يَغْبِطُهُ بِهِ الأَوَّلُونَ وَالآخِرُونَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ .
Hasan
Amir bin Rahia (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Benim üzerime salavat getiren hiç bir müslüman yoktur ki üzerime salavat getirdiği sürece, melekler onun üzerine salavat getirmesin. (Ona dua ve istiğfar etmesin.) Artık kul şu salavatı az getirsin, veya çok getirsin.» Not: Zevaid'de: Hadisin isnadı zayıftır. Çünkü ravi Asım bin Ubeydillah'ın hadislerinin münker olduğunu Buhari ve başkası söylemiştir
حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ خَلَفٍ أَبُو بِشْرٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصَلِّي عَلَىَّ إِلاَّ صَلَّتْ عَلَيْهِ الْمَلاَئِكَةُ مَا صَلَّى عَلَىَّ فَلْيُقِلَّ الْعَبْدُ مِنْ ذَلِكَ أَوْ لِيُكْثِرْ " .
Hasan Sahih
İbn-i Abbas r.a.'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Bana salavat getirmeyi unutan (terkeden) kişi cennet yolunu terketmiştir.» Not: Cubare zayıf olduğu için bu isnadın zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir
حَدَّثَنَا جُبَارَةُ بْنُ الْمُغَلِّسِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَنْ نَسِيَ الصَّلاَةَ عَلَىَّ خَطِئَ طَرِيقَ الْجَنَّةِ " .
Sahih
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Biriniz son teşehhüdü bitirince dört şey'den Allah'a sığınsın: Cehennem azabından, kabir azabından, hayat ile ölüm fitnesinden ve mesih Deccal'in fitnesinden.» Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud ve Nesai
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي حَسَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عَائِشَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا فَرَغَ أَحَدُكُمْ مِنَ التَّشَهُّدِ الأَخِيرِ فَلْيَتَعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنْ أَرْبَعٍ مِنْ عَذَابِ جَهَنَّمَ، وَمِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ " .
Sahih
Ebu Hureyre (r.a.)'den şöyle demiştir, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir adama: «Namazda (oturduğunda) ne diyorsun?» diye sordu. Adam: Ben teşehhüdü okurum. Sonra Allah'tan cennet isterim ve ateşten O'na sığınırım. Amma, Vallahi ben ne senin dendene (gümül denme) ni ne de Muaz'ın dendenesini bilirim, dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Biz onun çevresinde gümüldeniriz.» buyurdu." Not: Bu isnadın sahih ve ravilerinin sika oldukları, Zevaid'de bildirilmiştir
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى الْقَطَّانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لِرَجُلٍ " مَا تَقُولُ فِي الصَّلاَةِ " . قَالَ أَتَشَهَّدُ ثُمَّ أَسْأَلُ اللَّهَ الْجَنَّةَ وَأَعُوذُ بِهِ مِنَ النَّارِ أَمَا وَاللَّهِ مَا أُحْسِنُ دَنْدَنَتَكَ وَلاَ دَنْدَنَةَ مُعَاذٍ . فَقَالَ " حَوْلَهُمَا نُدَنْدِنُ " .
Sahih
Numeyr el-Huzai (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i namazda (teşehhüd için oturduğunda) sağ elini sağ uyluğu üzerine koymuş iken ve şahadet parmağı ile işaret ederken gördüm." Diğer tahric: Ebu Davud, Nesai, Ahmed, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir, Bazı rivayetlerde Nebi (s.a.v.)'in işaret ettiği parmağın şehadet parmağı olduğu açıklanmıştır. AÇIKLAMA 913’te
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ عِصَامِ بْنِ قُدَامَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ نُمَيْرٍ الْخُزَاعِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَاضِعًا يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُمْنَى فِي الصَّلاَةِ وَيُشِيرُ بَإِصْبَعِهِ .
Sahih
Vail bin Hucr (r.a.)'den, şöyle demiştir: Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, teşehhüd'de (sağ elinin) baş ve orta parmaklarını halka etmişken ve bu parmaklardan sonra gelen şehadet parmağını kaldırıp onunla dua ederken gördüm." Not: Bu hadisin isnadının sahih ve ricaIinin sıka olduğu, Zevaid'de bildirilmiştir . Diğer tahric: Vail (r.a.)'in hadisi, Zevaid'den sayılmış ise de Miftahu'l-Hace'de beyan edildiğine göre Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme tarafından da rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA 913’te
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ حَلَّقَ الإِبْهَامَ وَالْوُسْطَى وَرَفَعَ الَّتِي تَلِيهِمَا يَدْعُو بِهَا فِي التَّشَهُّدِ .
