Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 65. Bölüm
494 hadis, 17 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis36 dk okuma
Aişe r.anha'nın annesi Ümmü Ruman'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Benimle birlikteyken Hz. Aişe ateşli bir hastalığa yakalandı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Belki de o, hakkında söylenen sözlerden dolayı hasta oldu" dedi. Ümmü Ruman da "Evet," dedi. Bunun üzerine Hz. Aişe doğrulup oturdu ve "Benim ile sizin durumunuz, Yakup Nebi ile oğullarının durumu gibidir," dedi [ve şu ayeti okudu:] "Babalan Yakub: "Hayırı" dedi. "Nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevketmiş. Artık bana düşen, güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, sizin bu anlattıklannız karşısında Allah'tan başka yardım edebilecek hiç kimse 01amazl"(Yusuf 18) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde ......sewelet ifadesini şeklinde tefsır etmiştir. İmam Buhari bu başlık altında ifk hadisinin bir bölümünü verdi. Bu hadisin tamamı ile açıklaması ise Nur suresinin tefsirinde gelecektir
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَسْرُوقُ بْنُ الأَجْدَعِ، قَالَ حَدَّثَتْنِي أُمُّ رُومَانَ، وَهْىَ أُمُّ عَائِشَةَ قَالَتْ بَيْنَا أَنَا وَعَائِشَةُ أَخَذَتْهَا الْحُمَّى، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَعَلَّ فِي حَدِيثٍ تُحُدِّثَ ". قَالَتْ نَعَمْ وَقَعَدَتْ عَائِشَةُ قَالَتْ مَثَلِي وَمَثَلُكُمْ كَيَعْقُوبَ وَبَنِيهِ وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ.
Abdullah İbn Mes'ud, هيت لك Heyte lek'i okudu ve şöyle dedi: Bunu ancak bize öğretildiği gibi okuruz. مثواه Mesvahu "kalacağı yer," ألفيا elfeya ise "buldular" anlamına gelir. [Nitekim şu ayetlerde de bu manada kullanılmıştır:] ألفوا آباءهم "Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular. "(Saffat 69) "Hayır, biz babalarımızı ne durumda bulduysak ona uyarız" derler. "(Bakara 170) İbn Mes'ud'un aşağıdaki ayeti şu şekilde okuduğu nakledilmiştir: بل عجبت ويسخرون Bel acibtu ve yesharun (Ne var ki ben onların haşri inkar etmelerine şaşarım, onlar ise seninle alayederler. )(Saffat)
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ هَيْتَ لَكَ قَالَ وَإِنَّمَا نَقْرَؤُهَا كَمَا عُلِّمْنَاهَا {مَثْوَاهُ} مُقَامُهُ {أَلْفَيَا} وَجَدَا {أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ} {أَلْفَيْنَا} وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ {بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ}
Abdullah'tan nakledildiğine göre Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et! Bunun üzerine kıtlık meydana geldi. Kıtlık her şeyin tükenmesine neden oldu. Sonunda insanlar kemikleri yemeye başladılar. Durum öyle bir hal aldı ki; kişi, göğe baktığı zaman kendisi ile gök arasında bir duman görür hale geldi. Allah Teala şöyle buyurmuştur: Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle!"(Duhan 10) "Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 15) Kıyamet günü onlardan hiç azap kaldırılır mı? Duman ve şiddetle yakalama sona erdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Yusuf'u arzulayan kadının ismi, meşhur olan görüşe göre Züleyha'dır. Rail olduğu da ileri sürülmüştür. Kocası azizin ismi ise Kıtfir'dir. İbn Mes'ud'un aşağıdaki ayet i şu şekilde okuduğu rivayet edilmiştir: ....... (Ne var ki ben onların haşri inkar etmelerine şaşarım, onlar ise seninle alayederler. ) (Saffat 12)" İmam Buhari'nin bu ayeti burada verme nedeni anlaşılmamıştır. Çünkü bu ayet Saffat suresindedir. Anlam bakımından da bu sureye uygun bir tarafı yoktur. Bir de İmam Buhari bu başlık altında Abdullah İbn Mes'ud'dan nakledilen hadisi verdi. Bu hadise göre; "Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et!" Bu hadisin de yukarıdaki başlıkta yer alan "Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi," ayeti ile bir ilgisinin bulunduğu ortaya çıkmıyor. Ebu Abdillah İbn Reşıd'in seyahatnamesinden naklettiğime göre, Ebu'l-İsba' İsa İbn Sehl "Şerh"inde rivayetlerle konu başlığının ilişkisini kurmak için kendisini zorlamıştır. Onun açıklamasının özeti şu şekildedir: İmam Buhari "Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi," ayetini konu başlığı olarak seçti. İbn Mes'ud'dan nakledilen, "Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et! .. " şeklinde başlayan hadisi de bu başlığın altında verdi. Bundan önce de İbn Mes'ud'un ......bel acibtü ve yesharun ayetini nasıl okuduğuna dair rivayeti naklettL Ancak'tam anlamın hasılolacağı yere gelince durdu ve anlamın hasılolmasını sağlayacak ifadeye yer vermedi. Anlamın hasılolacağı ifade ise "Kendilerine nasihat edildiğinde, uyarıları dikkate almazlar. Bir mucize görseler alayederler, "(Saffat 13-14) ayetidir. İşte bu ayetten söz konusu rivayet in konu başlığı ile ilişkisi ortaya çıkar. Şöyle ki; kardeşleri ve azizin hanımı tarafından Hz. Yusuf'a yapılanlar, kavmi tarafından Hz. Muhammed'e yapılanlara benzetilmiştir. Kardeşleri Yusuf Nebii doğup büyüdüğü topraklardan çıkarıp onu köleleştirecek kimselere satmışlardı. Kureyşlilerin Hz. Nebi'i vatanından çıkarmaları da buna benzemektedir. Hz. Yusuf, kardeşleri kendisine "Allah'a andalsun, haki katen Allah seni bize üstün kılmış, "(Yusuf 93) dedikleri zaman, onlara kötü davranmamıştı. Bunun gibi Hz. Nebi de Mekke'yi fethedince halkına kötü davranmamıştı. Hz. Yusuf pişman olarak kendisine gelen kardeşlerine "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsinf"(Yusuf 92) diyerek dua etmişti. Benzer şekilde Hz. Nebi de Ebu Süfyan kendileri için ondan yağmur duası yapmasını isteyince, Allah'tan yağmur yağdırmasını istemişti. .....Bel acibtu ve yesharun ayeti "Seninle alayetmelerine ve sapıklıklarını sürdürmelerine rağmen onlara merhametli ve yumuşak davranmama şaşırdın," anlamına gelir. İbn Mes'ud'un kıraatine göre ise şu şekildedir: "Seninle tevessül ederek, sana gelen insanlara dua edip azabın onlardan uzaklaşmasına vesile olduğun zaman, kavmine karşı merhametli Ve yumuşak davranmana şaşırdım." Hz. Nebi'in bu şekilde kavmine karşı merhametli ve yumuşak davranması, Hz. Yusuf'un muhtaç olarak kendisine gelen kardeşleri ile kocasını kendisine karşı kışkırtan, iftira atan ve hapse girmesine neden olan azizin karısına karşı merhametli ve yumuşak davranmasına benzemektedir. Hz. Yusuf kendisine bunca kötülük yapan azizin karısını cezalandırmamıştır. Böylece zahiren birbirinden uzak olsalar da, iki ayetin anlam bakımından ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Bu tür durumlar, İmam Buhari'nin kitabında çoktur. Allah'ın basiret gözünü açmadığı kimseler, bundan dolayı İmam Buhari'yi eleştirmişlerdir. Kirmani de şöyle demiştir: ....Acibtu fiili her ne kadar Saffat suresinde geçse de, İmam Buhari burada ona yer verdi. Böylece tıpkı ....... heyte kelimesi dammeli okunduğu gibi, İbn Mes'ud'un da bunu dammeli olarak okuduğuna işaret etti. Kirmanı'nin rivayet ile konu başlığı arasında kurduğu münasebet uygundur. Ancak İbn Sehl'in görüşü onun yorumundan daha iyidir
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ قُرَيْشًا لَمَّا أَبْطَئُوا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالإِسْلاَمِ قَالَ " اللَّهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِسَبْعٍ كَسَبْعِ يُوسُفَ " فَأَصَابَتْهُمْ سَنَةٌ حَصَّتْ كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى أَكَلُوا الْعِظَامَ حَتَّى جَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرَى بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا مِثْلَ الدُّخَانِ قَالَ اللَّهُ {فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ} قَالَ اللَّهُ {إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ} أَفَيُكْشَفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَقَدْ مَضَى الدُّخَانُ وَمَضَتِ الْبَطْشَةُ.
