Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sünen-i İbn Mâce · 1. Bölüm
393 hadis, 14 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis31 dk okuma
Very Daif
Ebu Ümame (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e erkeklik uzvuna el ile dokunmanın hükmü soruldu. Bunun üzerine kendisi: «Şüphesiz o senin vücudundan, küçük bir et parçasından başka bir şey değildir.» buyurdu. Not: Zevaid'de; Bunun isnadmda Ca'fer bin Ez-Zübeyr vardır. Alimler onun hadisini bırakmaya ittifak etmişler, denilmiştir
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ كَثِيرِ بْنِ دِينَارٍ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنْ مَسِّ الذَّكَرِ فَقَالَ " إِنَّمَا هُوَ حذية مِنْكَ " .
Hasan
Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Ateşte pişen şey'den dolayı abdest alınız.» Ebu Hureyre (r.a.)'m bu hadisi rivayet etmesi üzerine İbn-i Abbas (r.a.) : Ateşte kaynatılmış su (ile abdest aldığım) dan dolayı (yeniden) abdest mi alacağım? diyerek (Ebu Hureyre'nin hadisini garibsedi). Bunun üzerine Ebu Hureyre O'na: «Ey kardeşim oğlu! Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'den bir hadis işittiğin zaman sakın ona misaller getirme, dedi." AÇIKLAMA 487’de
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَلْقَمَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " تَوَضَّئُوا مِمَّا غَيَّرَتِ النَّارُ " . فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَتَوَضَّأُ مِنَ الْحَمِيمِ فَقَالَ لَهُ يَا ابْنَ أَخِي إِذَا سَمِعْتَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدِيثًا فَلاَ تَضْرِبْ لَهُ الأَمْثَالَ .
Sahih
Aişe (Radiyallahu anha)'dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Ateşte pişen şey'i (yemek)'ten dolayı abdest alınız.» AÇIKLAMA 487’de
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَنْبَأَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " تَوَضَّئُوا مِمَّا مَسَّتِ النَّارُ " .
Daif
Yezid bin Ebi Malik (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre: Enes bin Malik (r.a.) ellerini kulaklarının üzerine koyarak, kulaklarım sağır olsun eğer ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işitmedim, (ise) dedi: «Ateşte pişen şeyi (yemek) ten dolayı abdest alınız.» Not: Zevaid'de; Bu hadisin isnadında Halid bin Yezid bulunur. Bir cemaat onu sika saymış, diğer bazıları zayıf saymışlardır. Hadisin metni de sahih olarak maluındur, denmiştir. AÇIKLAMA : (485, 486, 487) Bu babta geçen hadisler ateşte pişirilen şeyleri yiyen kişinin abdestinin bozulduğuna ve dolayısıyla abdest almasının gereğine delalet eder. Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve Tahavi de bu hükmü iktiza eden hadisleri rivayet etmişlerdir. Tirmizi aynı başlık altında açtığı babta Ebu Hureyre'nin hadisini rivayet ettikten sonra bu konu hakkında Ümmü Habibe, Ummü Selerne, Zeyd bin Sabit. Ebu Talha, Ebu Eyyub ve Ebu Musa (r.a.)'den hadis rivayetlerinin bulunduğunu ifade eder ve bu arada şöyle der: "Bazı ilim ehli ateşte pişen bir şeyi yemenin abdesti bozduğuna ve dolayısıyla abdest almanın gereğine hükmE!tmişlerdir. Fakat sahabiler, Tabiiler ve onlardan sonra gelen ilim ehlinin ekserisi bunun aksine hükmetmişlerdir. Ateşte pişen şeyi yemekten dolayı abdest almaya gerek olmadığına dair sahih hadis, abdestin gerekliliğine delalet eden hadisi neshetmiştir. Resul-i Ekrem s.a.v. ateşte pişen şeyi yemekten dolayı bir ara abdest almış ise de bilahare bu durumu terkederek abdest almamıştır. Ebu Davud da benzer başlık altında açtığı babta Ebu Hureyre ve Ümmü Habibe'nin hadislerini rivayet etmiştir. Şerhi EI-Menhel yazarı da hadisle ilgili olarak aşağıdaki malümatı vermiştir: 'Ateşte pişen şeyi yemenin abdest almayı gerektirdiğine hükmedenler bu hadisi delil göstermişlerdir. Ömer bin Abdulaziz, Hasan-i Basri, Zühri, Ebu Kılabe, Ebu Miclez ve Ebu Davud böyle hükmedenlerdendir. Ateşte pişen bir şeyi yemenin abdest almayı gerektirmediğini söyleyen alimler ise bu ve benzeri hadislerin mensuh olduğunu söylemişlerdir. (Bu hadisleri nesh eden hadislerin bir kısmı bundan sonraki babta gelecektir,) Nevevi, Müslim'in şerhinde: Söz konusu ihtilaf ilk zamanlara aittir. Daha sonra, ateşte pişen şeyi yemekten dolayı abdest almanın gereksiz olduğu hususunda alimler iema' etmiştir, der. İbn-i Hacer de İbn-i Battal'dan naklen: Resulullah s.a.v. ateşte pişen şeyleri yemekten dolayı abdest almayı emretmişti. Çünkü ilk zamanlarda halk 'cahiliyet devrindeki duruma alışkın olup pek temizliğe riayet etmiyorlardı. Bu nedenle ateşte pişen şeyden dolayı abdest almakla me'mur kılındılar. Temizlik müslümanlar arasında yerleşip yaygınlaşınca bu emir neshedildi, demiştir. İbn-i Teymiye: Ateşte pişen bir şeyi yedikten sonra abdest almamaya ait hadisler abdest almanın vacib olmadığına delalet ediyor ise de müstahab olmadığına delalet etmiyor, demekle abdest almaya ait hadislerin mendubluk için yorumlanmasına taraftar görülmüş ve abdest almamaya ait hadisleri de abdest almanın vacib olmadığı hakkındadır, demek istemiştir. Hattabi de bu yorumu benimsemiştir. Beyhaki de Osman Ed-Daremi'den naklen: Abdest alıp almamak hususunda muhtelif hadisler bulunup bunların hangilerinin daha kuvvetli olduğu belirlenmeyince Resul-i Ekrem'den sonra Hulafa-i Raşidin'in uygulamasına bakılmış ve onların uygulaması abdest almamak yolunda olduğu için biz bu tarafı tercih ettik, demiştir. Nevevi de şerh-i Mühezzeb'de bu sözü seçmiştir.Tahavi, Maani'l-Asar şerhinde Hulafa-i Raşidin'den ve diğerlerinden rivayet olunan ve abdest almaya gerek olmadığına delalet eden çok sayıda eserler zikretmiştir.' EI-Menhel yazarı mezkur eserlerin 7 tanesini ravileriyle beraber nakletmekte ise de bunların tercemelerini buraya almaya lüzum duymadım. Bu babda rivayet olunan hadisler ya mensuhtur veyahut abdest almanın mendubluğuna yorumlanır. Abdest almanın vacip olmadığı hususundaki geniş izah bunu takib eden babta rivayet olunan hadislerin açıklaması bahsinde inşaaIlah yapılacaktır
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ خَالِدٍ الأَزْرَقُ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ بْنِ أَبِي مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ يَضَعُ يَدَيْهِ عَلَى أُذُنَيْهِ وَيَقُولُ صُمَّتَا إِنْ لَمْ أَكُنْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " تَوَضَّئُوا مِمَّا مَسَّتِ النَّارُ " .
Sahih
İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet edildiğine göte şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), bir koyun küreği yedikten sonra ellerini yemek altındaki sofra beziyle sildi. Daha sonra namaz'a kalkarak namaz kıldı. AÇIKLAMA 493’te
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَكَلَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَتِفًا ثُمَّ مَسَحَ يَدَيْهِ بِمِسْحٍ كَانَ تَحْتَهُ ثُمَّ قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ فَصَلَّى .