Sahih
(Abdullah) bin Ömer (r.a.)'den şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazda (teşehhüd için) oturduğu zaman ellerini dizlerinin üzerine koyardı ve başparmaktan sonra gelen sağ (şahadet) parmağını kaldırıp onunla dua ederdi. Sol elini de dizi üzerine yayarak koyardı." AÇIKLAMA (911, 912, 913): Ebu Davud'un ''Elleri kaldırmak babı"nda rivayet olunan 912 nodaki Vail (r.a.)'ın uzunca hadisinde şu parça vardır: ''...ve Nebi (s.a.v.) sol elini sol uyluğunun üzerine koydu. Sağ dirseğinin de sağ uyluğuna değmesine mani oldu. (Uzak tuttu.) İki parmağını (serçe parmağı ile ondan sonra gelen parmağı) yumdu. (Beş parmağı ile orta parmağının başlarını birleştirerek) halka yaptı ve ben O'nu şöyle yaparken gördüm. Ravi Bişr baş parmağı ile orta parmağı halka yaptı şehadet parmağı ile de işaret etti." EI-Menhel yazarının bildirdiğine göre Ahmed, Nesai, İbn-i Huzeyme ve Buhari de bu hadisi rivayet etmişlerdir. İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisini Müslim, Ahmed, Ebu Davud ve Nesai de az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Nesai'nin bir rivayeti ile Taberani' nin rivayeti buradaki rivayete benzer. EI-Menhel yazarı parmakları yummak, halka yapmak ve parmakla işaret etmek hakkında şu bilgiyi verir: ''Baş parmagın yumulması iki türlü olabilir: Baş parmak şehadet parmağının yanına konulur. Şehadet parmağı açık tutulur. Ve diğer parmaklar yumulur. Bu şekil, arapların bir hesap usü!üne göre 53 sayısını ifade eder. İkinci tür'e göre baş parmak orta parmagın yanına konularak yumulur. Diğer parmaklar da yumulur. Yalnız şehadet parmağı yumulmaz. Bu şekil ise, arapların mezkur hesap usulüne göre 23 sayısını ifade eder. Sağ elin parmakları başka şekillerde de yumulabilir. Örneğin; Baş parmak ile şehadet parmağı salınır, diğer parmaklar yumulur. (Vail bin Hucr (r.a.)'in hadisinde bildirilen tahlik de iki şekilde olabilir; Birisine göre baş parmak ile orta parmağın uçları birleştirilir. Diğer şekle göre orta parmağın ucu baş parmağın iki bogumu ara.sına konulur. Şehadet parmağı ile kıbleye işaret etmek şekli hakkında da ihtilaf vardır; Şöyle ki ; 1- Maliki alimlerine göre şehadet parmağı ile işaret edilir. Ve selam verilinceye kadar sağa sola oynatılır. Bunun hikmeti ise parmak sinirlerinin kalbe bağlı oluşu ve parmağın hareket ettirilmesi ile kalbin uyarılması ve namaz hallerinin hatırlatılmasının sağlanmasıdır. 2- Şafiiler'e göre kelime-i şehadet getirilirken ''İlleIlah'' denildiği zaman kaldırılır ve birinci teşehhüd'den kalkılıncaya, son teşehhüdde selam verilinceye kadar indirilmez. Parmak işareti ile tevhid ve ihlas niyeti edilir. 3- Hanefi alimlerine göre parmak ''La ilahe'' denilince kaldırılır ve ''İlleIlah'' denilince indirilir. (Hanefi alimlerinden Muhammed'e göre sağ elin baş parmağı ile orta parmağı halka edilir, diğer parmaklar yumulur. Ve şehadet parmağı kaldırılarak işaret edilir. Bazılarına göre diğer parmaklar yumulmadan şehadet parmağı ile işaret edilir. Bir kısım alimlere göre ise baş parmak diğer parmaklarına getirilerek şehadet parmağı kaldırılır.) 