Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sünen-i İbn Mâce · 1. Bölüm
393 hadis, 14 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis53 dk okuma
Sahih
Huzeyfe (bin Ee-Yeman (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem). abdest aldı ve mesüerinin üzerine meshetti. AÇIKLAMA : Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahipleri rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bir kısmı daha. uzun olup, meshetme konusu dışında kalan bazı hususları da beyan eder. Yeri olmadığı için burada anlatılmasına gerek yoktur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو هَمَّامٍ الْوَلِيدُ بْنُ شُجَاعِ بْنِ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا أَبِي وَابْنُ، عُيَيْنَةَ وَابْنُ أَبِي زَائِدَةَ جَمِيعًا عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ .
Sahih
Muğtre bin Şu'be (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdestini bozmaya çıktı. Muğire de içinde su bulunan bir matara ile Onu izledi. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) ihtiyacını giderdikten sonra (gelip) abdest aldı ve mestler üzerine meshetti." AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Müslim ve, Sünen sahipleri' uzun ve kısa metinler halinde rivayet etmişlerdir. Bazı lafızlarda değişiklik varsa da hepsi Peygamber (s.a.v.)'in abdest aldığında mestler üzerine meshettiğini bildirmektedirler. Bu hadisde mestler üzerine meshetmenin meşruluğuna delalet eder. İmamiye mezhebine mensub olanlar ile hariciler ve Ebu Bekir bin Davud Ez-Zahiri. mestler üzerine meshetmenin caiz olmadığını söylemişlerdir. Bunlarabdest almaya dair Maide suresinin 6. ayetini delil göstererek; bu ayette ayakların yıkanması emredilmiştir, derler. Ayrıca Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest almayı öğrettiği şahsa: ''... Ve ayağını yıka .'' buyurması ve mestler üzerine meshetmekten bahsetmemesine dayanırlar. Bir de: 'Abdestte yıkanmayan topuklara azab olsun.' ile ayakları yikadıktan sonra: 'Ayakların yıkanması olmaksızın, Allah namazı kabul etmez.' mealIerindeki hadisleri mesned gösterirler ve meshe aİt hadislerin abdestayetiyle mensuh olduğunu söylerler. Alimlerin cumhüru mestler üzerine meshetmenin caizliğine hükmetmişlerdir. Hanefi alimlerinden İbnü'l-Himan Fethu'l-Kadir'de: 'Meshe ait hadisler çoktur. Ebu Hanife: Gün ışığı gibi apaçık delilleri bulduktan sonra mestler üzerine meshetmeyi caiz gördüm. Bunu caiz görmiyenin küfre gitmesinden endişelenirim. Çünkü bu hususta gelen eserler, tevatür haddini bulmuştur, demiştir. Ebu Yusuf da; Meshe ait haber meşhur olduğu için bununla ayetin neshi caizdir, demiştir' diye nakleder. El-Ayni de : Meshetmenin caizliğini hiç kimse inkar edemez. Ancak sapık bid'atçı inkar edebilir, demiştir. Hasan-i Basri de: 'Ben, yetmiş sahabiyle görüştüm. Hepsi mestler üzerine meshetmeyi meşru sayıyorlardı.' demiştir. Şafiiler'den Nevevi: İcma'ın oluşmasında sözü muteber olan bütün alimler hazarda ve seferde, ihtiyaç olsun olmasın mestler üzerine meshetmenin caizliği husüsunda, icma' etmişlerdir. Hatta. evinden çıkmayan kadın ve yürüyemeyen sakat kimse bile meshedebilir. Yalnız, Şiiler ve Hariciler, meshin caizliğini inkar etmişler ki, bunların muhalefeti muteber değildir. Malik'in mezhebi de meşhur rivayete göre cumhurun mezhebi gibidir. Sayılamıyacak kadar çok tabii bu hususu sahabilerden rivayet etmişlerdir. Ali, Aişe, İbn-i Abbas ve Ebu Hureyre (r.anhum)'un mestler üzerine meshetmeyi kabul etmediklerine dair yapılan isnad sabit değildir. Hz. Ali (r.a.)'e «Kitab. mestleri geçti.» şeklinde izafe edilen eser muttasıl bir isnad ile rivayet edilmemiştir. Hz. Aişe (r.anha)'nın: Mestler üzerine meshetme hükmü Ali bilir, diyerek mes'eleyi Hz. Ali'ye havale ettiği sabittir. İbn-i Abbas ise, abdest ayetinin inişinden sonra Peygamber (s.a.v.)'in meshetmesi sabit olmadığı zaman bundan kerahat ettiği, bilahare Peygamber (s.a.v.)'in meshettiği sabit olunca buna rücu' ettiği sabittir. Ahmed bin Hanbel; Meshin inkarı hakkındaki Ebu Hureyre'nin hadisi sahih olmayıp batıldır, demiştir. Menhel yazarı yukarıda verilen bilgiyi naklettikten sonra şöyle der: «Yukarıda işaret edilen abdest ayetine ve hadislere dayanarak meshin caiz olmadığını söyliyenlerin sözü reddedilmiştir. Şöyle ki; Ayetin hadisleri nesh ettiğine dair sözleri tutarsızdır. Çünkü Ayet Müreysi savaşında nazil olmuş, halbuki Muğire'nin bu hadiste anlattığı olay, Müreysi' savaşından sonra vuku bulan Tebuk savaşında meydana gelmiştir. Cerir (r.a.)'in (543 nolu) hadisi, Peygamber (s.a.v.)'in bu ayetin inişinden sonra meshettiğini ispata kafidir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ خَرَجَ لِحَاجَتِهِ فَاتَّبَعَهُ الْمُغِيرَةُ بِإِدَاوَةٍ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى فَرَغَ مِنْ حَاجَتِهِ فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ .
Sahih
İbn-i Ömıer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi Sa'd bin Malik (r.a.)'in mestleri üzerine meshettiğini görmüş ve: Hakikaten siz bunu (nasıl) yapıyorsunuz? (diyerek bu hareketi yadırgamış) sonra ikisi beraber Hz. Ömer (r.a.)'in yanında toplanmışlar ve Sa'd (r.a.) Ömer (r.a.)'e mestler üzerine meshetme hakkında kardeşimin oğluna (İbn-i Ömer'e) fetva ver, demiş, bunun üzerine Ömer (r.a.) : «Biz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bulunurken mestlerimiz üzerine meshederdik. Böyle yapmakta bir beis görmeyiz.» demiş ve bunun üzerine İbn-i Ömer (r.a.) : Kişi, büyük abdesti bozmaktan gelse bile (meshedebilir mi?) diye sormuş, Ömer (r.a.) de: Evet, diye cevap vermiştir.»" Not: . Hadlsin İsnadının sahlh ve ricalinin sika olduğu;. yalmz ravllerden Said bin Ebi Arube'nin tedlis yaptığı, bu hadisi an'ane ile rivAyet ettiği, son zamanlarında ihtilat ettiği ve hadisin Sahih-i Buhari'de başka bir uslub ile rivayet. edildiği,. Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Bu hadis de mestler üzerine meshetmenin cevazına. delildir. Buhari'deki hadis, mealen şöyledir: Sa'd bin Ebi Vakkas r.a.'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: ''Resulullah (s.a.v.) mestler üzerinde meshederdi. Abdullah bin Ömer r.a., bu durumu (babası) Ömer r.a.'e sormuş, O da şöyle cevap vermiştir: Evet (Nebi meshetti.) Sa'd r.a. Nebi (s.a.v.)'den sana bir şey rivayet ettiği zaman, artık onu başkasına sorma.'' Rivayete göre Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.) Irak'ta hazer halinde iken meshetmiş, bunu gören AbduIIah İbn-i Ömer r.a. itiraz etmiş, O da Resulullah (s.a.v.)'den bunu gördüğünü söylemiş, daha sonra, ikisi Ömer r.a.'in yanında buluşunca Sa'd, İbn-i Ömer r.a.'e: 'Babana meshin hükmünü sorsana, demiş, o da sormuş ve babası böyle cevap vermiştir
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مُوسَى اللَّيْثِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَوَاءٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ رَأَى سَعْدَ بْنَ مَالِكٍ وَهُوَ يَمْسَحُ عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَ إِنَّكُمْ لَتَفْعَلُونَ ذَلِكَ فَاجْتَمَعْنَا عِنْدَ عُمَرَ فَقَالَ سَعْدٌ لِعُمَرَ أَفْتِ ابْنَ أَخِي فِي الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ . فَقَالَ عُمَرُ كُنَّا وَنَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَمْسَحُ عَلَى خِفَافِنَا لَمْ نَرَ بِذَلِكَ بَأْسًا . فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ وَإِنْ جَاءَ مِنَ الْغَائِطِ قَالَ نَعَمْ .
Sahih
Sehl es-Saidi. (r.a.)'den rivayet edildiğine göre demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestler üzerine meshetti ve mestler üzerine meshetmeyi bize emretti." Not: Ravi Abdülmüheymin'in. zayıflığına cumhur ittifak ettitiği için isnadın zayıf olduğu. Zevaid'de bildirilmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو مُصْعَبٍ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمُهَيْمِنِ بْنُ الْعَبَّاسِ بْنِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ وَأَمَرَنَا بِالْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ .
Daif
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre demiştir ki : Ben. bir yolculukta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in beraberinde idim. O: «Su varım?» diyerek (su istedi, bunun üzerine su hazırlanınca) abdest aldı ve mestleri üzerine mesh etti. Sonra orduya yetişerek onlara namaz kıldırdı." Not: Zevaid'de: Bu isnad, zayıf ve munkati' bir isnaddır. Ebu Zür'a, Horasanlı Ata'nın Enes bin Malik'ten hadis işitmediğini söylemiş; Akili de. Ömer bin El-Müsenna'nın hadisinin mahfuz olmadığını söylemiştir. denııir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّنَافِسِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ عَطَاءٍ الْخُرَاسَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي سَفَرٍ فَقَالَ " هَلْ مِنْ مَاءٍ " . فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ ثُمَّ لَحِقَ بِالْجَيْشِ فَأَمَّهُمْ .
Hasan
Büreyde (bin el-Husayb) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Necaşi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve SelIem)'e bir çift siyah ve sade mesti hediye olarak gönderdi. O da bunları giydi. Sonra abdest aldı ve bunların üzerine meshetti. Diğer tahric: Ahmed bin Hanbel, Tirmizi, Ebu Davud ve Beyhaki
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا دَلْهَمُ بْنُ صَالِحٍ الْكِنْدِيُّ، عَنْ حُجَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْكِنْدِيِّ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّجَاشِيَّ، أَهْدَى لِلنَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ خُفَّيْنِ أَسْوَدَيْنِ سَاذَجَيْنِ فَلَبِسَهُمَا ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَيْهِمَا .
Daif
Muğire bin Şu'be (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestin üstüne ve altına meshetmiştir. Not: Senedde ravilerden El-Velid'in tedlisçi olduğu, Sevr'in Reca* bin Heyvet'ten hadis işitmediği ve El-Muğire'nin katibinin (verrad) meçhul olduğu halde hadisi mürsel rivayet ettiği söylenmişse de, şöyle cevap verilmiştir: El-Velid: »- = «Bize Sevr tahdis etti.» demiştir. Bunda tedlis yoktur. Sevr'in Reca'dan hadis işittiğini BeyhakI tesbit ederek; Sevr'in de : — «Bize Reca' tahdis etti, dediğini belirtmiştir. El-Muğtre'nin katibi de, El-Muğire'yi zikretmiştir. Bunun iğin hadiste mürsellik yoktur. İbn-i Maceh'in açıkladığı gibi Muğire'nin katibinin adı Verrad'dır. Künyesi ise Ebu Said'dir. Şa*bl ve başkası ondan rivayet etmişlerdir. (Artık katibin meçhul olmadığı anlaşılır.) Diğer tahric: Ahmed, Tirmizi, Ebu Davud, Darekutni, Beyhaki ve İbnü'l-Carud AÇIKLAMA : Nevevi, hadisçilerin bu hadisi zayıf gördüklerini söylemiştir. EI-Menhel yazarı «Mesh" babında rivayet olunan bu hadisin izahını yaparken şöyle der: Buhari, Ebu Zur'a, Tirmizi, Ebu Davud ve Şafii gibi büyük hadis imamları ve müteahhirinden İbn-i Hazm bu hadisi zayıf görmüşlerdir. Doğrusu da budur. Bu hadis, sahih hadislerin hepsine muhaliftir. (Çünkü sahih hadisler Nebi (s.a.v.)'in, mestlerinin yalnız üst kısmına meshetmekle yetindiğine delalet ederler. Bu hadis ise mestlerin hem üstüne, hem altına meshettiğini bildirir. Bu hadisin zayıflığına ait illetlerin bir kısmı müessir değil ise de hadisin sıhhatına mani olacak derecede etkili olan kısmı da vardır. Nitekim yalnız El-Velid bin Müslim hadisi mevsul olarak isnad etmiş, kendisinden daha yüce ve hıfzı daha kuvvetli olup, hadiste imam sayılan AbduIIah bin El-Mübarek hadisi mürsel olarak rivayet etmiştir. Çünkü onun rivayetinde El-Muğire'nin katibi doğrudan Peygamber (s.a.v.)'den naklediyor. Abdullah bin El-Mübarek ile El-Velid bin Müslim, ihtilafa düştükleri zaman Abdullah'ın dediği makbuldür. Hadis hafızlarının bir kısmı: El-Velid bi Müslim, bu hadiste iki yerde hata etmiştir. Birincisi, Reca' El-Muğire'nin katibinden işitmemiştir. An'ane ile ondan nakletmiştir. İkinci hata, Sevr, Reca'dan işitmemiştir, demişlerdir. 'Üçüncü bir hata var. O da şudur ki; Hadisin mürsel oluşu doğrudur. Hadis hafızlarının hepsi bunu beyan etmişlerdir. Şafii de, hadisin zayıflığını belirtmiş olup, mestlerin hem üstüne, hem altına meshetmenin daha iyi olması hususunda Beyhaki ve başkasının İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet ettikleri esere itimad etmiştir.'' VACİB VE SÜNNET OLAN MESH MİKTARINDAKİ İHTİLAF : EI-Menhel yazarı, aynı babta ihtilafla ilgili olarak şöyle der: "Alimler, vacib olan mesh miktarı ile sünnet olan mesh miktarı hakkındaki muhtelif görüşler beyan etmişlerdir: 1- Maliki alimlerinin meşhur kavline göre mestlerin üst kısmının tamamını topuklara kadar meshetmek vacibtir. Altını meshetmek de sünnettir. Sünnet olan meshin yapılışı şöyledir: Kişi, sağ elini, sağ ayağının parmak uçlarına üstten bırakır. Sol elini de ayak parmaklarının altına bırakarak her iki elini beraber topuklara kadar çeker. Sol ayağın meshine gelince, bunun tersine sağ elini, sol ayağının altına ve sol elini ayağın üstüne bırakarak yine parmak uçlarından topuklara kadar her iki elini çeker. 2- Şafii alimlerinin meşhur kavline göre mestin üst kısmından ve abdestte yıkanması farz olan herhangi bir yere meshetrnek vacibtir. Mestin hem üstünü, hem altını çizgiler halinde meshetmek sünnettir. Yapılış şekli için en sevaplı olanı şudur ki; Kişi, sağ elini sağ ayağının parmak uçlarının üstüne ve sol elini aynı ayağının topuğunun altına bıraktıktan sonra, sağ elini bacağa doğru ve sol elini parmak uçlarına doğru çeker. (Sol ayağının meshinde sağ el topuğun altına ve sol el ayağın parmak uçlarına bırakıldıktan sonra aynı şekilde çekilir.) 3- Hanefi alimlerine göre vacib olan miktar mestin üst kısmından elin serçe parmağıyla üç parmak kadar meshetmektir. Mestin içine, kenarlarına ve altına meshetmek sünnet değildir. Müstahab olan mesh şekli budur. Kişi sağ elin parmaklarını sağ ayağın parmaklarının hizasına üstten bırakır. Sol elin parmaklarını da sol ayağın parmaklarının üstüne bıraktıktan sonra ellerini bacağa doğru çeker. Parmaklarla beraber el ayasını da mestlere sürerse daha iyidir. Meshin çizgiler halinde olması daha makbuldür. 4- Hanbeli alimleri; mestin üst kısmının çoğuna meshetmek caizdir, mestin altını ve topuğunu meshetmek yerine geçmez. İki ayagı beraber meshetmek sünnet değildir. Sünnet olan mesh şekli şöyledir: Mesh işi sol el ile yapılmalı, el parmakları birbirine yapışmamalı, ayak parmaklarının uçlarından bacağa doğru yapılmalıdır, demişlerdir. HADiSiN FIKIH YÖNÜ : Hadis, Peygamber (s.a.v.)'in, mestin üstüne ve altına meshettiğine delalet eder. Fıkıhçıların bu konudaki görüşleri yukarıda beyan edilmiştir
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا ثَوْرُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ رَجَاءِ بْنِ حَيْوَةَ، عَنْ وَرَّادٍ، كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَسَحَ أَعْلَى الْخُفِّ وَأَسْفَلَهُ .
Very Daif
Cabir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), abdest alan ve bu arada (ayaklarındaki) mestleri yıkayan bir adam'ın yanmdan geçti. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), mübarek eliyle sanki onu mestlerini yıkamaktan men. edercesine işaret ederek: «Sen, ancak meshetmekle emr olunmuşsun.» buyurdu ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek eliyle ayak parmakları uçlarından bacak mafsalına doğru çekerek ve parmaklarıyla çizgiler çizerek «Şöyle» buyurdu. Not: Sindi şöyle demiştir: Zevaid sahibi bu hadisi zikretmemiştir. Zannımca bu hadis de Zevaid (Kütüb•i Hamse'de bulunmayan) kısmındandır. Senedinde Bakiyye adlı ravi vardır. Bu ravinin sika olup olmadığı hususunda konuşulmuştur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُنْذِرٌ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِرَجُلٍ يَتَوَضَّأُ وَيَغْسِلُ خُفَّيْهِ فَقَالَ بِيَدِهِ كَأَنَّهُ دَفَعَهُ " إِنَّمَا أُمِرْتَ بِالْمَسْحِ " . وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِيَدِهِ هَكَذَا مِنْ أَطْرَافِ الأَصَابِعِ إِلَى أَصْلِ السَّاقِ وَخَطَّطَ بِالأَصَابِعِ .
Sahih
Şüreyh bin Hani' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben mestler üzerine meshetmek durumunu Hz. Aişe'ye sordum. Bana: Ali'ye varıp onu sor. Çünkü O, bunu benden daha iyi bilir. (Çünkü O, Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile yolculuk ederdi.) dedi. Bunun üzerine ben, Ali (r.a.)'e gelerek, meshetme durumunu sordum. Ali (r.a.) buyurdular ki : Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), mukim için bir gün bir gece, misafir için de üç gün üç gece olmak üzere meshetmeyi bize emretti
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُخَيْمِرَةَ، عَنْ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الْمَسْحِ، عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَتِ ائْتِ عَلِيًّا فَسَلْهُ فَإِنَّهُ أَعْلَمُ بِذَلِكَ مِنِّي . فَأَتَيْتُ عَلِيًّا فَسَأَلْتُهُ عَنِ الْمَسْحِ فَقَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَأْمُرُنَا أَنْ نَمْسَحَ لِلْمُقِيمِ يَوْمًا وَلَيْلَةً وَلِلْمُسَافِرِ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ .
Sahih
Huzeyme bin Sabit (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : «Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), mestler üzerine meshetmek (hususunda) misafir için üç gündük bir süre) tayin etti. Eğer soru sahibi sorusuna devam etseydi (sürenin arttırılmasını isteseydi) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), süreyi beş kılacaktı.» Tahric: Tirmizi ve Ebu Davud'un da rivayet ettikleri Huzeyme'nin bu hadisi için müteaddid senedler zikretmişlerdir. AÇIKLAMA : "MestIer üzerine mesh etmek süresi misafir için üç gün, mukim için de bir gün bir gecedir.'' mealindeki metnin hasen-sahih olduğu Tirmizi'de belirtilmiştir. Ebu Davud'un diğer bir senedinde ravi şöyle der: 'Eğer biz, misafir için meshetme süresinin uzatılmasını isteseydik, Resul-i Ekrem (s.a.v.), süreyi uzatacaktı.' El Menhel yazarı: Bu parça ile ilgili olarak, ravinin bu sözünden şu netice çıkar, demiştir: 'Lakin biz sürenin fazlalaştırılmasını istemedik, Resul-i Ekrem (s.a.v.) de süreyi üç günden fazlalaştırmadı. Bu durumda, bu rivayet ile bundan önceki rivayet arasında ihtilaf yoktur. Bilindiği gibi kitabımızdaki rivayette mukim için mesih süresinden bahsedilmemiştir. Ebu Davud ve Tirmizi'de görüldüğü gibi onun süresi de tahsis edilmiştir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ جَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لِلْمُسَافِرِ ثَلاَثًا وَلَوْ مَضَى السَّائِلُ عَلَى مَسْأَلَتِهِ لَجَعَلَهَا خَمْسًا .
Sahih
Huzeyme bin Sabit (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: «Mestler üzerine meshetmek hususunda misafir için süre üç gündür.» Sanımca: «...ve Üç gece...» buyurdu
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيَّ، يُحَدِّثُ عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ - أَحْسِبُهُ قَالَ - وَلَيَالِيهِنَّ لِلْمُسَافِرِ فِي الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ " .
Sahih
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Sahabiler: Ya Resulallah! Mestler üzerine meshetme süresi nedir? diye sordular. O da: ‘‘Misafir için geceleriyle beraber üç gündür. Mukim için de bir gün bir gecedir.’’
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالَ حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي خَثْعَمٍ الثُّمَالِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الطُّهُورُ عَلَى الْخُفَّيْنِ قَالَ " لِلْمُسَافِرِ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ وَلَيَالِيهِنَّ وَلِلْمُقِيمِ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ " .
Hasan
Ebu Bekre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Misafir abdest alıp, mestlerini giydikten sonra abdest bozduğu zaman geceleriyle beraber üç gün üç gece ve mukimin bir gün bir gece meshetmesini Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) ruhsat olarak caiz kılmıştır. AÇIKLAMA : Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de belirtildiğine göre, Ebu Bekre'nin hadisini İbn-i Huzeyme ve Darekutni de rivayet etmişler, Hattabi de isnadının sahih olduğunu söylemiştir. El-Münteka'dan naklen verilen bilgiye göre buralardaki hadis metni mealen şöyledir: ''Misafirin, geceleriyle beraber üçgün, mukimin'de bir gün bir gece mestleri üzerine meshetmelerine, mestlerini abdest aldıktan sonra giymişlerse ruhsat verilmiştir.'' Bu rivayete göre abdest aldıktan sonra, mestlerini giymiş olma şartı misafirde arandığı gibi mukimde de aranıyor. Bu hususta alimlerin ittifakı vardır. Yani bu şart bakımından misafir ile mukim arasında bir fark yoktur. Kitabımızdaki rivayette, misafirin abdest alıp mestlerini giymiş olma şartı, mukim için zikredilmemiş ise de melhuzdur. MESH SÜRESİ HUSÜSUNDAKİ ALİMLERİN GÔRÜŞÜ : Bu babta geçen hadisler bu sürenin mukim için bir gün bir gsce, misafir için de üç gün üç gece oldugupu ispat eder. Menhel yazarı ''Mesih süresi'' babında alimlerin görüşünü şöyle anlatır. Sahabilerin, Tabiilerin ve onlardan sonra gelen fıkıhçıların alimlerinden meydana gelen cumhura göre mesh süresi mukim için bir gün bir gece, misafir için de üç gün üç gecedir. Ebu Hanife, Şafii, Ahmed bin Hanbel, Sevri, Hasan bin Salih ve İshak bin Rahuye'nin, mezhebi budur. Hattabi: Meshin muayyen bir süreyle sınırlı oluşu tüm fıkıhçıların sözüdür demiştir. İbn-i Abdi'l-Berr de: 'Tabiilerin çoğu ve fıkıhçılar bu görüş üzerinde müttefiktirler. Bence de ihtiyatlı olanı budur. Çünkü meshetmenin caizliği tevatürle sabittir. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat bu konuda müttefiktirler. Gönül, onların ittifakında yatışmıştır. Alimlerin çoğu.: Mukimin bir gün bir geceye ait beş vakit namazdan misafirin de üç gün üç geceye ait onbeş vakit namazdan fazlası için meshetmesi caiz değildir, dediklerine göre ilim adamına, uyması vacip olan şey, namazını kesin bilgi ile kılmasıdır. Bütün alimler ittifak etmedikçe kesin bilgiye göre ayakları yıkamak gerekir. Meshe ittifak ettikleri takdirde meshetmek de sağlam ve kesin bilgiye dayalı olur. Alimler. üç günden fazla süre için misafirin meshedebileceğine ve bir gün bir geceden fazla mukimin meshetmesinin caiz olduğuna icma' etmemişlerdir. Bu nedenle en sağlam iş bu süreyi aşmamaldır, demiştir.'' Cumhürun gösterdikleri delilIer çoktur. Huzeyme bin Sabit'in (553 - 554 nolu) hadisi. Şüreyh bin Hani'in (552 nolu) hadisi, Safvan bin Assal'ın hadisi bu cümledendir. şureyh bin Hani'in hadisini Ahmed, Nesai ve ibn-i Mace rivayet etmişlerdir. Safvan bin Assal'ın hadisini Ahmed ve İbn-i Huzeyme rivayet etmişlerdir. Huzeyme bin Sabit'in hadisini de, El-Hafız'ın Telhis'te beyan ettiği gibi Şafii, Ahmed, Nesai' Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Maceh, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibbanı, Darekutni ve Beyhaki rivayet etmişlerdir, Tirmizi bu hadisin hasen-sahih olduğunu, Buhari de hasen olduğunu söylemiştir. Mestler üzerine meshetmek için süre tahdidi olmayıp hazer ve seferde kişi, dilediği sürece mestler üzerine meshedebilir, diyenler de olmuştur. Şa'bi, Ebu Seleme bin Abdurrahman, El-Leys, Rabia ve meşhur rivayete göre Malik bunlardandır. Bunların delili, Ebu Davud'un Huzeyme bin Sabit'e ait bir rivayetindeki; ''Eğer biz mesh süresinin arttırılmasını Peygamber (s.a.v.)'den isteseydik süreyi bize arttıracaktı.'' parçasıdır. Ve (557 - 558 nolu hadis gibi) buna benzeyen bazı hadislerdir. . İbn-i Seyyidi'n-Nas, Tirmizi'nin şerhinde: «Eğer bu fıkra sabit olmuş olsaydı bile meshin süresiz olduğunu söyleyenler için delil olmazdı. Çünkü bu ifade açıktır ki, onlar sürenin arttırılmasını istememişler ve arttırılmamıştır.'' Bu grup alimlerin gösterdikleri hadislerin hepsi zayıftır. (EI-Menhel yazarı, bu hadisleri ve zayıf oluşlarının nedenlerini bir bir anlatır, Çok uzun olduğu için buraya almaktan vazgeçtim) Menhel yazarı daha sonra şöyle der: Eğer meshin süresiz yapılabileceğine delil gösterilen hadisler sahih olsaydı, şöyle yorum yapılacaktı: ''Mukimin günü ve misafirin üç günü dolunca mestlerini çıkarıp, ayaklarını yıkamaları kaydıyla kişi, yıllarca mesh işine devam edebilir. Yukarıda verilen bilgiyi edindikten sonra en sağlamı ve ihtiyatlısı. mesh süresinin sınırlı olduğuna dair hadislerle amel etmektir. Tanınan süre, 556 nolu hadiste işaret edildiği gibi mestler giyildikten sonra abdest bozulduğu zamandan itibaren başlar. Mestleri giyme zamanından veya mestler üzerine meshetme zamanından başlamış olmaz
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَبِشْرُ بْنُ هِلاَلٍ الصَّوَّافُ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُهَاجِرُ أَبُو مَخْلَدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ رَخَّصَ لِلْمُسَافِرِ إِذَا تَوَضَّأَ وَلَبِسَ خُفَّيْهِ ثُمَّ أَحْدَثَ وُضُوءًا أَنْ يَمْسَحَ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيَهُنَّ وَلِلْمُقِيمِ يَوْمًا وَلَيْلَةً " .
Daif
Evinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in her iki kıble (Ka'be ve Mescid-i Aksa')'ya doğru namaz kılmış olduğu Ubeyy bin imare (r.a.) 'den rivayet edildiğine göre : Kendisi, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e: Mestler üzerine meshedeyim (mi?) diye sormuş. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) : — «Evet, buyurmuştur. Ubeyy (r.a.) : — Bir gün (mü?) diye sormuş, Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem): — «Ve iki gün de (meshedebilirsin)» buyurmuştur. Ubeyy (r.a.) : — Ve üç gün de (mi?) diye sormuş ve nihayet yedi güne kadar (olan hükmü sorarak) ulaştırmış. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) de : — «Ve sana zuhur eden sürece (meshedebilirsin) buyurmuştur.» Not: Nevevi: Bu, hadis ehlinin ittifakı ile zayıf olan bir hadistir, demiştir
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، وَعَمْرُو بْنُ سَوَّادٍ الْمِصْرِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَنْبَأَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ رَزِينٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ قَطَنٍ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ نُسَىٍّ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ عِمَارَةَ، - وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ صَلَّى فِي بَيْتِهِ الْقِبْلَتَيْنِ كِلْتَيْهِمَا - أَنَّهُ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَمْسَحُ عَلَى الْخُفَّيْنِ قَالَ " نَعَمْ " . قَالَ يَوْمًا قَالَ " وَيَوْمَيْنِ " . قَالَ وَثَلاَثًا حَتَّى بَلَغَ سَبْعًا قَالَ لَهُ " وَمَا بَدَا لَكَ " .
Sahih
Ukbe bin amir el-Cüheni (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi, Mısır'dan Ömer bin El-Hattab (r.a.)'in yanına gelmiştir. Hz. Ömer (r.a.) Ona: Kaç günden beri sen mestlerini çıkarmamışsın, diye sormuş ? Kendisi: Cuma'dan cuma'ya kadar, diye cevaplamış, Hz. Ömer de: Sünnet'e isabet etmişsin, demiştir. AÇIKLAMA : Birinci hadis, mestler üzerine meshetmenin belirli bir süreye bağlı olmadığına delalet eder. Ancak notta işaret edildiği gibi hadis Alimlerinin ittifakıyla zayıf görülmüştür. Bu hadisi Beyhaki , Hakim ve Tahavi de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud da iki senedle rivayet etmiş ve isnadında ihtilaf bulunup, kuvvetli olmadığını belirtmiştir. Sindi, Hadis'in zayıf olduğunu belirttikten sonra şöyle bir yorum yapıldığını ifade eder: "Sahih hadislerle sabit olan meshetme süresi şartına riayet etmek halinde uzun zaman mestler üzerine mesh yapılabileceği kasdedilmiş olabilir.'' İkinci hadise gelince; Hz. Ömer r.a.'in Ukbe'ye söylediği: 'Sen sünnete isabet ettin' sözünde, bu işin Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in sünnetine uygunluğuna dair bir delil yoktur. Çünkü sünnet, bazen Resul-i Ekrem (s.a.v.) tarafından olduğu gibi dört halife'ye ait de olabilir. Nitekim bir hadis de : ''Benim sünnetime ve Hulafa-i Raşidin sünnetine sarılınız'' buyurulmuştur. Hulafa-i Raşidin'den olan Hz. Ömer r.a.'in Ukbe'ye dediği görüşü benimsemiş olabilir. Ve kendi görüşüne sünnet adını vermiş olabilir.' Sindi der ki: 'Bir sahabi yapılan bir işin isabetli oldugunu söylediği zaman, meşhur kavle göre bu söz merfu' hadis yerine geçer. Durum böyle olunca. hadis, mesh'in süresizliğine delalet eder. Fakat şöyle denilebilir: Sahabinin böyle bir tabiri merfu' hadis gibi olsa bile serahaten merfu' olan hadis kuvvetini taşımaz. Dolayısıyla sarahaten merfu' olan hadis buna tercih edilir. Soru ve cevabın meshetme müddetine ait şartına riayet etmekle beraber, uzun süre mestlerin giyilmesi ve üzerine mesh yapılması hakkında cereyan etmiş olması muhtemeldir." EI-Menhel yazarı bu hadisle ilgili olarak şöyle der: ''Hz. Ömer r.a.'den yapılan bu rivayete karşı meshin muayyen süre ile sınırlı olduğuna dair, müteaddit hadisler kendisinden rivayet edilmiştir. Bu cümleden olarak: Süveyd b. Cafie'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Hz. Ömer r.a. ile rahatça konuşmaya cesaretli olan Benane El-Ca'fiye: 'Mestler üzerine meshetmek durumunu Hz. Ömer r.a.'e sor," dedik. Kendisi de sordu, Hz. Ömer r.a.: ''Misafir için üç gün ve mukim için bir gün bir gece meslıetmek caizdir.'' dedi. Zeyd bin Veheb'den de rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Mest1er üzerine meshetmek hakkında Hz. Ömer r.a., bize mektup yazarak misafirin uç gün mukim'in bir gün bir gece meshedebileceğini bildirmiştir, dedi. Tahavi şerhi Meani'l-Asar kitabında bu iki eseri rivayet ederek: İşte Ömer r.a., meshin belirli bir süreyle kayıtlı olduğuna dair Resul-i Ekrem s.a.v.'den rivayet olunan sahih hadislere muvafık olarak söylenmiştir, der.'' Bu konu hakkında bir önceki babta geniş malumat verilmiştir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ السُّلَمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْبَلَوِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ رَبَاحٍ اللَّخْمِيِّ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّهُ قَدِمَ عَلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ مِنْ مِصْرَ فَقَالَ مُنْذُ كَمْ لَمْ تَنْزِعْ خُفَّيْكَ قَالَ مِنَ الْجُمُعَةِ إِلَى الْجُمُعَةِ . قَالَ أَصَبْتَ السُّنَّةَ .
Sahih
El-Muğire bin Şu'be (radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre : Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdest alırken çorapları ve pabuçları üzerine meshetmiştir." Not: Ebu Davud : Abdurrahman bin Mehdi, bu hadisi anlatmazdı. Çünkü El-Muğire'den ma'ruf olan rivayet Nebi (s.a.v.)'in mestler üzerine meshetmesidir, demiştir. El-Hafız da: Abdurrahman bin Mehdi ve başka hadis imamları El-Muğire"nin bu hadisini zayıf saymışlardır, demiştir. Diğer Tahric: Tahavi, Tirmizi, ve Ebu Davud AÇIKLAMA : Tirmizi; hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir. fakat Ebu Davud notta belirtildiği gibi hadisi zayıf görmüş ve Peygamber (s.a.v.)'in mestler üzerine meshettiğine dair Muğire r.a.'nin rivayeti ma'ruf olduğu için; Abdurrahman bin Mehdi'nin bu hadisi rivayet etmediğini söylemiştir. EI-Menhel yazarı: ''Fıkıhçılar ile hadisçilerin bir kısmı bu hadisi zayıf görmüştür, der. Daha sonra Abdurrahman bin Mehdi'nin söz konusu hadisi rivayet etmemek için gösterilen gerekçenin şu şekilde reddedildiğini nakleder: Peygamber (s.a.v.)'in mestler üzerine mesh ettiğine dair El-Muğire r.a.'in rivayeti bu rivayete muhalif değildir. Çünkü El-Muğire r.a.'in Peygamber (s.a.v.)'in mestler üzerine meshettiğini görünce, bunu rivayet etmesi; başka bir zaman da çoraplar üzerine meshettiğini gördükten sonra bu hali de rivayet etmiş olması muhtemeldir. Beyhaki Çoraplar üzerine mesh'e ait El-Muğire'nin hadisi münkerdir. Süfyan-i Sevri, Abdurrahman bin Mehdi, Ahmed bin Hanbel, Yahya bin Main, Ali bin El-Medeni ve Müslim bin El-Haccac, bunu zayıf görmüşlerdir, demiştir.'' HADİSİN MANASI: Çorap diye terceme ettiğimiz kelime başlıkta ve hadiste 'Cevreb' olarak geçer. Bu kelime ile ilgili olarak EI-Menhel'de şu malümat vardır: ''Cevreb, pamuk veya keten yahut yünden mest şeklinde imal edilir. EI-Lisan yazarı; Ccvreb, ayak sargısıdır, demiştir. Dehlevi de: Cevreb, mesti kir ve ıslaklıktan muhafaza etmek ve soğuktan korunmak için mest üzerine giyilen ve topukları kapatan bir mest çeşididir, demiştir. El-Ayni de: İklimi soğuk olan Şam dolaylarındaki halkın soğuktan korunmak için bükülmüş yüri ipliğinden imal edilen ve topukların yukarısına kadar ayağa giyilen bir giyecektir, demiştir.'' Hadisin: ''Çorapları ve pabuçları üzerine meshetmiştir.'' ifadesinin manası ile ilgili olarak EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Yani pabuçları ve çorapları meshetmiştir. Çorapıarın meshi esastır. Ayaklann yıkanmasına bedel olan mesh işi budur. Pabuçlar üzerine, fazilet için meshetmiştir. Pabuç; lügatta ve arapların örfünde; mestten ayrı bir şeydir. İbnü'l-Arabi: (Pabuç olarak tarif ettiğimiz) ''Na'l'' , Peygamberlerin libasıdır. Halkın tıkalarındaki çamur nedeniyle başka ayakkabılar imal etmiştir. Peygamber (s.a.v.)'in na'lında kıl yoktu. Iki adet sınmı vardı. Katade' den rivayet c edildiğine göre kendisi Enes bin Malik'e Peygamber (s.a.v.) 'in na'lının şeklini sormuş. Enes de: İki sınmlı idi, demiştir. İbnü'l-Cevzi: Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in Na'lininin iki sınmı vardı. Bir sının ayağın büyük parmağı ile yanındaki parmak arasından, diğeri de orta parmak ile küçük parmağın yanındaki parmak arasından geçirilerek ayak üzerinde bulunan üçüncü sınmla birleştirildi. Şemail-i Tirmizi'nin şerhinde böyle anlatılmıştır, der. Hadis, pabuçlar giyilmiş iken, çoraplar üzerine meshetmenin meşruluğuna delalet eder. Fakat, yalnız patuçların üzerine meshetmenin caizliğine delalet etmez. İbnü'l-Kayyim, Tehzibu's-Sünen'de: Beyhaki demiş ki: Ebu'l-Velid, çorapların meshine ait hadisi şöyle yorumIamıştır: Yani altına deri geçirilmiş olan çoraba meshetmiş. Çoraba ve pabuca ayrı ayrı meshetmemiştir. 'Bence zahir şudur ki: Müstakil pabuçlar altında giyilmiş olan çoraplara meshetmiştir. Metindeki ifade tarzı buna delalet eder. Çorabın altına geçirilmiş olan deriye arapların lügatında "Na'l" denmez .. .' Alimler çoraplar üzerine meshetme hususunda ihtilaf etmişlerdir. Hanefi alimleri Ahmed bin Hanbel İshak. bin Rahuye, Sevri ve İbnü'l-Mübarek: Buna meshetmek caizdir, demişlerdir. Çoraplar mücelled yani, her tarafına deri çekilmiş olabilir. Münaal, yani yalnız altına deri çekilmiş olabilir. Sahin yani ayakta durabilen, kalın ve su geçirmiyecek şekilde sık dokunmuş olabilir. Dayanıklığı bakımından mezhebIere göre ayrı bir takım şartlar vardır. (Mesela Hanefi alimlerine göre koşulan şartlardan birisi; üzerinde üç mil kadar yürümeye dayanıklı olmasıdır.) Maliki alimleri: Çoraplar üzerine meshedebilmek için üstüne ve altına deri çekilmiş olması şarttır, demişlerdir. Ebu Hanife sahin olan çoraplar üzerinde meshetmeyi caiz görmezdi. Fakat vefatından üç gün ve bir rivayete göre bir hafta önce hastalığında sahin çorapları üzerine meshederek: Ben halka yasaklamış olduğum şeyi yaptım, demiştir. Şafii alimlerine göre ard-arda üzerinde yürümeye dayanıklı olup, su geçirmeyen mest ve benzeri giyecek üzerine mesh yapılabilir. Her tarafına veya bir kısmına deri cekilmiş olsun olmasın farketmez. Mühim olan, onun sağlamlığı, dayanıklığı ve su geçirmezliğidir.'' Yukarıda belirtilen bütün mezhebIere göre topuklarla beraber ayakları örten giyeceğin dayanıklı olması şart koşulduğu için hadiste geçen cevreb (çorab) ile bildiğimiz ve kullanmakta oldUğumuz yün ve benzeri çoraplar kasdedilmemiştir. Çünkü pabuçsuz olarak üç mil yürümeye bu nevi çorapIarın dayanmadığı veya su geçirdiği bilinmektedir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي قَيْسٍ الأَوْدِيِّ، عَنِ الْهُزَيْلِ بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَالنَّعْلَيْنِ .
Sahih
Ebu Musa El-Eş'ari (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdest aldı da çoraplarına ve pabuçlarına meshetti. El-Mualla, kendi rivayetinde dediki: Ben Ebu Musa'nın «... ve pabuçlarına...» dediğini bilirim, başka türlü dediğini bilmem." Not: Ebu Davud: Sened muttasıl değildir, dedi. Dahhak'dan ravi İsa bin Sinan'dır. Ahmed, İbn-i Main, Ebu Zur'a, Nesai ve başkaları onu zayıf saymışlardır. Bu sebeple hadis kuvvetli değildir. AÇIKLAMA : Hadis, Beyhaki ve Tahavi tarafından da rivayet edilmiştir. Senedin sonundaki ravi El-Mualla'nın hadis metninin sonunda: 'Ben Ebu Musa El-Eş'ari' nin ancak ''va pabuçlarına .. '' dediğini bilirim.' sözünden maksadı hadisi böyle te'vil edenleri redetmektir. Şöyle ki : Bazı alimler; " ... Çoraplar ve pabuçları üzerine ... '' ifadesini; '' ...Altına deri geçirilmiş olan çoraplar üzerine ... '' diye te'vil etmişlerdir. Hadisin lafzı bu te'vilden uzaktır. Notta işaret edildiği gibi Ebu Davud hadis senedinin muttasıl olmadığını söylemiştir. EI-Menhel yazarı der ki: 'Çünkü ravi Dahhak bin Abdirrahman'ın Ebu Musa'dan hadis işittiği sabit değildir. Muttasıl hadis senedi her hangi bir ravinin düşmesinden salim olana denir. Yine notta işaret edildiği gibi hadis kuvvetli değildir. Çünkü senedinde bulunan İsa bin Sinan'ın zayıf olduğu Ahmed, İbn-i Main, Ebu Zur'a ve Nesai tarafından ifade edilmiştir. Ebu Hatim : İsa kuvvetli değildir:, demiştir. Beyhaki de; İsa ile ihticac edilmez, demiştir. EI-Menhel yazarı; Yahya bin Main'in İsa'yı sika kabul ettiğini, El-İcli'nin de: İsa zararsızdır, dediğini nakleder. Ebu Davud: 'Ali bin Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, Bera' bin Azib, Enes bin Malik, Ebu Ümame, Sehl bin Sa'd ve Amr. bin Hureys (r.a.) çoraplar üzerine meshettikleri ve Ömer bin El-Hattab ile İbn-i Abbas (r.a.)'ın böyle yaptıkları rivayet edilmiştir, der. EI-Menhel yazarı: Konu hakkında geniş nakiller ve bu sahabilere ait eserleri kaydettikten sonra şöyle der: Yukarıdan beri verilen ma'lümattan şu netice alınıyor: Ebu Davud çorap üzerine meshetmenin 9 sahabiden rivayet edildiğini beyan eder. Ahmed bin Hanbel çorap üzerine meshetmeyi caiz görmüştür. Onun dayanağı anılan sahabiler ve açık kıyastır. Çünkü çoraplar ile mestler arasında hükmü değiştirecek kuvvetli bir fark yoktur. Bu görüş, İshak, İbnü'l-Mübarek, Sevri, Said bin Cübeyr, Said bin El-Müseyyeb, İbrahim En-Nehai, Hasan-i Basri ve başkalarından rivayet edilmiştir. Üzerine mesh edilecek çorabın su geçirmemesi, ayakkabısız olarak mesela 3. MİL kadarüzerinde yürümeye dayanıklı ve kalın olması alimlerce şart koşulduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ مَنْصُورٍ، وَبِشْرُ بْنُ آدَمَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ عِيسَى بْنِ سِنَانٍ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَرْزَبٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَالنَّعْلَيْنِ . قَالَ الْمُعَلَّى فِي حَدِيثِهِ لاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ قَالَ وَالنَّعْلَيْنِ .
Sahih
Bilal (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestleri ve sarığı üzerine meshetmiştir. AÇIKLAMA 564’te
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، عَنْ بِلاَلٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ وَالْخِمَارِ .
Sahih
Amr (bin Ümeyye ed-Damri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in mestlerine ve sarığına meshettiğini gördüm. AÇIKLAMA 564’te
حَدَّثَنَا دُحَيْمٌ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُصْعَبٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَمْسَحُ عَلَى الْخُفَّيْنِ وَالْعِمَامَةِ .
Daif
Zeyd bin Suhan mevlası Ebu Müslim (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, Selman (r.a.)'in beraberinde idim. Selman (r.a.) abdest için mestlerini çıkaran bir adamı gördü ve ona: Mestlerine, sarığına ve başının ön kısmına meshet. Çünkü ben, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in mestlere ve sarığa meshettiğini gördüm, dedi.*' AÇIKLAMA 564’te
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي الْفُرَاتِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِي مُسْلِمٍ، مَوْلَى زَيْدِ بْنِ صُوحَانَ قَالَ كُنْتُ مَعَ سَلْمَانَ فَرَأَى رَجُلاً يَنْزِعُ خُفَّيْهِ لِلْوُضُوءِ فَقَالَ لَهُ سَلْمَانُ امْسَحْ عَلَى خُفَّيْكَ وَعَلَى خِمَارِكَ وَبِنَاصِيَتِكَ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَمْسَحُ عَلَى الْخُفَّيْنِ وَالْخِمَارِ .
Daif
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in abdest aldığını gördüm. (Mübarek) Başında Kitriyye bir sarık vardı. (Mübarek) Elini sarığın altına sokarak başının ön kısmını meshetti ve sarığı kaldırmadı. AÇIKLAMA : (561, 562, 563 ve 564) 561 nolu Bilai r.a.'in hadisini Müsliın ve Nesai de rivayet etmişlerdir. 562 nolu Amr r.a.'in hadisini. Buhari ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Selman r.a.'ın hadisini Ahmed rivayet etmiş, Tirmizi de EI-İlel'de rivayet etmiştir. Tirmizi'nin bu arada Ebu Şureyh'in kim olduğunu Buhari'ye sorduğunu, Buhari'nin de: Tanımam, adını da bilmem, diye cevap verdiğini, ayrıca seneddeki Ebu Müslim'in meçhul olup, adını bilmediğini, Tuhfetü'l-Ahfezi nakleder. 564 nolu Enes'in hadisini de Ebu Davud ve İbn-i Mace nakletmişlerdir. Zehebi: Sarık üzerine meshetmek hakkında Enes (r.a.)'den rivayette bulunan Ebu Ma'kil tanınmıyor, demiş; İbnü'l-Kattan da: O meçhuldür, demiştir. Tirmizi: "Çoraplar ve Sarık üzerine Meshetme'' babında El-Muğire bin Şu'be r.a.'den iki rivayette bulunmuştur, Muğire, birincisinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mestler ve sarık üzerine meshettiğini; diğerinde hem sarık üzerine, hem de başının ön kısmına meshettiğini bildirmiştir, Tirmizi, bu hadisin bir kaç yoldan El-Muğire'den rivayet edildiğini, bazılarında başın üst kısmına ve sarığa meshedildiğini, bazılarında başın üst kısmından bahsedilmediğini belirterek bu babta Amr bin Ümeyye, Selman, Sevban ile Ebu Ümame'den rivayetler bulunduğuna ve El-Muğire bin Şu'be'nin hadisinin hasen-sahih olduğunu söylemiştir, Müellifimizin rivayet ettiği ilk iki hadiste Peygamber (s.a.v.)'in sarık üzerine meshettiği bildirilirken, başa meshetmesinden söz edilmediği görülmektedir, Son iki hadiste ise O'nun hem sarığa hem de mübarek başının ön kısmına meshettiği açıklanmıştır, Ebu Davud: "Sarık Üzerine Mesh'' babında Sevban ve Enes bin Malik'in hadislerini rivayet etmiş, Sevban'ın hadisinde başa meshedilmesinden bahsedilmemiş; Enes'inkinde ise burada olduğu gibi bahsedilmiştir. EI-Menhel yazarı konu hakkında aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: "Sevban (r.a.)'ın hadisinin zahirine göre; yalnız sarığa meshetmek kafi olup, bunun yanında başa da meshetmeye gerek yoktur, Alimlerin çoğu bu yola gitmişlerdir. Tirmizi. Sünen'inde: 'Bu görüş sahabilerin alimlerinden bir kısmının kavlidir, Ebu Bekir, Ömer ve Enes r.anhum bunlardandır, Evzai, Ahmed ve İshak da böyle demişlerdir, der. Bu görüşteki alimler, sarık üzerine meshetmenin yeterli olması için sarığın abdestli iken giyilmiş olması şart mıdır, değil midir? diye ihtilafa düşmüşlerdir, Ebu Sevr: Sarığın abdestli iken giyilmiş olması şarttır. demiştir, Diğerleri ise; şart değildir. demişlerdir. Keza Ebu Sevr'e göre; sarık üzerine meshetmek, mestler üzerine meshetmek süresine tabidir. Yani mukim bir gün, misafir de üç gün başına meshetmeden yalnız sarığa meshetmekle yetinebilir. Bunların cumhuru, bu tahdidi koymamıştır. Alimlerden bir cemaat da : Sarık üzerine meshetmek, başa meshetmek yerine geçmez. demişlerdir. Tirmizi: Sahabilerin ve tabiilerin alimlerinden bir kısmı; yalnız sarık üzerine mesh yapılamaz, fakat sarıkla beraber başın bir kısmı meshedilirse olur, demişlerdir. Malik, Şafii, Süfyan-i Sevri ve ibnü'l-Mübarek de böyle demişlerdir. El-Hattabi şöyle der; ''Fıkıhçıların ekserisi yalnız sarık üzerine meshetmeyi men etmişlerdir. Bu husüsta varid olan hadisleri şöyle yorumlamışlardır: ''Resul-i Ekrem (s.a.v.), başının her tarafını meshederdi. Fakat sarıklı olduğu zaman, başının bir kısmını meshetmekle yetinerek sarığını kaldırmazdı. Başına meshetmediği kısım yerine sarığı üzerine mesh yapardı. Bu alimler; Muğire bin Şu'be'nin haberi bu yoruma delalet eder. Çünkü Mugire, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest şeklini anlatırken: " ... Ve başının ön kısmına ve sarığının üzerine meshetti ... " diyerek, sarık üzerine meshetmeyi, başın ön kısmına meshetmenin tamamlayıcısı olarak almıştır, demişlerdir. Bu görüşteki alimler şunu da söylemişlerdir; Allah, başa meshetmeyi farz kılmıştır. Asıl olan da budur. Yalnız sarığa yapılan meshe ait hadis, te'vile muhtemeldir. (Yani sarıkla beraber başın bir kısmı da meshedilmiştir, denilebilir. Çünkü böyle rivayetler de vardır,) Yapılmasının gerekliligi kesinlikle bilinen bir asıl, muhtemel hadisle terkedilemez ... '' Hanefi alimleri: 'Sarık üzerine meshetmek caiz degildir. Bu, mestler üzerine meshetmeye benzemez. Çünkü mestleri ikide bir çıkarmanın güçlügü dolayısıyla bir ruhsat olmak üzere meshetme müsadesi verilmiştir. Sarığı çıkarmakta ise böyle bir güçlük yoktur Sevban r.a.'ın hadisi, anlatılan savaş olayına mahsustur. Yahut sarığa meshetmeye ait hadis mensuhtur' demişlerdir. Maliki'ler ise: Zaruret olmadıkça sarığa meshetmek caiz değildir, demişlerdir, Onların meşhur kavli budur. Sevban r.a.'ın hadisini de zaruret haline hamletmişlerdir
حَدَّثَنَا أَبُو طَاهِرٍ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ أَبِي مَعْقِلٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَعَلَيْهِ عِمَامَةٌ قِطْرِيَّةٌ فَأَدْخَلَ يَدَهُ مِنْ تَحْتِ الْعِمَامَةِ فَمَسَحَ مُقَدَّمَ رَأْسِهِ وَلَمْ يَنْقُضِ الْعِمَامَةَ .
Sahih
Ammar bin Yasir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in seferlerinin birinde) Aişe (Radiyallahu anha)'nın gerdanlığı düştü. Gerdanlığı aramak için Aişe (Radıyallahu anha), gecikti. (Herkes bulunması için bekledi.) Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a.), Aişe (r.anha)'nın yanma vararak halk'ın beklemesine sebep olduğu için ona şiddetle öfkelendi. Biraz sonra Allah (Azze ve Ceile) teyemmüm ruhsatını (Maide 6) indirdi. Ammar (r.a.) dedi ki : Biz o gün (teyemmüm ederken toprakla) omuzlarımıza kadar mesnettik. Ammar (r.a.) dedi ki: Bundan sonra Ebu Bekir (r.a.) Aişe (r.anha)'nın yanma vararak: Ben senin bu kadar mübarek olduğunu bilemedim, dedi. AÇIKLAMA 568’te
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، أَنَّهُ قَالَ سَقَطَ عِقْدُ عَائِشَةَ فَتَخَلَّفَتْ لاِلْتِمَاسِهِ فَانْطَلَقَ أَبُو بَكْرٍ إِلَى عَائِشَةَ فَتَغَيَّظَ عَلَيْهَا فِي حَبْسِهَا النَّاسَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ الرُّخْصَةَ فِي التَّيَمُّمِ . قَالَ فَمَسَحْنَا يَوْمَئِذٍ إِلَى الْمَنَاكِبِ . قَالَ فَانْطَلَقَ أَبُو بَكْرٍ إِلَى عَائِشَةَ فَقَالَ مَا عَلِمْتُ إِنَّكِ لَمُبَارَكَةٌ .
Sahih
Ammar bin Yasir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber omuzlarımıza kadar teyemmüm ettik. AÇIKLAMA 568’te
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ الْعَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، قَالَ تَيَمَّمْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِلَى الْمَنَاكِبِ .
Sahih
Ebu Hureyre (r.a.)'den Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir : Yer (yüzü), benim için mescid ve taharet sebebi kılındı.. AÇIKLAMA 568’te
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْهَرَوِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، جَمِيعًا عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " جُعِلَتْ لِيَ الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا " .
Sahih
Aişe (r.anha), (kız kardeşi) Esma (r.anha)'dan emaneten bir gerdanlık almış idi. (Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber yapılan bir yolculuk esnasında) bu gerdanlık kaybolmuş ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Useyd bin Hudayr (r.a.)'ın başkanlığında) bir kaç kişiyi gerdanlığı aramaya gönderdi. Gidenler, namaz vakti olunca su bulamadıkları için abdestsiz olarak namazlarını kılmışlardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına (dönüp) gelince hallerini O'na arzettiler. Bunun üzerine teyemmüm (Maide 6) ayeti nazil oldu. Useyd bin Hudayr {r.a.), Aişe (r.anha)'ya: Allah seni hayırla mükafatlandırsın. Vallahi senin başına ne gelmiş ise mutlaka Allah senin için onda bir çıkar yol ihsan kılmış ve o işte müslümanlar için bir bereket kılmıştır. AÇIKLAMA (565, 566, 567, 568) : 568 nolu Hz. Aişe (r.anha)'nın hadisini Buhari, Müslim, Ebu Davud, 'Nesai, Beyhaki ve Ahmed uzun ve kısa metinler halinde müteaddit senedlerle rivayet etmişlerdir. Buhari ve Müslim rivayetlerinde Hz, Aişe (r.anha) , gerdanlığın Beyda veya Zatü'l ceyş denilen mevkide kaybolduğunu belirtmiştir. Hadiste söz konusu olan yolculuğun, Beni Mustalik savaşına veya Zatü'r-Rika savaşına aİt olduğu hususunda ihtilaf vardır. Muhammed bin Habib El-Ahvari: Aişe (r.anha)'nın gerdanlığı bir defa Zatü'r-Rika savaşında, bir defa da Beni Mustalik savaşında olmak üzere iki defa kaybolmuştur. Meşhur İfk hadisesi, Beni Mustalik savaşında vuku' bulmuş olduğu için buradaki hadislerde anlatılan gerdanlık hadisesinin, ondan sonra vuku bulmuş olması gerekir. Çünkü Müslim ve İbn-i Mace'nin buradaki rivayetinde Ussyd bin El-Hudayr'ın Hz. Aişe (r.anha)'ya: ''Allah seni hayırla mükafatlandırsın ... '' diyerek, övmesi ve gerdanlığın kaybolmasının daha önce müslümanlar için bereket vesilesi olduğuna işaret vardır. Müslim'in diğer bir rivayetinde Useyd bin Hudayr (r.anh) , Aişe (r.anha)'ya: ''Ey Ebu Bekir'in hane halkı! Bu sizin ilk bereketiniz değildir.'' şeklindeki sözleri de İfk' hadisesine bir işarettir. Taberani'nin rivayetinden de İfk hadisesinin, teyemmümün. meşru' kılınmasından önce vuku' bulduğu anlaşılır. Çünkü orada Aişe (r.anha): ''Benim gerdanlığım hadisesi geçtikten ve müfteriler dedikodularını yaptıktan sonra Peygamber (s.a.v.) ile beraber. başka bir savaşa çıktım. Yine gerdanlığım düştü ve aranması için ordunun bekletilmesine sebep oldum. Şafak söktü. Ben de Ebu Bekir (r.anh)'den bir hayli azar işittim. Bana: "Her yolculukta halkın başına bela oluyorsun. Halkın abdest almasi için su yok'' dedi. Bunun üzerine Allah teyemmüme ait ruhsatını indirdi. Ebu Bekir (r.anh) de Bana: 'Senin böyle mübarek olduğunu bilmemişim' dedi. der. Gerdanlık aramaya giden sahabilerin su bulamayınca abdestsiz olarak. namaz kıldıklarına dair parçanın izahını yaparken EI-Menhel yazarı şöyle der: Gerektiğinde abdestsiz olarak namaz kılınanın vacipliğineı bu bölüm delalet eder. Çünkü bu sahabiler. namazın onlara farz olduğuna itikad ederek namaz kılmışlar, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'de onların yaptıklarına karşı susmuştur. Eğer bu haliyle namaz onlara farz olmamış olsaydı, Nebi (s.a.v.) onların itikad ettikleri namaz kılma mecburiyetinin söz konusu olmadığını ve onların yaptıkları işin haksız olduğunu kendilerine bıldırecekti., Şafii, Ahmed. hadisçilerin cumhuru, Malik'in arkadaşlarının ekserisi bu görüştedirIer. Yani şer'i taharet yapma imkanı bulunmadığı zaman abdestsiz olarak namaz kılmak gerekir demişlerdir. Ancak bilahare bu namazın iadesinin vacib olup olmadığı hususunda bunlar arasında ihtilaf vardır. Şafii ve arkadaşlarının çoğu, iadenin gerekliliğine hükmederek bu özür nadirdir. İade etmek gereğini düşürmez, demişlerdir. Ahmed bin Hanbel'in meşhur kavline göre bilahare iade gerekmez. El-Müzeni, Sahnun ve İbnü'i-Münzir de böyle demişlerdir. Onların delili bu hadistir. Çünkü eğer kılınan namazın iadesi vacib olsaydı, Resul-i Ekrem (s.a.v.), durumu onlara açıklayacaktı. Bu gerekçe, Şafii ve. arkadaşlarınca reddedilmiştir. Böyle kılınan namazın ilk fırsatta iadesi zorunlu değildir. Tehir edilebilir. Acele etme mecburiyeti olmadığı için durumun beyanı da gecikebilir. Ebu Hanife ve Malik'ten yapılan meşhur rivayete göre abdest ve teyemmüm imkanı olmadığı zaman namaz kılmak sahih değildir. Gerdanlığı aramaya gidenlerin kıldıkları namazın yanlış olduğunu, belki Nebi (s.a.v.) bildirmiştir. Hadiste böyle bir şeyin anlatılmaması, bu işin vuku' bulmamasını gerektirmez. Hal böyle olunca onların namaz kılmaları içtihada dayalıdır. Müctehid hata yapabilir ... Bu alimlerin Ebu Hanife. O'nun arkadaşları. Sevri ve Evzai; abdest ve teyemmüm imkanı bulamayan kimsenin bilahare namazı kaza etmesi gerekir, demişlerdir. Medine alimlerinin Malik'ten rivayetlerine göre kaza gerekmez. Hadiste indiği bildirilen teyemmüm ayeti El-Menhel yazarının dediğine göre Hicret'in 5. yılı Beni Mustalik savaşında inmiştir. Bu ayetle Nisa ayetinin mi, Maide ayetinin mi kasdedildiği hususunda ihtilaf vardır. Çünkü: '' ... Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm ediniz. Yüzleriniz ve ellerinize sürün ... '" Nazm-ı celil'i, Nisa suresinin 43. ve Maide suresinin 6. ayetinde geçmektedir. Kurtubi: 'Hadiste indiği bildirilen ayet, Nisa suresindeki ayettir. Çünkü Maide suresindeki ayete, abdest ayeti, ismi verilir. Nisa suresindeki ayette abdestten bahsedilmez. Bu nedenle Nisa ayetinin teyemmüm ayeti olarak tahsisi uygundur. demiştir. EI-Menhel yazarı: Hadisteki ayet ile Maide ayetinin kasdedildiği daha açıktır. Buhari buna temayül etmiş, bu hadisi Maide suresinin tefsirinde tahric etmiş ve bu görüşü, Amr bin El-Haris'in. Abdurrahman bin El-Kasım'dan rivayet ettiği şu eserle te'yid etmiştir: Bu hadiste anlatılan olay hakkında; Maide 6 Ayeti naziI olmuştur. Bu duruma göre anılan ayetin nüzulünden önce de abdest almak vacibti. İbn-i Abdi'l-Berr: Namaz farz olduğu andan itibaren Paygamber s.a.v.'in abdest alarak namaz kıldığı, siyer ehlinin hepsince bilinmektedir. Ayette abdest alınış şekli anlatıldığı halde ravinin buna teyemmüm ayeti demesi de sahabilerin bu ayetle teyemmüm hükmünü öğrenmiş olduklarına ve abdest hükmünü daha önce bilmiş olduklarına işaret vardır. Sahabiler, abdest almayı ayetin inişinden önce bilmelerine rağmen abdest şeklinin ayet ile bildirilmesinin hikmeti, bunun farziyetinin Kur'an-ı Kerim ile bilinmesidir. 565 nolu Ammar bin Yasir (r.anh)'in hadisini Ebu Davud daha uzun metinle rivayet etmiş, Tahavi de ona benzer bir metinle tahric etmiştir. Burada da Hz, Aişe (r.anha)'nın gerdanlıgının düşmesinden, bulunması için beklenmesinden, Ebu Bekr (r.a.)'in Aişe (r.anha)'ya öfkelendiğinden, bu olay dolayısıyla teyemmüm ayetinin inmesinden ve Ebu Bekr (r.anh)'in bilahare Aişe (r.anha)'ya giderek; mübarek olduğunu bildirmesinden bahsedilmektedir. Ayrıca yapılan teyemmümde omuzlara kadar kollara toprak sürülmesinden bahsedilmektedir, 565 nolu sened ile rivayet olunan Ammar bin Yasir (r.a.)'in hadisinde yine -sahabilerin Nebi (s.a.v.)'in beraberinde omuzlarina kadar teyemmüm yaptıkları bildirilmektedir, Teyemmümün yapılış tarzını, bunu takip eden 91 ve 92 nolu bablarda anlatacağımız zamam Ammar (r.anh)'ın bu rivayetlerini ele alacağız. 567 nolu Ebu Hureyre (r.a.)'in buradaki hadisi. Buhari ve Müslim'de daha uzun olarak Cabir bin Abdullah (r.a.)'tan rivayet etmiştir. Oralardaki hadisin meali şöyledir: Resul-i Ekrem (s.a.v.) : ''Bend'en önce hiç kimseye verilmemiş olan beş şey bana verilmiştir: Bir aylık mesafede (bulunan düşmanlarımın kalbine) korku (verilmek) ile yardım edildim. Yer (yüzü) bana mescid ve taharet sebebi kılındı. Bu nedenle ümmetimden olan herhangi bir adam, namaz vaktine erişti mi namazını hemen kılıversin. Ganimetler bana helal edildi. Halbuki benden önce hiç kimseye helal değildi. Bana şefaat stme yetkisi verildi. Her peygamber yalnız kendi kavmine gönderiliyordu. Ben bütün insanlara gönderildim.'' Bu hadis de yer yüzünün taharet sebebi kılınmış olduğunu, yani toprak ve benzeri maddelerle lüzumu halinde teyemmüm yapılabiİeceğini ve toprağın da su gibi bir taharet aracı olduğunu hükme bağlamıştır
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا اسْتَعَارَتْ مِنْ أَسْمَاءَ قِلاَدَةً فَهَلَكَتْ فَأَرْسَلَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أُنَاسًا فِي طَلَبِهَا فَأَدْرَكَتْهُمُ الصَّلاَةُ فَصَلَّوْا بِغَيْرِ وُضُوءٍ فَلَمَّا أَتَوُا النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ شَكَوْا ذَلِكَ إِلَيْهِ فَنَزَلَتْ آيَةُ التَّيَمُّمِ فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ جَزَاكِ اللَّهُ خَيْرًا فَوَاللَّهِ مَا نَزَلَ بِكِ أَمْرٌ قَطُّ إِلاَّ جَعَلَ اللَّهُ لَكِ مِنْهُ مَخْرَجًا وَجَعَلَ لِلْمُسْلِمِينَ فِيهِ بَرَكَةً .
Sahih
Abdurrahman bin Ebza (r.a.)'den rivayet edildiğine göre bir adam Ömer bin el-Hatlab (Radiyallaau anh)'e gelerek: — Ben cünüp oldum da su bulamadım, demiş. Ömer (r.a.): — (Su buluncaya kadar) Namaz kılma, demiştir. Bunun üzerine Ammar bin Yasir (r.a.): — Ya Emire'l-Mu'minin! Hani ben ile sen bir askeri kıt'ada idik, İkimizde cünüp olduk da (gusül için) su bulamadık. Sen namaz kılmadın. Ama ben toprak içinde yuvarlandıktan sonra namaz kıldım. Bilahare Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardığım zaman (ikimizin başından geçen) durumu O'na anlattım. Bunun üzerine 0: Şüphesiz sana (şu) yeterdi» buyurdu ve ellerini yere vurdu, sonra ellerine üfürdü ve elleri ile yüzüne ve bileklerle beraber iki eline meshetti. AÇIKLAMA 570’te
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنِّي أَجْنَبْتُ فَلَمْ أَجِدِ الْمَاءَ . فَقَالَ عُمَرُ لاَ تُصَلِّ . فَقَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ أَمَا تَذْكُرُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ أَنَا وَأَنْتَ فِي سَرِيَّةٍ فَأَجْنَبْنَا فَلَمْ نَجِدِ الْمَاءَ فَأَمَّا أَنْتَ فَلَمْ تُصَلِّ وَأَمَّا أَنَا فَتَمَعَّكْتُ فِي التُّرَابِ فَصَلَّيْتُ فَلَمَّا أَتَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ . فَقَالَ " إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ " . وَضَرَبَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِيَدَيْهِ إِلَى الأَرْضِ ثُمَّ نَفَخَ فِيهِمَا وَمَسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ .
Munkar
El-Hakem ve Seleme bin Kuheyl (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre ikisi Abdullah bin Ebi Evfa (r.a.)'e teyemmümden soru sormuşlar ve Abdullah (r.a.) : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ammar (r.a.)'e şöyle teyemmüm etmesini emretmiştir, diyerek ellerini yere vurduktan sonra silkelemiş ve yüzüne meshetmiş, El-Hakem (Radiyallahu.anh)'in dediğine göre kollarını da meshetmiş ve Seleme (r.a.)'in dediğine göre dirseklerine de meshetmiştir." Not: Zevaid'de bunun senedinde İbn-i Ebi Leyla bulunduğu, adının Muhammed bin Abdurrahman olduğu, hıfzı yönünden zayıflığı dolayısıyla isnadın zayıf olduğu bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Abdurrahman bin Ebza lr.anh)'ın 569 nolu hadisini Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi rivayet etmışlerdir. Bazı rivayetler, buradakinden daha uzundur. Ebu Davud'un teyemmüm babında tahric ettiği rivayet buradakinden nisbeten uzun olduğu için mealen buraya alalım: Abdurrahman b. Ebza (r.a.)'den şöyle demiştir:Ben Ömer b. el-Hattab (r.a)'ın yanında idim. Bir adam geldi ve;(Ya emire'l-mu'minin) biz bir iki ay bir yerde kalıyoruz. (Cünub oluyor su bulamıyoruz, ne yapalım?) dedi. Hz. Ömer; Ben olsam su buluncaya kadar yıkanmam, cevabını verdi. (Orada bulunan) Ammar şöyle dedi: Ya emir'el-mu'minin, hatırlıyor musun? Hani seninle deve (gütmek) de idik de ikimiz de cünup olmuştuk. Bunun üzerine ben yerde yuvarlandım.Resulullah (s.a.v.)'e gelip durumu söyledim. Resulullah; "Şöyle yapman sana yeterdi" buyurdu ve ellerini yere vurdu, sonra onlara üfledi. Sonra da elleriyle yüzünü ve kolunun yarısına kadar ellerini meshetti. Hz. Ömer: Ya Ammar Allah'tan kork! dedi. Ammar da: Ya Emirel-mu'minin, eğer sen istersen vallahi bunu ebediyyen (bir daha) söylemem, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: Hayır, vallahi bundan (teyemmüm hadisesinden) üzerine aldığın sorumluluğu sana bırakıyorum, dedi. Ömer r.a. ile Ammar r.a. arasmda cereyan eden sohbette Ömer r.a. cünüplük için teyemmümün caiz olmadığma ve namazı te'hir etmeye ait görüşünü beyan etmiştir. Ammar r.a.'m teyemmümünün aslı hakkmda bir bilgisi bulunduğunu, kendisini toprak içinde yuvarlamasından ve bundan sonra namaz kılmasmdan anlıyoruz. Resul-i Ekrem s.a.v.'e baş vurduktan sonra cünüplük için de teyemmüm yapılacağına ve teyemmümün alınış şekline ait ma'lumatı öğrenmiş oluyor. Hadisin zahirine göre teyemmümde yüz ve kolları mashetmek için elleri bir defa toprağa vurmak kafidir. Bazı alimler böyle demişlerdir. İleride açıklayac&ğız. Elleri iki defa toprağa vurmanın gerekliliğine hükmeden alimler: Bu hadis, meshetmeyi öğretmek içindir. Tam bir teyemmümün etraflıca anlatılması için değildir, demişlerdir. Kolların meshinde, dirseklere kadar mesh yapılmamış, bileklerin biraz ilerisine kadar gitmekle yetinilmiştir. Teyemmümde ellere, bileklere kadar meshetmek kafidir. diyen alimler bu hadisi delil göstermişlerdir DirseklerIe beraber kolları meshetmek gerekir, diyen alimler yine öyle cevap vermişlerdir. Yani burada teyemınüın şekli öğretiliyor ama gereken bütün teferruat anlatılmıyor. Ammar r.a.'ın Ömer r.a.'e söylediği: İstersen ebediyen bunu anlatmayacağım. sözünden maksadı şudur: 'Eğer bu hadisi anlatmamam halindeki maslahatı, anlatmam halindeki yarara tercih etme görüşünde isen ben susarım. Çünkü günaha girme durumu haric, sair işlerde halife olman hase-biyle sana itaat etmek bana vacibtir,' Ammar'ın şu görüşte olması muhtemeldir: 'Bildiği sünneti tebliğ etme hizmetini ifa etmiş durumdadır. Bundan sonra sussa dahi, bildiğini gizleyenlere dahil olmayacaktır. Ziyadesi ile tebliğ ise ona vacib değildir.' Ömer (r.anh)'in O'na: Söz konusu mesele hakkında söylediğin sözün sorumluluğunu sana bırakıyoruz. demesinin sebebi şu olabilir: Ammar (r.anhl'ın hatalı olduğuna kesin kanaat sahibi olmadığı gibi olayı da hatırlayamamıştır. Bu nedenle kendisinin unutmuş olabileceğini veya Ammar (r.anh)'ın yanılabileceğini düşünmüştür. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER : 1- Öğretici bir mes'eleyi öğretirken, en açık yolla izah etmelidir. 2- Teyemmümde yüzü ve kolları meshetmek için elleri bir defa toprağa vurmak kafidir. (İlerde izah edilecektir.) 3 - Elleri toprağa vurduktan sonra ellere fazla toprak yapışmış ise, onları silkelemek meşru'dur. 4 - Teyemmümde bir defadan fazla mesh yapmak müstahab değildir. (Bu hüküm elleri silkelemekten anlaşılır.) 5 - Kolların meshinde elleri bileklere kadar meshetmek kafidir. (Bu hususta ilerde izahat verilecektir.) 6 - Nebi s.a.v. zamanında Sahabiler ictihad etmiştir. 7 - Müctehid, olanca gücünü harcadığı takdirde ictihadında isabet etmemiş olsa bile kınanmaz ve ichtiadı ile amel ettiği zaman, bilahere yanıldığı anlaşılsa bile yaptığı ibadeti iade etmesi gerekmez. 570 nolu hadiste AbduIlah bin Ebi Evfa (r.anh), Resül-i Ekrem (s.a.v.)'in Ammar (r.anh)'a tarif ettiği teyemmüm şeklini anlatırken ellerini toprağa vurup silkeledikten sonra yüzüne meshetmiştir. El-Hakem demiş ki: AbduIlah kollarını da meshetmiş, Seleme de: Abdullah yüzüne ve dirseklerine meshetmiş. demiştir
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْحَكَمِ، وَسَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، أَنَّهُمَا سَأَلاَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى عَنِ التَّيَمُّمِ، فَقَالَ أَمَرَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَمَّارًا أَنْ يَفْعَلَ هَكَذَا وَضَرَبَ بِيَدَيْهِ إِلَى الأَرْضِ ثُمَّ نَفَضَهُمَا وَمَسَحَ عَلَى وَجْهِهِ . قَالَ الْحَكَمُ وَيَدَيْهِ . وَقَالَ سَلَمَةُ وَمِرْفَقَيْهِ .
Sahih
Ammar bin Yasir (Radiyallahu anh)'den:, Sahabiler, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde teyemmüm ederlerken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müslümanlara emir buyurdu. Onlarda (emre göre) avuçlarını toprağa vurdular da topraktan bir şey avuçlamadılar. Sonra bir defa yüzlerine meshettiler. Daha sonra dönüp bir kere daha avuçlarını toprağa vurup, (bu kere) kollarına meshettiler." Diğer Tahric: Ebu Davud, Nesai, Tahavi ve Beyhaki de bu hadisi müteaddit tariklerden rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Ancak UbeyduIIah bin Abdillah'ı, Ammar bin Yasir (r.anh)'in ravisi olarak gösteren senedIerin munkati' olduğu, çünkü bu zat'ın Ammar (r.anh)'a yetişmediği El-Münzir tarafından belirtilmiştir. Bazı senedler böyle ise de, diğer senedIerde Ubeydullah ile Ammar (r.anh) arasında Abdullah İbn-i Utbe bulunur. İbn-i Mace, buradaki senedde Ubeydullah'tan sonra Ammar'ı göstermiştir. Münzir'in dediğine göre sened munkati' olur. 566 nolu senedde ise bu iki ravi arasında Abdullah İbn-i Utbe anılmıştır. Bu senedde inkıta' yoktur. EI-Menhel yazarı: Nesai. İbn-i Mace, Ebu Davud. Tahavi ve Beyhaki mevsul olarak ve hepsi. ravilerden Ubeydullah bin AbduIlah bin Utbe'nin babası Abdullah bin Utbe'den ve Abdullah bin Utbe'nin Ammar (r.anh) 'den rivayet ettiğini senedde belirtmişlerdir. Bu hadis, teyemmüm şeklini bildirmekte ve bu maksatla sahabilerin Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in emriyle ellerini iki defa toprağa vurduklarını; birinci defa ellerini yüzlerine meshettiklerini, ikinci defa toprağa vurdukları ellerini kollarına meshettiklerini bildirir. Bir önceki babta geçen hadislerde ise, teyemmüm maksadı ile bir defa elleri toprağa vurmanın yeterli olduğu belirtilmektedir. Böylece bazı hadislerde bir darbe, diğer bir kısım hadislerde iki darbe ile teyemmüm yapıldığı bildirildiği için konu alimler arasında çeşitli görüşlere sahne olmuştur. EI-Menlıel yazarı, teyemmüm babında alimler arasındaki ihtilafı şöyle bildirir: ''Bu hadis (571 nolu Ammar'ın hadisi), teyemmümün iki darbeden oluştuğunu, bunlardan birisinin yüz için, diğerinin ise kollar için ayrıldığını bildirir. Alimlerin ekserisinin mezhebi budur. Ebu Hanife, Şafii, Sevri, Ali bin Ebi Talib, AbduIlah bin Ömer (r.anhum)'un kavli budUr. Malik'ten bir rivayette de böyledir. Bir cemaat da: Yüz ve eller için vacib olan darbe birdir, demişlerdir. Hadisçiler, Ata', Mekhul, Davud, Evzai, Taberi. Ahmed, İshak bin Rahuyye ve İbnü'l-Münzir böyle demişlerdir. Malik ve Zühri'den bir rivayet de böyledir. TEYEMMÜMDE KOLLAR NEREYE KADAR MESHEDİLMELİDİR ? Bu hususta da hadislerde farklı ifadelere rastlanıyor. Kolların meshi anlatılırken bazı rivayetlerde ''Kef' kelimesi geçer. Kef; elin bileklere kadar olan kısmına denir. 569 nolu hadiste de ''Kefih tabiri geçmiştir. Bazı hadislerde ''Yed'' geçer. Yed; kol demektir. Bu hadislerde kolların ne kadarının meshedileceği belirtilmemiştir. 571 nolu hadiste ''Yed'' kelimesi kullanılmıştır. Ammar bin Yasir (r.anh)'in bir rivayetinde, kendisi ve arkadaşlarının kollarını omuzlarına kadar meshettiklerini anlatmıştır. 566 nolu hadiste bu ifade kullanılmıştır. Hafız, EI-Feth'in teyemmüm bahsinde şöyle der: ''Teyemmüm şekline ait olan hadislerden Ebu Cüheym (r.a.) ve Ammar (r.anh)'ın hadisleri hariç hiç birisi sahih değil, ya zayıftır ya da merfu' ve mevkuf olduğu hususunda ihtilaf vardır. Merfu' olmaması görüşü kuvvetlidir. Ebu Cüheym (r.anh)'in hadisinde kolların meshi zikredilmiş fakat ne kadarının meshinin yeterli olacağı bildirilmemiştir. Ammar (r.anh)'ın hadisine gelince Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde ''Kef = Bileklere kadar el'' geçer. Sünenlerdeki rivayetlerde ise; kimisinde dirsekler kimisinde koltuklara kadar, kimisinde de 'Zira' = Kolun parmak uçlarından dirseğe kadar olan kısmı'nın yarısı gibi değişik ifadeler kullanılmıştır. Dirsekler rivayeti ile Zira'nın yarısı rivayeti söz götürür türdendir. Koltuklara kadar olan rivayete gelince; Şafii ve başka alimler: Eğer koltuklara kadar mesh edenler Peygamber s.a.v.'in emriyle böyle yapmışlar ise, bundan sonra yapıldığı sabit olan teyemmüm, onu neshetmiştir. Eğer O'nun emri olmadan yapılmış ise, emredilmiş olan miktar esastır, demişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'den sonra Ammar (r.anh)'ın: Teyemmümde bileklere kadar elleri meshetmek,kafidir, diye fetva verişi Buhari ve Müslim'in ''Kef" rivayetini takviye eder. Çünkü hadis ravisi, o hadisle kasdedilmiş olan manayı herkesten daha iyi bilir. Hele ravi, müctehid sahabi ise, taşıdığı kuvvet kat kat fazladır.' Tahavi: de: "Teyemmümün yapılış şekli hususunda alimler ihtilafa düşünce ve rivayetler de muhtelif olunca biz, bunların hepsini tetkik ederek şu neticeye vardık: Abdestte yıkanması emrolunan uzuvlar bellidir. Teyemmümde baş ve ayaklar hükümden düşürülmüş, yüz ve kollar kalmıştır. Bu iki uzuv, abdest uzuvları olduğu için koltuklara kadar meshin yapılacağını söyleyenlerin sözü tutarsızdır. Çünkü, abdestte meshedilmesi gereken baş ve yıkanması gereken ayaklar, teyemmümde toprakla meshedilmezken abdestte yıkanması gerekli görülmeyen dirsekle omuz arasındaki kısmın teyemmümde meshedilmemesi gayet tabii karşılanır. Kolların dirseklere kadar mı yoksa bunun yarısı kadar mı meshedileceği hususundaki ihtilafa baktık. Biz bakıyoruz ki, yüz suyla yıkandığı gibi toprakla meshediliyor. Baş ve ayakların teyemmümü hiç yapılmıyor. Bir tarafta yüzün tamamının meshi yapılıyor. Diğer taraftan baş ve ayakların tamamı mesh hükmünden hariç tutuluyor. Eğer yıkanması emrolunan kolların bir kısmı meshetmekten muaf tutulsaydı tamamı tutulurdu. Madem ki kolların meshi istenmiştir, yıkanması emrolunan kısmın aynen meshi uygun olur. Çünkü teyemmüm, abdest yerine geçer ... '' der. Hattabi: Dirseklerden daha yukarı olan kısmın meshedilmesinin teyemmüm edene vacib olmadığı hususunda alimler ittifak halindedir, demiştir.'' Dört mezhebin görüşüne gelince; Hanefi ve Şafii mezheblerine göre, kolları dirseklerle beraber meshetmek gereklidir. Maliki ve Hanbeli mezhebIerine göre ise elleri bileklere kadar meshetmek farzdır. Bileklerden sonra dirseklere kadar olan kısmı meshetmek teyemmüm'ün sünnetidir. Topraktan başka bir madde ile teyemmüm yapma hükmü: Teyemmüm ayetinde ve bazı hadislerinde geçen "Said'' . kelimesi,. yer yüzü anlamındadır. Yer yüzü toprak olsun. başka madde olsun, hepsine said denir. Zeccac: Bu hususta lugat ehli arasında bir ihtilaf olduğunu bilmiyorum, demiştir. Said'in yalnız toprak adı olduğu da söylenmiştir. Bu nedenle toprak cinsinden olmayan yer yüzündeki maddelerle teyemmüm yapılıp yapılamayacağı ihtilaf konusu olmuştur. Şöyle ki : Ebu Hanife ve Muhammed: 'Küle dönüşmeyen, yandığı zaman yumuşamayan ve yer cinsinden olup, temiz sayılan toprak, kum, çakıl, taş, alçı, tuğla, sürme ve benzeri maddeler ile teyemmüm yapmak sahihtir. Yandığı zaman kül'e dönüşen odun, tahta, gibi veya ateşte yumuşayan demir ve kalay gibi maddeler üzerinde toz bulunmadığı zaman onunla teyemmüm yapmak sahih değildir, demişlerdir. Ebu Yusuf ise: Toprak ve kumdan başka maddelerle teyemmüm yapılmaz, demiştir. Şafii. Ahmed bin Hanbel, Davud ve fıkıhçıların çoğu: Teyemmüm ancak tozu bulunan toprakla yapılabilir. Başka maddelerle yapılamaz, demişlerdir. Malik: Yer cinsinden olup, yakılmamış olan her şeyle teyemmüm yapmak sahihtir. demiştir. Evzai ve Sevri ise: Yer üstünde bulunan herşey ile, hatta kar ile teyemmüm yapmak caizdir, demiştir
حَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ الْمِصْرِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَنْبَأَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، حِينَ تَيَمَّمُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَمَرَ الْمُسْلِمِينَ فَضَرَبُوا بِأَكُفِّهِمُ التُّرَابَ وَلَمْ يَقْبِضُوا مِنَ التُّرَابِ شَيْئًا فَمَسَحُوا بِوُجُوهِهِمْ مَسْحَةً وَاحِدَةً ثُمَّ عَادُوا فَضَرَبُوا بِأَكُفِّهِمُ الصَّعِيدَ مَرَّةً أُخْرَى فَمَسَحُوا بِأَيْدِيهِمْ .
Hasan
Ata' bin Ebi Rebah (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Ben İbn-i Abbas (r.a.)'dan şu haberi duydum, demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken bir adam başından yaralanmış sonra ihtilam olup ona gusül yapması gerekir denmiş, kendisi de yıkanarak soğuk algınlığı neticesinde ölmüştür. Olay, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ulaşmış, bunun üzerine O : «Onu öldürmüşler. Allah onları öldürsün. Cehaletin şifası sormak değil miydi?» buyurmuştur.» Ata': Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Vücudunu yıkayıp, başının yaralı yerini terketmiş olsaydı.» buyurduğu bize ulaşmıştır.» Not: İsnadının münkati' olduğu Zevaid'de bildirilmiştir, AÇIKLAMA : Evzai de bu hadisi Ata' aracılığıyla İbn-i Abbas (r.a.)'tan rivayet etmiş olup, doğrusu da budur. Beyhaki. müteaddit tariklerden rivayet ederek, zayıf olduğunu söylemiştir. Ebu Davud ve Darekutni ise hadisi Ata' aracılığıyla Cabir bin Abdillah El-Ensari'den rivayet etmişler, İbnü's-Seken de bunu sahih görmüştür. Ancak bu senedde Ata'dan münferiden rivayet eden Zübeyr bin Harik adlı ravinin kuvvetli olmadığını Darekutni söylemiştir. Hulalsa sargılar ve cebireler üzerine meshetmek hususunda Resul-i Ekrem (s.a.v.)'den bir şey sabit olmamıştır. Lakin Abdullah İbn-i Ömer (r.anh)'in bütün meshi yaptığı sabittir. HADİSİN MANASINA GELİNCE : Başından yaralı adam, ihtilam olunca, yarayı ıslatmaktan korkmuş, bu nedenle boy abdestini almamak için bir çarenin bulunup bulunmadığını yanındakilere sorarak; su bulunmasına rağmen mazeretim dolayısıyla teyemmüm yapabilir miyim? demek istemiş. Yanındakiler de: Biz, senin için bir ruhsat olduğunu bilmiyoruz, demişlerdir. Çünkü onlar, su bulunmadığı zaman teyemmüm yapılabilir. su varken teyemmüm yapılamaz, itikadında idiler. Hadiste geçen: "Allah onları öldürsün.'' parçası, bilmeden fetva vermekten ve müslümanlara zarar vermekten kaçındırmak için buyurulmuş olan önleyici bir tehdit mahiyetindedir. Yoksa onların öldürülmesini dilemeK değildır. Hadis, yanlış fetva verme neticesinde doğan zarar ölüm dahi olsa kısas yolu ile fetva verenin öldürülmeyeceğine delalet eder. "Cehaletin şifası sormak değil midir?'' parçası ile öğrenmek ve bilenlere baş vurmak isteniyor. Resul-i Ekrem (s.a.v.), kesin bilgi olmadan fetva verdiklerinden dolayı onları kınamış ve dinde güçlük olmadığına dair İslami prensibi düşünmeme kusurunu işlediklerinden dolayı onlara beddua etmiştir. Ebu Davud'un rivayetinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e ait hadis metninde kişinin yapması gerekli olan iş şöyle buyuruluyor: "Onun teyemmüm etmesi, yarasına bir bez sarması, sonra bezin üstünü meshedip vücudunun kalan kısmmı y!kaması kafi idi.'' Hattabi bu rivayetle ilgili olarak: 'Burada yaralının sağlam vücudunu yıkaması ve teyemmüm etmesi emrediliyor. Yalnız yıkanma veya yalnız teyemmüm kafi görülmüyor. Rey ehline göre kişinin uzuvlarının azı yaralı ise hem yıkanır hem teyemmüm eder. Şayet yaralı' uzuvlar çoğunlukta ise sağlam yerleri yıkamaya gerek yok. Teyemmüm kafidir. Şafii mezhebine göre sağlam kısım çok olsun az olsun yıkanmalıdır.' der. EI-Menhel yazarı şöyle der: "Hasılı su kullanmayı tehlikeli gören kişi, alimlerin ittifakıyla teyemmüm edebilir. Şayet hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikmesinden endişelenirse Ebu Hanife ve Malik'e göre teyemmüm etmesi caizdir. Bu haliyle kıldığı namazı bilahere iade etmez. Şafii mezhebinin racih kavli de budur. Her hangj bir uzvunda yara, kırıklık gibi bir şey olup, üzerine cebire çekilmiş ve açılması tehlikeli görülüyorsa Şafii'ye göre; cebire üzerine mesh yapılarak teyemmüm yapılır ve eğer cebireyi abdestli iken koymuşsa, bilahere namazı iade etmez. Ebu Hanife ve Malik'e göre vücudunun bir kısım yaralı olan kişinin bedeninin çoğu sağlam ise orayı. yıkar. Yaraya da mesheder. Şayet çoğu yaralı ise teyemmüm eder. Sağlam yeri yıkaması gerekmez. Ahmed bin Hanbei ise: Kişi sağlam yeri yıkar, yaralı yer için teyemmüm eder, demiştir ..• BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETLERİ: 336 –
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ حَبِيبِ بْنِ أَبِي الْعِشْرِينَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يُخْبِرُ أَنَّ رَجُلاً، أَصَابَهُ جُرْحٌ فِي رَأْسِهِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ أَصَابَهُ احْتِلاَمٌ فَأُمِرَ بِالاِغْتِسَالِ فَاغْتَسَلَ فَكُزَّ فَمَاتَ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ " قَتَلُوهُ قَتَلَهُمُ اللَّهُ أَفَلَمْ يَكُنْ شِفَاءَ الْعِيِّ السُّؤَالُ " . قَالَ عَطَاءٌ وَبَلَغَنَا أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لَوْ غَسَلَ جَسَدَهُ وَتَرَكَ رَأْسَهُ حَيْثُ أَصَابَهُ الْجِرَاحُ " .
Sahih
Nebi (Snllallahu Aleyhi ve Sellem)'in muhterem eşlerinden) Meymune (r.anha)'dan şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için gusül suyunu koydum. O da cünüblükten ğusletti. Önce sol eliyle sağ eline kabı eğerek su döktü ve ellerini bileklerle beraber üç defa yıkadı. Sonra avret mahalline güzelce su döküp yıkadıktan sonra elini toprağa sürerek ovaladı. Daha sonra ağzına su aldı, burnuna su çekti yüzünü ve kollarını üçer defa yıkadı. Bunun arkasında vücuduna su döktü. Bundan sonra yerini değiştirerek ayaklarını yıkadı. Tahric: Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai ve Ebu Davud da bu hadisi az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Hadis, ğuslün şeklini tarif etmektedir. Buhari, ve Müslim'de Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in sağ eliyle sol eline su dökerek avret mahallini yıkadığını belirtmektedir. Taharetlendikten scnra sol elini yere sürerek iyice ovduğunu Müslim belirtmiştir. El-Menhel yazarı aynı başlık altında açılan ğusül babında rivayet olunan hadisin açıklamasında şöyle der: ''Suyla taharetlendikten sonra elin güzelce temizlenmesi için toprağa sürülmesinin müstahab olduğuna hadis delalet eder. Toprakla güzelce ovaladıktan sonra ellerini tekrar yıkadığı Buhari'de belirtilmiştir. İbnü'l-Dakiki'l-İyd şöyle demiştir: 'Avret mahallindeki necaset suyla iyice giderildikten sonra necasetin kokusu kaldığı zaman bazı fıkıhçılara göre zarar vermez. Şafii mezhebinde bu hususta ihtilaf vardır. O kokudan afıv bulunduğu bu hadisten çıkarılabilir. Şöyle ki, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in taharetlendikten sonra elini toprağa sürmesi boşuna değildir. Necasetin giderilmesi için olduğu söylenemez. Çünkü necasetten en ufak bir şey kaldığı takdirde taharet yapılmış sayılmayacağı alimlerin ittifakiyle sabittir. Taharetten sonra elde necasetten bir şey kaldığı zaman avret mahalli de temizlenmemiş olur. Necasetin tadını gidermek için elin toprağa sürüldüğü de söylenemez. Çünkü tadın kalması necasetin kaldığına alamettir. Rengin giderilmesi amacı da söz konusu edilemez. Çünkü ihtilam veya cinsi münasebet dolayısıyla hasıl olan cünüplük haliyle ele yapışacak bir necaset rengini gerektirmez. Olsa bile cidden nadir olur. Bu nedenle kokunun giderilmesi ihtimali kalır. Taharetlenme esnasında giderilmesi vacib olan kokunun giderilmesi için toprağa el sürülmesi caiz değildir. Çünkü avret mahalli iyice temizlendikten ve giderilmesi gereken koku da iyice giderildikten sonra el temiz olarak avret mahallinden ayrılmış olur. Böyle olmazsa ne avret mahalli temiz sayılır ne de el. Şu halde giderilmesi gerekli olmayan bir rayiha izi kalmış olabilir ki bu iz bağışlanmıştır ve bağışıklık kazanan muhtemel izin de kalmaması için en güzel bir şekilde ihtiyatlı davranılarak el toprağa sürülmüş olur.'' Hadis'te Peygamber s.a.v.'in mubarek ağzına ve burnuna. su aldığı bildirilmekte ve mazmaza ile istinşak ismini alan bu işlemin meşruluğu bildirilmektedir. Abdest ve ğusül de ağız ve buruna su almanın hükmü hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. İbnü'l-Mübarek, Ahmed ve İshak ile bazı alimler hem ğusülde hem de abdestte vacibtir, demişler. Hanefi alimleri ve Süfyan-i Sevri; ğusülde vacib, abdestte sünnettir, demişler. Malik ve Şafii ise; ğusülde de abdestte de sünnettir, demişlerdir. Bu görüşler delilleri ile beraber abdest babında genişce izah verilmiştir. Hadis, mazmaza ve istinşaktan sonra Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mübarek yüzünü ve kollarını üçer defa yıkadığı, bütün vücuduna su dökerek guslünü yaptıktan sonra başka bir yere çekilerek ayaklarını yıkadığını ifade eder. Şu halde önce abdest almış fakat ayak yıkama işini ğusülden sonraya bırakmıştır. Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde Resul-i Ekrem s.a.v.'in ğusülden önce: ''Namaz abdesti gibi abdest aldığı'' tabiri ve Buhari'nin rivayetinde: 'Abdest alırken ayaklarını yıkama işini ğusülden sonraya bıraktığı' tasrih edilmiştir. Ebu Davud'un Aişe r.anha'dan rivayet ettiği hadiste ise: Namaz abdesti gibi tam abdest aldığı bildirilmektedir. Bunun zahirine göre ayaklarını da o zaman yıkamıştır. EI-Menhel yazarı: ''Bu rivayetler arasında ihtilaf yoktur. Çünkü şöyle yorum yapmak mümkündür. Resul-i Ekrem s.a.v. ğusülden önce abdest alırken bazen ayaklarını da yıkardı.. Bazen de ayak yıkama işini ğusül'den sonraya bırakırdı. Değişik, rivayetler dolayısıyla alimler muhtelif görüşler beyan etmişler: Cumhur'a göre ayak yıkamayı ğusülden sonraya bırakmak müstahabtır. Ebu Hanife ve arkadaşları ise; 'Eğer su toplanmıyacak bir yerde ğusül yapılacaksa ğusülden önce tam abdest almak efdaldır. Şayet küvet, leğen gibi su birikecek bir yerde ğusül yapılacaksa ayak yıkamayı ğusülden sonraya bırakmak daha efdaldır, demişlerdir.' Malik ise; 'Ğusledilen yer temiz ise ğusülden önce ayakları yıkamak müstahabdır, aksi halde ğusülden sonra ayakları yıkamak müstahabdır.' Şafii mezhebindeki meşhur ve en sahih kavle göre tam abdest almak efdaldır. Çünkü Aişe ve Meymune r.anhuma'dan edilen rivayetlerin ekserisi böyledir,,, demiştir. Ğusülden önce alınan abdestin hükmüne gelince; Cumhurun mezhebine göre sünnettir. Davud ve Ebu Sevr'e göre vacibtir. Aişe ve Meymune r.anhuma'dan edilen rivayetlerin bir kısmında Resul-i Ekrem s.a.v. ğuslederken mübarek başına üç defa su döktüğü tasrih edilmiştir. Buradaki 574 nolu rivayet de böyledir. Nevevi: ''Başa üç defa su dökmenin müstahablığı hususunda alimlerin ittifakı vardır. Arkadaşlarımızın bir kısmı vücudun sair kısmını başa ve abdest uzuvlarına kıyaslayarak; üç defa yıkanması müstahabdır, demişlerdir. Buna kimsenin muhalefet ettiğini bilmiyoruz. Yalnız arkadaşlarımızdan Ebu'l-Hasan El-Maverdi bir defa'dan fazla su dökmek müstahab değildir demiş fakat onun bu sözü terk edilmiş tutarsız bir sözdür.'' EI-Menhel yazarı bu nakli yaptıktan sonra Hanefi ve Hanbeli alimlerinin de böyle dediklerini fakat Maliki'lerin baştan başka vücuduh her hangi bir tarafını üç defa yıkamanın müstahab olmadığını, abdestin ğusle kıyaslanamıyacağını çünkü ğusülde çok güçlük olduğunu söylemişlerdir. ĞUSLÜN FARZLARI 1 - Maliki mezhebine göre ğuslün farzları niyet, vücudun her tarafını suyla yıkamak, vücudu ovalamak, saçların arasını ovalamak ve ara vermeden ğuslü tamamlamaktır. 2 - Şafii mezhebine göre ğuslün farzları niyet ile bütün. vücudu ve vücut üzerindeki saç ve kılların tamamını suyla yıkamaktır. 3 - Hanefi alimlerine göre ağız ve buruna su almak ile bütün vücudu yıkamaktır. 4- Hanbeli mezhebine göre suyun deriye ulaşmasına mani herhangi bir madde ve necaset varsa gidermek, niyet, besmele, ağız ve burun dahil vücudun her tarafını ve kılların tamamını suyla ıslatmaktır. Nevevi, Müslim'in şerhinde; 'Ğusleden kişinin önemli olan şu hususa dikkat etmesi gerekir: Avret mehallini güzelce yıkadıktan sonra, o yerin ve çevresinin cünüplüğünü kaldırmak niyetiyle yıkanması uygun olur. Çünkü o esnada bacakların arasının ğuslünü yapmazsa bilahere orayı unutabilir. Dolayısıyla ğuslü sahih olmaz. Bir de başını ve vücudun sair yerlerini yıkayıp ğuslettikten sonra avret yerinin ğuslünü yapmadığını hatırlarsa ya çıplak eliyle oraların ğuslünü yapması gerekir, elini sürmesi icap eder ki avret mahalline el ayasının dokunmasıyla abdesti bozulmuş, olur. Yahut da abdestinin bozulmaması için eline bir bez bağlaması icab eder ki bu da bir güçlüktür. Şunu da belirtelim ki ğusül yapılırken hiç kimse abdest almayı vacib görmemiştir. Davud-i Zahiri ve arkadaşları hariç. Onlara göre vacibtir. Cumhur'a göre abdest almak sünnettir. ğusülden sonra namaz kılmak ve Kur'an'a dokunmak gibi abdestsiz yapılamayan ibadetler ğusletmekle mübah kılınır. Yani cünüp olan kişi abdest almadan vücudun her tarafına su dökerek ğuslünü yaptığı takdirde yaptığı ğusül sahih olup onunla namaz ve benzeri ibadetler yapmak mübah olur, demiştir. ĞUSLÜN EFDALİ EI-Menhd yazarı şöyle der: "Ğusledecek kişi kab'a ellerini batırmadan önce üç defa yıkadıktan sonra avret mahallini güzelce yıkamalı ve vücudunun her hangi bir yerinde bulunan necaset, kir ve suyun deriye yahut kıllara ulaşmasına engel olan ne varsa gidermeli. Bundan sonra namaz abdesti gibi tam abdest almalı ve bunun akabinde su avuçlayarak sakalını saçlarını hilallemelidir. Yani parmaklarını kıllar arasına geçirip her tarafını ıslatmalıdır. Daha sonra başına üç defa su dökmeli ve koltuklar altı göbek nahiyesi, kulaklar ve sair vücut kıvrımlarını güzelce ovarak her tarafı ıslatmalı daha sonra başına üç defa su dökmeli, vücudunun her tarafını yıkamalı ve ellerinin yetiştiği her tarafını ovalamalıdır. Vücuduna su dökerken üst kısımlarına ve sağ tarafa öncelik tanımalı. Ğusle başlarken niyet etmeli, vücudunda bulunan kılların her tarafını güzelce ıslatmalıdır
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ حَدَّثَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ، عَنْ خَالَتِهِ، مَيْمُونَةَ قَالَتْ وَضَعْتُ لِلنَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ غُسْلاً فَاغْتَسَلَ مِنَ الْجَنَابَةِ فَأَكْفَأَ الإِنَاءَ بِشِمَالِهِ عَلَى يَمِينِهِ فَغَسَلَ كَفَّيْهِ ثَلاَثًا ثُمَّ أَفَاضَ عَلَى فَرْجِهِ ثُمَّ دَلَكَ يَدَهُ فِي الأَرْضِ ثُمَّ مَضْمَضَ وَاسْتَنْشَقَ وَغَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا وَذِرَاعَيْهِ ثَلاَثًا ثُمَّ أَفَاضَ الْمَاءَ عَلَى سَائِرِ جَسَدِهِ ثُمَّ تَنَحَّى فَغَسَلَ رِجْلَيْهِ .