Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sünen-i İbn Mâce · 1. Bölüm
393 hadis, 14 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis31 dk okuma
Mawdu
(Abdullah) ibn-i Ömer (Radiyallahu anhuma)'den: Şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir adam'ı abdest alırken gördü ve ona buyurdu ki: «İsraf etme. İsraf etme.» Not: Senedindeki ravi Bakiyye tedlis yaptığından dolayı isnadının zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA 425’te
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ رَأَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رَجُلاً يَتَوَضَّأُ فَقَالَ " لاَ تُسْرِفْ لاَ تُسْرِفْ " .
Daif
Abdullah bin Amr (Radiyallahu anhuma)'den: şöyle demiştir: (Bir gün) Sa'd abdest alırken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), onun yanından geçti ve: «Bu israf nedir?» buyurdu. Sa'd de : - «Abdestte israf var mı?» diye sorunca, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Akan bir nehir üzerinde bile olsan evet.» buyurdu. Not: Senedirıdeki ravilerden Huyey bin Abdillah ve İbn-i Lehia zayıf oldukları için isnadın zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : 423, 424 ve 425 nolu hadisler de abdest alınırken israf etmenin yasaklığına delalet ederler. Ebu Davud'un süneninde Abdestte İsraf Babı var. Tirmizi de Abdestte İsrafın Keraheti Babı diye bir bölüm ayırmıştır. EI-Menhel yazarı, israf babında şu bilgiyi veriyor: Nevevi demiştir ki: «Deniz kıyısında bile olunsa suda israf'ın yasaklığı hakkında alimlerin icma'ı vardır. en açık kavle göre bu israf tenzihen mekruhtur. Bazı arkadaşlarımız, haramdır, demişlerdir.» Kerahet kavli Cumhurun sözüdür. Su israfı, bir zarara veya bir malı zayi etmeye sebebiyet vermediği takdirde durum böyledir. Aksi takdirde haram olur. Hanefi alimlere göre, kişi. kendisinin malı olan veya mübah (= her işte kullanılabilen sahipsiz) su ile abdest aldığında israf etmesi tahrimen nıekruhtur. Ama nıescitlerdeki su gibi taharet için vakfedilmiş olan suda israf etmek ise haramdır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ حُيَىِّ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمَعَافِرِيِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَرَّ بِسَعْدٍ وَهُوَ يَتَوَضَّأُ فَقَالَ " مَا هَذَا السَّرَفُ " . فَقَالَ أَفِي الْوُضُوءِ إِسْرَافٌ قَالَ " نَعَمْ وَإِنْ كُنْتَ عَلَى نَهَرٍ جَارٍ " .
Sahih
(Abdullah) İbn-i Abbas (Radiyallahu anhuma)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize abdest isbağını emretti
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ سَالِمٍ أَبُو جَهْضَمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِإِسْبَاغِ الْوُضُوءِ .
Hasan Sahih
Ebu Said-i Hudri (Radiyallahu anh)'daen rivayet olunduğuna göre kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu işitmiştir: — «Allah'ın, günahlara keffaret ve hasanatı artırmaya vesile kıldığı şeyleri size göstermiyeyimmi?» Sahabiler: — Göster, ya Resulallah! dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem): «Güçlüklere rağmen abdesti tam olarak almak, mescidlere doğru çok adım atmak ve bir namazdan sonra diğer bir namazı beklemektir.» buyurdu. Not: Zevaid'in beyanına göre İbn-i Hibban'ın sahihinde bu hadis yine Ebu Said-i Hudri'den rivayet olunmuştur. Sahih-i Müslim'de ve başka sahih hadis kitaplarında bu hadisin şahidi vardır
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يُكَفِّرُ اللَّهُ بِهِ الْخَطَايَا وَيَزِيدُ بِهِ فِي الْحَسَنَاتِ " . قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ وَكَثْرَةُ الْخُطَا إِلَى الْمَسَاجِدِ وَانْتِظَارُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصَّلاَةِ " .
Sahih
Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : Güçlüklere rağmen abdest'i kemal üzere almak ve mescitlere doğru çok adım atmak ve (bir) namazdan sonra da gelecek namazı gözetlemek (beklemek) günahların kefaretidir. AÇIKLAMA : Müslim ve Tirmizi'nin «Abdest İsbağı» babında Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri şahid durumundaki hadiste Resul-i Ekrem'e ait kısım burdaki lafızların aynıdır. Sahabi'ye ait lafızlarda manayı etkilemeyen az bir değişiklik vardır. Oradaki hadisin meali şöyledir: "Ebu Hureyre (r.a.)'den : Şöyle söylemiştir: Resulullah (s.a.v.), (sahabilere) : «Allah'ın, günahları imha ettirdiği ve dereceleri yükselttirdiği şeyleri size göstermiyeyim mi?» buyurdu. Sahabiler: - Göster, Ya ResulalIah! dediler. Resulullah (s.a.v.) : «Güçlüklere rağmen abdesti tam olarak almak, mescidlere doğru çok adım atmak ve (bir) namazdan sonra diğer (bir) namazı beklemektir. İşte sizin ribatınız (= nöbetiniz) budur.'' buyurdu." Yukarıya mealini aldığımız Ebu Hureyre'nin hadisindeki Resul-i Ekrem'e aıt buyruğun son cümlesi Ebu Said-i Hudri'nin hadisinde yoktur. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de Nevevi'den naklen beyan edildiğine göre Kadi İyad, hadisle ilgili olarak şöyle demiştir: 'Günahların imhasından maksad, onları mağfiret etmek (örtmek) tir. Bununla beraber, imha tabiri ile günahları hafeze meleklerin defterinden silmek kasdedilmiş olabilir ki, bu takdirde yine günahların mağfiretine delalet eder.' Derecelel'in yükselmesi de cennetteki makamın yükselmesi demektir. Konuşmanın soru ve cevap şeklinde oluşu, buyurulan hakikatların zihinlerde iyice yerleşmesini sağlar Hadisteki "Güçlükler ... " tabiri ile şiddetli soğuk, suyun dokunmasından eziyet duyulan hastalık. su arayıp bulmakta duyulan güçlük, gerektiğinde parayla. hatta pahalı bir fiatla suyu satın almak ve benzeri zorluklar kasdedilmiştir. "Mescidlere doğru çok adım atmak.'' durumu ise Nevevi'nin beyan ettiği gibi evin mescidlere uzak oluşu ve mescitlere devamlı gitmekle sağlanır. ''Bir namazdan sonra diğer bir namazı beklemek'' parçasından maksad, Tuhfe'de şöyle açıklanıyor: Yani, kişi cemaatle veya tek başına namaz kıldıktan sonra. oturduğu yerde veya evde diğer namaz vaktinin gelişini bekler. fikrini ona bağlar, yahut işiyle meşgul olmakla beraber, kalbini gelecek namaz vaktine bağlar. Ebu'l-Velid EI-Baci ise parçayı, bir vakit namazından sonra oturdugu' yerde diğer namaz vaktini belkemek, şeklinde yorumlamış ve bu durum, zamanları birbirine yakın olan namazıara mahsustur. Diğer namazlar için böyle bir bekleyiş adet olmamıştır, der. Musannıfın rivayetinde bulunmayan, fakat Müslim ile Tirmizi'nin rivayetinde bulunan «İşte sizin ribatınız budur cümlesine gelince; ribat; nöbet yeri ve bir şeye kendini hapsetmek, demektir. Namaz kılmak için camiye gidip orada namaz vaktini bekliyen kimse kendini ibadete hapsetmiş gibidir. Şöyle de denilebilir: Hadiste anılan ibadetlere devam etmek cihad ve serhatte nöbet beklemek gibidir. Bazıları; anılan ibadetler, sahibini günahlardan menettiği için buna ribat denmiştir, derler. Nevevi de parça hakkında: «Yani rağbet edilen ribat budur. Bir kısım ilim adamlarına göre rıbatın en faziletlisi budur. Nasıl ki, cihadın en büyüğü nefisle yapılan cihaddır. Şöyle yorumlamak da mümkündür: Ribat çeşitleri arasında herkes için yapılması ve sevabına kavuşulması mümkün olan ribat işte budur.» Tuhfe'de beyan edildiğine göre Kadi iyad şöyle demiştir: Bu ameller gerçek ribattır. Çünkü şeytanın nefis üzerine yapmak istediği etki yollarını tıkar, şehvani arzuları yener, vesveselere engel olur. Bu ise büyük cihaddır
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ حَمْزَةَ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " كَفَّارَاتُ الْخَطَايَا إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ وَإِعْمَالُ الأَقْدَامِ إِلَى الْمَسَاجِدِ وَانْتِظَارُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصَّلاَةِ " .
Sahih
Ammar bin Yasİr (Radiyallahu anhuma)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, (abdest aldığında mübarek) sakalını tahlil ederken gördüm
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ الْعَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ أَبِي أُمَيَّةَ، عَنْ حَسَّانِ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ حَسَّانِ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُخَلِّلُ لِحْيَتَهُ .
Sahih
Osman (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest alırken, (mübarek) sakalını tahlil etti
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ الْقَزْوِينِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ شَقِيقٍ الأَسَدِيِّ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عُثْمَانَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَخَلَّلَ لِحْيَتَهُ .
Sahih
Enes bin Malik (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldığı zaman (mübarek) parmaklarını (açıp) aralıyarak (mübarek) sakalını tahlil ederdi. Not: Hadisin senedindeki ravilerden Yahya bin Kesir ve Şeyhi Yezid-i Rakkaşl'nin zayıf olduğu, Zevaid'de bildirilmiştir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَفْصِ بْنِ هِشَامِ بْنِ زَيْدِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ كَثِيرٍ أَبُو النَّضْرِ، صَاحِبُ الْبَصْرِيِّ عَنْ يَزِيدَ الرَّقَاشِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا تَوَضَّأَ خَلَّلَ لِحْيَتَهُ وَفَرَّجَ أَصَابِعَهُ مَرَّتَيْنِ .
Daif
(Abdullah) bin Ömer (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldığı zaman (mübarek) yüzünün her iki yanını biraz ovduktan sonra parmaklarını aşağıdan yukarıya doğru sakalının arasına sokup karıştırırdı. Not: Seneddeki ravilerden Abdülvahid'in sika olmasının ihtilaflı olduğu Zevaid'de belirtilmiştir
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ قَيْسٍ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا تَوَضَّأَ عَرَكَ عَارِضَيْهِ بَعْضَ الْعَرْكِ ثُمَّ شَبَكَ لِحْيَتَهُ بِأَصَابِعِهِ مِنْ تَحْتِهَا .
Sahih
Ebu Eyyub El-Ensari (Radiyallahu anh)'den rivayel edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. Abdest aldı ve (abdest alırken) sakalını tahlil etti. Not: Zevaid'de: Bu, zayıf bir isnaddır. Çünkü ravilerinden Ebu Sevr'e ve Vasıl Er.Rakkaşi'nin zayıflığı hususunda alimler ittifak etmişlerdir, denilmiştir. AÇIKLAMA : Tahlil: Sindi diyor ki, tahlil, aslen bir şeyi diğer bir şeyin arasına sokmak, demektir. Burada ise sakal'ın kıllarını aralamaktır. Tuhfetü'l-Ahvezi'nin beyamna göre, İbnü'-Arabi; Tahlil, burada parmakları sakal kılları arasına sokmaktır, demiştir. Tirmizi ve Ebu Davud da sünenlerinde Tahlil için bir bab açmışlardır. Ebu Davud, bu babta yalnız Hz. Enes (r.a.)'in (431 nolu) hadisini başka bir sened ile ve başka cümlelerle nakletmiştir. Oradaki metne göre: 'Resulullah (s.a.v.) abdest aldığı zaman bir avuç su alarak mübarek çenesinin altına sokup onunla sakal-ı şerifini parmakları ile karıştırırdı ve '' Rabbim azze ve celle bana böyle yapmamı emretti.'' buyururdu.'' Tirmizi ise Hz. Ammar bin Yasir (r.a.)'ın 429 nolu hadisini buradaki senedIe ve daha uzun metinle, Hz. Osman (r.a.)'ın 430 nolu hadisini de son ravi hariç, aynı sened ile ve şu manayı ifade eden metin ile rivayet etmiştir: ''Nebi (s.a.v.), sakalını tahlil ederdi.'' Tirmizi, bu arada şöyle der: «Tahlil hakkında Aişe. Ümıü Seleme, Enes, ibn-i Ebi Evfa ve Ebu Eyyub (r.a.)'den hadisler rivayet edilmiştir. Hz. Osman'ın hadisi hasen ve sahihtir. Buhari, de: Tahlil hakkında rivayet olunan en sahih hadis, Amir bin Şakik'in Ebu Vail aracılığı ile Osman'dan rivayet ettiği hadistir. demiştir. ''Hz. Osman (r.a.)'ın hadisinin İbn-i Hibban, İbn-i Huzeyme, Darekutni ve El-Hekim tarafından da rivayet edildiği Tuhfe'de bildirilmiştir. EI-Menhel yazarı da Tahlil babında Enes (r.a.)'ın hadisini açıklarken kısaca şunları söyler: «Hadis, abdest alınırken sakalı hilallamanın meşrüluğuna delalet eder. Bu meşrüluğun değeri konusunda alimler ihtila! etmişlerdir. Maliki, Şafii ve Hanbeli imamları ile Hanefi imamlarından Ebu Yusuf, gür olan sakalı tahlil etmek sünnettir. Hafif olan sakalın içini ve dışını yıkamak vacibdir. Bir sakala karşıdan bakııdığı zaman kılların arasında deri görülmezse gür sayılır, görülürse hafif sayılır, demişlerdir. Bu imamların tahlil hakkındaki delilleri Enes (r.a.)'ın hadisi ile ona benzeyen hadislerdir. Ebu Hanife, İmam Muhammed ve bazı Malikiler tahlilin müstahab olduğunu ve bu konuda varid olan hadislerin zayıf olup tahliIin sünnet oluşuna yeterli delil sayılamayacağını söylemişlerdir. Fakat Tirnizi. El-Hakim. İbnü'l-Kattan, İbnü's-Seken ve başkaları tahlil hakkında varid olan hadislerin bir kısmını sahih görmüşlerdir. Zahiriye mezhebine mensup alimler ve İshak bin Raheveyh ile Hasan Enes (r.a.)'in hadisindeki; ''Benim Rabbim bana böyle emretti.'' fıkrasmm zahirine bakarak tahlilin vücubuna hükmetmişlerdir. Cumhur ise: parçadaki emir ve benzeri emirler mustahablık içindir. Vucup için emir hafif sakaIın tahliline mahsustur, demişlerdir
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَبِيعَةَ الْكِلاَبِيُّ، حَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ السَّائِبِ الرَّقَاشِيُّ، عَنْ أَبِي سَوْرَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَخَلَّلَ لِحْيَتَهُ .