Sahih
Cabir bin Abdillah (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem), Ebu Bekir ve Ömer (r.a. ) ekmek ve et yediler de abdest almadılar. Not: Zevaid'de: Bu isnadın ricali sikatardır. denmiştir. AÇIKLAMA 493’te
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، وَعَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَكَلَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ خُبْزًا وَلَحْمًا وَلَمْ يَتَوَضَّئُوا .
Sahih
Zühri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir ; Ben El-Velid veya Abdülmelik'in akşam yemeğinde hazır bulundum. Yemekten sonra namaz vakti olunca abdest almak için kalktım. Bunun üçerine Cafer bir Amr bin Ümeyye dedi ki: Ben babam üzerine şehadet ederim ki kendisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in ateşte pişen yemek yedikten sonra abdest almadan namaz'a durduğuna şahidlik etmiştir. (Zühri dedi ki) Ali bin Abdillah bin Abbas (r.a.) da: Ben de bunun misliyle-babam üzerinde şehadet ederim, dedi. AÇIKLAMA 493’te
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ حَضَرْتُ عَشَاءَ الْوَلِيدِ - أَوْ عَبْدِ الْمَلِكِ - فَلَمَّا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قُمْتُ لأَتَوَضَّأَ فَقَالَ جَعْفَرُ بْنُ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ أَشْهَدُ عَلَى أَبِي أَنَّهُ شَهِدَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ أَكَلَ طَعَامًا مِمَّا غَيَّرَتِ النَّارُ ثُمَّ صَلَّى وَلَمْ يَتَوَضَّأْ . وَقَالَ عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ وَأَنَا أَشْهَدُ، عَلَى أَبِي بِمِثْلِ ذَلِكَ .
Sahih
Ümmü Seleme (Radiyallahu anha)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e bir koyun küreği getirildi. O, bundan yedi ve suya el değdirmeden namaz kıldı." AÇIKLAMA 493’te
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِكَتِفِ شَاةٍ فَأَكَلَ مِنْهُ وَصَلَّى وَلَمْ يَمَسَّ مَاءً .
Sahih
Süveyd bin Numan El-Ensari (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre : (İçlerinde kendisinin de bulunduğu) Ashab'dan bir cemaat Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in beraberinde Hayber'e doğru yol'a çıktılar. Sahba'ya vardıkları zaman Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ikindi namazını kıldı. Sonra azıkları istedi, kavud'dan başka bir şey getirilmedi, bunun üzerine (onu) yediler ve içtiler, daha sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) su istedi, ağzını çalkaladıktan sonra kalkıp bize akşam namazını kıldırdı." Not: Zevaid'de: Bunun isnadındaki raviler sikadır. AÇIKLAMA 493’te
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنْبَأَنَا سُوَيْدُ بْنُ النُّعْمَانِ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّهُمْ خَرَجُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِلَى خَيْبَرَ حَتَّى إِذَا كَانُوا بِالصَّهْبَاءِ صَلَّى الْعَصْرَ ثُمَّ دَعَا بِأَطْعِمَةٍ فَلَمْ يُؤْتَ إِلاَّ بِسَوِيقٍ فَأَكَلُوا وَشَرِبُوا ثُمَّ دَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ فَاهُ ثُمَّ قَامَ فَصَلَّى بِنَا الْمَغْرِبَ .
Sahih
Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir koyunun küreğini yedi, sonra ağzını çalkaladı, ellerini yıkadı ve namaz kıldı. AÇIKLAMA : (488, 489, 490, 491, 492 ve 493) 488 nolu İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Tahavi ve Beyhaki rivayet etmişlerdir. Bu hadiste geçen «Misli» kelimesi kıldan mamul beze denir. Bu hadiste belirtildiği gibi Resul-i Ekrem'in et yemesine rağmen yemekten sonra ellerini yıkamaması hususu yemekten sonra el yıkamanın vacib olmadığını beyan etmek içindir. Bilindiği gibi yemekten önce ve sonra el yıkamak emredilmiş olan bir sünnet-i seniyye mahiyetindedir. Hadis yemekten sonra abdest almadan, el yıkamadan ve ağzı çalkalamadan namaz'a durmanın caizliğine, yemekten sonra el yıkamanın vacib olmadığına ve temiz bir bezle elleri silmenin cevazına delalet eder. 489 nolu Cabir bin AbdiIIah'ın hadisini kısa ve uzun metinler halinde Ebu Davud, Tirmizi, Malik ve Tahavi de rivayet etmişlerdir. Bu hadiste ateşte pişen eti yemekten dolayı abdest almanın vacip olmadığını bildirmektedir. 490 nolu Zühri'nin hadisini Buhari ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Bu da aynı hükmü te'yid eder. 491 nolu Ümmü Seleme'nin hadisini Ahmed de aynı manayı ifade eden başka bir lafızIa tahric etmiştir. 492 nolu Süveyd bin Numan'ın hadisini Buhari manaya etki yapmayan az bir lafız farkıyla rivayet etmiştir. Bu hadiste geçen «Sevik» kelimesini «Kavud» diye terceme ettik. Kavud kavurulup un haline getirilmiş olan buğday ve arpa olduğu için ateş değmiş yiyeceklerdendir. Resul-i Ekrem'in bunu yedikten sonra abdest almadan akşam namazını kıldırmasından, ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdestin bozulmadığı anlaşılır. Resul-i Ekrem'in kavud yedikten sonra namaza durmadan önce ağızını çalkalaması ise diş aralarında kalan yemek kırıntılarının giderilmesi içindir. 493 noLu Ebu Hureyre'nin hadisini ise Bezzar başka bir lafızIa ve aynı hükmü ifade eden şekilde rivayetetmiştir. Buhari, Müslim ve Tirmizi'de konu hakkında başka hadisler de mevcuttur. Ebu Davud, Nesai, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban ve Beyhaki'nin Cabir r.a.'den rivayet ettikleri bir hadisin meali şöyledir: «Resulullah (s.a.v.) ateşte pişen birşeyi yedikten sonra abdest alıp almaması hususundaki son durumu abdest almayı terketmesi olmuştur.» EI-Menhel yazarı ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest alma hükmünün bu hadisle neshedildiği Cumhur tarafından ifade edilmiştir, der. Mezkur yazar konu hakkında aşağıdaki açıklamayı şöyle vermektedir: Hulefa-i Raşidin, Ashab-ı Kiram ve onlardan sonra gelen imamlar ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest alma hükmünün bu babta rivayet olunan hadislerle neshediImiş olduğu hususunda icma' etmişlerdir. Maliki Mezhebi Fukahasından El-Baci: Zamanımızdaki bütün fıkıh alimleri ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest almaya gerek olmadığına hükmetmişlerdir. Sahabiler ve Tabiin devrinde abdest almanın gerekliliğini söyleyenler olmuş ve bu konuda rivayet olunan hadisleri delil göstermişler ise de alimlerin icma'ı ile bu görüş terkedilmiştir. Abdestin gereğine zahiren delalet eden hadisleri alim arkadaşlarımız muhtelif şekillerde yorumlamışlardır. Bunların bir kısmı bu hadislerde geçen abdestten maksad müstahab olmak üzere ağzı çalkalamaktır, demişlerdir. Bazıları da ilk zamanlar abdest almak vacip idi. Sonradan Cabir bin Abdillah'ın hadisiyle bu hüküm neshedilmiş demişlerdir, der. Selef ve halefin Cumhüruna göre ateşte pişen her hangi bir yemeği yemekle abdest bozulmaz. Hulefa-i Raşidin, Abdullah bin Mes'ud, İbn-i Abbas, Abdullah bin Ömer, Ebu Derda. Cabir bin Semure, Ubey bin Ka'b, Amir bin Rabia ve Ebu Ümame r.a. hazretleri olsun Cumhur-u Tabiin olsun hepsinin mezhebi budur. Ebu Hanife, Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel gibi mezheb imamlarının kavli (sözyledikleri) de budur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَكَلَ كَتِفَ شَاةٍ فَمَضْمَضَ وَغَسَلَ يَدَيْهِ وَصَلَّى .