4- Hanbeliler'e göre ''Allah'' lafzı geçtikçe şehadet parmağı tevhid'e işaret olmak üzere kaldırılır. Ve hareket ettirilmez.'' Numeyr (r.a.)'in hadisinde Nebi (s.a.v.)'in ellerini uylukları üzerine koyduğuna delalet eder. İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisine göre ellerini dizleri üzerine koymuştur. İki şekil yapıldığına dair başka rivayetler de vardır. Bu rivayetler arasında bir ihtilaf söz konusu değildir. Her iki şeklin caizliğini bildirmek için Nebi (s.a.v.) gah böyle gah şöyle yapmıştır. Sağ elin parmaklarının ne zaman yumulacağı hususuna gelince, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebIerine göre teşehhüd'e oturulduğu zaman parmaklar yumulur. Yalnız şehadet parmağı salınır. Hanefi mezhebinin muhtar kavline göre sağ avuç olarak sağ uyluk üzerine konulur. Şehadet parmağı ile işaret edildiği zaman parmaklar yukarda anlatıldıgı gibi yumulur. Vail (r.a.)'ın hadisinde: ''Nebi (s.a.v.) şehadet parmağı ile dua.ederek... '' buyurulmuştur. Sindi diyor ki: Şehadet parmağı ile tevhid'e işaret ediliyor. Tevhid'e işaret ise bir nevi dua sayılır. Çünkü tevhid sayesinde kazanılan ilahi nimetler dua etmekle elde edilen nimetlerden üstündür. HADİSLERİN FIKIH YÖNÜ: 1- Teşehhüd için oturulurken elleri dizler üzerine koymak müstahaptır. 2- Sol avueun açık olarak konulması müstahabtır. 3- Sağ elin şehadet parmağı ile işaret etmek müstahabtır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا جَلَسَ فِي الصَّلاَةِ وَضَعَ يَدَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَرَفَعَ إِصْبَعَهُ الْيُمْنَى الَّتِي تَلِي الإِبْهَامَ فَيَدْعُو بِهَا وَالْيُسْرَى عَلَى رُكْبَتِهِ بَاسِطَهَا عَلَيْهَا .
Sahih
Abdullah (bin Mes'ud) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (namazdan çıkarken) yanağının beyazlığı görülünceye kadar, sağına ve soluna (başını döndürüp): «Es-Selamu aleykum ve rahmetullah» (diyerek) selam verirdi." Diğer tahric: Ebu Davud, Nesai, Tirmizi ve Tahavi de rivayet etmişlerdir. Bazı rivayetlerde ''Es-Selamu aleykum ve rahmetuIlah" cümlesi iki defa zikredilmiştir. AÇIKLAMA 917’de
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُسَلِّمُ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ حَتَّى يُرَى بَيَاضُ خَدِّهِ " السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ " .
Sahih
Sa'd (bin Ebi Vakkas) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (namazdan çıkarken) sağına ve soluna selam verirdi." Diğer tahric: Müslim de şu mealde rivayet etmiştir: ''Ben. Resulullah (s.a.v.)'i yanağının beyazlığını görünceye kadar sağına ve soluna (başını döndürüp) selam verirken görürdüm.'' AÇIKLAMA 917’de
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ ثَابِتِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُسَلِّمُ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ يَسَارِهِ .
Sahih
Ammar bin Yasir (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (namazdan çıkarken) yanağının beyazlığı görülünceye kadar sağına ve soluna (başını döndürüp): «Es-Selamu aleykum ve rahmetüllah. Es-Selamu aleykum ve rahmetüllah» (diyerek) selam verirdi." Not: İsnadının hasen olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Diğer tahric: Darekutni AÇIKLAMA 917’de
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ صِلَةَ بْنِ زُفَرَ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُسَلِّمُ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ يَسَارِهِ حَتَّى يُرَى بَيَاضُ خَدِّهِ " السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ . السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ " .
Munkar
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den şöyie demiştir: Ali (r.a.), Cemel olayı günü bize öyle bir namaz kıldırdı ki, onunla bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını hatırlattı. Artık biz, ya O (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazını unutmuş oluyoruz. Ya da terk etmiş oluyoruz. Çünkü Ali (r.a.), (namazdan çıkarken) sağına da soluna da selam verirdi." Not: Zevaid'de: İsnadı sahihtir, ricalı da sıkadır, Ancak ravilerinden Ebu İshak, tediis ederdi ve ömrünün son zamanlarında ihtilat'a düştü, denilmiştir. Tedlis: Ravi'nin Hadis'i kendisine rivayet eden en yakın ravisini sebepli yada sebepsiz olarak söylememesi. Bunu yapan kişi güvenilir ise sorun yoktur. Ayrıntılı bilgi için Hadis terimleri sözlüğüne bakın. İhtilat: Hastalık, şok yada ihtiyarlık sebebiyle hafıza sorunu yaşamak, hadislerde karışıklık yaşamak. AÇIKLAMA(914, 915, 916 ve 917): Bu babta rivayet olunan hadisler, namazdan çıkarken sağa ve sola başı dönderip iki defa selam vermenin meşruluğuna delalet ederler. Bu hususta imam, cemaat ve tek olarak namaz kılanlar arasında bir fark yoktur. Sahabilerin cumhurunun kavli budur, Ebu Bekir-i Sıddik, Ali bin Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, Ammar bin Yasir ve Nafi' bin el-Haris (r.anhum) böyle hükmeden sahabilerdendirler. Tabiilerden de Ata' bin Ebi Rabah, Alkama, Şa'bi ve başkaları ile re'y ehli, Sevri, Ahmed, İshak, Ebu Sevr böyle hükmetmişlerdir. Hanefi, Hanbeli ve Şafiiler'in mezhebi de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir selamın meşruluğuna hükmeden alimler ve görüşleri, bundan sonraki babta anlatılacaktır. İnşaallah EI-Menhel yazarı iki selam'ın meşruluğuna hükmedenlerle delillerini ve bir selam'ın meşruluğuna hükmeden alimlerle delillerini zikrettikten sonra şöyle der: ''İmam olsun, cemaat olsun, tek olsun, namaz kılan herkesin, namazdan çıkarken sağına ve soluna iki defa selam vermesinin meşruluğuna hükmeden alimlerin dayandıkları deliller kuvvetli olduğundan bu görüş kuvvetlidir. Er-Ravda sahibi: 'Yalnız bir selamın verilmesine dair varid olan hadisler, iki selam'ın meşruluğuna delalet eden hadislere ters düşmez. Çünkü bilindiği gibi, çelişki arzetmeyen rivayetteki fazlalığın kabulü vacibtir. İki selam la hükmetmek, varid olan bütün hadislerle amel etmek demektir. Fakat bir selamla hükmetmek böyle değildir. Çünkü bununla hükmetmek gereksiz olarak delillerin çogunu heder etmek demektir.' demiştir. EI-Hedy sahibi: 'Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken sağına ve soluna ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetullah.. diyerek selam verdiğini on-beş sahabi kendisinden rivayet etmiştir. EI-Hedy sahibi bunları ismen zikrediyor. Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken önüne bir defa selam verdiği de kendisinden rivayet edilmiştir. Lakin sahih bir yolla bu hususta her hangi bir rivayet sabit olmamıştır. En iyi delil, Aişe (r.anha)'nın (919 nolu) hadisidir ki O da ma'luldur. Sünenlerde mevcut ise de gece namazı hakkındadır.' demiştir. EI-Hedy yazarı bir selamın meşruluğuna dair hadislerin zayıflık sebeplerini uzunca izah etmiş, el-Menhel yazarı da bunu nakletmişse de buraya aktarmaya gerek görmüyorum. EI-Hedy yazarı daha sonra şöyle der: 'Bir selamın meşrüluğuna hükmeden alimlerin elinde Medine halkının uygulamasından başka tutarlı bir delil yoktur. Medine halkının amelini delil göstermek sahihtir. Çünkü büyük zatlar, bu şehrin tatbikatını birbirinden miras olarak almışlardır. Fakat bir selam ile ilgili tatbikat hususunda, genellikle fıkıh alimleri muhalefet etmişlerdir. Doğrusu da fıkıh alimlerinin görüşüdür. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in sabit olan sünneti, kim olursa olsun, hiç bir şehir halkının ameliyle reddedilmez. Nitekim Medine'deki ve başka şehirlerdeki bazı emirler, namazda birtakım şeyler ihdas etmişler, bu yoldaki uygulama süre gelmiştir. Fakat fıkıhçılar buna iltifat atmemişlerdir. Hulafa-i Raşidin devrindeki Medine halkının ameli, delil sayılırdı. Fakat onların vefatndan sonra ve oradaki sahabiler tükendikten sonra Medine halkının tatbikatı ile başka şehir halkının tatbikatı arasında değer bakımından bir fark yoktur. Halk arasında hakemlik yapan kaynak, Nebi (s.a.v.)'in sabit sünnetidir. Onun ve dört halife'nin vefatından sonra hiç bir kimsenin ameli hüküm kaynağı olamaz.' Maliki mezhebinin meşhur kavline göre namaz kılan şahıs imam ve münferid ise bir selam verir ve bununla namazdan çıkmaya niyet eder. Eğer imama uymuş durumda ise, sağ tarafına selam verir ve bununla namazdan çıkmayı kasdeder. Soluna da selam verir bununla da imam'ın selamını cevaplamak ister. SELAM'IN ŞER'İ HÜKMÜ: Fıkıhçılar ilk selamın vacibliği hususunda müttefiktirler. Ikinci selam ise, cumhur'a göre sünnettir. Tahavi, el- Kadı ve başkalarının dediğine göre Hasan bin Saiih, vacibliğine hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel'den yapılan bir rivayet de böyledir. Malik'in bazı arkadaşları da böyle demişlerdır. Zahiriye mezhebine mensub bazı alimlerin de böyle dediklerini İbn-i Abdi'l-Berr nakletmiştir. Hadislerin zahirine göre selam lafzı ''Es-Selamu aleykum ve rahmetullah,.dır . Hanefi mezhebine göre böyle selam vermek sünnettir. Kişi eğer yalnız ''Es-Selamu aleyküm,.'' veya ''Selamun aleyküm,.'' derse kafidir. Fakai sünneti terk etmiş olur. Şafii mezhebine göre de böyle selam vermek sünnettir. Şayet ''Es-Selamu aleyküm,''. veya ''Aleykumu's-Selam" derse en sıhhatli kavle göre farz ifade edilmiş olur . Malikiler'e göre' vaoib olan yalnız ''Es-Selamu aleyküm"dır. ''Ve rahmetullah,.'' lafzı ilave edilmez. Hanbeli mezhebine göre ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetuliah,.'' lafzı ile selam vermek farzdır. Hadislerin zahirine göre selam verilirken sağa ve sola başı iyice döndürmek meşrudur. Öyle döndürmelidir ki onun arkasında oturan kişi yanağını görebilmelidir. Hanefi, Şafii, Hanbeli alimlerinin kavli budur. Malik'ten yapılan bir rivayete göre imam veya tek olarak namaz kılan için hüküm budur. İbn-i Kasım'ın Malik'ten yaptığı rivayete göre imam veya tek ola.rak namaz kılan kişi önüne selam verir ve başını hafifçe sağa döndürür. İmam'a uyan kişi ise yine İbn-i Kasım'ın rivayetine göre ilk selamı verirken hafifçe sağa bakar. İkinci selamı önüne verir ve imam'a işaret eder. Eğer solunda kimse varsa ona da üçüncü bir selam verir. Bu babtaki hadisler İbn-i Kasım'ın rivayetini reddederler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ صَلَّى بِنَا عَلِيٌّ يَوْمَ الْجَمَلِ صَلاَةً ذَكَّرَنَا صَلاَةَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَإِمَّا أَنْ نَكُونَ نَسِينَاهَا وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ تَرَكْنَاهَا فَسَلَّمَ عَلَى يَمِينِهِ وَعَلَى شِمَالِهِ .
Sahih
Sehl bin Sa'd es-Saidi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (namazdan çıkarken) önüne bir defa selam verdi." Not: Buhari'nin, seneddeki ravi Abdülmüheymin'in hadisinin münker olduğunu söylediği zevaid'de bildirilmiştir. TAHRİC ve AÇIKLAMA 920’de
حَدَّثَنَا أَبُو مُصْعَبٍ الْمَدِينِيُّ، أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمُهَيْمِنِ بْنُ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ سَلَّمَ تَسْلِيمَةً وَاحِدَةً تِلْقَاءَ وَجْهِهِ .
Sahih
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (namaz'dan çıkarken) önüne bir defa selam verirdi." TAHRİC ve AÇIKLAMA 920’de
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مُحَمَّدٍ الصَّنْعَانِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُسَلِّمُ تَسْلِيمَةً وَاحِدَةً تِلْقَاءَ وَجْهِهِ .