Sahih
Amr bin Yahya'dan (O da) babası (Yahya el-Maadn) (Radiyallahu anh)'daen rivayet edildiğine göre, Yahya, Abdullah bin Zeyd'e: — ki o da Amr bin Yahya'nın dedesidir-. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in nasıl abdest aldığını bana gösterebilir misin? diye sordu. O da evet, dedi. Bunun üzerine (bir miktar) abdest suyunu istedi. Ellerine su döktükten sonra ellerini iki defa yıkadı. Sonra üç defa ağzını çalkalayıp burnuna su çekti. Bundan sonra yüzünü üç kere yıkadı. Daha sonra ellerini dirseklerle beraber ikişer defa yıkadı. Sonra iki eliyle (bütün) başını meshederek her iki elini ileri götürüp geri getirdi. Başının ön tarafından başhyarak ellerini ensesine kadar götürdü. Sonra ellerini geri getirerek başladığı yere vardı. Bundan sonra ayaklarını yıkadı." Diğer tahric: Malik. Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai. Ebu Davud ve İbn-i Hibban AÇIKLAMA : Ebu Davud'un.'Peygamber'in abdestinin sıfatı' başhğı altında açtığı sünen babında rivayet ettiği Hadis'in şerhi EI-Menhel'de şu malumat var: 'Abdullah bin Zeyd'e soru soran zat'm Yahya El-Mazini olduğu müsannif (= Ebu Davud)'un rivayetinde ifade edilmiştir. Şafii'nin EI-Ümm'de Malik'ten aldığı rivayet de böyledir. (Musanmfımızın buradaki rivayetinde görüldüğü gibi böyledir.'' Bazı rivayetlerde soru sahibinin Amr bin Ebi'l-Hasan olduğu bildiriliyor. Bu zat, Yahya'nın amucasıdır. Diğer bir kısım rivayetıere göre Yahya'nın babası ve mezkur Amr'ın babası olan Ebu'l-Hasan El-Ensari tarafından soru sorulmuştur. Buhari'nin ve diğer bazı alimlerin rivayetinde ise soru sahibi ismen belirtilmeyerek «Bir adam» diye geçer. Soru sahibinin ismi hususunda görülen ihtilafın bertaraf edilmesi için şöyle bir şey söylemek mümkündür: Abdullah bin Zeyd'in yanında. Hadis'in ravisi Yahya bin Ammare El-Mazini. Yahya'nın amcası Amr bin Ebi'l-Hasan ve Amr'ın babası Ebu'l-Hasan El-Ensari toplu halde bulunmuşlardır. El-İsmaili'nin rivayetindeki «Biz Abdullah'a söyledik ki..." tabiri bu yorumu destekler. AbduIlah (r.a.)'e soruyu yöneIten zat, Amr'dır. Ebu'l-Hasan onun babası ve büyüğü, Yahya da Hadis'in ravisi olduğundan bunlar da mecazi olarak soru sahibi gösterilmiştir. Abdullah bin Zeyd'in, Amr bin Yahya'nın dedesi olduğu ifade edilmiştir. Ayni ve bazı alimler: Amr'ın, annesi AbduIlah'ın kızıdır,. demişlerdir. Fakat El-Hafız bunun bir yanılma olduğunu, çünkü İbn-i Sa'd, Amr'ın anası Hamide bint-i Muhammed bin İyas bin El-Kebir'dir, dediğini beyan etmiştir. İbn-i Abdi'l-Ber de: Malik'ten başka kimse AbduIlah, Amr'ın dedesidir, dememiştir, diyerek bunun bir yanılgı olduğunu belirtmiştir. İbn-i Dakiki'l-İyd de aynı şeyi söylemiştir. EI-Menhel yazarı, bu nakilleri yaptıktan sonra sözlerine devamla şöyle der: Bu nakillerden anlaşılıyor ki AbduIlah bin Zeyd, Amr bin Yahya'nın ne anası ne de babası tarafından dedesi değildir. Hadisin Manası : Soru sahibi, AbduIIah bin Zeyd (r.a.)'den abdest tarifini uygulamalı olarak göstermesini istemiş, çünkü, bu tür öğretim daha etkilidir. Soru sahibinin ",.. Bana gösterebilir misin?'' diye istifhamda bulunmasının sebebine gelince EI-Menhel yazarı diyor ki: AbduIIah bin Zeyd'in bunu unutmuş olması ihtimali karşısında soru sahibi istifhamda bulunmuştur. Çünkü arada bir hayli zaman geçmişti. Sindi ise şu yorumlarda bulunmuştur: Her sahabinin Peygamber'in abdestini izlemiş olması sahabiliğin şartı değildir. ~ Dolayısıyla AbduIIah (r.a.) Peygamber'in abdest alışını görmemiş olabilir. Haliyle görmediği bir şeyi göstermesi mümkün olmaz. Yahut, göstermek için gereken su ve kabın bulunması ve zaman ile durumun müsaid olması şarttır. Bu imkanlar el vermeyince göstermek mümkün olmaz. Veyahut sorunun nezaket içinde yöneltilmesi için istifham şekli kullanılmıştır. ' «Ellerine su döktükten sonra iki defa yıkadı» parçasına gelince bu rivayete göre AbduIIah bin Zeyd ellerini iki defa yıkamıştır. Malik, Buhari ve Beyhaki'nin rivayetleri de böyledir. Ebu Davud'un rivayetinde elleri kaç defa yıkadığı belirtilmemiştir. Buhari'nin diğer bir rivayetinde ve Müslim'in rivayetinde "Ellerini üç defa yıkadı» . deniliyar. Demek ki Abdullah bin Zeyd ellerini iki veya üç defa yıkamıştır. Üç defa yıkadığına dair olan ve güvenilir rivayetlerin çokluğu dolayısıyla tercih edilmesi uygundur. Hadisenin iki ayrı zaman tekerrür ettiği ve birisinde iki, diğerinde üç defa ellerini yıkadığı söylenemez. Çünkü tahriç eden zat (Amr bin Yahya) tektir. Asıl da olayın tekerrür etmeyişidir . ''Yüzünü üç defa yıkadıktan sonra kollarını ikişer defa yıkadığı'' hususu, Amr bin Yahya'dan yapılan bütün rivayetlerde aynıdır. Yani hepsinde kolların ikişer defa yıkandığı mervidir. Lakin Müslim'in, Habban bin Vasi' tariki ile AbduIIah bin Zeyd'den yaptığı rivayette, AbduIIah, Resul-i Ekrem'in (mubarek) kollarını üç defa yıkadığını gördüğünü söylemiştir. İki hadisi tahriç edenler ayrı iki zat olduğu için Resül-i Ekrem'in iki ayrı zamanda aldığı abdestlerin birisinde ikişer defa ve diğerlerinde üçer defa kollarını yıkadığına Abdullah'ın şahit olması muhtemeldir. Olayın bir defa vuku bulduğu farzedildiği takdirde üçer defa yıkamaya ait rivayetler, çokluğu ve kuvvetliliği dolayısıyla tercih edilir. Nevevi, Müslim'in şerhinde: ''Hadis, abdest uzuvlarının bir kısmının üçer ve diğer bir kısmının ikişer defa yıkanmasının caizliğine delalet eder. Böyle alınan abdest şüphesiz caizdir. Fakat müstehab olan şekil abdest uzuvlarının hepsinin üçer defa yıkanmasıdır. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bazı vakitlerde müstahab olan şekle muhalefet etmesi bunun caizliğini beyan etmek içindir. Nasıl ki Resulullah (s.a.v.), caizliğini beyan etmek için bazı zamanlarda abdest uzuvlarını birer defa yıkamıştır. Peygamber'in o zamanlarda böyle abdest alması O'nun için daha faziletlidir. Çünkü şer'i hükmün beyanı O'na vacibtir. Hükmün, dil ile anlatmak suretiyle beyanı mümkün ise de bilfiil yapmak ve tatbikini göstermek süretiyle açıklanması daha etkili ve yanlış yorumIardan daha uzaktır.'' (---El•Menhel'den yapılan nakil burada bitti---) Hadisin bundan sonraki kısmında Abdullah bin Zeyd'in başının tamamını meshettiği bildiriliyor. BAŞIN NE KADARINI MESHETMEK VACİBTİR ? Sünen-i Ebu Davud'un "Peygamber'in abdest sıfatı'' başlığı altındaki babta rivayet olunan ilk hadisin şerhinde EI-Menhel yazarı başın meshi hakkında aşağıdaki bilgiyi vermektedir: "Abdestte başın meshedilmesi gerekliliği Kitab, Sünnet ve İcma' ile sabittir. Başın ne kadarını meshetmenin vacip olduğu hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Şöyle ki: Hanefi alimlerden alman bir rivayete göre başın dörtte birisini meshetmek vacibtir. Diğer bir rivayete göre el parmaklarından üç parmakla yapılan mesh kafidir. Hanefi'lerin delili Müslim ve başkasının rivayet ettiği El-Muğire'nin hadisidir. Bu hadiste Peygamber'in (bir defa) abdest alırken başının nasiyesi (= ön kısmı) nı meshettiği bildiriliyor. Onlar nasiyeyi başın dörtte bir miktarı olarak takdir etmişlerdir. Şafii alimlere göre başın bir saç telini veya başın sınırı içinde kalan bir saç parçasını meshetmek kafidir. Fakat başın sınırından çıkacak şekilde uzamış olan bir saç telinin ucunu meshetmek kafi değildir. Onlar derler ki; Resul-i Ekrem'in nasiyesini ve sarığının üstünü meshetmekle yetindiği sabittir. Hiç kimseye nasiye kısmının meshedilmesi zorunludur dememiştir. Şu halde önemli olan başın bir kısmını meshetmektir. Nasiye, başın dörtte birinden daha az bir parça olup bununla yetinildiğine göre başın tamamını veya dörtte birini meshetmenin vacib olmadığı sonucu alınıyor. Malik, Ahmed bin Hanbel ve bazı alimler ise başın tamamını meshetmek vaciptir, demişlerdir. Bazı Maliki alimler de başın üçte ikisini, diğer bir kısmı da üçte birisini meshetmek vaciptir, demişlerdir. Başın tamamını meshetmek vacibtir, diyenlerin delili bu babta rivayet edilen Osman bin Affan ve AbduIIah bin Zeyd'in hadisleridir. Çünkü Peygamber'in abdestini uygulamalı olarak gösteren bu iki zat başının tamamını meshetmişlerdir. (Yukarda görüşleri belirtilen 4 mezheb imamlarının başka delilleri EI-Menhel'de belirtilmiştir. KAÇ DEFA MESHEDİLİR? Hadisin zahirine göre bir defa meshetmekle yetinilmiştir. Ebu Hanife, Malik ve Ahmed bin Hanbel bu ve benzeri hadisleri delil göstererek böyle hükmetmişlerdir. Şafii, Ata' ve bazı alimler ise baş'ın üç defa meshedilmesi sünnettir, demişlerdir. Onların delili, Müslim ve Ebu Davud'un rivayet ettikleri Hz. Osman (r.a.)'ın şu manadaki hadisidir: ''Resulullah (s.a.v.) (azasının) abdestini üçer defa aldı." Diğer taraftan, abdestin bütün uzuvları üçer defa yıkandığına göre başın meshini de bu uzuvların yıkanmasına kıyaslamışlardır. Bu Aimler; başın bir defa meshedildiğine dair olan rivayetler, bunun caizliğini beyan etmek içindir, demişlerdir
حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِدْرِيسَ الشَّافِعِيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ - وَهُوَ جَدُّ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى - هَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تُرِيَنِي، كَيْفَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَتَوَضَّأُ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ نَعَمْ . فَدَعَا بِوَضُوءٍ فَأَفْرَغَ عَلَى يَدَيْهِ فَغَسَلَ يَدَيْهِ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ تَمَضْمَضَ وَاسْتَنْثَرَ ثَلاَثًا ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا ثُمَّ غَسَلَ يَدَيْهِ مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ إِلَى الْمِرْفَقَيْنِ ثُمَّ مَسَحَ رَأْسَهُ بِيَدَيْهِ فَأَقْبَلَ بِهِمَا وَأَدْبَرَ بَدَأَ بِمُقَدَّمِ رَأْسِهِ ثُمَّ ذَهَبَ بِهِمَا إِلَى قَفَاهُ ثُمَّ رَدَّهُمَا حَتَّى رَجَعَ إِلَى الْمَكَانِ الَّذِي بَدَأَ مِنْهُ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَيْهِ .
Sahih
Osman bin Affan (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm abdest aldı ve (abdestte) başını bir defa mesnetti
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ الْعَوَّامِ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَمَسَحَ رَأْسَهُ مَرَّةً .
Sahih
Ali (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (abdest alırken) başını bir defa meshetti
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي حَيَّةَ، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَسَحَ رَأْسَهُ مَرَّةً .
Sahih
Seleme bin El-Ekva' (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm abdest aldı da başını bir defa meshetti. Not: Zevaid'de: Hadisin ravilerinden Muhammed bin El-Haris'in sika olmakla beraber hataya düştüğü İbn-i Hibban tarafından belirtilmiştir, denilmiştir. Sindi diyor ki seneddeki ravi Yahya bin Raşid de zayıftır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَارِثِ الْمِصْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ رَاشِدٍ الْبَصْرِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى سَلَمَةَ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَمَسَحَ رَأْسَهُ مَرَّةً .
Hasan
Er-Rubeyyi' bint-i Muavviz bin Afra' (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest aldı ve (abdest alırken) başını iki defa meshetti. AÇIKLAMA : Hadisin zahirine göre Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), başını iki defa meshetmiştir. Tirmizi bu hadisten hemen sonra Er-Rubeyyi'den rivayet ettiği ve sahih olduğunu belirttiği diğer hadiste Er-Rubeyyi' Resul-i Ekrem'in başını bir defa meshettiğini açıkca söylüyor. Ebu Davud'un süneninde de Er-Rubeyyi'nin her iki hadisi rivayet edilmiştir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe, Ebu Davud'un şerhi EI-Menhel ve İbn-i Maceh'in haşiyesi Sindi: Er-Rubeyyi'nin sahih ve sabit olan' hadisi Resul-i Ekrem'in, başını bir defa meshetmiş olduğunu bildirir. Resul-i Ekrem. ellerini başının ön tarafından ensesine kadar sürmesi ve tekrar geri getirmesi bir mesh sayılır. Er-Rubeyyi: İki defa meshetti, dediği rivayette ellerin ön taraftan arka tarafa götürülmesini bir defa ve öne doğru geri getirilmesini de ayrı bir defa saymakla meshin iki defa yapıldığını kasdetmiştir. Halbuki bu iki hareket bir mesh sayılır. Er-Rubeyyi'nin bu iki hadisini Tirmizi ve Ebu Davud'dan başka Beyhaki de rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذِ ابْنِ عَفْرَاءَ، قَالَتْ تَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَمَسَحَ رَأْسَهُ مَرَّتَيْنِ .