Sahih
Bera bin A'zib (r.a.) şöyle söylemiştir; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e deve etlerinden dolayı abdest alma hükmü soruldu ve bunun üzerine : «Deve etlerin (i yemek) den dolayı abdest alınız» buyurdu. AÇIKLAMA 495’te
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، وَأَبُو مُعَاوِيَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الْوُضُوءِ مِنْ لُحُومِ الإِبِلِ فَقَالَ " تَوَضَّئُوا مِنْهَا " .
Sahih
Cabir bin Semure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bize, deve etlerin (i yemek) ten dolayı abdest almamızı ve koyun etlerin (i yemek) ten dolayı abdest almamamızı emretti
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، وَإِسْرَائِيلُ، عَنْ أَشْعَثَ بْنِ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ نَتَوَضَّأَ مِنْ لُحُومِ الإِبِلِ وَلاَ نَتَوَضَّأَ مِنْ لُحُومِ الْغَنَمِ .
Daif
Usayd bin Hudayr (r.a.)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem): «Koyun sütlerin (i içmek) ten dolayı abdest almayınız ve deve sütlerin (i içmek) ten dolayı abdest alınız.» buyurdu. Not: Zevaid'de: Bu hadisin senedindeki r&vilerden Haccac bin Ertat'ın zayıflığı ve tedllsçiliği dolayısı ile isnadı zayıftır. Mahfuz olan sened Abdurrahman bin Ebl Leyla'nın Bera'dan olan (494 nolu hadiste geçen) rivayettir, denmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْهَرَوِيُّ، إِبْرَاهِيمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَاتِمٍ حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ الْعَوَّامِ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ - وَكَانَ ثِقَةً وَكَانَ الْحَكَمُ يَأْخُذُ عَنْهُ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ تَوَضَّئُوا مِنْ أَلْبَانِ الْغَنَمِ وَتَوَضَّئُوا مِنْ أَلْبَانِ الإِبِلِ " .
Daif
Abdullah bin Amr (r.a.)'den şöyle söylemiştir: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken İşittim: «Deve etinden dolayı abdest alınız, koyun etlerinden dolayı da abdest almayın. Deve sütlerinden dolayı abdest alınız, koyun sütlerinden dolayı da abdest almayınız. Koyun ağılında namaz kılınız ve deve yataklarında namaz kılmayınız.» Not: Zevaid'de: •Bu hadisin isnadında Bakiyye bin El-Velld bulunur. Kendisi tedlis edenlerdendir. Bu hadisi an'ane ile rivayet etmiştir. Senedin ravileri sika,zatlardır. Bunlardan Halid bin Ömer'in durumu meçhuldür. AÇIKLAMA : Bu iki hadiste geçen Vudu (-vudu- Abdestl kelimesi daha önceki hadislerin izahında belirtildiği gibi temizlenme anlamında kullanılmıştır. Yani deve etini yedikten veya sütünü içtikten sonra fazla yağlılığı' sebebiyle ellerin ve ağızın yıkanması istenmektedir. Cumhur'un görüşü budur. Koyun ağıllannda ve deve yataklarında namaz kılmakla ilgili parçalara gelince: Müslim'in Cabir bin Semure'den rivayet ettiği hadis de buradaki son hadis gibidir. Yani koyun ağıllarında namaz kılınabileceğini ve deve ireklerinde namaz kılınmasının yasaklığını ifade eder. Koyun ağıllannda namaz kılmak alimlerin ittifakıyla mübahtır. Deve yataklarında ise Ahmed bin HanbeI, İbn-i Hazm ve Zahiriye mezhebine mensub alimler hadisin zahirine bakarak haram kılmışlardır. Burada namaz kılmak sahih değildir, iadesi gerekir demişlerdir. Fakat alimlerin cumhuru burada namaz kılmak mekruhtur, demişlerdir. Kerahetin sebebiiıe gelince bazı alimler deve yatakları koyun ağıllanndan daha pis koktuğu için deve yataklarında namaz kılmak mekruhtur, demişlerdir. Bir kısım alimler de develer ürkerek namaza duran kimseyi korkutacağı veya onu meşgul edeceği cihetle orada namaz kılmanın yasaklandığını beyan etmişlerdir)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ رَبِّهِ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ خَالِدِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ عُمَرَ بْنِ هُبَيْرَةَ الْفَزَارِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، قَالَ سَمِعْتُ مُحَارِبَ بْنَ دِثَارٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " تَوَضَّئُوا مِنْ لُحُومِ الإِبِلِ وَلاَ تَوَضَّئُوا مِنْ لُحُومِ الْغَنَمِ وَتَوَضَّئُوا مِنْ أَلْبَانِ الإِبِلِ وَلاَ تَوَضَّئُوا مِنْ أَلْبَانِ الْغَنَمِ وَصَلُّوا فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ وَلاَ تُصَلُّوا فِي مَعَاطِنِ الإِبِلِ " .
Sahih
İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Süt (içmek)'ten dolayı ağzınızı (su) ile çalkalayınız. Çünkü bunun yağı vardır.» AÇIKLAMA 501’de
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَضْمِضُوا مِنَ اللَّبَنِ فَإِنَّ لَهُ دَسَمًا " .
Sahih
Resulullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden Ümmü Seleme (r.a.a)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Süt içtiğiniz zaman ağzınızı (su) ile çalkalayınız. Çünkü yağlıdır.» AÇIKLAMA 501’de
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنِي أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَمْعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا شَرِبْتُمُ اللَّبَنَ فَمَضْمِضُوا فَإِنَّ لَهُ دَسَمًا " .
Sahih
Sehl bin Sa'd Es-Saidi (r.a.)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: «Süt (içmek) ten dolayı ağzınızı su ile çalkalayınız. Çünkü yağlıdır.» Not: Zevaid'de: Bunun senedindeki ravilerden Abdülmüheymin zayıftır. Buhari hadislerinin münker olduğunu söylemiştir. Bu sebeple isnadı zayıftır, denilmiştir. AÇIKLAMA 501’de
حَدَّثَنَا أَبُو مُصْعَبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمُهَيْمِنِ بْنُ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَضْمِضُوا مِنَ اللَّبَنِ فَإِنَّ لَهُ دَسَمًا " .
Daif
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir Şat (koyun veya keçi) yi sağarak sütünden içti. Sonra su isteyip ağzını çalkaladı ve buyurdu ki: «Şüphesiz bu yağlıdır.» AÇIKLAMA : Bu babta rivayet edilen hadisler, süt içtikten sonra, ağzı su ile çalkalamanın meşrUluğuna delalet ederler. 498 nolu İbn-i Abbas'ın hadisini Buhari, Müslim, Nesai, Beyhaki, Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tirmizi, bunun hasen-sahih olduğunu da söylemiştir. Hadis, sütün yağlı oluşunu mazmazaya neden olarak göstermiştir. EI-Menhel yazarı, bu hadisi açıklarken şöyle der: Hadis, süt içtikten sonra ağzı çalkalamanın müstahab olduğuna delalet eder. Yağlı olan yiyecek ve içecekler, süt gibi olduğu için böyle bir şeyi yedikten veya içtikten sonra ağzı çalkalamak müstahabtır. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak da mazmaza gibidir. Nevevi, Müslim'in şerhinde şöyle demiştir: Yemekten önce ve sonra elleri yıkamanın müstahablığı hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Kuvvetli olan görüş budur ki, yemekten önce elleri yıkamak müstahabdır. Ancak ellerin necasetten ve her türlü kir ve terden temiz olduğu kesinlikle bilinirse yıkanmayabilir. Yemekten sonra yine elleri yıkamak müstahabtır. Ancak elini hiç yemeğe sürmemiş veya kuru bir yemek yediği için yemek izi elde bulunmazsa yıkama işi terkedilebilir. Bu babta rivayet edilen hadisler, birbirini teyid eder mahiyettedir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ السَّوَّاقُ، حَدَّثَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا زَمْعَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ حَلَبَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ شَاةً وَشَرِبَ مِنْ لَبَنِهَا ثُمَّ دَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ فَاهُ وَقَالَ " إِنَّ لَهُ دَسَمًا " .