Sahih
Seleme bin el-Ekva' (r.a.)'den şöyle demiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, namaz kılarken gördüm. (Namazdan çıkarken) bir defa selam verdi." Not: Ravi Yahya bin Raşid zayıf olduğu için isnadın zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA(918, 919 ve 920): Sehl (r.a.) ve Seleme (r.a.)'ın hadislerini yalnız İbn-i Mace rivayet etmiş olup zayıflıgı notta da bildirilmiştir. Aişe (r.anha)'nın hadisini Tirmizi de rivayet etmiştir. Nevevi nakil ehli yanında bu hadis sübut bulmamıştır, demiştir. Bagavi de Şerhu's-Sünne'de;' Aişe (r.anha)'nın hadisinin isnadı hakkında söz söylenmiştir, der. Fakat el-Hakim: Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartı üzerine sahihtir, demiştir. EI-Menhel yazarı 'Selam babı'nda ez cümle (özetle) şöyle der: "Namazdan çıkarken bir defa selam vermenin meşruluğuna hükmedenler şu zatIardır: İbn-i Ömer, Enes, Seleme bin el-Ekva, Aişe, el-Hasan, İbn-i Sirin, Ömer bin Abdülaziz, el-Evzai (r.anhum) ve bir çok kimsedir. Delilleri ise (bu babta mezkur) hadislerdir. İki selam'ın meşruluğuna hükmeden alimler, bunlara şöyle cevap vermişlerdir: mezkur hadisler zayıftır. Bunların sahih olduğu farz edilse bile, yalnız bir defa selam vermenin caizliğini beyan etmek içindir, iki selamın meşruluğuna delalet eden hadisler ise en mükemmel olanı beyan etmek içindir, denilir. Çünkü bu hadisler daha çok ve daha meşhurdur. Onlarda, sika ravilerin ilavesi vardır ve makbuldür. EI-Hedy yazarı: Aişe (r.anha)'nın hadisi makbuldur. Çünkü Züheyr'den başka hiç kimse onu merfu' olarak rivayet etmemiştir. Zübeyr ise bütün alimlerce zayıf görülmüş, hatası çok olan bir kimsedir. Kaldı ki bu hadis gece namazı hakkındadır. Nitekim bır rivayeti şöyledir: "Nebi (s.a.v.) bir defa ''Es-Selamu aleyküm'' diyerek selam verirdi de bununla sesini o derece yükseltirdi ki bizi uykudan uyandırırdı.'' İki selam verdiğini rivayet edenler ise farz ve nafile namazlardaki müşahedelerini rivayet etmişlerdir. Diğer taraftan Aişe (r.anha)'nın hadisinde Nebi (s.a.v.)'in ikinci selamı vermediğine dair bir kayıt yoktur. Sadece bir selamı onları uykudan uyandıran yüksek sesle verdiğini bildirir. Aişe (r.anha) ikinci selamdan söz etmemiştir. Onun söz etmeyişi ikinci selamı rivayet edenlerin sözlerine takdim edilmez. Onlar sayıca, çoktur, hadisleri daha sahihtir...' demiştir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَارِثِ الْمِصْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ رَاشِدٍ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى سَلَمَةَ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلَّى فَسَلَّمَ مَرَّةً وَاحِدَةً .
Daif
Senıure bin Cündüb (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «İmam selam verdiği zaman onun selamını alınız.» AÇIKLAMA 922’de
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ الْهُذَلِيُّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِذَا سَلَّمَ الإِمَامُ فَرُدُّوا عَلَيْهِ " .