Hasan Sahih
(Abdullah) İbn-i Abbas (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (abdest alırken) kulaklarım mesnetti. Dahiline (=yüze bakan kısmına) şahadet parmaklarını ve zahirine (başa bakan kısmına) baş parmaklarını sürerek kulakların zahirini ve batınını mesnetti. AÇIKLAMA : Hadis, kulakların zahir ve batınını mesh etmenin meşruluğuna delalet eder ve meshin yapılış tarzını bildirir. Tirmizi'nin rivayetinde: İbn-i Abbas (r.a.). Resul-i Ekrem'in kulaklarının zahir ve batınını meshettiğini beyan eder. Tuhfe yazarı burada şu malumatı verir: Kulakların zahiri baş tarafına bakan kulakların dış kısmıdır. Batını ise yüze bakan cephesidir. El-Hafız,' Telhis'te anlattığına göre, İbn-i Hibban da İbn-i Abbas'ın hadisini kendi sahih'inde zikretmiş (O rivayette de burada olduğu gibi meshin yapılış şekli anlatılmıştır.' Ve İbn-i Huzeyme ile İbn-i Mendeh'in bunu sahih gördüklerini beyan etmiştir. El-Hafız bu arada Hadisin Nesai. İbn-i Maceh, El-Hakim ve El-Beyhaki tarafından rivayet edildiğini bildirmiştir. ''Miftahu'l-Hace yazarı da, yukarıda anılan zatlar tarafından Hadis'in rivayet edildiğini belirtirken, Hadis'in lafızlarının buradaki lafızlara yakın olduğunu da bildirir. Daha sonra şöyle der: 'Bu babta rivayet edilen hadisler, kulakların zahir ve batınını meshetmenin meşruluğuna delalet ederler. Ancak kulakların meshi için eller yeniden ıslatılacak mı? yoksa başın meshinden dolayı ellerde bulunan ıslaklıkla yetinilecek mi?' EL-MENHEL'DE BU KONUDAKI GÖRÜŞLER ŞÖYLE ANLATILIYOR Hanefi alimler: Kulakların meshi sünnettir. Başın meshinden dolayı ellerde ıslaklık kalmış ise yeniden eller ıslatılmadan kulaklar meshedilir. Aksi takdirde eller suyla ıslatılarak mesih işi yapılır, demişlerdir. Şafii alimler: Başın meshinden sonra kulakların zahir ve batınını yeni bir suyla meshetmek sünnettir. (Ve üç defa tekrarlanması sünnettir), demişlerdir. Hanefi alimlerin delili Ebu Davud'un ''Peygamber'in abdest sıfatı'' babında rivayet ettiği İbn-i Abbas'ın Hadisindeki şu parçadır: "Ibn-i Abbas, - Peygamber'in abdestini tarif ederken - kollarını üçer defa yıkadıktan sonra su alarak başını ve kulaklarının zahirIerini ve batınlarını birer defa meshetti.' Şafii'lerin delili ise Beyhaki'nin rivayet eıtigi ve Senedinin sahih olduğunu söylediği AbduIIah bin Zeyd'in hadisinin şu parçasıdır: ResuluIlah - abdest alırken- başının meshi için aldığı sudan başka kulakları için su aldı.'' Malikiler'in cumhüru: Kulakların zahir ve batını meshetmek sünnettir, demişlerdir. Bunlardan İbn-i Mesleme ile El-Ebheri kulakların meshi farzdır, demişlerdir. Kulağın meshi için yeni su almak bazılarına göre sünnet olup bir kısım Maliki'lere göre müstahabtır. Hanbeli'ler ise: Kulakların zahir ve batınını meshetmek vacibtir. Kulağın meshi için yeni su almak da sünnettir, demişlerdir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَسَحَ أُذُنَيْهِ دَاخِلَهُمَا بِالسَّبَّابَتَيْنِ وَخَالَفَ إِبْهَامَيْهِ إِلَى ظَاهِرِ أُذُنَيْهِ فَمَسَحَ ظَاهِرَهُمَا وَبَاطِنَهُمَا .
Hasan
Er-Rubeyyi (bint-i Muavviz) Radiyallahu anha)'den: şöyle söylemiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest aldı ve (abdestte) kulaklarının zahirini ve batınını meshetti
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَمَسَحَ ظَاهِرَ أُذُنَيْهِ وَبَاطِنَهُمَا .
Hasan
Er-Rubeyyi bint-i Muavviz bin Afra' (Radiyallahu anha)'den: şöyle söylemiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldı ve (kulaklarını meshederken) iki (şahadet) parmak ucunu iki kulağının deliklerine soktu. Ebu Davüd ve Beyhaki de bu Hadisi rivayet etmişlerdir. EBU DAVUD HADİS’İ VE AÇIKLAMA İÇİN BURAYA TIKLAYIN
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذِ ابْنِ عَفْرَاءَ، قَالَتْ تَوَضَّأَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَدْخَلَ إِصْبَعَيْهِ فِي جُحْرَىْ أُذُنَيْهِ .
Sahih
El-Mıkdam bin Madikerib (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldı ve (abdest alırken) başını ve kulaklarının zahirini ve batınını mesnetti. Ebu Davud, El-Beyhaki ve Ahmed (r.a.) de hadisi rivayet ettiler
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا حَرِيزُ بْنُ عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَمَسَحَ بِرَأْسِهِ وَأُذُنَيْهِ ظَاهِرَهُمَا وَبَاطِنَهُمَا .
Sahih
(Abdullah bin Zeyd Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: «Kulaklar baş'tan (birer parça)dır.» Not: Zevaid'de denilmiş ki, eğer son ravi Süveyd bin Said bellemiş ise bu isnad hasendir. AÇIKLAMA 445’te
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " الأُذُنَانِ مِنَ الرَّأْسِ " .
Sahih
(Ebu Ümame Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kulaklar baştandır.» buyurdu. Ve (abdest alırken) başını bir defa meshederdi, gözün burun tarafındaki uçları da meshederdi.» EBU DAVUD HADİS’İ VE AÇIKLAMASI İÇİN BURAYA TIKLAYIN AÇIKLAMA 445’te
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، أَنْبَأَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ سِنَانِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " الأُذُنَانِ مِنَ الرَّأْسِ " . وَكَانَ يَمْسَحُ رَأْسَهُ مَرَّةً وَكَانَ يَمْسَحُ الْمَأْقَيْنِ .
Sahih
(Ebu Hureyre Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Kulaklar baştan (birer parça) dır.» Not: Ravilerinden Amr bin EI•Husayn ve Muhammed bin Abdillah'ın zayıflığı sebebiyle Ebu Hureyre'nin bu hadisine ait isnadın zayıflığı Zevaid'de belirtilmiştir. AÇIKLAMA : Ayrı ayrı senedIerle rivayet edilen 'Kulaklar baştandır' Hadisinin manası; Sindi, EI-Menhel ve Tuhfe'de beyan edildiği gibi kulaklar başın bir parçası sayılarak onunla beraber ve onun suyu ile meshedilir. Yeni bir su alınmaz. Hanefi alimler bu ve benzeri hadislere dayanarak kulalklar başla beraber ve baş için alınan su ile meshedilir, demişlerdir. Malik, Ahmed ve bazi alimler: Kulaklar baştan birer parçadır fakat, yani bir su ile meshedilmeleri matlubtur. Çünkü El-Hakim'in rivayet ettiği Abdullah bin Zeyd'in hadisi bunu gerektirir, demişlerdir. Şafiiler ise kulakları müstakil bir uzuv sayarak onun meshi için yeni bir suyun alınması gerekir, demişlerdir. Onların delili de Abdullah bin Zeyd'in hadisidir. El-Hafız'ın beyanına göre Malik, EI-Muvatta'da Nafi'den oda İbn-i Ömer'den rivayet ettiğine göre İbn-i Ömer (r.a.) kulaklarının meshi için parmağı ile yeni su alırdı. Tirmizi, Ebu Ümame'nin hadisini naklettikten sonra şöyle der: "Kulakların baştan olduğuna dair Enes (r.a.)'den de rivayet vardır. Sahabilerden ve onlardan sonra gelenlerden ilim ehlinin çoğunun uygulaması bu şekildedir. Yani kulakları baştan saymışlardır. Süfyan-i Sevri, İbnü'l-Mübarek, Ahmed ve İshak da böyle demişlerdir. Bazı ilim adamları kulakların yüze bakan tarafı yüzden ve diğer tarafı baştan saymışlardır. Ebu Davud da Ebu Ümame'nin hadisini rivayet etmiştir. Şerhi El-Menhel Hadisin izahını yaparken bu arada kulakların meshi ve bunun baştan bir parça mı, yüzden bir parça mı veyahut müstakil bir uzuv mu sayıldığı yolundaki alimlerin görüşlerini ve her görüşün mesned ve delillerini birer birer yazmaktadır. Ebu Ümame r.a. hadisindeki "Gözün burun tarafındaki uçları da meshederd.'' parçasını El-Menhel şöyle açıklar: Yami bu uçları ovardı. Ahmed'in rivayetinde: ....= "Anılan uçları ovardı" cümlesi kullanıımıştır. 'Tiybi demiştir ki, Resul-i Ekrem (s.a.v.) isbağda mübalağa etmek için müstehab olmak üzere bu uçları ovardı. Çünkü göze sürülen. sürme ve benzeri şeylerden veya göz yaşlarından - akan bir şeyler gözün bir kenarında birikebilir. Göz çapağı denilen bu birikinti burun tarafına bakan göz kenarında olabildiğigi gibi karşı tarafında olabilir. Bu nedenle abdest alınırken gözlerin iki kenarını da avmak ınüstehabtır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الْحُصَيْنِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُلاَثَةَ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ الْجَزَرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " الأُذُنَانِ مِنَ الرَّأْسِ " .