Sahih
Urve bin Zübeyr (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Aişe (r.a.) şöyle dedi: •Rcsuluİlah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bazı hanımlarını öptü. Sonra abdest almadan çıkıp namaza gitti.» Ben Aişe'ye: O öpülen hanım, senden başkası değildir, dedim. Bunun üzerine Aişe (r.anha) güldü. Not: Ebu Davud ve Nesai, mürsel bir isnad ile bu hadisi rivayet etmişlerdir. Bir hadisin mürsel olması, onun delil olmasına cumhur'a göre zarar vermez. Darekutni'nin zikrettiği şu isnadla mevsul olarak da gelmiştir. Bezzar'da hasen bir isnad ile zikretmiştir. Musannif ise iki sened ile zikretmiştir. Bu nedenle Hadis ittifakla hüccettir . TİRMİZİ HADİS’İ İÇİN BURAYA TIKLAYIN AÇIKLAMA 503’te
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَبَّلَ بَعْضَ نِسَائِهِ ثُمَّ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ وَلَمْ يَتَوَضَّأْ . قُلْتُ مَا هِيَ إِلاَّ أَنْتِ . فَضَحِكَتْ .
Daif
Zeyneb es-Sehmiye (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Aişe (r.a.) şöyle demiştir : «Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdest alırdı, sonra (bazı eşlerini) öperdi ve abdest almadan namaza dururdu. (Bu durumda) bazen beni öperdi.» Not: Bunun isnadında Haccac bin el-Ertat vardır. Kendisi tedlisçidir ve bu hadisi an'ane ile rivayet etmiştir. Zeyneb'in de rivayetinin hüccet (delil) olmadığını Darekutn! söylemiştir. Bu bilgi Zevaid'den alınmıştır
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ زَيْنَبَ السَّهْمِيَّةِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يَتَوَضَّأُ ثُمَّ يُقَبِّلُ وَيُصَلِّي وَلاَ يَتَوَضَّأُ وَرُبَّمَا فَعَلَهُ بِي .
Sahih
Ali [r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e mezi'nin hükmü soruldu. Kendileri şöyle cevap buyurdular: «Mezide abdest almak gerekir. Menide ise ğusül gerekir.» AÇIKLAMA : Hadis, Buhari, Müslim, Ebu Davud. Tirmizi ve Beyhaki tarafından kısa ve uzun metinler halinde rivayet edilmiştir. Tirmizi. hadisin hasen-sahih olduğunu beyan etmiştir. Mezi'nin hükmünü soran zat Mikdad bin Esved olabilir. Çünkü 505 nolu nolu rivayette görüldüğü gibi bazı rivayetlerde onun bu soruyu sorduğu belirtiliyor. Nesai'nin bir rivayetinde Ammar bin Yasir'in bu soruyu sorduğu ifade edilmiştir. Abdürrazzak'ın Aiş bin Enes'ten rivayet ettiğine göre Ali, Mikdad ve Ammar (r.anhum). mezi'nin hükmünü kendi aralarında müzakere ettiler. Bu arada Ali (r.a.) : "Benden çok mezi gelir. İkiniz mezi'nin hükmünü Nebi (s.a.v.)'e sorun, dedi. .. Ebu Davud'un bir rivayetine göre, Hz. Ali (r.a.) şahsen Peygamber (s.a.v.)'e sormuştur. İbn-i Hibban, rivayetler arasında görülen bu ihtilafı şöyle kaldırmıştır: Hz. Ali (r.a.). bu sorunun Resulullah'a sorulmasını önce Ammar'dan istemiş, daha soiıra:Mikdad'dan istemiş ve bilahare kendisi de şahsen sormuştur: Hafız İbn-i Hacer ise şöyle söyler: İbn-i Hibban'ın mezkur yorumu güzeldir. Ancak, bazı rivayetlerde Hz. Ali (r.a.)'in Peygamber'in damadı olduğu için: "Ben bunu Resulullah'a sormaktan haya ederim," dediği sabittir. Yoruma göre bilahare şahsen sorması bu sözüne ters düşer. Bu nedenle Hz. Ali (r.a.)'in şahsen sorduğuna dair rivayeti mecazi manaya yorumlamak gerekir. Yani, kendisi sordurduğu için o sormuş gibi olur
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الْمَذْىِ فَقَالَ " فِيهِ الْوُضُوءُ وَفِي الْمَنِيِّ الْغُسْلُ " .
Sahih
Mikdad bin El-Esved (r.a.')den rivayet edildiğine göre kendisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e şunu sormuştur: Adam, hanımına yaklaşır (yani, cinsi münasebet yapmadan oynaşır) ve bunun neticesinde meni çıkmaz (sadece mezi çıkarsa) kişinin ne yapması gerekir? Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap buyurdu: «Biriniz meziyi bulduğu zaman tenasül uzvuna su serpsin. (Ravi dedi ki, yani tenasül uzvunu yıkasın) ve abdest alsın.» Diğer tahric:; Malik, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud , Tahavi ve Beyhaki uzun ve kısa metinler halinde. AÇIKLAMA : Ebu Davud'un rivayet ettiği metin mealen şöyledir: «Mikdad bin EI-Esved (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Ali bin Ebi Talib r.a. kendisinin Resulullah s.a.v.'e: Adam, hanımına yaklaştığı ve kendisinden mezi çıktığı zamaı} ne yapması gerekir ... sorusunu sormasını istedi ve : Resulullah s.a.v.'in kızı benim yanımdadır. Ben, bu soruyu O'na sormaktan haya ederim, dedi. Mikdad dedi ki: Bunun üzerine Ben Resulullah s.a.v.'e sordum. Şöyle cevap buyurdular: «Biriniz mezi bulduğu zaman, tenasül uzvuna su serpsin (yıkasın) ve namaz için olan normal abdestini alsın." BU HADİSTEN ÇIKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER : 1)- Kişi, ailesinin yakınlarına karşı edepli davranmalıdır ve utanç verici sözleri onların huzurunda sarfetmemelidir. 2)- Kişi, hanımının akrabaları huzurunda şehvetle ilgili bir şey anlatmamalıdır. 3)- Mezi, abdest almayı gerektirir, Gusül gerektirmez. 4)- Fetvayı başkasının aracılığıyla sormak caizdir. 5)- Kişi, Din ile ilgili hükümleri sormalıdır. 6)- Kendisine soru sorulan zat, bildiği cevabı esirgememelidix:
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ سَالِمٍ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ الْمِقْدَادِ بْنِ الأَسْوَدِ، أَنَّهُ سَأَلَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الرَّجُلِ يَدْنُو مِنِ امْرَأَتِهِ فَلاَ يُنْزِلُ قَالَ " إِذَا وَجَدَ أَحَدُكُمْ ذَلِكَ فَلْيَنْضِحْ فَرْجَهُ - يَعْنِي لِيَغْسِلْهُ - وَيَتَوَضَّأْ " .