Ebu Hureyrelden rivayet edildiğine göre o, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: Allah Lut'a rahmet etsin. o, sağlam bir rükne [Allah'a] sığınıyordu. Eğer Hz. Yusuf kadar zindanda kalsaydım, beni çıkarmak için gelen kimseye hemen uyardım. Şüphe konusunda bizim İbrahim'e göre daha haklı tarafımız var. Zira Rabbi ona "Yoksa inanmadın mı? dedi. O da: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi."(Bakara 260) İmam Buharlinin bu başlık altında verdiği hadisin açıklaması "Kitabu'lEnbiya'da İbrahim ve Lut bölümlerinde geçmişti
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ بَكْرِ بْنِ مُضَرَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَرْحَمُ اللَّهُ لُوطًا، لَقَدْ كَانَ يَأْوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ، وَلَوْ لَبِثْتُ فِي السِّجْنِ مَا لَبِثَ يُوسُفُ لأَجَبْتُ الدَّاعِيَ، وَنَحْنُ أَحَقُّ مِنْ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لَهُ {أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي}"
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, Urve İbnü'z-Zübeyr ona; "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip ... " ayetini sormuş. [Bundan sonrasını Urve İbnü'z-Zübeyr şöyle anlatıyor: Hz. Aişe'ye "Nebilere yalan mı söylendi, yoksa onlar yalanlandılar mı?" diye sordum. O da "Yalanlandılar," diye cevap verdi. Ben de şöyle dedim: "Nebiler toplumlarının kendilerini yalanladıkları nı zaten kesin olarak biliyorlardı. Onların bu bilgisi zan değildi." Hz. Aişe de "Evet, Yemin ederim ki onlar bunu biliyordu," dedi. Bu defa ben: "o halde onlar, kendilerine yalan söylendiğini zannediyorlardı," dedim. Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle söyledi: [O ne biçim söz] Böyle okumaktan Allah'a sığınırım. Nebiler Rablerinin kendilerine yalan söylediğini asla düşünmezler." Ben de; "Öyleyse bu ayet hangi anlama gelir?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: Bu ayette, Rablerine iman eden ve Nebileri tasdik edip onlara bağlı olan kimseler kastedilmiştir. Uzun süren sıkıntıya maruz kalıp zafer de gecikince Nebiler, gönderildikleri toplumlardaıfkendilerini yalanlayanlardan ümit kesmişler ve kendilerine bağlı olan insanların da kendilerini yalanladıklarını zannetmişlerdi. İşte o zaman Allah'ın yardımı yetişmişti
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَهُ وَهُوَ يَسْأَلُهَا عَنْ قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ} قَالَ قُلْتُ أَكُذِبُوا أَمْ كُذِّبُوا قَالَتْ عَائِشَةُ كُذِّبُوا. قُلْتُ فَقَدِ اسْتَيْقَنُوا أَنَّ قَوْمَهُمْ كَذَّبُوهُمْ فَمَا هُوَ بِالظَّنِّ قَالَتْ أَجَلْ لَعَمْرِي لَقَدِ اسْتَيْقَنُوا بِذَلِكَ. فَقُلْتُ لَهَا وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا قَالَتْ مَعَاذَ اللَّهِ لَمْ تَكُنِ الرُّسُلُ تَظُنُّ ذَلِكَ بِرَبِّهَا. قُلْتُ فَمَا هَذِهِ الآيَةُ. قَالَتْ هُمْ أَتْبَاعُ الرُّسُلِ الَّذِينَ آمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَصَدَّقُوهُمْ، فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْبَلاَءُ، وَاسْتَأْخَرَ عَنْهُمُ النَّصْرُ حَتَّى اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ مِمَّنْ كَذَّبَهُمْ مِنْ قَوْمِهِمْ وَظَنَّتِ الرُّسُلُ أَنَّ أَتْبَاعَهُمْ قَدْ كَذَّبُوهُمْ جَاءَهُمْ نَصْرُ اللَّهِ عِنْدَ ذَلِكَ.
Urve'den şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye bu fiilin şeddesiz olarak كذبوا kuzibu şeklinde olabileceğini söyledim. O da "Bu şekilde okumaktan Allah'a' sığınırım!" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İsmaili nüshasına göre Urve bu fiilin şeddesiz olarak ......kuzibu şeklinde okunduğunu söyleyince Hz. Aişe "Böyle okumaktan Allah'a sığınırım!" diyerek tepki göstermiştir. Bu rivayet Hz. Aişe'nin söz konusu fiildeki zamirin Nebilere döndüğünü varsayarak şeddesiz kıraati inkar ettiğini açıkça göstermektedir. Ancak ifade ettiğim gibi, o zamir Nebileri göstermemektedir. Bu durumda, sabit olan bu kıraati inkar etmenin bir manası yoktur. Muhtemelen Hz. Aişe'ye, kıraat konusunda otorite sayılan insanlardan böyle bir kıraatin olduğu bilgisi ulaşmamıştır. Asım, Yahya İbn Sabit, A'meş, Hamza ve Kisai gibi Kufe imamlarından olan kuralar bu fiili şeddesiz okumuşlardır. Hicazilerden Ebu Ca'fer İbnu'l-Ka'ka' da onlara katılmıştır. Ayrıca bu kıraat, diğer kuralardan İbn Mes'ud, İbn Abbas, Ebu Abdirrahman es-Sülemı, Hasan-ı Basrı ve Hamd İbn Ka'b Kurazı'ye de aittir. Taberı'nin rivayetine göre, kendisine bu ayet sorulunea Saıd İbn Cübeyr şöyle demiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların kendilerini tasdik etmelerinden ümitlerini kesmişti. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediklerini zannetmişlerdi. Dahhak İbn Müzahim de şöyle demiştir: Bu kelime için Yemen'e gitse m yine de çok bir iş yapmış olmam. Saıd İbn Cübeyr, İbn Abbas'ın sözlerini en iyi anlayan öğrencilerinin başında gelir. İşte o, ayeti benim yukarıda belirttiğim ikinci ihtimale hamletmiştir. Rivayet edildiğine göre Müslim İbn Yesar, Saıd İbn Cübeyr'e "Bir ayet var ki, ne yaptıysam onu anlayamadım," dedi ve bu ayeti [Yusuf 110] okudu. Saıd İbn Cübeyr de "Bu konuda Nebilerin kendilerine yalan söylendiğini zannederek yanlış yaptın," dedi ve yukarıdakine benzer şekilde cevap verdi. Bunun üzerine Müslim: "Benim bir sıkıntımı giderdin. Allah da senin sıkıntını gidersin," dedi ve sonra kalkıp ona sarıldı. Bu yorum, Saıd İbn Cübeyr kanalıyla bizzat İbn Abbas'tan da nakledilmiştir. Nesaı başka bir senetle Saıd İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'ın "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip ... " ayeti hakkında şöyle söylediğini nakletmiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların iman etmesinden ümitlerini kestiler. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediğini zannettiler." Bu rivayetin senedi hasendir. Ayrıca bu rivayet, bu ayetin yorumu hakkında İbn Abbas'tan nakledilen görüşler içinde muteber olmalıdır. Zira o, kendisinin neyi kastettiğini herkesten daha iyi bilir
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، فَقُلْتُ لَعَلَّهَا {كُذِبُوا} مُخَفَّفَةً. قَالَتْ مَعَاذَ اللَّهِ نَحْوَهُ
İbn Ömer'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Gaybın anahtarları beştir. Onları Allah'tan başkası bilemez. Yarın ne olacağını ancak Allah bilir. Rahimlerin neyi eksilteceğini yalnız Allah bilir. Yağmurun ne zaman yağacağını Allah'tan başkası bilemez. Hiçbir insan nerede öleceğini bilemez. Kıyametin ne zaman kopacağını sadece Allah bilir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde ........ve ilda'l-mau(Hud 44) ayetini yorumlarken ......ğıda fiilinin "gitti, çekildi" anlamına geldiğini söy,lemiştir. Bu açıklama Hud suresinin tef- sirine dairdir. İmam Buhari bunu, ........vema teğidu'l-erham ayetinin tefsiri için zikretmiştir. Her iki kelime de aynı kökten türemiştir. Abd İbn Humeyd Ebu Bişr kanalıyla Mücahid'in, "Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah bilir. Onun katında her şey ölçü iledir, "(Ra'd, 8) ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Kadın hamile iken hayız olursa, bu çocuk için eksiklik olur. Eğer hamileliği dokuz ayı geçerse, çocuğundan eksilenler tamamlanır. Mansur kanalıyla Hasan-ı Basri'nin şöyle söylediği nakledilmiştir: "Rahimlerin eksiltmesi, dokuz aydan önce meydana gelen doğumlar; rahimlerin ziyadesi ise dokuz ayda n sonra gerçekleşen doğumlar anlamına gelir." İmam Buhari bu kelimenin açıklamasından sonra "gaybın anahtarları" konusunda İbn Ömer'den nakledilen hadisi aktardı. Bu hadis, En'am suresinin tefsirinde geçmişti. Lokman suresinin te fs irinde tekrar gelecektir. Açıklaması da orada yapılacaktır
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَفَاتِيحُ الْغَيْبِ خَمْسٌ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ اللَّهُ لاَ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ إِلاَّ اللَّهُ وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى يَأْتِي الْمَطَرُ أَحَدٌ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ تَدْرِي نَفْسٌ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى تَقُومُ السَّاعَةُ إِلاَّ اللَّهُ ".