Sahih
El-Müstevrid bin Şeddad (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm: Abdest aldı ve (abdest alırken sol elin) serçe parmağı ile her iki ayak parmaklarını hilalladı. Müellif, Ebü'l-Hasan bin Seleme, Hallad bin Yahya EI-Hülvani, Kuteybe ve İbn-i Lahia'dan kurulu ikinci bir senedile de rivayettebulunmuştur. Diğer tahric: Tirmizi. Ebu Davud. Nesai ve Beyhaki AÇIKLAMA : Hadis, abdest alınırken ayaklar yıkandığı zaman parmak aralarının hilallanmasının meşruluğuna ve hilallamanın elin serçe parmağı ile yapılmasının matlub olduğuna (istendiğine) delalet eder. Hadis, Tirmizi ve Ebu Davud'da da geçmektedir. Oralarda «Hallele = hilallama" tabiri yerine «Delk - ovma" tabiri kullanılmış ise de şarihler bu tabiri hilallamak olarak yorumlamışlardır. Serçe parmağından maksadın da sol elin serçe parmağı olduğu yine şerhlerde beyan edilmiştir. Ebu. Davud, Hadisi, ''Ayakları yıkamak" babında rivayet etmiştir. Şerhi EI-Menhel'de şöyle deniliyar: «Delk, aslında uzuv üzerinde el geçirmek ve ovmaktır. Hilallamak da delk'in bir nevidir. Hilallamak,sağ el ile yapilan şerefli işlerden sayılmadığı için serçe parmağı ile sol el'in serçe parmağının kasdedilmesi açıktır. EI-Mirkat yazarı: İbn-i Hacer demiştir ki: «Eğer ravi EI-Müstevrid delk ile hilallamayı kasdetmişdi ise, Hadis, ayak parmaklarının serçe parmağı ile hilallamanın mendubluğuna delalet eden bir delildir. Sol elin serçe parmağı hilallamaya tahsis edilmiştir. Çünkü ayak parmaklarını hilallamak hürmet edilmesi gereken işlerden olmadığı için sol elin parmağı uygun görülmüştür. Eğer EI-Müstevrid, delk ile serçe parmağıyla ayak parınaklarını ovmayı kasdetmiş ise, Hadis abdest uzuvlarını ovmanın mendubluğuna delalet eder Mezhebimiz de ovmanın mendubluğudur. Veyahut ovmanın vacibliğine delalet eder ki Malikiler'in mezhebi budur. Ben derim ki: Dinde ihtiyat olmak üzere ve Malikiler'in görüşüne muhalefet etmemek için ovmak bizim mezhebimizde de mustahabdır. der. HADIS'İ RİVAYET EDENLER Tirmizi. Ebu Davud. Nesai ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Seneddeki ravilerden İbn-i Lahia'nın zayıf olduğunu söyleyenler bulunduğu için Tirmizi, Hadis garibtir. İbn-i Lahia'nın hadisi olarak tanırız demiştir. Fakat Tirmizi'nin şerhi Tuhfe yazarı şöyle der: «En-Neyl'de belirtildiği gibi isnadın garipliği hadisin hasen oluşunu engellemez. İbn-i Seyyidi'n-Nas böyle demiştir. Kaldı ki hadisin Yezid bin Amr'dan rivayetinde İbn-i Lahia yalnız değildir. El-Leys bin Sa'd ve Amr bin El-Haris de Yezid bin Amr'dan rivayette bulunmuşlardır. Bu nedenle hadis, sahih olup garibliği kalmamıştır. Bu bilgiyi En-NeyI'den almıştır. EI-Menhel de bu malumatı El-Hafız İbn-i Hacer'den naklen beyan etmiş ve rivayetin İbnü'l-Kattan tarafından sahih görüldüğü ifade edilmiştir. Hadiste ayak parmaklarının hilallanması belirtilmiştir. Diğer hadislerden anlaşılacağı gibi el parmaklarını hilallamak da meşrudur. Buna ait fıkhi hükümleri o hadislerin izahı bahsinde anlatacağız. İnşaallah !!! EBU DAVUD HADİS’İ VE AÇIKLAMASI İÇİN BURAYA TIKLAYIN
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حِمْيَرَ، عَنِ ابْنِ لَهِيعَةَ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ عَمْرٍو الْمَعَافِرِيُّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيِّ، عَنِ الْمُسْتَوْرِدِ بْنِ شَدَّادٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَخَلَّلَ أَصَابِعَ رِجْلَيْهِ بِخِنْصِرِهِ . قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا خَازِمُ بْنُ يَحْيَى الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Hasan Sahih
(Abdullah) bin Abbas (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Namaza durmak istediğin zaman abdesti isbağ et (gereği gibi tam al) Ellerin ve ayakların parmaklarının arasını da (hilallamak suretiyle) su ulaştır.» Not: Zevaid'de: Tirmizi de Hadis'i rivayet ederek hasen olduğunu söylemiştir. Ravilerinden Salih Mevla Tev'eme. son zamanlarında (rivayetleri karıştırmış ise de, bu duruma gelmeden önce kendisinden Musa bin Ukbe rivayette bulunmuş, denilmiştir. (Tuhfe;nin En-Neyl'den naklen beyan ettiğine güre Buhari de aynı nedenle Hadisi hasen görmüştür.) İmam Ahmed’in Müsnedinde hadis’in tamamı şöyledir. İbn Abbas der ki: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e namazla ilgili bir şey sorunca, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''EI ve ayak parmaklarını hilalle'' -Yani güzelce abdest al- buyurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in adama söyledikleri arasında şunlar da vardı: "Rükuya vardığın zaman avucunu diz kapaklarına iyice yerleştir. Secdeye gittiğinde toprağın sertliğini hissedecek şekilde alnını yere değdir.'' Bu Hadis Sahihtir
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ الْجَوْهَرِيُّ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ صَالِحٍ، مَوْلَى التَّوْأَمَةِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا قُمْتَ إِلَى الصَّلاَةِ فَأَسْبِغِ الْوُضُوءَ وَاجْعَلِ الْمَاءَ بَيْنَ أَصَابِعِ يَدَيْكَ وَرِجْلَيْكَ " .