Daif
Semure bin Cündiib (r.a.)'den rivayel edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), imamlarımıza selam etmemizi ve birbirimizle selamlaşmamızı bize emretti. AÇIKLAMA (921 ve 922): Semure (r.a.)'in hadisini Ebu Davud az lafız farkı ile rivayet etmiştir. Oradaki rivayet mealen şöyledir: ''Nebi (s.a.v.l imam'ın selamını almamızı, birbirimizi sevmemizi ve selamlaşmamızı bize emretti," Ahmed, el-Hakim ve el-Bezzar da Semure (r.a.)'in hadisini rivayet etmişlerdir. Hadis, imam selam verdiği zaman, kendisine uymuş olan cemaatın vereceği selamı ile imam'ın selamını almayı yani cevaplamayı niyet edeceğine delalet eder. Verilen selama, selamla karşılık vermeye, Arap dilinde selam reddi denir. Dilimizde buna selam almak denilir. Hadislerde red tabiri kullanıldığı için biz de aynı tabiri kullanalım. Bundan maksadımızın selamı, selamla cevaplamak olduğunu tekrar hatırlatalım. İmam'a uyanın selam verirken hangi selamla imam'ın selamını red etmeye niyet edeceği hususundaki dört mezhebin görüşü şöyledir: 1- Hanefi alimlerine göre, eğer imam, me'mum (= ona uyan)'un sağ tarafında ise me'mum ilk selamı ile, sağ tarafında bulunan imam'a, cemaata ve hafaza denilen meleklere selam vermeye niyet edecektir. Şayet imam onun sol tarafına düşüyorsa, ikinci selamı ile imama ve o tarafta bulunanlara selam vermeyi kasdedecektir. Eğer imam onun tam önünde ise her iki selamla onun selamını red etmeyi kasdedecektir. İmam ise her iki selamı ile de me'mumları ve hateze'yi kasdedecektir. Sahih kavil budur. Tek olarak namaz kılan ise yalnız hafeze'ye selam etmeyi kastedecektir. Çünkü beraberinde başka kimse yoktur. 2- Şafiiler'e göre hüküm şöyledir: Eğer imam me'mumun sağ tarafında ise me'mum ilk selamla; şayet sol tarafta ise ikinci selamla imam'ın selamını reddedecektir. İmam onun tam önünde ise ilk selamla onun selamını reddetmelidir (karşılamalıdır). İkinci selamla reddetmesi de caizdir. Me'mum sağına ve soluna verdiği selamla o tarafta bulunan insanlara, cinlere ve meleklere selam vermeye niyet edecektir. O tarafta bulunanlar onunla beraber namazda olsunlar, olmasınlar farketmez. Hepsine selam verecektir. İmam da sağına ve soluna selam verirken oralarda bulunan insanları; cinleri ve melekleri kasdedecektir. Nevevi: 'İmam, me'mum ve münferid verdikleri ilk selam ile namazdan çıkmaya niyet edebilirler. Bu niyetin vücubu hususunda ihtilaf vardır. Fakat yukarda anlatılan selamla ilgili niyetlerin hiç birisinin vacib olmadığı hususunda ihtilaf yoktur.' demiştir. Yani imam olsun, me'mum olsun, tek olarak namaz kılan olsun bunların kimlere selam vereceği hususundaki niyetler ve mülahazaların hiç birisi vacib değildir. Alimlerin görüşleri mendubluk hakkındadır. 3- Malikiler'e göre, me'mum ilk selam ile namaz'dan çıkmaya niyet edecek, önüne doğru verdiği ikinci selamla imam'ın selamını redde niyet edecek, üçüncü selamla da solunda bulunanları selamlamayı kasdedecektir. İmam ise verdiği selam ile hem namazdan çıkmaya hem de meleklere ve beraberinde namaz kılan cemaata selam vermeye niyet edecektir .. Bilindiği gibi Maliki mezhebinin meşhur kaviine göre imam bir defa selam verir. Tek olarak namaz kılan ise verdiği bir selam ile hem namazdan çıkmaya hem de meleklere selam vermeye niyet edecektir. 4- Hanbeliler'e göre namazdan çıkarken verilen selam ile namazdan çıkmaya niyet edecektir. Bu niyet müstahabtır. Me'mum bu niyetin yanında imam'ın selamını red etmeyi ve cemaate, meleklere selam vermeye niyet etmesi caizdir. İmam da mezkur niyetle beraber, me'mumlara ve meleklere selam vermeye niyet edebilir. Hadisteki: ''ve birbirimizi seıamlamamızı... '' ifadesinden maksad namazdan çıkarken verilen selamlaşmaktır. Nitekim el-Bezzar'ın rivayetinde bu husus sarahaten (açıkça) belirtilmiştir. Bu selamlaşma imam'ın, me'mumları (kendisine uyan cemaati) selamlamasını me'mumların (cemaatin) imamı selamlamalarını ve cemaatın birbirini selamlamalarını ihtiva eder (içerir). Hadisteki selamlaşma maksadına ait emir mendubluk içindir. Cumhurun görüşü budur
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْقَاسِمِ، أَنْبَأَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ نُسَلِّمَ عَلَى أَئِمَّتِنَا وَأَنْ يُسَلِّمَ بَعْضُنَا عَلَى بَعْضٍ