Hasan
Sehl bin Hüneyf (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, meziden dolayı meşakkat ve güçlüğe uğrayıp, çok boy ab-desti alırdım. Nihayet (durumu) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e sordum. Buyurdular ki: «Mezi'den dolayı yalnız abdest almak sana kafidir.» Ben: Ya Resulallah! Elbiseme dokunan mezi nasıl olacak? diye sordum. Buyurdular ki: «Sen'in elbisenden mezinin dokunduğunu gördüğün yere serpmen (yıkaman) için sana bir avuç su kafidir.» AÇIKLAMA : Tirmizi bu hadisi rivayet ederek hasen-sahih olduğunu belirtmiştir. Ebu Davud da rivayet etmiştir. EI-Menhel yazarı hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: Sehl bin Huneyf'in Resulullah (s.a.v.)'e müracaat etmeden önceki zamanda mezi'nin çıktığı her defa için boy abdestini alması, kendi içtihadına dayalı idi. Sık sık mezi görmesi ve her defası için boy abdesti alması onun güçlük ve meşakkat duymasına sebep olmuştur. Hadiste geçen Nadh, kelimesinin lügat manası su serpmektir. Nevevi: «Hadiste geçen bu kelimenin manası yıkamaktır. Çünkü diğer bir rivayette «Ğasl = yıkama kelimesi geçer. Nadh, kelimesi, lugatta yıkamak anlamını da taşır. Bu nedenle kelimeyi burada yıkamak manasına almak zorunludur, demiştir.' Tirmizi şöyle der: «Elbiseye dokunan mezi hakkında alimler ihtilaf etmiştirdir. Bazıları: Dokunulan yerin yıkanması gereklidir. Oraya su serpmek kafi değildir, demişlerdir. Şafii ve İshak'ın kavli budur. Diğer bir kısım alimler: Dokunulan yere Su serpmek kafidir, demişlerdir. Ahmed de: Oraya su serpmenin" kafi geldiğini umarım, demiştir." Menhel yazarı bu nakillerden sonra şöyle der: ''Hak, Cumhur'un dediği gibi 'Nadh'tan muradın yıkamak olması ve su serpmenin yeterli olmayışıdır.'' En-Neyi yazarı: «Alimler, mezinin necis sayıldığı hususunda ittifak etmişlerdir. İmamiye mezhebine mensub bazı şahıslar hariç kimse muhalefet etmemiştir," der. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1)- Şer'i hükmü bilmeyen kişi, bilene baş vurmalıdır. 2)- Başvurulan kişi, bildiği takdirde şer'i hükmü açıklamalıdır. 3)- Mezi ğusül gerektirmeyip, abdesti gerektirir. 4)- Mezi'nin dokunduğu yeri yıkamak gerekir. Oraya az su serprnek yetmez
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، وَعَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ السَّبَّاقِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، قَالَ كُنْتُ أَلْقَى مِنَ الْمَذْىِ شِدَّةً فَأُكْثِرُ مِنْهُ الاِغْتِسَالَ فَسَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ " إِنَّمَا يُجْزِيكَ مِنْ ذَلِكَ الْوُضُوءُ " . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ بِمَا يُصِيبُ ثَوْبِي قَالَ " إِنَّمَا يَكْفِيكَ كَفٌّ مِنْ مَاءٍ تَنْضِحُ بِهِ مِنْ ثَوْبِكَ حَيْثُ تَرَى أَنَّهُ أَصَابَ " .
Daif
(Abdullah) bin Abbas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi beraberinde Hz. Ömer (r.a.) olduğu halde Ubey bin Ka*b (r.a.)'e varmıştır. Ubey (r.a.), onlarla (görüşmeye) çıkınca: Ben mezi buldum. Bunun üzerine tenasül uzvumu yıkayıp, abdest aldım, dedi. O'nun bu konuşması üzerine Ömer (r.a.) O*na: Abdest almak kafi midir? diye sordu. Ubey: Evet deyince Ömer (r.a.) O'na: Sen abdestin kafi olduğunu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittin mi? diye sordu. Ubey (r.a.) : Evet, dedi.» Not: Bu hadisin aslı Buhari ve Müslim'de mevcuttur
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ شَيْبَةَ، عَنْ أَبِي حَبِيبِ بْنِ يَعْلَى بْنِ مُنْيَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ أَتَى أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ وَمَعَهُ عُمَرُ فَخَرَجَ عَلَيْهِمَا فَقَالَ إِنِّي وَجَدْتُ مَذْيًا فَغَسَلْتُ ذَكَرِي وَتَوَضَّأْتُ . فَقَالَ عُمَرُ أَوَ يُجْزِئُ ذَلِكَ قَالَ نَعَمْ . قَالَ أَسَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ نَعَمْ .
Sahih
İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) gece uykudan kalkıp helaya girdi. Kaza-i hacet ettikten sonra çıkıp yüzünü ve bileklerine kadar ellerini yıkadı. Sonra uyudu.» AÇIKLAMA : Müellif, İbn-i Abbas'tan rivayet ettiği bu hadis için iki sened zikretmiştir. Birinci senedde belirtildiğine göre, ravilerden Veki'demiş ki: Ben, Süfyan'ın Zaide b. Kudame'ye: Ey Ebu's-Salt! Uyumak için abdest almak hakkında bir şey işittin mi? diye sorduğunu ve Zaide'nin: Bize Seleme bin Kuheyl, Kureyb'den O da İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet etti, diye cevap verdiğini işittim. İkinci senedde de ravilerden Bukeyr demiş ki: Ben Kureyb ile görüştüm. Kendisi İbn-i Abbas'ın Peygamber'den rivayetle şu hadisini bana anlattı. .. Sindi diyor ki: Musannifin maksadı uyumak için abdest almanın mendub olduğunu bildirmektir. Söz konusu abdest hakkında sahih hadisler vardır. İbn-i Abbas'ın. hadisi, uyumak için kafi olan abdest miktarını beyan eder. Musannifin bu istinbatı gariptir. Buna göre cünüp kişi, ğusül etmeden uyumak istediği zaman hadislerle alması istenen abdestin de böyle yorumlanması mümkündür. Fakat, cünüple ilgili olarak istenen abdeste ait hadiste bu yoruma engel vardır. Sindi'nin, Musannifin istinbatını garipsemesinin nedeni .görüldüğü gibi İbn-i Abbas'ın hadisinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in yalnız ellerini ve yüzünü yıkadığı bildiriliyor. Oysa bu, şer'i abdest sayılamaz. Diğer taraftan Buhari ve Müslim'de Bera' bin Azib'den rivayet edilen hadiste Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: ''Yatağına varmak istediğin zaman namaz abdesti gibi abdest al..'' Mendub olan şey, yalnız el ve yüzü yıkamak değil, namaz abdesti gibi tam abdest almaktır. Müellifin rivayetine göre elleri ve yüzü yıkamaya 'Vudu'' = abdest denmesi ile şer'i abdest değil, kelimenin lugat manası olan temizlenme kasdedilmiştir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، سَمِعْتُ سُفْيَانَ، يَقُولُ لِزَائِدَةَ بْنِ قُدَامَةَ يَا أَبَا الصَّلْتِ هَلْ سَمِعْتَ فِي، هَذَا شَيْئًا فَقَالَ حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَدَخَلَ الْخَلاَءَ فَقَضَى حَاجَتَهُ ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ ثُمَّ نَامَ . حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَنْبَأَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، أَنْبَأَنَا بُكَيْرٌ، عَنْ كُرَيْبٍ، قَالَ فَلَقِيتُ كُرَيْبًا فَحَدَّثَنِي عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Sahih
Enes bin Malik (r.a.j'dea rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : «Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), her (farz) namaz için abdest alırdı. Biz de bütün (farz) namazları bir abdestle kılardık.» Diğer tahric: Buhari. Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, Beyhaki ve Tahavi AÇIKLAMA : Bu hadisin hasen-sahih,olduğunu Tirmizi belirtmiştir. EI-Menhel yazarı, hadisin açıklaması ile ilgili olarak aşağıdaki malumatı vermiştir: «Hadisteki namaz'dan maksad farz namazıdır. Peygamber (s.a.v.)'in abdestli olsun olmasın her farz namaz için abdesti tazelediği Tirmizi'nin rivayetinde belirtilmiştir. Resulullah (s.a.v.) ekseriyetle abdest tazelerdi. Bazen de iki veya daha çok farz namazı bir abdestIe kılardı. Nitekim 510 ve 511 nolu hadislerde bu durum belirtilmiştir. Buhari'nin Süveyd bin Numan'dan rivayet ettiği hadiste (492.de) belirtildiği gibi Hayber savaşına gidildiğinde Sahba: denilen mevkide konaklanıp Resulullah (s.a.v.), ikindi namazını kıldırmış ve namazdan sonra yemek yenmiştir. Akşam namazı vakti girince Resulullah (s.a.v.), abdest almadan 've (yemek yediğinden dolayı) ağzını çalkalayıp akşam namazını kıldırmıştır. Bazıları: Peygamber'in müstahab olmak üzere her farz namaz için abdest aldığı, sonra, bunun vacib olduğunun sanılmasından endişelendiğinden dolayı bu adete muhalefetle caizliğini beyan mahiyetinde bir kaç farz namazı bir abdestle kılmış olması muhtemeldir, demişlerdir. Diğer bir kısım alimler de : Muhtemelen her farz namaz için abdest almak yalnız Peygamber için vacip idi. Bilahare fetih günü Büreyde'nin (510 nolu) hadisiyle bu vücub neshedilmiştir, demişlerdir. Bu takdirde nesih durumu Mekke fethinden daha önce vuku bulmuştur. Çünkü yukarıda işaret edilen Süveyd bin Numan'ın hadisinde anlatıldığı gibi Hayber seferinde Nebimiz bir abdestle ikindi ve akşam namazını kılmıştır. Hayber seferi ise Mekke fethinden bir süre öncedir. Şöyle demek de mümkündür: Enes'in verdiği haber kendisinin muttali olduğu duruma münhasırdır. O'nun bilmediğı durum da olmuş olabilir. Hadisin: "Biz de bütün (farz) namazları bir abdestle kılardık.» parçasından murad, bir günlük farz namazıardır. Sahabiler, bazen böyle yaparlardı. Ama devamlı olarak böyle yaptıkları kasdedilmemiştir. Çünkü fazileti kazanmak üzere onların her namaz için abdest aldıkları sabittir. BİR ABDESTLE BİRDEN FAZLA FARZ NAMAZIN KILINIP KILINMAYACAĞI HUSUSUNDA ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ " Şii ve Zahiriye mezhebierine mensub bir taife: Mukim olan kimselerin her farz namaz için abdest alması gerekir. yolcular için bu mecburiyet yoktur, demişlerdir. İbn-i Ömer, Ebu Musa, Cabir bin Abdillah, Ubeyde Es-Selmani, Ebu'l-Aliye, Said bin Müseyyeb, İbrahim, Hasan ve Amr bin Ubeyd gibi bazı alimler: Kişi mukim olsun, misafir olsun, abdestli olsun olmasın her farz namaz için abdest almak mecburiyetindedir, demişlerdir. Nevevi. Müslim'in şerhinde şöyle der: Ebu Ca'fer Et-Tahavi ve Ebu'l-Hasan bin Battal, alimlerden bir taifenin: Abdestli olunsa bile kişinin her farz namaz için abdest alması vaciptir, dediklerini ve delil olarak, abdest hakkındaki Maide suresinin şu mealdeki ayetini gösterdiklerini nakletmişlerdir : "Ey Mu'minler! Namaza durmak istediğiniz zaman yüzlerinizi ve dirseklerle beraber kollarınızı yıkayınız, başlarınızı meshedin ve topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayınız ... " Nevevi. sözlerine devamla: Ben, bu mezhebin sıhhatli olarak kimseden sabit olduğunu sanmam. Söz konusu alimlerin her farz namaz için abdest tazeIemenin müstahab olduğunu kasdetmiş olmalarını umarım. Bize İbrahim En-Nehai'nin bir abdestle beşten fazla namaz kılmadığı rivayet edilmiştir.' Hanefi. Şafii. Maliki ve Hanbeli mezhebIerine mensub alimler ile hadis alimlerinin çoğu ve diğer alimlerin görüşü şudur ki; Abdest bozulmadıkça yeniden abdest almak zorunluluğu söz konusu değildir. Bunların elinde delil olarak sahih hadisler mevcuttur. Örneğin; Buhari'de rivayet olunan Süveyd b. Numan'ın hadisi, Müslim hariç Kütübi Sitte sahiplerinin rivayet ettiği Enes bin Malik'in hadisi, Buhari hariç diğer Kütübi Sitte sahiplerinin rivayet ettikleri Büreyde'nin hadisi. .. Bunların anlamını taşıyan diğer hadislerden bahsetmek gerekirse mesela; Arefe ve Müzdelife'de iki farz namazı cem etmeye ait hadis, yolculuk halinde yine iki farz namazın cem'ine ait hadis, Hendek günü kazaya kalan farz namazları cem etmeye ait hadisler gösterilebilir. Yukarıdaki meali alınan abdeste ait ayete gelince, bundan maksad şudur: «Ey Mu'minler! Siz abdestsiz iken namaza durmak istediğiniz zaman ... » Darimi, ayetin bu şekilde yorumlanmasına delil olarak şu hadisi göstermiştir: "Abdestsizlik halinden başka hiç bir şeyden dolayı abdest almak zorunluğu yoktur.» Şafii de görüştüğü alimlerin ayeti şöyle yorumladıklarını anlatmıştır: "Ey Mu'minler! Uykudan kalkarak namaza durmak istediğiniz zaman ... » Zemahşeri de. şöyle der: Eğer sen desen ki, ayetin zahirine göre abdestsiz olsun olmasın namaza durmak isteyen herkesin abdest alması gerekir. Bunun yorumu nasıldır? Biz, şöyle cevaplarız: Ayetteki emrin vucub için olması muhtemeldir. Bu takdirde ayetin muhatabları yalnız abdestsiz olanlardır. Eğer ayetteki emir mendupluk için ise mesele açıktır. Yani, abdestli olsun, olmasın kişi namaza durmak istediği zaman yeniden abdest almalıdır. Bu onun için daha sevaptır. Tahavi de demiştir ki: . Büreyde'nin hadisinde rivayet olunduğu gibi Peygamber'in her farz namaz için abdest almasının sebebi, böyle yapması kendisine vacib olduğu için değil, daha çok sevap kazanması için olabilir. Enes bin Malik'ten rivayet olunan şu mealdeki hadis de bizim görüşümüzü te'yid eder. Şöyle ki; Amr bin Amir'den rivayet edildiğine göre Enes bin Malik şöyle demiştir: «Resulullah (s.a.v.)'e abdest suyu getirildi ve kendisi abdest aldı. Ben Enes'e: Resulullah (s.a.v.) her farz namaz için abdest alır mıydı? diye sorunca; evet, diye cevap vHdi. Bunun üzerine, Ben O'na: Ya siz? diye sordum. Enes şöyle dedi: Biz birkaç farz namazı bir abdestle kılardık.» Burada görüldüğü gibi Enes r.a.'in, Resul-i Ekrem'in fiilini bildiği ve buna uymayı farz telakki etmediği meydandadır. Çünkü, eğer Resul-i Ekrem s.a.v.'in bu fiili fazla fazilet kazanması maksadıyla olmayıp mecburiyet nedeniyle olmuş olsaydı ne Enes'in, ne de başkasının O'na muhalefet etmeleri düşünülemez
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَامِرٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَتَوَضَّأُ لِكُلِّ صَلاَةٍ وَكُنَّا نَحْنُ نُصَلِّي الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ .
Sahih
Büreyde (bin El-Hüseyn (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : «Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem), her (farz) namaz için abdest alırdı. Mekke'nin fethedildiği gün olunca farz namazların hepsini bir abdestle kıldı.» Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud, Beyhaki ve Tahavi. AÇIKLAMA : Tirmizi de, bir kaç tarikten rivayet ederek hadisin hasen-sahih olduğunu beyan etmiştir. Bazı rivayetlerdeki metin daha uzundur. Örneğin: Ebu Davud'un rivayeti mealen şöyledir: ''Fetih günü Resulullah (s.a.v.) beş vakit namazı bir abdestle kıldı ve mestleri üzerine meshetti. Bunun üzerine Ömer r.a. O'na; Şimdiye kadar yapmadığın bir şey yaptığını görmüş oldum, deyince Resulullah (s.a.v.) cevaben: ''Ben bunu kasden yaptım.'' buyurdu." Resul~i Ekrem (s.a.v.)'in o zamana kadar her farz namaz için abdest almayı ekseriyetle itiyat haline getirmiş iken Fetih günü bir günlük namazlan bir abdestle kılması Hz. Ömer (r.a.)'in dikkatini çekmiş ve bunun için de: . Ya Resulallah! Şimdiye kadar yapmadığın bir şeyi yapmış oldun, demekle bir nevi bunun mahiyetini öğrenmek istemiştir. Hadis, birçok farz namazı ve nafileleri bir abdestle kılmanın caizliğine delalet eder. Muteber olan alimlerin icmaı ile bu caizlik sabittir. Tirmizi: İlim ehlinin uygulaması budur, demiştir. İKİ HADİS'TEN ÇıKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER 1)- Bir kaç farz namazı bir abdestle kılmak caizdir. 2)- Her farz namaz için abdest tazelemek müstahabtır. 3)- Resul-i Ekrem (s.a.v.). Mekke Fethine kadar geçen zamanda ekseriyetle her farz namaz için abdest tazelerdi. 4)- Alimin kendisinden üstün olan şahsiyetin mutad'ına muhalif olan fiil ve davranışlarının nedenini .sorması caizdir. Çünkü mutad'ına muhalif olan hareket, sehven yapılmış olabilir .. Bazen de alimin bilmediği bir nedenle kasden yapılır, soruşturma neticesinde o şahsiyetten istifade edilmiş olur. 5)- Kendisine soru tevcih edilen üstün şahsiyet, soruyu cevaplandırmalıdır
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُحَارِبِ بْنِ دِثَارٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يَتَوَضَّأُ لِكُلِّ صَلاَةٍ فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ فَتْحِ مَكَّةَ صَلَّى الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ .
Sahih
El-Fadl bin Mübeşşir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, Cabir bin Abdillah'ın bir abdestle bir kaç (farz) namazı kıldığını görünce O'na : Bu nedir? diye sordum. Kendisi, şöyle cevap verdi: «Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i gördüm. Böyle yaptı. Ben de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in yaptığı gibi yaparım.»
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ تَوْبَةَ، حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُبَشِّرٍ، قَالَ رَأَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يُصَلِّي الصَّلَوَاتِ بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ . فَقُلْتُ مَا هَذَا فَقَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَصْنَعُ هَذَا فَأَنَا أَصْنَعُ كَمَا صَنَعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ .
Daif
Ebu Gutayf El-Huzeli (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Abdullah bin Ömer bin El-Hattab (r.a.), Mescid-de, yerinde oturuyordu. (Öğle) namazı vakti olunca kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine dönüp oturdu. Ta ikindi namazı zamanı gelince (abdesti olduğu halde) yeniden abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine geçip oturdu. Akşam namazı zamanı olunca kalkıp (tekrar) abdest tazeleyip namaz kıldıktan sonra yine yerine dönünce ben O'na : Allah, seni salihlerden kılsın, her farz namaz zamanı abdest tazelemek farz mıdır? Sünnet midir? diye sordum. Kendisi bana: Sen bana ve benim şu yaptığıma mı baktm? diye sordu. Ben de: Evet, deyince kendisi: Hayır. Ben, sabah namazı için abdest alsaydım, abdestim bozulmadıkça onunla (günlük) bütün namazları kılabilirdim. Lakin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: «Kim abdest üzerine abdest alırsa kendisi için on hasene vardır.» Gerçekten ben de bu hasenelere rağbet ettim, dedi." Not: Zevaid'de: Hadisin sıhhat bakımından medarı ravi Abdurrahman bin Ziyad El-İfriki üzerindedir. Kendisi zayıftır. Ve zayıf olmakla berabar tedlis yapardl. Ebu Davud da hadisi rivayet etmiş, Tirmizi ise hadis'ten yalnız Resul-i Ekrem'e ait metni rivayet etmiştir, denilmektedir. AÇIKLAMA : Hadisin son kısmı İbn-i Ömer (r.a.)'in mevcut abdestini bozmadan abdest tazelediğine delalet ettiği için tercemede bu durumu parentez .içi ilavelerle ifade ettik. Hasene: Kulun işlediği hayırlı haslete denir. Abdest almak bir hasenedir. Hadis, abdest üzerine abdest alan kimseye AIlah Teala'nın on abdest sevabını vereceğini bildiriyor. İşlenen bir hasene karşılığında Allah'ın vadettiği mükafatın en azı o hasenenin 10 katıdır, Bazen bu mükafat 70 kat, bazen 700 kat bazen daha çok olabilir. Ebu Davud ve Tirmizi Sünenlerinin şerhleri, Tuhfe ve Menhel'de bu durum belirtiliyor. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, her farz namaz için abdest tazelemenin müstahab olduğuna delalet eder. Bu hususta mukim ve yolcu arasında bir fark yoktur. Cumhur'un mezhebi budur. 2- Tecdid-i Vudu', yani abdest üzerine abdest almamn mükafatını bildiriyor. 3- İbn-i Ömer (r.a.) aldığı bir abdestIe namaz kıldıktan sonra ikinci bir farz namaz için, abdest üzerine abdest aldığı noktasından hareketle bazı alimler: 'Bir abdestIe; namaz, Kur'an'ı ellemek ve Ka'be'yi tavaf gibi bir ibadet yapıldıktan sonra abdest üzerine abdest almak müstahabtır. Aksi takdirde yani alınan abdestle bir ibadet yapılmadıkça o abdes.t üzerine tekrar abdest almak müstahab değildir, demişlerdir. Bazı alimler ise: 'Abdest üzerine abdest almak için böyle bir kayıtlama yoktur. Tecdid-i Vudu', daima müstahabtır, demişlerdir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي غُطَيْفٍ الْهُذَلِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فِي مَجْلِسِهِ فِي الْمَسْجِدِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْعَصْرُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْمَغْرِبُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَقُلْتُ أَصْلَحَكَ اللَّهُ أَفَرِيضَةٌ أَمْ سُنَّةٌ الْوُضُوءُ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ قَالَ أَوَ فَطِنْتَ إِلَىَّ وَإِلَى هَذَا مِنِّي فَقُلْتُ نَعَمْ . فَقَالَ لاَ لَوْ تَوَضَّأْتُ لِصَلاَةِ الصُّبْحِ لَصَلَّيْتُ بِهِ الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا مَا لَمْ أُحْدِثْ وَلَكِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " مَنْ تَوَضَّأَ عَلَى كُلِّ طُهْرٍ فَلَهُ عَشْرُ حَسَنَاتٍ " . وَإِنَّمَا رَغِبْتُ فِي الْحَسَنَاتِ .
Sahih
Abbad bin Temim'in amcası (Abdullah bin Zeyd bin asim) r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Namazda iken abdesti bozuldu diye şüphelenen kişinin durumu Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e arzedildi. (= Namazın bozulup bozulmadığı soruldu.) Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki : «Böyle bir kimse koku duymadıkça veya ses işitmedikçe namazdan çıkmasın.» Diğer tahric: Buhari, Müslim. Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki AÇIKLAMA : Buhari ve Müsliın'de Peygamber s.a.v.'e adamın durumu arz eden zatın Abbad bin Temim'ın amcası olan Abdullah bin Zeyd bin Asım olduğu belirtilmiştir. Abdillah bin Zeyd'den bu hadisi Abbad bin Temim'in rivayet ettiği sabittir. Ancak Said bin El-Müseyyeb'in de Abdullah'tan rivayet edip etmediği kesinlikle bilinmemektedir. Hafız El-Fetih'te şöyle der: «Abbad» kelimesi, ''Said" kelimesine atfedilmiştir. Said bin Abdullah'tan hadisi rivayet etmesi muhtemeldir. Bu takdirde hem Said. hem Abbad, Abdullah'tan rivayet etmiş olurlar. İkinci bir ihtimal: AbduIIah'tan yalnız yeğeni olan Abbad rivayet etmiş olup, Said'in şeyhi ise mahfuzdur. (Senedde alınmamıştır.) Bu takdirde sened, Said bakımından mürseldir. EI-Etraf müellifi. birinci ihtimali benimsemiştir. 514 nolu senedde Said bin El-Müseyyeb'in şeyhi olarak Ebu Said-i Hudri'nin gösterilmiş olması ikinci ihtimali te'yid eder. Hadisin manasına gelince: Namaza duran kişi, namaz esnasında yellendi diye bir şüphe duyarsa namazını kesecek mi, yoksa bu şüpheye itibar etmeyerek namaza devam edecek mi? Sahabilerden AbduIIah bin Zeyd bin Asım bu durumu ve buna ait şer'i hükmü Peygamber'e sormak istemiş ve O'ndan şu cevabı almıştır: Hayır. Namazdan çıkmasın. Ancak, yellendiğini kesinlikle bildiği takdirde abdesti bozulmuş olur. Dolayısıyla namazdan çıkmış olur. Yellendiğini kesinlikle bilmesi; bir koku duyması veya ses işitmesiyle mümkündür. Yellendiğinin kesinlik kazanması için koku duymak veya ses işitmek şart değildir. Çünkü kişi, sağır olabilir veya koklama duygusu bozuk olabilir. Hadiste koku duyulması veya ses işitilmesi tabiri. çoğunluk itibarı iledir. Hattabi: 'Resul-i Ekrem (s.a.v.), hadiste ses işitmeyi ve koku duymayı zikretmekle abdestin ancak bunlarla bozulabileceğini namaz esnasında abdestin başka türlü bozulmıyacağını kasdetmemiştir. Soruya uygun olsun diye cevapta bu ifade tarzı tercih edilmiştir. Ön ve arkadan çıkan her şey. yel hükmündedir. Bazen yel çıkar ama ne ses duyulur, ne de koku. Buna rağmen durum kesinlikle bilindiği takdirde abdest bozulmuş olur. Bazen kişi sağır olur ses işitmez. Bazen burnu tıkalı olur koku işitmez ...'' demiştir. Ebu Davud'un abdest bahsinde rivayet ettiği bu hadisin serhinde EI-Menhel yazarı özetle şöyle der: "Bu hadis, İslam dininin temellerinden ve fıkıh kaidelerinden biridir. Bu kaide şudur ki: «Sabit olan her şeyin devamı asıldır. Aksi sabit olmadıkça o şeyin devamlılığına hükmedilir.» Beliren şüpheler, etki yapamaz. Bu kaideye «İstisbah» derler. Hadiste söz konusu olan mes'ele, bu genel kaidenin kapsamına giren yüzlerce mes'eleden biridir. Şöyle ki; Abdest aldığını kesinlikle bilen kişi, abdestinin bozulduğundan şüphe ederse, abdestinin devamlılığına hükmedilir. Şüphenin namaz içinde veya dışında olması arasında bir fark yoktur. Selef ve haleften olan alimlerin cumhür'unun görüşü budur. Maliki'lerden (İbn-i Nafi' de bu görüşe katılmıştır. Onların delili bu babtaki hadislerdir. Onlara göre hadiste söz konusu edilen şüphe, namaz içinde vuku bulan şüphe türünden ise de, şüphenin namaza bağlanması sorudan doğmadır. Yani soru namaz içindeki şüpheyle ilgili olduğu için, ona uygun olsun diye cevapta namazdan bahsedilmiştir. Maliki'lerin Cumhüruna göre kişi, namaza başlamadan önce abdestinden şüphelenirse, abdesti bozulmuş sayılır. Dolayısıyla abdest almadan namaza duramaz. Şayet kişi, namaza başladıktan sonra şüphelenirse, abdestinin bozulduğunu kesinlikle bilmedikçe namazına devam eder. Namazdan çıktıktan sonra şüphesi zail olursa ona. bir şey yapmak gerekmez. Eğer, namazdan çıktıktan sonra da.şüphesi devam ederse veya abdestinin kesinlikle bozulduğunu hatırlarsa yeniden abdest alır ve kıldığı namazı iyade eder. Maliki'lerin meşhur kavli budur. Onlar hadisin zahirine dayanmışlardır. Yukarıda belirtildiği gibi kesinlikle bilinen bu hususa ait hükmün şüpheyle değişmiyeceğine dair olup, mezkur hadisten alınan genel kaidenin kapsamına giren mes'elelerin bir kısmını Nevevi şöyle anlatmıştır: Aslında tahir olan su, süt, bal, yağ, elbise gibi bir maddenin necis olduğunda tereddüt eden kişi, bu şüpheye itibar etmemeli ve aslında tahir olan o maddenin taharetine hükmetmelidir. Kendisinde beliren şüphe ve necaset ihtimali % 50'den aşağı veya % 50'den yukarı olması neticeyi değiştirmez. Keza boşamada, köleyi azad etmekte veya eşinin aybaşı adetinde tereddüt eden kişi, bu şüphelere iltifat etmeyerek nikahın, kölesinin kölelik halinin ve eşinin temizlik durumunun devamına hükmederek, buna göre hareket eder ve hareketinden dolayı mes'ul değildir. Kişinin söz konusu zannı belli bir sebebe dayanmadıkça hüküm budur. Ama muayyen bir sebebe dayanırsa, mesela necaseti kullanmayı ibadet telakki edenlerin elbisesi, mezbahalarda hayvanları boğazlayanların elbiseleri ve şarap imal edip, buna düşkün olanların giyecekleri hususunda ayrı hükümler vardır. Bazı alimler, zahirle amel ederek bu elbiselerin necis olduklarına hükmetmişlerdir. Bir kısım alimler de, elbiselerin aslında temiz olmalarını dikkate alarak taharetIiklerine hükmetmişlerdir. İkinci görüş daha kuvvetlidir)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالَ أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، وَعَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، عَنْ عَمِّهِ، قَالَ شُكِيَ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الرَّجُلُ يَجِدُ الشَّىْءَ فِي الصَّلاَةِ فَقَالَ " لاَ حَتَّى يَجِدَ رِيحًا أَوْ يَسْمَعَ صَوْتًا " .