Sorular yükleniyor…
Sorular yükleniyor…
Soru & Cevap
“Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun.” (Nahl 16/43). Merak edilen temel sorulara kısa ve öz cevaplar.
فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ
4 konuda 23 soru
Kader, Allah'ın olacak her şeyi ezelî ilmiyle bilip takdir etmesidir; bilmek ise zorlamak demek değildir.
Allah insana cüz'î irade vermiştir: kul fiilini seçer ve ona yönelir (kesb), Allah da o fiili yaratır (halk). Sorumluluk bu seçime dayanır; nitekim “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm 53/39) ve “Allah hiç kimseye gücünün yetmediği bir şeyi yüklemez.” (Bakara 2/286)
Ehl-i Sünnet'e göre haram olduğuna inanarak büyük günah işleyen mümin imandan çıkmaz, fakat günahkâr (fâsık) olur.
Haramı helal saymak veya dinin kesin hükümlerini inkâr etmek ise küfürdür. Allah şirk dışındaki günahları dilediği kimse için bağışlar (Nisâ 4/48); bu sebeple mümin ümitsizliğe düşmeden tevbe etmelidir.
İmam Ebû Hanîfe ve Mâtürîdî âlimlerine göre iman, kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır; ameller imanın bir parçası değildir, ancak imanın gereği ve olgunluğudur.
Bu yüzden farzları tembellikle terk eden kişi imandan çıkmaz ama büyük günah işlemiş olur. Kur'an'da iman ile salih amelin sürekli birlikte zikredilmesi, ikisinin birbirinden ayrılmaması gerektiğini gösterir.
Ehl-i Sünnet itikadına göre kabirde sorgu, kabir nimeti ve kabir azabı haktır.
Kur'an'da Firavun ailesinin kıyametten önce sabah akşam ateşe sunulduğu bildirilir (Mü'min 40/46); Hz. Peygamber de kabir azabından Allah'a sığınmış ve bunu ümmetine tavsiye etmiştir. Kabir, âhiret yurdunun ilk durağıdır.
Hayır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) son peygamberdir: “Muhammed... Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzâb 33/40) Ondan sonra peygamberlik iddiasında bulunan kimsenin sözüne inanmak küfürdür. Kıyamete yakın Hz. Îsâ'nın nüzûlü ile ilgili rivayetler ise yeni bir peygamberlik anlamına gelmez.
İftitah tekbirinden sonra Sübhâneke, ardından Eûzü-Besmele ile Fâtiha ve bir sûre okunur.
Rükûda en az üç defa “Sübhâne rabbiye'l-azîm”, doğrulurken “Semiallâhü li men hamideh, Rabbenâ leke'l-hamd”, secdede en az üç defa “Sübhâne rabbiye'l-a'lâ” denir. Oturuşlarda Tahiyyât, son oturuşta ayrıca Allâhümme salli, Allâhümme bârik ve Rabbenâ duaları okunur; vitir namazının üçüncü rekâtında Kunut duaları okunur.
Vaktinde kılınamayan farz namazların ve vitrin kaza edilmesi gerekir; Hz. Peygamber “Kim bir namazı unutur veya uyuyarak geçirirse hatırladığında onu kılsın” buyurmuştur (Buhârî, Mevâkît, 37).
Sünnetler kaza edilmez; yalnızca sabah namazı sünnetiyle birlikte kaçırılmışsa o gün öğleden önce farzıyla birlikte kaza edilir. Kaza namazı kerahet vakitleri dışında her zaman kılınabilir ve niyette “kılamadığım ilk (veya son) öğle namazının farzı” gibi belirleme yapılır.
Kaza orucu, özür sebebiyle tutulamayan veya bozulan her gün için bir gün olarak tutulur ve peş peşe tutulması gerekmez.
Keffaret orucu ise Ramazan orucunu mazeretsiz olarak kasten yiyip içerek veya cinsel ilişkiyle bozan kişiye gerekir; altmış gün aralıksız tutulur ve ayrıca bozulan günün kazası yapılır. Keffaret orucunda özürsüz bir gün ara verilirse baştan başlamak gerekir; kişinin durumuna göre ayrıntılar için müftülüğe danışılması uygun olur.
Hanefî mezhebine göre ömründe ilk defa böyle bir şüpheye düşen kimse namazı bozup yeniden kılar.
Sık sık şüpheye düşen kimse ise düşünüp hangi ihtimal ağır basıyorsa ona göre hareket eder; hiçbir tarafa kanaat oluşmazsa az olanı esas alır ve namazın sonunda sehiv secdesi yapar.
Hanefî mezhebine göre yaklaşık 90 km ve daha uzak bir yere gitmek üzere yola çıkan ve gittiği yerde on beş günden az kalmaya niyet eden kişi yolcudur.
Yolcu, dört rekâtlı farz namazları iki rekât kılar; Hanefîlerde bu bir ruhsat değil, uyulması gereken bir hükümdür. Sabah, akşam ve vitir namazları değişmez; sünnetler ise vakit müsaitse kılınır.
Hayız ve nifas hâlindeki kadın namaz kılmaz ve oruç tutmaz.
Bu dönemde kılınamayan namazlar kaza edilmez; tutulamayan Ramazan oruçları ise daha sonra kaza edilir. Bu hüküm, Hz. Âişe'nin rivayetiyle (Buhârî ve Müslim) sabittir.
Cenaze namazı farz-ı kifâyedir; ayakta dört tekbirle kılınır, rükû ve secdesi yoktur.
Birinci tekbirden sonra Sübhâneke (“ve celle senâük” ilavesiyle), ikinci tekbirden sonra Allâhümme salli ve bârik, üçüncü tekbirden sonra cenaze duası okunur; cenaze duasını bilmeyen Rabbenâ âtinâ duasını okuyabilir. Dördüncü tekbirden sonra sağa ve sola selam verilir.
Zekât, nisab miktarı mala sahip olan Müslümana farz olan, miktarı (kırkta bir) ve verileceği yerler (Tevbe 9/60) belirlenmiş bir ibadettir.
Sadaka ise genel olarak Allah rızası için yapılan her türlü gönüllü yardımdır; miktarı ve zamanı sınırlı değildir. Zekât anne-babaya, çocuklara ve eşe verilemezken nafile sadaka bunlara da verilebilir.
Tevbe; günahı hemen bırakmak, yaptığına içtenlikle pişman olmak ve bir daha yapmamaya kesin karar vermekle olur.
Günah bir kul hakkı ise hakkın sahibine iade edilmesi veya helallik alınması, terk edilmiş ibadetler varsa kaza edilmesi gerekir. Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemelidir: “Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tevbe edin.” (Tahrîm 66/8; ayrıca Zümer 39/53)
Maddî haklarda alınan şey veya karşılığı sahibine, o vefat etmişse varislerine iade edilir; sahibine ve varislerine ulaşılamıyorsa onun adına fakirlere sadaka olarak verilir.
Gıybet, hakaret gibi manevî haklarda kişiden helallik istenir; helallik istemek daha büyük bir kırgınlığa yol açacaksa âlimler, o kişiye çokça dua ve istiğfar etmeyi ve hakkında iyilikle bahsetmeyi tavsiye etmiştir. Durumun özelliğine göre ehil bir hocaya veya müftülüğe danışılması uygun olur.
Gıybet, bir kimsenin arkasından duyduğunda hoşlanmayacağı bir şeyi söylemektir; söylenen doğru değilse iftira (bühtan) olur (Müslim, Birr, 70).
Kur'an gıybeti ölü kardeşinin etini yemeye benzetmiştir (Hucurât 49/12). Zulmü şikâyet etmek, evlilik veya ortaklık gibi konularda danışana samimi bilgi vermek ve bir kötülüğe karşı uyarmak gibi meşru bir ihtiyaç bulunan durumlar ise âlimlerce istisna edilmiştir.
Kur'an, Allah'a ibadetten hemen sonra anne babaya iyiliği emreder; onlara “öf” bile denmemesini, güzel söz söylenmesini ve merhametle alçak gönüllü davranılmasını ister (İsrâ 17/23-24).
Onların ihtiyaçlarını karşılamak, gönüllerini hoş tutmak ve vefatlarından sonra da onlar için dua edip hayırlarını sürdürmek evlatlık görevlerindendir. Ancak Allah'a isyanı gerektiren bir emirde onlara itaat edilmez, yine de onlarla iyi geçinilir (Lokmân 31/15).
Selam vermek sünnet, selamı almak ise farzdır; bir topluluğa verilen selamı içlerinden birinin alması yeterlidir.
Kur'an'da “Bir selamla selamlandığınızda siz de ondan daha güzeliyle veya aynıyla karşılık verin” buyrulur (Nisâ 4/86). Namaz kılan, Kur'an okuyan veya hutbe dinleyen kimseye selam verilmez.
Gelecekte bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere edilen yemin bozulursa keffaret gerekir: on fakiri doyurmak veya giydirmek ya da bir köle azat etmek; bunlara gücü yetmeyen kimse üç gün oruç tutar (Mâide 5/89).
Hanefî mezhebine göre bu üç günün peş peşe tutulması gerekir. Günah olan bir şeye yemin eden kişinin yeminini bozup keffaret ödemesi gerekir.
Faiz (ribâ), Kur'an'da kesin olarak haram kılınmıştır: “Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.” (Bakara 2/275) Müslüman, kazancının ve harcamasının helal olmasına dikkat etmeli, imkânı olduğu ölçüde faizsiz finans yöntemlerini tercih etmelidir.
Konut kredisi, kredi kartı ve çeşitli finans ürünleri gibi güncel meselelerde durumun ayrıntılarına göre hüküm değişebileceğinden müftülüğe veya ehil bir hocaya danışılması tavsiye edilir.
Hanefî mezhebine göre erkeğin avret yeri göbek ile diz kapağı arasıdır; diz kapağı da avrete dahildir.
Hür kadının ise yüzü, el ayaları ve el üstleri ile ayakları dışında bütün bedeni avrettir; saçlar, boyun ve kollar örtülmelidir. Avret yerinin dörtte birinin bir rükün miktarı açık kalması namazı bozar.
Bir mezhebe bağlı olan kimse, zaruret veya ciddi bir ihtiyaç hâlinde başka bir hak mezhebin görüşüyle, o mezhebin o meseledeki şartlarına riayet ederek amel edebilir.
Ancak her mezhepten işine gelen kolaylıkları nefsî arzulara göre toplamak (keyfî telfik) âlimlerce uygun görülmemiştir. Böyle bir ihtiyaç doğduğunda müftülüğe veya ehil bir hocaya danışılması en doğrusudur.
Yemeğe besmele ile başlamak, sağ elle ve önünden yemek sünnettir; başta besmele unutulursa hatırlanınca “Bismillâhi evvelehû ve âhirahû” denir.
İsraftan kaçınmak (A'râf 7/31) ve yemek bittiğinde Allah'a hamd ve şükretmek de İslam âdâbındandır. Yenilen ve içilen şeylerin helal ve temiz olmasına dikkat etmek ise bir Müslümanın temel görevlerindendir.
Cevaplar genel bilgi amaçlıdır. Kişisel durumunuza özel sorular için ALO 190 Diyanet hattına, müftülüklere veya ehil bir hocaya danışınız.