Sahih
Lakit bin Sabıra (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir. «Abdestini isbağ et ve parmakların arasını hilalle.» AÇIKLAMA : İsbağ: Güzelce, sünnet ve farzlarına dikkat ederek yapmak. demektir. Hadisin sonunda parmak aralarının hilallanması emredilmiştir. Lakit'in bu hadisi Şafii, Ahmed, Tirmizi, Nesai, Ebü Davud, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, Hakim, Beyhaki ve İbn-i Carud tarafından da kısa ve uzun metinler halinde rivayet edilmiştir. Hepsinde parmaklar arasının hilallanması emrolunmuştur. EI-Menhel yazarı şöyle bir bilgi verir: «Hadisin zahiri parmakların bilallanmasının vücubunu ifade eder. Malikiler el parmakları hakkında bilallamanın vucubuna ve ayak parmakları için de hilallamanın mendubluğuna bükmetmişlerdir. Sebebine gelince, onlar abdest uzuvlarını ovmayı vacib görmüşlerdir. El parmakları birbirinden ayrılmış durumda olduğu için her parmak müstaki} bir uzuv gibi sayılmış ve ovulması vacib kılınmıştır. Ayak parmakları ise birbirine bitişik olduğu için tek uzuv itibar edilerek hilallanması vacip görülmemiştir. Malikiler'den başka bütün alimler el ve ayak parmakIarı arasında bir fark gözetmeden hepsinin aralarının bilallanmasını sünnet görmüşlerdir. Peygamber'in abdest alış şeklini tarif eden hadislerde el ve ayak parmaklarını hilallamaktan bahsedilmediği için hilallamaya ait bu ve benzeri hadislerdeki emri mendubluk için telakki etmişlerdir.' Böylece rivayetleri toplayıp aralarını telif etmişlerdir. Parmakların arasını hilallamak sünnettir, diye hükmeden alimler, eğer hilallama yapılmadan parmaklar arası normal bir şekilde suyla ıslanırsa hüküm budur. Şayet hilallamadan parmaklar arası ıslanmazsa hilallamak ittifakla vacibtir, demişlerdir. EI-Menhel yazarı bu arada hilallama hakkında varid olan hadisleri ve bunların sıhhat ve zayıflığı konusunda yapılmış olan tartışmaları ve bazı nakilleri beyan eder. Daha sonra şöyle der: Hilallamaya ait hadislerin sahihliği konusunda bazı konuşmalar yapıldığını bilmiş olunuz. Bu nedenle hadisler, hilallamanın vucubuna, delil olmazlar. Sahih olduklarını kabul ettiğimiz takdirde bunlardaki emir mendubluğa yorumlanır ki, Peygamber'in abdest şeklini tarif eden ve hilallamadan hiç bahsetmeyen çok sayıdaki sahih hadıslere ters düşmesin, rivayetler arasında bir ihtilaf bulunmasın. Bunun içindir ki cumhur, el ve ayak parmakların arasını hilallamayı müstahab saymışlardır. Hilallama'nın en mükemmel şekli; El parmaklarının hilallanması için sağ elin ayası sol elin üzerine konup parmaklar birbirinin arasına sokulur. Ayak parmaklarını hilallamak için de sol elin serçe parmagı ile sağ ayağın serçe parmağından hilallamaya başlanmalı; hilallama işi ayağın altından üstüne doğru yapılmalı ve sırayla devam edilerek sol ayağın serçe parmagında bitirilmelidir. Böyle yapılırsa hem kolay" hem de sağdan başlama prensibine riayet edilmiş. olur." Şafii mezhebine göre el parmakları hilallanırken şöyle de olabilir: Sol elin ayası sağ elin ters yüzüne konup parmaklar birbirinin arasına sokulur ve bundan sonra. da sağ elin ayası, sol elin ters yüzü üzerine bırakıp parmaklar birbirinin arasına sokulur. Şekil önemli değildir. Önemli olan, bilallamayı' ihmal etmemektir. Parmak aralarına da suyun geçirilmesidir önemli olan
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ الطَّائِفِيُّ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ لَقِيطِ بْنِ صَبِرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَسْبِغِ الْوُضُوءَ وَخَلِّلْ بَيْنَ الأَصَابِعِ " .
Daif
Ebu Rafi' (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldığı zaman yüzüğünü (altı iyice ıslansın diye) oynatırdı. Not: Ravilerinden Ma'mar bin Muhammed ve babası Muhammed bin Ubeydullah zayıf oldukları gerekçesi ile isnadın zayıf olduğu, Zevaid'de bidirilmiştir
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مُحَمَّدٍ الرَّقَاشِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا تَوَضَّأَ حَرَّكَ خَاتَمَهُ .
Sahih
Abdullah bin Ömer (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest alıp ökçelerine su değmediği görülen bir cemaat gördü. Bunun üzerine : «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere. Abdesti tam alınız.» buyurdu." Diğer tahric: Müslim ve Beyhaki, müteaddid yollarla Hadisi bu metinle tahric ettiler. Ayrıca Buhari ve Nesai de tahric ettiler. AÇIKLAMA : A'kaab: Akib'ın çoğuludur. Akib: Ökçe demektir. Veyl: Bu kelime muhtelif şekillerde manalandırılmıştır: Helak, en çetin azab, cehennemde kan ve irinden meydana gelen dağ, keder, yazık, maşakkat ve cehennemde bir dere olarak açıklanmıştır. El-Hafız İbn-i Hacer, El- Fetih'te Veyl kelimesinin manasında değişik sözler söylenmiştir. En kuvvetlisi, İbn-i Hibban'ın kendi sahihinde 'Ebu Said (r.a.)'den rivayet etliği şu mealddeki merfu' hadistir: »Veyl Cehennem'de bir deredir." Buna göre Veyl, özel isimdir. İsbağ: 45, babta izah edildiği gibi abdesti tam olarak almaktır. Hadis, Ebu Davud'un süneninde Abdestte İsbağ babında rivayet edilmiştir. Ravisi yine AbduIIah bin Ömer (r.a.)'dir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e ait olan metin buranın aynısıdır. Abdullah'a ait metin İse mealen şöyledir: «Resulullah (s.a.v.) ökçelerine su değmediği görülen bir cemaat gördü ... » EI-Menhel yazarı Hadisin açıklaması ile ilgili olarak şu bilgiyi verir. «ResuI-i Ekrem, anılan cemaati, abdestlerini bitirdikleri zaman görüyor ve ökçelerine su değmediği besbelli olduğundan Hadis'teki tehdidi ferman buyuruyor. Cemaatin ökçelerini yıkamamalarının sebebi hususunda şöyle denilmiştir: Anılan cemaat yeni müslüman olmuştu. Dini hükümleri yeni öğreniyorlardı. Ayakların çcğunu yıkamanın kafi geldiğini sanıyorlardı. Yahut bunlar ikindi namazının vakti daraldığı için çarçabuk abdest aldıklarında ökçelerine su değmediğinin farkına varmamışlardı. Nitekim Müslim'in AbduIIah bin Amr bin El-As (r.a.)'dan tahric ettiği Hadis'in rivayetinae İbn-i Amr (r.a.) şöyle söylemiştir: «Biz ResululIah (s.a.v.)'in refakatında Mekke'den Medine'ye döndük. Yolda bir su başına vardığımız zaman bir cemaat ikindi namazı için acele etti. Çarçabuk abdest aldı. Biz onların yanına vardığımız zaman ökçeleri, kuru kaldığından bembeyaz görülüyordu ... " Hadiste, abdest alınırken yıkanmayan ökçelere azab olsun buyurulmuştur. Abdestin, diğer uzuvları da aynı durumdadır. Hangisi yıkanmazsa aynı beddua