İbn Ömer'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idik. Bize; "Müslüman birine benzeyen veya onun gibi olan, yaprakları dökülmeyen, [meyvesi eksik] olmayan, [gölgesi} sona ermeyen, [faydası] yok olmayan ve her zaman yemiş veren bir ağacı bana söyleyin," dedi. İbn Ömer şöyle dedi: "Bu ağacın hurma ağacı olduğu içime doğdu. Ama Ebu Bekir ile Ömer'e baktım, onlar konuşmuyordu. Ben de konuşmayı uygun görmedim. Onlar bir şey söylemeyince, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "O, hurma ağacıdır," dedi. Allah Resulü'nün meclisinden ayrıldıktan sonra Ömer'e "Babacığım! Allah'a yemin ederim ki, o ağacın hurma olduğu gönlüme doğmuştu," dedim. O da; "Konuşmana ne mani oldu?" diye sordu. Ben de şöyle cevap verdim: Sizin konuşmadığınızı gördüm. Ben de konuşmayı veya bir şey söylemeyi uygun görmedim. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Kuşkusuz bu cevabı söylemiş olman, bana şundan şu ndan daha sevimli gelirdL" Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-ilm"de ayrıntılı olarak yapılmıştı. Orada açıkça, ayette geçen ağacın hurma ağacı olduğu belirtilmişti. Bu rivayette, ayette geçen ağaç ile Hindistan cevizi ağacının kastedildiğini söyleyenlere bir red söz konusudur. Ayette geçen ......tayyibe (güzel) kelimesi ağacın, meyvesinin lezzetli veya şeklinin güzel ya da 'kendisinin faydalı olduğu anlamına gelir. Bu durumda faydasının bir sonucu olarak ağaç güzel olur. .........Asluha sabit (kökü yerde sabit) ifadesi ise kökünün kesilmediğini, ..........fer'uha fi's-sema (dalları gökte) ifadesi de ağacın mükemmelliğin zirvesinde olduğunu gösterir. Ağacın boyu uzadıkça yerdeki pisliklerden de uzak olur. Hakim, Enes Malik'ten şu hadisi nakletmiştir: "Güzel ağaç hurma, kötü ağaç ise Ebu Cehil karpuzudur
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَخْبِرُونِي بِشَجَرَةٍ تُشْبِهُ أَوْ كَالرَّجُلِ الْمُسْلِمِ لاَ يَتَحَاتُّ وَرَقُهَا وَلاَ وَلاَ وَلاَ، تُؤْتِي أُكْلَهَا كُلَّ حِينٍ ". قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ، وَرَأَيْتُ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ لاَ يَتَكَلَّمَانِ، فَكَرِهْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ، فَلَمَّا لَمْ يَقُولُوا شَيْئًا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هِيَ النَّخْلَةُ ". فَلَمَّا قُمْنَا قُلْتُ لِعُمَرَ يَا أَبَتَاهُ وَاللَّهِ لَقَدْ كَانَ وَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ فَقَالَ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَكَلَّمَ قَالَ لَمْ أَرَكُمْ تَكَلَّمُونَ، فَكَرِهْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ أَوْ أَقُولَ شَيْئًا. قَالَ عُمَرُ لأَنْ تَكُونَ قُلْتَهَا أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ كَذَا وَكَذَا.
Bera İbn Azib'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kabirde iken Müslümana sorulduğu zaman, o Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadet edecektir. İşte bu şu ayetin anlamıdır: Allah inananlan, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! burada Bera İbn Azib'den gelen hadisi muhtasar olarak zikretti. Bu hadis, "Kitabu'l-cenaiz"de tam olarak geçmişti. Ayrıntılı açıklaması da orada yapılmıştı
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَلْقَمَةُ بْنُ مَرْثَدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ عُبَيْدَةَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْمُسْلِمُ إِذَا سُئِلَ فِي الْقَبْرِ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، فَذَلِكَ قَوْلُهُ {يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ}"
İbn Abbas'ın "Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık verenleri görmedin mi?" ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu ayette bahsedilenler, Mekkeli kafirlerdir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu ayetin kimin hakkında indiğini bildiren İbn Abbas hadisini muhtasar olarak zikretti. Bu hadis açıklamasıyla birlikte tam olarak "Bedir Savaşı" başlığı altında geçmişti, İmam Taberi başka bir senetle İbn Abbas'tan bir rivayet aktarmıştır. Buna göre İbn Abbas, Hz. Ömer'e "Bu ayette kastedilenler kimlerdir?" diye sormuş. O da şöyle cevap vermiş: "Bu ayette kastedilenler, benim dayılanm senin de amcalann olan Mahzumoğullan ile Ümeyyeoğullanndan iki facir gruptur. Allah Teala benim dayılanmı Bedir savaşında tarihe gömdü. Senin amcalanna ise bu zamana kadar süre tanıdı." Hz. Ali'nin de şöyle söylediğini nakletmiştir: "Bu ayette kastedilen, iki facir gruptur. Onlar Ümeyyeoğullan ile Muglreoğullandır. Allah Teala Bedir savaşında Muğıreoğullannı tarihten sildi. Ümeyyeoğullan ise bu zamana kadar Allah'ın nimetlerinden yararlanmaya devam etti." Bu rivayet Abdurrezzak ve Nesaı tarafından da nakledilmiştir. Hakim bu rivayetin sahıh olduğuna hükmetmiştir. Kanaatime göre burada Ümeyyeoğullan ile Mahzumoğullannın tamamı değil de, bir kısmı kastedilmiştir. Çünkü Mahzumoğullannın tamamı Bedir savaşında yok edilmemişti. Bu ayette kastedilenler Mahzumoğullanndan Ebu Cehil ve Ümeyyeoğullanndan Ebu Süfyan gibi bir kısım insanlardır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، {أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللَّهِ كُفْرًا} قَالَ هُمْ كُفَّارُ أَهْلِ مَكَّةَ.
Ebu Hureyre bu rivayet i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştırdI. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah Teala semada bir konuya karar verdiği zaman melekler, pürüzsüz bir kayanın üzerine düşen, zincir sesine benzeyen O'nun buyruğuna olan saygılarından kanatlarını çırparlar. Ali İbnu'I-Medini şöyle dedi: Bir başkası [safvan'ı - pürüzsüz kaya parçasını] safevan şeklinde okudu. Allah Teala buyruğunu meleklere ulaştırır. Melekler, kalplerindeki korku giderilince [mukarrabUn meleklere]: "Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Onlar da kendilerine bu soruyu soran[lara] "Hakkı buyurdu. O, pek yücedir, çok büyüktür," diye cevap verir. Kulak hırsızları bu sözü işitir. Birbiri üzerine kümelenmiş olan kulak hırsızları bu sözleri duyar. Süfyan şeytanların bu şekilde kulak hırsızlığı yapmalarını elleriyle şöyle gösterdi: Sağ elinin parmaklarını açıp birbirinin üzerine gelecek şekilde dik tuttu. Kimi zaman meleklerin konuşmasını dinleyene bir alev topu ilişir ve işittiğini arkadaşına iletemeden onu yakar. Kimi zaman da ona bir ateş topu ilişmez. Sonunda meleklerin konuşmasını dinleyen, kendisinin bir altındakine işittiklerini iletir. Böylece şeytanlar işittiklerini yeryüzüne ulaştırırlar. Bazen Süfyan şöyle demiştir: Nihayet bu konuşmalar yeryüzüne ulaşır ve sihirbazlardan birine iletilir. Bu sihirbaz işittiklerine yüz yalan ekler ve tasdik edilir. Sihirbazdan bu haberi işitenler şöyle derler: O bize, falan günde şu şu olayların meydana geleceğini haber vermedi mi? Biz de söylediklerinin doğru çıktığını görmedik mi? Bu doğrulama sihirbazların gökten işittiği kelime sayesinde olmuştur. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4800, 7481. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! bu başlık altında meleklerin arasındaki konuşmalara kulak hırsızlığı yapan kimseler hakkında Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması Sebe' suresinin tefsirinde yapılacaktır. Ayrıca "Tıp Bölümü"nün sonunda ve "Tevhid Bölümü"nde bu hadise temas edilecektir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ فِي السَّمَاءِ ضَرَبَتِ الْمَلاَئِكَةُ بِأَجْنِحَتِهَا خُضْعَانًا لِقَوْلِهِ كَالسِّلْسِلَةِ عَلَى صَفْوَانٍ ـ قَالَ عَلِيٌّ وَقَالَ غَيْرُهُ صَفْوَانٍ ـ يَنْفُذُهُمْ ذَلِكَ فَإِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ، قَالُوا لِلَّذِي قَالَ الْحَقَّ وَهْوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ، فَيَسْمَعُهَا مُسْتَرِقُو السَّمْعِ، وَمُسْتَرِقُو السَّمْعِ هَكَذَا وَاحِدٌ فَوْقَ آخَرَ ـ وَوَصَفَ سُفْيَانُ بِيَدِهِ، وَفَرَّجَ بَيْنَ أَصَابِعِ يَدِهِ الْيُمْنَى، نَصَبَهَا بَعْضَهَا فَوْقَ بَعْضٍ ـ فَرُبَّمَا أَدْرَكَ الشِّهَابُ الْمُسْتَمِعَ، قَبْلَ أَنْ يَرْمِيَ بِهَا إِلَى صَاحِبِهِ، فَيُحْرِقَهُ وَرُبَّمَا لَمْ يُدْرِكْهُ حَتَّى يَرْمِيَ بِهَا إِلَى الَّذِي يَلِيهِ إِلَى الَّذِي هُوَ أَسْفَلُ مِنْهُ حَتَّى يُلْقُوهَا إِلَى الأَرْضِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ حَتَّى تَنْتَهِيَ إِلَى الأَرْضِ ـ فَتُلْقَى عَلَى فَمِ السَّاحِرِ، فَيَكْذِبُ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ فَيَصْدُقُ، فَيَقُولُونَ أَلَمْ يُخْبِرْنَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا يَكُونُ كَذَا وَكَذَا، فَوَجَدْنَاهُ حَقًّا لِلْكَلِمَةِ الَّتِي سُمِعَتْ مِنَ السَّمَاءِ ". حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ. وَزَادَ الْكَاهِنِ. وَحَدَّثَنَا سُفْيَانُ فَقَالَ قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ قَالَ إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ وَقَالَ عَلَى فَمِ السَّاحِرِ. قُلْتُ لِسُفْيَانَ قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ. قَالَ نَعَمْ. قُلْتُ لِسُفْيَانَ إِنَّ إِنْسَانًا رَوَى عَنْكَ عَنْ عَمْرٍو عَنْ عِكْرِمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَيَرْفَعُهُ أَنَّهُ قَرَأَ فُزِّعَ. قَالَ سُفْيَانُ هَكَذَا قَرَأَ عَمْرٌو. فَلاَ أَدْرِي سَمِعَهُ هَكَذَا أَمْ لاَ. قَالَ سُفْيَانُ وَهْىَ قِرَاءَتُنَا.
Abdullah İbn Amr'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem Hicr halkı hakkında şöyle buyurmuştur: "Bu halk'ın yaşadığı bölgelere sadece ağlayarak girin. Eğer ağlayamazsanız, onlann başına gelen musibetlerin sizin de başınıza gelmemesi için o kimselerin yurduna girmeyin
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَصْحَابِ الْحِجْرِ " لاَ تَدْخُلُوا عَلَى هَؤُلاَءِ الْقَوْمِ إِلاَّ أَنْ تَكُونُوا بَاكِينَ فَإِنْ لَمْ تَكُونُوا بَاكِينَ فَلاَ تَدْخُلُوا عَلَيْهِمْ أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَهُمْ ".
Ebu Said İbnu'l-Mualla'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Namaz kıldığım bir sırada Hz. Nebi yanıma geldi ve beni çağırdı. Ben de namazımı bitirene kadar onun yanına gitmedim. [Namazımı bitirdikten] sonra onun yanına gittim. Hz. Nebi: "Yanıma gelmekten seni' ne alıkoydu?" diye sordu. Ben de; "Namaz kılıyordum," diye cevap verdim. Bunun üzerine; "Allah Teala: 'Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun, '(EnfaI,24) buyurmuyor mu?" dedi ve şunu ekledi: "Beni dinle! Mescid'den çıkmadan önce Kur'an'daki en büyük sureyi sana öğreteceğim." Sonra mescidden çıkmak üzere gitti. Kendisine bu sözünü hatırlatım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "elHamdulilldhi Rabbi'l-alemın tekrarlanan yedi ve bana verilen Yüce Kur'dn'dır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ مَرَّ بِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا أُصَلِّي فَدَعَانِي فَلَمْ آتِهِ حَتَّى صَلَّيْتُ ثُمَّ أَتَيْتُ فَقَالَ " مَا مَنَعَكَ أَنْ تَأْتِيَ ". فَقُلْتُ كُنْتُ أُصَلِّي. فَقَالَ " أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ} ثُمَّ قَالَ أَلاَ أُعَلِّمُكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ أَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ " فَذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِيَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ فَذَكَّرْتُهُ فَقَالَ "{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ".
Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ümmü'l-Kur'an, tekrarlanan yedi ve Yüce Kur'an'dır. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında Fatiha hakkında Ebu Saıd İbnu'I-MuaIla'dan nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması daha önce Kitabu't-tefsır'in başlarında yapılmıştı. Bu rivayetin akabinde de Ebu Hureyre'den aktarılan hadisi verdi. Tirmizı'nin bu kanaldan naklettiği rivayette ise şu şekilde geçmektedir: "elHamdülilldh, Ümmü'l-Kur'dn, Ümmü'l-Kitdb ve tekrarlanan yedidir." Taberi başka bir senedIe, Saıd Makburl vasıtasıyla Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Kur'an okunmayan her rekat eksiğe benzer. Said Makburı şöyle demiştir: Ebu Hureyre'ye "Fatihadan başka bir sure bilmiyorsam ne olacak?" diye sordum. ° da şöyle cevap verdi: Fatiha sana yeter. O, Ümmü'l-kitab'dır. O, Ümmü'l-Kur'an'dır. Hattabı şöyle demiştir: Bu rivayette, "Fatiha için 'Ümmü'l-Kur'an' denemez. Ona ancak 'Fatihatu'l-kitab' denir. Ümmü'l-Kur'an ise Levh-i mahfı1z'duf," diyen İbn Sırın'e bir red söz konusudur. Bir şeyin anası, o şeyin aslıdır. Fatiha'ya Ümmü'l-Kur'an (Kur'arı'ın anası) denmiştir. Çünkü o, Kur'an'ın ashdır." Bazıları Fatiha suresinin Kur'an'ın başında bulunduğu için ona bu adın verildiğini ileri sürmüştür. Taberı iki sağlam senetIe Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin şöyle söylediklerini nakletmiştir: Tekrarlanan yedi, Fatihatu 'l-Kitab 'dır. Ayrıca Hz. Ömer'den şu ziyadeyi de aktarmıştır: "0, her re katta tekrarlanır." Yine Taberi hasen bir senetle İbn Abbas'ın Fatiha suresini okuduğunu, ardından "Anda/sun ki, biz sana tekrar/anan yedi dyeti ve yüce Kur'an'! verdik, "598 ayetini okuyup şöyle dediğini nakletli: "Tekrarlanan yedi, Fatihatu'l-Kitab'dır. Bismillahirrahmanirrahim onun yedinci ayetidir." İmam Taberi bir grup tabiunun da şöyle söylediğini nakletmiştir: "Tekrarlanan yedi, Fatihatu'l-kitab"dır. Yine İmam Taberi, Ebu Ca'fer er-Razi ve Rabi' İbn Enes kanalıyla Ebu'lNiye'nin şöyle söylediğini aktarmıştır: "Tekrarlanan yedi, Fatihatu'l-kitab'dır. Ebu Ca'fer şöyle demiştir: Rabi'a "tekrarlanan yedinin seb'u't-tıval olduğunu söylüyorlar," dedim. O da şöyle dedi: Bu ayet indiği zaman seb'u't-tıval'den hiçbir sure inmemişti. Bu rivayetle işaret edilen bu görüş, seb'u't-tıval hakkında ileri sürülen meşhur bir görüştür. Nesai, Taberi ve Hakim sağlam bir senetle bunu İbn Abbas'tan rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُمُّ الْقُرْآنِ هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ ".
İbn Abbas'ın "O Kur'an'ı parça parça edenlerin" ayet i hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kur'an'ı parça parça edenler ehl-i kitabdır. Onlar Kur'an'ı bölümlere ayırdılar. Bir kısmına iman edip bir kısmını inkar ettiler
حَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما {الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ} قَالَ هُمْ أَهْلُ الْكِتَابِ، جَزَّءُوهُ أَجْزَاءً، فَآمَنُوا بِبَعْضِهِ وَكَفَرُوا بِبَعْضِهِ.
İbn Abbas'ın "Tıpkı o bölüşenlere indirdiğimiz gibi, "(Hicr 90) ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yahudi ve Hıristiyanlar onun bir kısmına iman edip bir kısmını inkar ettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: .......İdin kelimesinin ......udv kelimesinin çoğulu olduğu söylenmiştir. Mesela; İmam Taberi, Dahhak'ın .......ellezine cealu'l-Kur'ane i'din ayetini şöyle tefsir ettiğini nakletmiştir: Onlar Kur'an'ı boğazlanmış hayvanların parçalara ayrılması gibi parçalara ayırdılar. Bu kelimenin, aslı ...idhe olan:.....ida kelimesinin çoğulu olduğu da ileri sürülmüştür. İmam Taberı, Katade'nin bu kelime hakkında şöyle söylediğini aktarmıştır: ........Adahuhu "ona iftira attı" anlamına gelir. İkrime'nin de şöyle söylediğini nakletmiştir. .......Adhu Kureyş lehçesinde "sihir" anlamına gelir. Mesela; büyücü kadın için .......adıhe denir. Bu rivayet i İbn Ebi Hatim tahriç etmiştir. Yine İbn Ebi Hatim, Dahhak'ın açıklamasına benzer bir yorumu Ata'dan nakletmiştir. Söz konusu rivayetin lafzı şu şekildedir: Onlar Kur'an'ı parçalara ayırdılar. Bir kısmı Hz. Nebi için "sihirbaz," bir kısmı "meeniln," bir kısmı da "kahin" dedi. İşte /ıdin budur
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي ظَبْيَانَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {كَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِينَ} قَالَ آمَنُوا بِبَعْضٍ وَكَفَرُوا بِبَعْضٍ، الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى.
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu şekilde dua ederdi: [Allahım!] Cimrilikten, tembellikten, ömrün en kötü çağından, kabir azabından, deccal fitnesinden, dirilerin ve ölülerin fitnesinden sana sığınmm. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında, ömrün en kötü çağına ulaşmaktan ve diğer bazı hususlardan Allah'a sığınmak için yapılan dua konusunda Enes'ten rivayet edilen hadisi aktardı. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'd-deavat"ta yapllacaktır
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مُوسَى أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الأَعْوَرُ، عَنْ شُعَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ. أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو " أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبُخْلِ وَالْكَسَلِ، وَأَرْذَلِ الْعُمُرِ، وَعَذَابِ الْقَبْرِ، وَفِتْنَةِ الدَّجَّالِ، وَفِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ ".
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem isra gecesinde Iliya'da iken kendisine şarap ve süt dolu iki kadeh getirildi. Onlara baktı, ardından süt dolu kadehi aldı. Bunun üzerine Cebrall aleyhisselam "Seni fıtrata yönelten Allah'a hamd olsun! Eğer şarap kadehini alsaydın ümmetin sapardı," dedi. (İliya, Beyt-i Makdis'in bir diğer adıdır)
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ بِإِيلِيَاءَ بِقَدَحَيْنِ مِنْ خَمْرٍ وَلَبَنٍ، فَنَظَرَ إِلَيْهِمَا فَأَخَذَ اللَّبَنَ قَالَ جِبْرِيلُ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَاكَ لِلْفِطْرَةِ، لَوْ أَخَذْتَ الْخَمْرَ غَوَتْ أُمَّتُكَ.
Cabir İbn Abdillahtan, Hz. Nebi'i şöyle buyururken işittiği rivayet edilmiştir: "Kureyş beni yalanladığı zaman, Hıcr'de ayağa kalktım. O an Allah Teala bana Beyt-i Makdis'i gösterdi. Ben de ona bakarak müşriklereAllah'ın ayetlerini anlatmaya başladım." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında ilk olarak Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu rivayet in açıklaması "es-Sıratu'n-nebeviyye" bölümünde geçmişti. İmam Nesai, Zürare İbn Evfa kanalıyla İbn Abbas'tan bu olayı ayrıntılı olarak nakletmiştir. Bu olayın bir bölümünü Ahmed ve Bezzar'a dayandınlan İsra hadisinin açıklamasının baş kısmında zikretmiştim. Nesaı'nin aktardığı rivayetin lafzı ise şu şekildedir: "İs ra olayının gerçekleştiği gece sona erip Mekke'de sabahladığım zaman, durumum hakkında kesin bilgiye sahip olmuş, insanların da beni yalanlayacağını fark etmiştim. Derken üzgün bir halde bir kenara çekilmiş oturuyardum. O esnada Allah'ın düşmanı Ebu Cehil yanıma yaklaştı." Ebu Cehil, Hz. Nebi'in yanına varıp oturmuş, ardından da alay edercesine "Bir şey mi oldu?" diye sormuş. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet" diye cevap verince, bu defa "Peki ne?" diye sormuş. [Bundan sonra aralarında şu diyalog geçmiş:] Hz. Nebi- Bu gece, gece yolculuğuna çıkarıldım. Ebu Cehil- Nereye? Hz. Nebi- Beyt-i Makdis'e doğru. Ebu Cehil- Sonra bizim aramızda mı sabahladın? Hz. Nebi- Evet. Ravi şöyle demiştir: Ebu Cehil, halkını çağırınca Hz. Nebi'in söylediklerini inkar etmesinden endişe ettiği için onu yalanlamadı. Bunun yerine Allah Resu!ü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Halkını çağırsam onlara da bunu anlatır mısın?" diye sordu. Hz. Nebi de; "Evet," şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil: "Ey Ka'b İbn Lüeyoğulları! Toplanın!" diye seslendi. Nihayet insanlar gelip Allah Resulü'nün yanına oturdular. Ebu Cehil, Hz. Nebi'e; "Halkına bana anlattıklarını anlat!" dedi. Hz. Nebi. de, Ebu Cehil'e anlattıklarını onlara da anlattı. Ravi şöyle demiştir: Hayretlerinden kimi insanlar ellerini Çırptı, kimileri de ellerini başlarına koydu. Hz. Nebi'in yanında toplanan insanlar arasında, o beldeye gidip söz konusu mescidi görenler vardı. Onlardan biri Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Mescidi bize tasvir eder misin?" diye sordu. Bundan sonrasını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Onlara mescidi tasvir etmeye başladım. Tasvir etmeyi sürdürürken mescidin bazı özelliklerini tam ayırt edemedim. Tam bu sırada mescid gözümün önüne getirildi ve ben, ona bakarak tasvirimi tamamladım." Ravi şöyle demiştir: Bunun üzerine insanlar: "Onun bu tasviri doğru," dediler
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَبُو سَلَمَةَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَمَّا كَذَّبَنِي قُرَيْشٌ قُمْتُ فِي الْحِجْرِ، فَجَلَّى اللَّهُ لِي بَيْتَ الْمَقْدِسِ فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِهِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ ". زَادَ يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عَمِّهِ " لَمَّا كَذَّبَنِي قُرَيْشٌ حِينَ أُسْرِيَ بِي إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ ". نَحْوَهُ. {قَاصِفًا} رِيحٌ تَقْصِفُ كُلَّ شَىْءٍ.
Abdullah'ın şöyle söyledjği rivayet edilmiştir: Cahiliyye döneminde çoğalan bir kabile için أمر بنو فلان emira beni fülan (Falanoğulları çoğaldı,) derdik. [İmam Buhari şöyle demiştir:l Bize Humeydı tahdis etti. O da şöyle dedi: Süfyan bize tahdis etti ve bu fiili ;i!emera şeklinde okudu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu ayet hakkında İmam Buhari, Abdullah İbn Mes'ud'un "Cahiliye döneminde çoğalan bir kabile için ..........emira benli fül21n (Falanoğulları çoğaldı,) derdik," sözünü aktardı.' Ardından başka bir hocası aracılığı ile bir başka deyişle senedi ile birlikte Süfyan'ın ;i!emera şeklinde okuduğunu aktardı. Bu rivayetlerden ilkine göre bu fiil, mim harfinin kesresi; ikincisine göre ise fethası ile okunur. Her ikisi de birer lehçedir. Çoğunluk bu [ayette geçen bu] fiili mim harfinin fethası ile okur. Ebu Ca'fer, İbn Abbas'ın bu kelimeyi mim harfinin kesresi ile okuduğunu nakletmiştir. Ebu Zeyd bunu bir lehçe olarak tespit etmiştir. Ferra ise bunu reddetmiştir. Ebu Osman en-NehdI bu fiili birinci rivayetteki gibi okudu. Ancak mim harfini şeddelemiştir. Bu okuyuşa göre fiil, "hakim kılmak" anlamına gelir. İmam Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla ? .......emerna mütraflha ifadesi hakkında İbn Abbas'a isnad ettiği "kötü kimseferini hakim kılarız" açıklamasını buna delil olarak getirmiştir. Ardından da Ebu Osman, Ebu'ı-Aliye ve Mücahid'in bu ayeti şeddeli olarak okuduklarına dair bilgileri vermiştir. Bu fiilin şeddeli olarak okunmasının ta'diye fiilin geçişli hale getirilmesi için olduğu da söylenmiştir. Zira bu fiilin aslı .......emarna (çoğaldık) şeklinde şe ddesizdir. Nitekim bu sahih rivayette de bu anlamı ifade etmektedir. Ahmed İbn Hanbel'in tahriç ettiği şu hadiste de kelimenin bu manada bir kullanımı mevcuttur: ...........(Malın en hayırlısı, çok doğuran yaşı küçük attır). أمر بنو فلان Emira benli fülan dendiği zaman "falanoğulları çoğaldı,"......... emmerahumullah dendiği zaman ise "Allah onları çoğalttı," .............emeru dendiğinde ise "çoğaldılar" manası anlaşılır. Nitekim bu şerhin başlarında Heraklius'un olayınd,an bah,sedilirken Ebu Süfyan'ın ona [Hz. Nebi'i kastederek] .......... lekad emera emru İbn Ebi Keşbe dediği geçmişti. Burada ;i! emeridiili,'''büyüdü'', "ilerledi" anlamında kullanılmıştır. İmam Taberi çoğunluğun kıraatini tercih etmiştir. Ayeti yorumlarken de, ayetin zahirine hamledilmesini tercih etmiş ve şöyle demiştir: "Ayetin anlamı şu şekildedir: Biz o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşıarına (iyilikleri) emrederiz. Buna rağmen onlar isyan ederler." Ardından bu görüşü İbn Abbas ve Said İbn Cübeyr'e dayandırmıştır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَقُولُ لِلْحَىِّ إِذَا كَثُرُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَمِرَ بَنُو فُلاَنٍ. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ وَقَالَ أَمِرَ.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygarnber'e et getirildi. Bir but ona sunuldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem etin bu kısmını çok severdi. Sonra Hz. Nebi eti bir kez ısırdl. Ardından şöyle buyurdu: Ben, kıyamet günü insanların efendisi olacağım. Peki bunun sebebini biliyor musunuz? Kıyamet günü Allah Teala bir düzlükte ilk ve son insanları bir araya getirir. Bir tellal sesini herkese işittirecek. Herkes göz önünde olacak. Güneş de yaklaşacak. İnsanlar güç yetiremeyecekleri ve kaldıramayacakları üzüntü ve kedere boğulacaklar. Birbirlerine: "Geldiğiniz şu duruma bir bakın! Rabbinize karşı size şefaat edecek birine baksanıza!" diyecekler. Bunun üzerine bazı insanlar diğerlerine; "Hz. Adem'i bulmalısınız" derler, Bundan dolayı insanlar Hz. Adem'e gidip; "Sen, insanların atasısın. Allah Teala seni kendi eliyle yarattı, sana ruhundan üfledi ve meleklerin sana secde etmesini emretti. Bu yüzden melekler sana secde etti. [Şimdi] bize Rabbinin huzurunda şefaat et! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? Ne hale düştük bir bakmıyor musun?" derler. O da "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. O, bana bir ağaca yaklaşmayı yasaklamıştı. Ben de ona isyan etmiştim. [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim ... Siz başkasına gidin! Nuh'a gidin!" şeklinde cevap verir. Bunun üzerine insanlar Nuh Nebie gidip; "Ey Nuh! Kuşkusuz sen yeryüzüne gönderilmiş ilk Resul! elçisin. Allah Teala sana 'çok şükreden kul' adını verdi. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. Benim gerçekleşmesi kesin olan bir dua hakkım vardı. Onu da halkıma beddua ederek kullandım ... [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidin! İbrahim'e gidin," diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar İbrahim Nebie gidip; "Ey İbrahim! Sen Allah'ın Nebii ve yeryüzünde yaşayan insanlar içerisinde O'nun halilisin. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da, "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. Ben daha önce üç kez yalan söylemiştim. (Ravi Ebu Hayyan hadiste bunları anlatmıştır.) [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidip! Musa'ya gidin!" diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar, Musa Nebie gelip; "Ey Musa! Sen Allah'ın elçisisin! Allah Teala risaleti ve konuşması ile seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha aslakızmayacaktır. Ben bir adamı öldürdüm. Halbuki onu öldürmem bana emredilmemişti. [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefs im muhtaç ... Siz başkasına gidin! Meryem'in oğlu İsa Nebie gidin," diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar, İsa Nebie gidip; "Ey İsa! Sen Allah'ın elçisi, Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan gelen bir ruhsun. Daha beşikteki bir bebekken insanlarla konuştun. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hıç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır," diyecek ve herhangi bir günahtan söz etmeden şunları ekleyecektir: "Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidin! Muhammed'e gidin!" Bunun üzerine insanlar, Muhammed'e gidip; "Ey Muhammed! Sen Allah'ın elçisi ve Nebilerin sonuncususun. Hak TeaıCı senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladı. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. Bunun üzerine gidip Arş'ın altına varacağım. Orada hemen Yüce Rabbim için secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teala benden önce hiç kimseye nasip etmediği güzel sena ve hamdi bana ilham edecek. Ardından bana şöyle denilecek: "Ey Muhammed! Başını kaldır! Dile! Ne dilersen sana verilecek. Şefaat et! Şefaatin kabul edilecek." Bunun üzerine başımı secden kaldırıp; "Ey Rabbim! Ümmetim ... Ey Rabbim! Ümmetim ... Ey Rabbim! Ümmetim ... " diye yalvaracağım. O vakit şöyle denecek: "Ey Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayan kullarını Cennetin sağ kapısından içeri sak! Ayrıca onlar, Cennetin diğer kapılarından girme konusunda diğer insanlarla aynı hakka sahiptirler." Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki; Cennet kapılarının iki kanadının arası, Mekke ile Hımyer veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında Ebu Hureyre'den Ebu Zur'a İbn Amrkanalıyla şefaat konusunda nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'r-rikak"ta yapılacaktır. ..........Yenfuzuhum fiili muzaraat harfinin fethası ve fe harfinin dammesi ile rivayet edilmiştir. Bu durumda fiil süıasidir. "Bakışın orada bulunanlara temas edip geçmesi" anlamına gelir. Bu fiil muzaraat harfinin dammesi ve fe harfinin kesresi ile de okunmuştur. Bu durumda rubai fiil olur. "Baklştn onları kuşattığı" anlamına gelir. Bu iki şekildeki rivayette ....zel harfi noktalıdır. Ebu Hatim esSicistani şöyle demiştir: "Hadis alimleri bu harfin noktalı olduğunu söylemiştir. Ancak bu harf, noktasızdır. Anlamı ise "Göz onların ilkini de, sonunu da görür," şeklindedir." Ona şu şekilde cevap verilmiştir: "Burada anlam olarak, bakanın, onları tamamen kuşattığı, düzlükte bulunan kimselerin kesinlikle ondan kaçamadığı, kimsenin ondan gizlenemediği kastedilmiştir." Bu izah, Ebu Ubeyde'nin "Rahman'ın bakışı onlara yönelir," açıklamasından daha isabetlidir. Çünkü Allah'ın bakışı, ister insanlar o düzlükte olsun, isterse başka yerde bulunsun, her halükarda bütün her şeyi tamamen çepeçevre kuşatır. Arapçada ........nefezehu'l-basaru dendiği vakit "bakışların o kişiye ulaşıp onun da ötesine geçtiği" kastedilir. Zaten nefaz, bir şeyden kurtulup geçmek anlamına gelir. Arap dilinde bunun örnekleri mevcuttur. Mesela; Arapların "okun ava girip çıktığını" ifade etmek için ....nefeze's-sehmu demeleri bu kabildendir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِلَحْمٍ، فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ، فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً ثُمَّ قَالَ " أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَهَلْ تَدْرُونَ مِمَّ ذَلِكَ يُجْمَعُ النَّاسُ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي، وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ، فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لاَ يُطِيقُونَ وَلاَ يَحْتَمِلُونَ فَيَقُولُ النَّاسُ أَلاَ تَرَوْنَ مَا قَدْ بَلَغَكُمْ أَلاَ تَنْظُرُونَ مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ لِبَعْضٍ عَلَيْكُمْ بِآدَمَ فَيَأْتُونَ آدَمَ عليه السلام فَيَقُولُونَ لَهُ أَنْتَ أَبُو الْبَشَرِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ. وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ، وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ آدَمُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنَّهُ نَهَانِي عَنِ الشَّجَرَةِ فَعَصَيْتُهُ، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ، فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُونَ يَا نُوحُ إِنَّكَ أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ، وَقَدْ سَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنَّهُ قَدْ كَانَتْ لِي دَعْوَةٌ دَعَوْتُهَا عَلَى قَوْمِي نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى إِبْرَاهِيمَ، فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ، فَيَقُولُونَ يَا إِبْرَاهِيمُ، أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ لَهُمْ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنِّي قَدْ كُنْتُ كَذَبْتُ ثَلاَثَ كَذَبَاتٍ ـ فَذَكَرَهُنَّ أَبُو حَيَّانَ فِي الْحَدِيثِ ـ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى، فَيَأْتُونَ مُوسَى، فَيَقُولُونَ يَا مُوسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ، فَضَّلَكَ اللَّهُ بِرِسَالَتِهِ وَبِكَلاَمِهِ عَلَى النَّاسِ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنِّي قَدْ قَتَلْتُ نَفْسًا لَمْ أُومَرْ بِقَتْلِهَا، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى عِيسَى، فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُونَ يَا عِيسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ، وَكَلَّمْتَ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا اشْفَعْ لَنَا أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ عِيسَى إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ ـ وَلَمْ يَذْكُرْ ذَنْبًا ـ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَيَأْتُونَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَخَاتَمُ الأَنْبِيَاءِ، وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَأَنْطَلِقُ فَآتِي تَحْتَ الْعَرْشِ، فَأَقَعُ سَاجِدًا لِرَبِّي عَزَّ وَجَلَّ ثُمَّ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَىَّ مِنْ مَحَامِدِهِ وَحُسْنِ الثَّنَاءِ عَلَيْهِ شَيْئًا لَمْ يَفْتَحْهُ عَلَى أَحَدٍ قَبْلِي ثُمَّ يُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، سَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَرْفَعُ رَأْسِي، فَأَقُولُ أُمَّتِي يَا رَبِّ، أُمَّتِي يَا رَبِّ فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ مِنَ الْبَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مِنَ الأَبْوَابِ، ثُمَّ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّ مَا بَيْنَ الْمِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الْجَنَّةِ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَحِمْيَرَ، أَوْ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَبُصْرَى ".
Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hz. Ddvud'a Zebur'u okuması kolaylaştınlmıştı. 0, bineğinin eğerlenmesini emrederdi. Eğerlenme işi bitmeden, o, okuyuşunu tamamlardı." Burada ....kıraat kelimesi Kur'an (okuma) anlamında kullanılmıştır. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi aktardı. Ebu Zerr rivayetinde ....... Kur'an kelimesi ......kıraat şeklinde geçmektedir. Bu rivayette geçen Kur'an kelimesi, okumak anlamına gelen i }!karae fiilinin masdandır. Yoksa bu, ümmetin bildiği Kur'an-ı Kerim değildir. Bu konuda tatmin edici açıklamalar "Kitabu'l-enbiya"da Hz. DavD.d'un biyografisinden bahsedilirken geçmişti
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خُفِّفَ عَلَى دَاوُدَ الْقِرَاءَةُ، فَكَانَ يَأْمُرُ بِدَابَّتِهِ لِتُسْرَجَ، فَكَانَ يَقْرَأُ قَبْلَ أَنْ يَفْرُغَ ". يَعْنِي الْقُرْآنَ.
Abdullah "Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar, "(İsra 57) ayeti hakkında şöyle demiştir: Bazı insanlar bir takım cinlere ibadet ederlerdi. Sonra o cinler Müslüman oldu. Ama o insanlar eski dinlerine tutunmaya devam ettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen "vesile"den maksat, ibadettir. Cinlere ibadet eden insanlar, bu ibadetlerini devam ettirdiler. Cinler Müslüman olduktan sonra bu durumdan hoşnut olmadılar. İşte o cinler, Rablerine yakın olmak için vesile arayan kimselerdir. İmam Taberı, başka bir senetle İbn Mes'ı1d'dan bu rivayeti nakletmiş, ancak bu rivayette şu ziyade yer almıştır: Cinlere ibadet eden kimseler, onların Müslüman olduklarının farkına varamamışlardı. İşte ayetin yorumunda muteber olan tefsır de budur
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، {إِلَى رَبِّهِمِ الْوَسِيلَةَ} قَالَ كَانَ نَاسٌ مِنَ الإِنْسِ يَعْبُدُونَ نَاسًا مِنَ الْجِنِّ، فَأَسْلَمَ الْجِنُّ، وَتَمَسَّكَ هَؤُلاَءِ بِدِينِهِمْ. زَادَ الأَشْجَعِيُّ عَنْ سُفْيَانَ عَنِ الأَعْمَشِ. {قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُمْ}
Abdullah'ın "Onların yalvardıklan bu varlıklar Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar," ayeti hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bazı cinlere ibadet ediliyordu. Sonra onlar Müslüman oldu
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ فِي هَذِهِ الآيَةِ {الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمِ الْوَسِيلَةَ} قَالَ نَاسٌ مِنَ الْجِنِّ {كَانُوا} يُعْبَدُونَ فَأَسْلَمُوا.
İbn Abbas, "Sana gösterdiğimiz o ru'yayı (görüntüleri) ve Kur'an'da lanetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik, "(İsra 60) ayetinde geçen رؤيا ru'ya kelimesi hakkında şöyle demiştir: Bu rüya, göz ile görmedir. Hz. Nebi'e İsra gecesi bazı görüntüler gösterilmiştir. الشجرة الملعونة eş-şecerate'lmel'une (lanetlenmiş ağaç) ise zakkum ağacıdır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Lanetlenmiş ağacın zakkum olarak açıklanması doğrudur. İbn Ebı Hatim on küsur tabiiden bu açıklamayı nakletmiştir. Zakkum hakkında Ebu Hanıfe ed-Dlneveri "Kitabu'n-niyyat" adlı eserinde şöyle demiştir: "Zakkum, ovalarda yetişen, küçük yuvarlak yaprakları bulunan, dikensiz, özü acı, anların yaladığı, küçük beyaz çiçekleri olan ve tepesi oldukça çirkin, tozlu bir ağaçtır." Süheyll de şöyle demiştir: "Zakkum, büyük lokma anlamına gelen ..........zekm kökünden .......faul vezninde türemişbir kelimedir." Temımllerin lehçesine göre, yenildiği zaman kusulan her türlü yiyeceğe zakklim denir. Zakklimun, ağır olan bütün yemeklerin adı olduğu da söylenmiştir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنه ـ {وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ} قَالَ هِيَ رُؤْيَا عَيْنٍ أُرِيَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ {وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ} شَجَرَةُ الزَّقُّومِ.
Ebu Hureyre'den, Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi beş kat daha üstündür. Gece ve gündüz melekleri sabah namazında toplanırlar." Ebu Hureyre şöyle derdi: Dilerseniz şu ayeti okuyun: "Çünkü sabah namazı şahitlidir. "(İsra)
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فَضْلُ صَلاَةِ الْجَمِيعِ عَلَى صَلاَةِ الْوَاحِدِ خَمْسٌ وَعِشْرُونَ دَرَجَةً، وَتَجْتَمِعُ مَلاَئِكَةُ اللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةُ النَّهَارِ فِي صَلاَةِ الصُّبْحِ ". يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ اقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ {وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا}
İbn Ömer'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kıyamet günü insanlar grup grup toplanırlar. Her ümmet Nebiinin peşine düşer. Herkes: "Ey falanca şefaat et!", "Ey filanca şefaat et!" der. En sonunda Hz. Nebi'den şefaat istenir. İşte o gün, Allah Teala onu övgüye değer bir makama - makam-ı mahmCıda ulaştırmıştır
حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ آدَمَ بْنِ عَلِيٍّ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، رضى الله عنهما يَقُولُ إِنَّ النَّاسَ يَصِيرُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ جُثًا، كُلُّ أُمَّةٍ تَتْبَعُ نَبِيَّهَا، يَقُولُونَ يَا فُلاَنُ اشْفَعْ، حَتَّى تَنْتَهِيَ الشَّفَاعَةُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَلِكَ يَوْمَ يَبْعَثُهُ اللَّهُ الْمَقَامَ الْمَحْمُودَ.
Cabir İbn Abdillah'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuşıur: Ezanı işittiği zaman "Allahumme Rabbe hdzihi'daaveti't-tamme ve's-salati'l-kaime ati Muhammeden vesflete ve'l-fadilete ve'b'ashü makamen mahmude ellezi vaadtehlEy büyük Allahım! Bu tam çağrının ve kılınacak namazın Rabbi! Muhammed'e vesileyi ve fazileti ver. Onu söz verdiğin makam-ı mahmuda ulaştır," şeklinde dua eden kimseye kıyamet günü şefaatim helal olur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Nesaı sahıh bir senetle Huzeyfe'den şu hadisi nakletmiştir: "İnsanlar düz bir alanda bir araya gelecekler. İlk olarak Muhammed çağrılacak. Bunun üzerine o şöyle diyecek: 'Buyur ey Rabbim, emrine amadeyim. Hayır Senin elindedir. Şer ise Sana nispet edilmez. Senin doğru yola ilettiklerin şüphesiz doğru yolu bulmuştur. Ben senin kulunum ve kulunun çocuğuyum. Ancak seninle varım ve sana dönerim. Senden başka sığınılacak kimse yok. Senden kurtulacak bir yer de yok. Sen yüceler yücesi ve büyükler büyüğüsün!' İşte bu, 'Rabbinin, seni övgüye değer bir makama göndereceği um ulur,' ayeti ile anlatılan husustur."(Nesai, kübra, VI, 381) Hakim de bu rivayeti sahıh kabul etmiştir. Bu rivayet ile yukarıdaki başlığın altında zikredilen İbn Ömer hadisi arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu konuşması şefaat için bir giriş mahiyetindedir. "Kitabu'z-zekat"ta makam-ı mahmud ile Hz. Nebi'in Cennet kapısının halkasını tutmasının kastedildiğini açıklamıştık. Makam-ı mahmud, Hz. Nebi'e livau'l-hamdin verilmesi olarak da açıklanmıştır. Bu konudaki geniş açıklama "Kitabu'r-rikak"ta yapılq.caktır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ، آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ". رَوَاهُ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de iken onun yanına gelmişti. O esnada Ka'be'nin etrafında 360 adet put vardı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem elindeki bir çubuk ile onlara dürtüyor ve şu ayetleri okuyordu: "Hak geldi, batı i yıkılıp gitti. Zaten batı i yıkılmaya mahkumdur. "(İsra 81) "Hak geldi, artık batıl ne bir şeyi başlatabilir, ne de geri' getirebilir. "(Sebe' 49) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde ........tezheku enfusuhum ve hüm karihCın ifadesi hakkında şöyle demiştir: Buradaki tezhegu fiili, "çıkar, ölür ve yok olur" gibi anlamlara gelir. Arapçada ........zeheka ma ındek denildiğide bu, "Elinde ne varsa tükendi," anlamına gelir. İbn Ebi Hatim'in, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre, ......inne'l-batile kane zehCıka ayetinde geçen zehCıka kelimesini "yok olur-gider" şeklinde izah etmiştir. İmam Müslim'in ve Nesai'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri hadise göre, yukarıdaki İbn Mes'ud hadisindeki olay, Mekke'nin fethi esnasında vuku bulmuştur. Bu hadisin baş tarafında Mekke'nin fethi anlatılmakta, sonunda da şu ifadeler yer almaktadır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi ve Ka'be'yi tavaf etti. Ardından o putların yanına gitti ve yayın ucu ile onları itmeye başladı. Bu sırada da "Hak geldi, batıl yıkılıp gitti," ayetini okuyordu. Bu hadis oldukça uzundur. Bunun açıklaması ise, -Allah'a hamd olsun- "Gazvetu'l-feth" başlığı altında yapılmıştı. Hadiste geçen .......nusub kelimesi, birçok nüshada sonunda elif olmadan geçmektedir. Said İbn Mansur rivayetinde de bu şekilde geçmiştir. Ama ........ nusub yerine .......sanem kelimesi yer almaktadır. Tercih edilen görüşe göre, bu kelimenin temyiz olarak mansub gelmesi gerekirdi. Eğer bu kelime merfu' okunursa, bu durumda sıfat olur. Ancak tekil bir kelime, çoğul bir kelime için sıfat olarak gelmez. Bu kelimenin, mahzuf bir mübtedEmın haberi olması ihtimali de vardır. Bu durumda sonraki cümle onun sıfatı olur. Ya da bu kelime mansubdur. Ama bazı lehçelere uygun olarak elif olmadan yazılmıştır
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ وَحَوْلَ الْبَيْتِ سِتُّونَ وَثَلاَثُمِائَةِ نُصُبٍ فَجَعَلَ يَطْعُنُهَا بِعُودٍ فِي يَدِهِ وَيَقُولُ {جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا} {جَاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُعِيدُ}
(Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ben Hz. Nebi'le bir bahçede idim. O sırada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurma dalından yapılmış bir değneğe yaslanıyordu. Derken Yahudiler geldi ve onlardan biri diğerlerine; "Ona ruh hakkında soru sorun!" dedi. Bunun üzerine içlerinden biri: "Bunu ona sormaya ne dersiniz?" diye sordu. Bir diğeri: "O, size hoşunuza gitmeyecek bir cevap vermez," dedi. Akabinde birbirlerine; "O'na sorun!" dediler. Nihayet Hz. Nebi'e ruhu sordular. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir müddet sustu. Onlara hiç cevap vermedi. Bu durumdan ona vahiy geldiğini anladım ve yerimden kalktım. Vahiy geldikten sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu ayeti okudu: Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size acak az bir bilgi verilmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste geçen ..........asıb "üzerinde yaprak olmayan hurma dalı" anlamına gelir. ' İbnu't-Tın şöyle demiştir: "Bu rivayette geçen ve hakkında soru sorulan ruh'un ne olduğu konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: a)İnsan ruhu. b)Canlıların ruhu. c)Cebrail. d)İsa. e)Kur'an. f)Vahiy. g)Kıyamet günü tek başına saf tutacak olan melek. h) Bir yüzü ve onbir bin kanadı olan melek." Tefsır alimlerinin, sadece bu ayet [İsra 85) değil, genel olarak Kur'an'da geçen ruh kelimesinin anlamları hakkında ileri sürdükleri görüşler bu kadardır. Ruh kelimesinin geçtiği ayetleri ve anlamlarını şu şekilde sıralayabiliriz: a)....(Onu "güvenilir ruh" (Cebrail) indirdi,)(Şuara 193) ayetinde Cebrail.' " b)....(İşte böylece sana da emrimizle ruhuIKur'an'ı vahyettik,) (Şura 52) ayetinde'Kur'an. ' c)....(Kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir, ) (Mu'min 15) ayetinde vahiy. d)....(Katından bir ruh ile onları desteklemiştir,)(Mücadele 22) ayetinde güç . e)....(Ruh ve melekler saf saf olup durduğu gün,)(Nebe' 38) ayetinde Cebrail veya başka bir melek. f) ....(O gece melekler ve ruh iner,) (Kadr 4) ayetinde Cebrail veya başka air melek. "Ruhullah" tabiri Hz. İsa için kullanılır. İbn İshak tefsirinde sahih bir senetle İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "RCıh Allah'tandır. Allah'ın yarattığı bir mahluktur. İnsanlar gibi bir surettir. Bir melek ancak beraberinde bir ruh olduğu halde iner." İbn Abbas'ın bu ayette [İsra 85] geçen ruhu tefsır etmediği sabittir. Bu konuda Hattabı ise şöyle demiştir: "Ayette geçen ruh kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda bir çok görüş ileri sürülmüştür. Yahudilerin bu kelime ile neyi sorduğu konusundaki bu görüşleri şu şekilde sıralayabiliriz: a)- CebralL. b)- Dilleri bulunan melek. c)- Bedene hayat veren ruh. Çoğunluk bu görüşü benimsemiştir. d)- Ruhun insan vücuduna karışması ve onda hareket etme niteliği. Bu ehl-i nazarın görüşüdür. Ancak bu konu, Allah'ın sadece kendisine tahsis ettiği bilgilerdendir." Kurtubı de şöyle demiştir: "Tercih edilen görüşe göre Yahudiler, Hz. Nebi'e insan ruhunu sormuşlardır. Çünkü onlar, Hz. İsa'nın Allah'ın ruhu olduğunu kabul etmiyorlardı. Cebrail'in de melek, meleklerin de ruh olduğunu ise zaten biliyorlardı. " Bu konuda Faruddin er-Razı ise şöyl demiştir: "Tercih edilen görüşe göre, Yahudiler Hz. Nebi'e yaşam vesilesi olan ruhu sormuşlardır. Cevap da en güzel şekilde gelmiştir." Ayet-i kerimede, "Ruh, Rabbimin emrindendir," buyurulmuştur. İsmam bu konuda şöyle demiştir: "Bu ifade, sorulan sorunun cevabı olabilir. Bu durumda mana şu şekilde ortaya çıkar: Ruh, Allah'ın işleri arasındadır. Yani bunun bilgisini Allah sadece kendisine ayırmıştır. Hiç kimse bu konuda soru soramaz." İbn Kayyim ise bu konuda şunları söylemiştir: "Buradaki emr kelimesi ile talep manası kastedilmemiştir. Bu hususta ittifak vardır. Burada emredilen şey kastedilmiştir. Nitekim emr kelimesi, ........halk (yaratma) sözcüğünün ......mahluk (yaratılmış) anlamına geldiği gibi emredilf!n şeyanlamında kullanılır. Mesela şu ayette böyle bir kullanıma sahiptir: ...(Rabbinin emrettiği (azab) gelince)." İbn Battal da şunları söylemiştir: "Ruhun hakikatini ancak Allah Teala bilir. Bu ayet de buna delildir. Ruhun kapalı bırakılmasının hikmeti ise şöyledir: Ruh müphem bırakılmak suretiyle insanlara idrak edemedikleri konuları bilemeyecekleri ve bu tür konularda bilgiyi Allah'a havale etmeleri gerektiği öğretiimiştir." Kurtubi ise bunun hikmetini şu şekilde açıklamıştır: "Ruhun müphem bırakılması, kişiye aczini gösterir. Eğer bir kimse bir şeyin var olduğunu kesin olarak bilmekle birlikte, onun hakikatini bilemiyorsa, hakkın hakikatini hiç bilemez." İbn Kayyim "Kitdbu'r-ruh" adlı eserinde ayette geçen ve hakkında sru sorulan ruhun, "Ruh ve melekler saf saf olup durduğu gün" ayetinde geçen ruh ile aynı olduğu görüşüne meyletmiştir. Bu konuda şunu söylemiştir: "İnsanların taşıdığı ruhtan, Kur'an-ı Kerim'de sadece ........nefs kavramıyla söz edilmiştir." İbn Kayyim aynen böyle söylemiştir. Ancak onun bu tercihini destekleyecek herhangi bir delili yoktur. Doğrusu bu konuda tercih e şayan görüş, ilk görüştür. İbn Mende "Kitdbu'r-ruh" adlı eserinde sahabe döneminden müdehid imamların dönemine kadar fıkhi konulardaki ihtilaflara vakıf olan Muhammed İbn Nasr Mervezi'nin ruhun mahluk olduğu konusunda icma' bulunduğunu söylediğini nakletmiştir. Ruhun ezeli' olduğuna dair bir görüş, aşırı Rafizi'1er ile mutasavvıflardan nakledilmiştir. Ruhun yeniden dirilmeden önce, alemin yok olmasıyla birlikte yok mu olacağı ya da devam mı edeceği konusunda ise ihtilaf vardır. Bu konuda doğru olanı en iyi Allah bilir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Rahatsızlık vermeyecekse, yürüyen veya ayakta duran alim birine soru sorulabilir. 2- Sahabenin Hz. Nebi'e karşı göstermiş olduğu yüce edep ortaya çıkmıştır. 3- Zann-ı galib ile amel edilir. 4- Nas bekleyen kimse idihad ile cevap vermek yerine tevakkuf eder. 5- Bazı meseleleri n iç yüzünü bilmeyi Allah Teala sadece kendisine ayırmıştır. 6- Emr kelimesi taleb anlamının dışında da kullanılır
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا أَنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَرْثٍ وَهْوَ مُتَّكِئٌ عَلَى عَسِيبٍ إِذْ مَرَّ الْيَهُودُ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ، فَقَالَ مَا رَابَكُمْ إِلَيْهِ، وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ يَسْتَقْبِلُكُمْ بِشَىْءٍ تَكْرَهُونَهُ فَقَالُوا سَلُوهُ فَسَأَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ فَأَمْسَكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِمْ شَيْئًا، فَعَلِمْتُ أَنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ، فَقُمْتُ مَقَامِي، فَلَمَّا نَزَلَ الْوَحْىُ قَالَ {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً}.