onun içinde geçerlidir. Hadisin buyurulmasına neden olan hadisede ökçeler kuru bırakıldığı ve genellikle ökçelerin yıkanması ihmal edildiği için hadiste ökçeler söz konusu edilmiştir. Bazı bid'at ehli, mezkur cemaatin ökçelerinde necaset bulunduğunu ve bu nedenle Hadiste tehdit edildiklerini sanmışlar ise de bu zan tamamen yersizdir. Hadiste buyurulan tehdit cümlesinden sonra abdestin İsbağı (tastamam alınması) na ait emir, cemaatin abdest uzuvlarını iyice yıkamadıklarının ve kusurlarının bu yönden olduğuna delalet eder. Hadis'te "Ökçelere azab ... " parçasını Sindi şöyle açıklar; Fıkradan maksad, abdest alırken ökçelerini yıkamayı ihmal eden ökçe sahibIerine azab olsun. Yahut bu kusuru işleyenlerin ökçelerine azab olsun. Bu takdirde iyi yıkanmayan ökçelerin ta'zib edileceği bildirilmiş oluyor. HADİSTEN ÇIKARILAN HÜKÜMLER : El-Menhel yazarı hadisten aşağıdaki hükümlerin çıkarıldığını ifade eder: 1. Yıkanması farz olan abdest uzuvlarının her tarafının yıkanması farzdır. 2. Yıkanması farz olan abdest uzuvlarından birisinin ufak bir yeri bile yıkanmamış olursa alınan abdest sahih değildir. 3. Kişi, kendisine yüklenen farzlardan bir şey ihmal ederse Cehennem azabına mustahak olur. 4. Cahil'i bilgilendirmek ve irşad etmek meşrüdur. 5. Alim'in, dine aykırı gördüğü şeyleri reddetmesi, hatta ağır söz söylemesi matlubtur. EI-Menhel'de bildirilen hükümlerden başka şunlar da çıkarılıyor: 6. Abdest alırken ayakları yıkamak farzdır. Çünkü eğer meshetmek kafi gelseydi ökçeden bir yerin yıkanmamasından dolayı tehdit buyurulmazdı. 7. Ruhla beraber cesed de azab edilir. EhI-i Sünnet'in mezhebi de budur. Mütercim olarak bir tereddüdüm Elimde müellifin süneninden üç nüsha vardır. Bunlardan Muhammed Fuad Abdulbaki'nin tahkiki ile basılan nüshada Hadis'in ravisi AbduIIah bin Ömer (r.a.) gösteriliyor, Sünen-i Ebi Davud'un "İsbağu'I-Vudu" babmdaki ravi yine İbn-i Ömer'dir. Kenarında Sindi haşiyesi bulunan nüshamızda yine AbduIIah bin Ömer'den rivayet yapılıyor. Sindi haşiyesinde ise AbduIlah bin Amr geçiyor. Kenarında Miftahu'l-Hace haşiyesi bulunan nüshada ve kenarındaki haşiyede AbduIIah bin Amr diye yazılıdır. «Ökçdere azab olsun» mealindeki,' Buhari ve 'Müslim'de bulunan rivayetler içinde Abdullah bin Ömer'e dayanan bir rivayete rastlamadım. Fakat AbduIIah bin Amr'e dayanan müteaddit rivayetler buldumi!'. Elimdeki Tirmizi nüshası da Buhari ve Müslim gibidir. Hadis'in Ebu Hureyre, AbduIIah bin Aı r, Aişe, Cabir bin AbdiIlah, Abdullah bin EI-Haris, Muaykib, Halid bin El-Velid, Amr bin El-'As, Şurahbil bin Hasan ve Yezid bin Ebi Süfyan (r.a.)'den rivayet edildiğini beyan ederken, AbduIIah bin Ömer (r.a.)'den bahsetmez. Ancak Tirmizi şerhi Tuhfe yazarı, İbn-i Ebi Şeybe'nin İbn-i Ömer'den Hadisi tahric ettiğini yazar. Acaba müellifimiz, İbn-i Amr'dan ve İbn-i Ömer'den de tahric etmiş, yoksa İbn-i Ömer'in yazılışı bir matbaa hatası mıdır? HADİSİ RİVAYET EDENLER Müslim ve Beyhaki, müteaddid yollarla Hadisi bu metinle, bir de (454 nolu) metin halinde tahric etmişlerdir. Buhari, Nesai ve bir rivayetinde Müslim, Yusuf bin Mahik'in Abdullah bin Amr'dan şu mealdeki metni rivayet etmişlerdir: «Bir yolculuğumuzda. Resulullah (s.a.v.) bizden geride kalmıştı. İkindi namazı vakti girdikten sonra bize yetiştiğinde abdes almakla meşgul idik Çarçabuk abdestimizi bitirelim diye ayaklarımızı meshetmeye giriştik. Bunun üzerine ResuluIlah (s.a.v.) ; , «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere.» buyurdu.» Tahavi de hadisi Ahmed bin Dallud EI-Mekki'den rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ رَأَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَوْمًا يَتَوَضَّئُونَ وَأَعْقَابُهُمْ تَلُوحُ فَقَالَ " وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ أَسْبِغُوا الْوُضُوءَ " .
Sahih
Aişe (Radiyallahu anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir; «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere.»
قَالَ الْقَطَّانُ حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمُؤْمِنِ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ " .
Sahih
Ebu Seleme (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Aişe (Radiyallahu anha), Abdurrahman (bin Ebi Bekr-i Sıddık) (Radiyallahu anhuma)yı abdest alırken gördü ve : — (Ya Abdurrahman!) Abdesti mükemmel al. Çünkü ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) arakıybe (= topuğun üstündeki kalın sinirlere)...» buyururken işittim, dedi. AÇIKLAMA : Hz. Aişe'nin hadisi Müslim'de müteaddit senedIerle Salim Mevla Şeddad'dan rivayet edilmiştir. Yalnız oradaki rivayette «Arakıyb = ökçeler üstündeki kalın sinirler» kelimesi yerine (451 nolu hadiste olduğu gibi "A'kaab = ökçder'' kelimesi bulunur. Oradaki ravi Salim Mevla Şeddad şöyle söylemiştir: Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.)'ın vefat ettiği gün ben Ebu Bekr'in oğlu Abdurrahman r.a. ile beraber Hz. Aişe r.anha'nın evine vardık. Abdurrahman içeri girerek, (kardeşi olan) Hz. Aişe'nin yanında abdest aldı. Bunun üzerine Aişe ; - Ya Abdurrahman abdestini isbağ et (= iyi all. Çünkü ben ResuluIlah (s.a.v.)'i «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere..» buyururken işittim. dedi.»
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ الْمَكِّيُّ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ رَأَتْ عَائِشَةُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ وَهُوَ يَتَوَضَّأُ فَقَالَتْ أَسْبِغِ الْوُضُوءَ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " وَيْلٌ لِلْعَرَاقِيبِ مِنَ النَّارِ " .
Sahih
Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere...» AÇIKLAMA : Ebu Hureyre r.a.'in hadisini Tirmizi de ayni metinle rivayet ederek, hasen ve sahih olduğunu belirtir ve Hadis, ayaklar mest içinde değil iken üzerine meshetmenin caiz olmadığına deIalet eder, demektir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe yazarı da: «Çünkü eğer ayakları meshetmek kafi gelseydi. ökçelerini yıkamayanlara Resulullah azab ile beddua etmezdi. Ebu Hureyre'nin hadisini Buhari, Müslim, Nesai ve İbn-i Maceh de rivayet etmiştir.» der. M üslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'den bir rivayeti şöyledir: ResuluIlah (s.a.v.), ökçelerini yıkamamış bir adam görerek: "Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmamış) ökçelcre ... " buyurmuştur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ " .