Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 65. Bölüm
494 hadis, 17 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis32 dk okuma
Ata, İbn Abbas'ın bu ayeti وعلى الذين يطوقونه فدية طعام مسكين ale'lIezine yutavvekunehu fidyetun taamu miskın şeklinde okuduğunu işittiğini nakletmiştir. İbn Abbas şöyle demiştir: "Bu ayet mensuh değildir. Zira bu ayet ile, oruca gücü yetmeyen ve oruç tutamadığı her gün için bir yoksulu doyuran yaşlı erkek ve kadınlar kastedilmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ata şöyle demiştir: 'Kişi, Allah Teala'nın buyurduğu gibi her türlü hastalıktan dolayı oruç tutmayabilir." Abdurrezzak İbn Hemmam bu rivayeti İbn Cüreyc kanalıyla zikretmiştir. Söz konusu rivayet şu şekildedir: İbn Cüreyc "Ata'ya kişi, hangi rahatsızlıktan dolayı oruç tutmayabilir?" diye sordum. O da, şeklinde cevap verdi. Ben, diye sordum. Oda diye cevap verdi. Selef uleması, mükellefin hangi hastalıklardan dolayı oruç tutmayacağı konusunda ihtilaf etmiştir. Çoğunluğa göre, su olmasına rağmen teyemmüm alınmasını mübah hale getirecek bir rahatsızlıktan dolayı kişi oruç tutmaz. Bir başka ifade ile, oruca devam ettiği takdirde canından endişe eden veya organlarından birine zarar gelmesinden ya da başına gelen rahatsızlığın ilerleyip sürmesinden korkan kimse oruç tutmaz. Bu konuda İbn SIr1n şöyle demiştir: Onun bu görüşu Ata'nın görüşüne benzemektedir. Hasan-ı Basrı ve Nehaı'ye göre ise kişi, ayakta namaz kılamayacak kadar hasta olduğu zaman oruç tutmaz. (......yutavvekune) İbn Mes'ud'un kıraatı da böyledir. Nesaı, İbn Ebı Nüceyh kanalıyla Amr İbn Dinar'dan şöyle nakletmiştir: ......yutavvekunehu, orucu üstlenmek anlamına gelir." Bu yorum gayet güzeldir. Bununla şu mana kastedilmiştir: İbn Abbas'ın görüşü böyledir. Ancak çoğunluk bu konuda ona muhalefet etmiştir. Onun bu sözünden sonra zikredilen hadiste, bu ayetin neshedildiğini gösteren bilgiler mevcuttur. Bu kıraat (o,j j.bjyutavvekunehu kıraati), meşhur kıraatteki .....yutikune fiilinin önündeki olumsuzluk edatı .....la'nın hazfedildiğini, dolayısıyla ayetin anlamını şeklinde olduğunu iddia edenlerin yorumunu zayıf hale getirmektedir. Bu yorum, çoğunluğun .ı,j}.;!yutlkOnehQ ifadesindeki zamirin oruca döndüğü görüşünde olduğunu gösterir. Buna göre ayetin manası şöyledir: Halbuki fidye, oruca güç yetirenlere farz değildir. Sadece oruç tutamayanlara farzdır. Bu itiraza şu şekilde cevap verilir: Bu ifadede hazif vardır. Takdiri ise şu şekildedir: Çoğunluğa göre orucun farz kılındığı ilk zamanlarda uygulama bu şekilde idi. Daha sonra bu hüküm neshedildi ve fidye verme, oruç tutamayan güçsüz kimselere ait bir hükme dönüştü. Nitekim bu konuyla ilgili olarak da İbn Ebı Leyla'dan şu hadis nakledilmişti: İbn Abbas'ın kıraatine göre ise, burada nesih yoktur. Çünkü onun kıraatine göre bu ayet, zorlanarak oruç tutanlara fidye vermeyi zorunlu hale getirmektedir. Buna göre oruca gücü yetmeyenıer, oruçlarını bozar, ancak buna keffaret olarak fidye verirler. Bu hüküm de kıyamete kadar bakidir. Bu hadis, İmam Malik ve ona tabi olanların aksine, yaşlı ve yaşlılar hükmünde olan kimselerin oruç tutmakta zorlandıkları vakit, oruç tutmayıp yerine fidye verebileceğini ileri süren İmam Şafii ve onu takip edenler için delil teşkil eder. Hamile ve emzikli kadınlar ile yaşlılıktan dolayı oruç tutamayan, ancak daha sonra orucu kaza etmek için derman bulan kimselerin durumu hakkında ihtilaf edilmiştir. İmam Şafii ile Ahmed İbn Hanbel, bu kimselerin hem oruçlarını kaza edip hem de fidye vermeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Evzaı ve KOfeliler [Hanefiler] ise, kazanın yeterli olduğu, fidyeye gerek olmadığı görüşünü benimsemiştir
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَطَاءٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقْرَأُ {وَعَلَى الَّذِينَ يُطَوَّقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ }. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَيْسَتْ بِمَنْسُوخَةٍ، هُوَ الشَّيْخُ الْكَبِيرُ وَالْمَرْأَةُ الْكَبِيرَةُ لاَ يَسْتَطِيعَانِ أَنْ يَصُومَا، فَلْيُطْعِمَانِ مَكَانَ كُلِّ يَوْمٍ مِسْكِينًا.
Rivayete göre İbn Ömer, " فدية طعام مساكين [Oruç tutmayanlara] yoksulları doyurma fidyesi gerekir,)" ayetini okumuş ve "Bu ayet neshedildi," demiştir
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ قَرَأَ {فِدْيَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ} قَالَ هِيَ مَنْسُوخَةٌ.
Seleme'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Oruca güç yetirenlerin [oruç tutmadıklan takdirde] bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesi gerekir, "[Bakara 184] ayeti nazil olunca isteyenler, oruç tutmaz, oruç tutmak yerine fidye verirdi. Nihayet bir sonraki ayet nazil oldu ve bu uygulamayı neshetti. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bu ayet neshedildi." Bu ifade, nesih iddiası konusunda son derece açıktır. İbnu'l-Müozır, "Oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır,"[Bakara 185] ayetinden hareketle bu görüşü terCih edip şöyle demiştir: "[Nesih iddiası daha tercih e şayandır.] Eğer bu ayet oruç tutacak gücü olmayan yaşlı kimseler hakkında olsaydı, oruca güç yetiremedikleri için onlara yönelik olarak Oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır,"[Bakara 185] demek uygun olmazdı. "Ramazan' ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.' Oyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermeSinekarşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ} كَانَ مَنْ أَرَادَ أَنْ يُفْطِرَ وَيَفْتَدِيَ حَتَّى نَزَلَتِ الآيَةُ الَّتِي بَعْدَهَا فَنَسَخَتْهَا. مَاتَ بُكَيْرٌ قَبْلَ يَزِيدَ.
Ebu İshak'tan şöyle nakledilmiştir: "Bera'nın şöyle dediğini işittim: Ramazan orucu farz kılınınca, insanlar Ramazan boyunca hanımlarına yaklaşmıyardu. Bazı insanlar kendilerine kötülük ediyorlardı. Bunun üzerine Allah Teala, 'Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sİzİ bağışladı. i ayetini indirdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ramazan orucu farz kılınınca, insanlar Ramazan boyunca hanımlarına yaklaşmıyardu." "Kitabu's-sıyam"da yine Bera'dan nakledilen hadise göre ashabı kiram Ramazan akşamlarında uyuduktan sonra ne yemek yiyor ne de bir şeyler içiyordu. Bu ayet de buna binaen inmişti. Yine orada belirtildiği gibi bu ayetin iki durum için birden nazil olduğu açıklanmıştı. Bu konuda zikredilen hadise göre, cinsel ilişki Ramazan boyunca gece ve gündüz yasaklanmış idi. Yeme ve içmeye ise, uyumadan önce sadece akşamları izin verilmişti. Ancak bu hususta zikredilen diğer hadisler, bu iki husus arasında bir fark olmadığını gösterir. Nitekim biraz sonra bu rivayetleri vereceğiz. Bu durumda Bera'nın "İnsanlar Ramazan boyunca hanımlarına yaklaşmıyordu," sözü rivayetler uzlaştırarak genel biçimde anlaşılabilir
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ. لَمَّا نَزَلَ صَوْمُ رَمَضَانَ كَانُوا لاَ يَقْرَبُونَ النِّسَاءَ رَمَضَانَ كُلَّهُ، وَكَانَ رِجَالٌ يَخُونُونَ أَنْفُسَهُمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {عَلِمَ اللَّهُ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ أَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ}.
Adiyy'den şöyle naklediimiştir: "Adiyy bir beyaz, bir de siyah iplik almıştı. Gecenin bir bölümünde, onlara bakmış, fakat ipleri birbirinden ayırt edememişti. Sabah olunca [nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip] şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Elçisi! [siyah ve beyaz ipliği alıp] yastığımın altına koydum,' Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Öyleyse, beyaz ve Siyah ipliği yastığının altına koyduğuna göre yastığın epeyce genişmiş
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيٍّ، قَالَ أَخَذَ عَدِيٌّ عِقَالاً أَبْيَضَ وَعِقَالاً أَسْوَدَ حَتَّى كَانَ بَعْضُ اللَّيْلِ نَظَرَ فَلَمْ يَسْتَبِينَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، جَعَلْتُ تَحْتَ وِسَادَتِي. قَالَ " إِنَّ وِسَادَكَ إِذًا لَعَرِيضٌ أَنْ كَانَ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ وَالأَسْوَدُ تَحْتَ وِسَادَتِكَ ".
Adiyy İbn Hatim'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: 'Ey Allah'ın Elçisi! Beyaz ipliği n siyah iplikten ayrılması ne demek? Bundan maksat gerçekten [beyaz ve siyah] ip mi?' diye sordum. O da 'Eğer, bunların ip olduğunu düşünüyorsan, amma da geniş kafalısm.' diye cevap verdi. Sonra şöyle buyurdu: Hayır. Bunlardan maksat gecenin karanlığı ile gündüzün beyazlığıdır
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ أَهُمَا الْخَيْطَانِ قَالَ " إِنَّكَ لَعَرِيضُ الْقَفَا إِنْ أَبْصَرْتَ الْخَيْطَيْنِ ". ثُمَّ قَالَ " لاَ بَلْ هُوَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَبَيَاضُ النَّهَارِ ".
Sehl İbn Sa'd'den şöyle nakledilmiştir: "Önce 'Beyaz ipliği siyah iplikten ayırt edinceye kadar yiyin, için!' ayeti nazil oldu. O zaman من الفجر mine'l-fecri (Sabahın) kaydı inmemişti. İnsanlar oruç tutmaya niyetlenince içlerinden biri ayaklarına beyaz ve siyah iplik bağladı. Onlar birbirinden seçilinceye kadar yiyip içmeye devam etti. Bunun üzerine Allah Teala ayetin من الفجر mine'l-fecri (Sabahın) kısmını indirdi. Bu sayede bu ayetin, gecenin gündüzden ayrılması manasına geldiğini anladılar
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ وَأُنْزِلَتْ {وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ} وَلَمْ يُنْزَلْ {مِنَ الْفَجْرِ} وَكَانَ رِجَالٌ إِذَا أَرَادُوا الصَّوْمَ رَبَطَ أَحَدُهُمْ فِي رِجْلَيْهِ الْخَيْطَ الأَبْيَضَ وَالْخَيْطَ الأَسْوَدَ، وَلاَ يَزَالُ يَأْكُلُ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُ رُؤْيَتُهُمَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ بَعْدَهُ {مِنَ الْفَجْرِ} فَعَلِمُوا أَنَّمَا يَعْنِي اللَّيْلَ مِنَ النَّهَارِ.
Bera'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar cahiliyye döneminde ihrama girdikleri zaman, evlerine arka taraftan girerlerdi. Bunun üzerine Allah Teala, 'İy,i davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lakin iyi davranış, korunan ve (ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun! Umulur ki, kurtuluşa erersiniz. [Bakara 189] ayetini indirdi
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ كَانُوا إِذَا أَحْرَمُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَتَوُا الْبَيْتَ مِنْ ظَهْرِهِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا}
Rivayete göre İbn Zübeyr'in neden olduğu fitnenin baş gösterdiği sırada İbn Ömer'e iki adam gelip, "İnsanlar (ihtilaflar içinde) kayboldular. Sen ki, İbn Ömer'sin, Nebi s.a.v.’in sahabisisin Neden yaşananlara sessiz kalıyorsun?" dediler. İbn Ömer de, "Allah Teala'nın kardeşimin kanını (dökmeyi) haram kılması beni, [başkaldırmaktan] alıkoyuyor," diye cevap verdi. Bu defa adamlar, "Peki Allah Teala, 'Fitne tamamen yok edilinceye kadar onlarla savaşın!' buyurmuyor mu?" diyerek itiraz ettiler. Bunu üzerine o, şöyle dedi: Fitne tamamen ortadan kalkıp din de sadece Allah'a mahsus oluncaya kadar savaştık. Şimdi siz, fitne çıkması ve dinin Allah'tan başkasına ait olması için savaşmak istiyorsunuz
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَتَاهُ رَجُلاَنِ فِي فِتْنَةِ ابْنِ الزُّبَيْرِ فَقَالاَ إِنَّ النَّاسَ قَدْ ضُيِّعُوا، وَأَنْتَ ابْنُ عُمَرَ وَصَاحِبُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَمَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَخْرُجَ فَقَالَ يَمْنَعُنِي أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ دَمَ أَخِي. فَقَالاَ أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ } فَقَالَ قَاتَلْنَا حَتَّى لَمْ تَكُنْ فِتْنَةٌ، وَكَانَ الدِّينُ لِلَّهِ، وَأَنْتُمْ تُرِيدُونَ أَنْ تُقَاتِلُوا حَتَّى تَكُونَ فِتْنَةٌ، وَيَكُونَ الدِّينُ لِغَيْرِ اللَّهِ. وَزَادَ عُثْمَانُ بْنُ صَالِحٍ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي فُلاَنٌ، وَحَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، عَنْ بَكْرِ بْنِ عَمْرٍو الْمَعَافِرِيِّ، أَنَّ بُكَيْرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَهُ عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى ابْنَ عُمَرَ فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ مَا حَمَلَكَ عَلَى أَنْ تَحُجَّ عَامًا وَتَعْتَمِرَ عَامًا، وَتَتْرُكَ الْجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، وَقَدْ عَلِمْتَ مَا رَغَّبَ اللَّهُ فِيهِ قَالَ يَا ابْنَ أَخِي بُنِيَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ إِيمَانٍ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَالصَّلاَةِ الْخَمْسِ، وَصِيَامِ رَمَضَانَ، وَأَدَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ. قَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَلاَ تَسْمَعُ مَا ذَكَرَ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ {وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا} {إِلَى أَمْرِ اللَّهِ} {قَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ} قَالَ فَعَلْنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ الإِسْلاَمُ قَلِيلاً، فَكَانَ الرَّجُلُ يُفْتَنُ فِي دِينِهِ إِمَّا قَتَلُوهُ، وَإِمَّا يُعَذِّبُوهُ، حَتَّى كَثُرَ الإِسْلاَمُ فَلَمْ تَكُنْ فِتْنَةٌ. قَالَ فَمَا قَوْلُكَ فِي عَلِيٍّ وَعُثْمَانَ قَالَ أَمَّا عُثْمَانُ فَكَأَنَّ اللَّهَ عَفَا عَنْهُ، وَأَمَّا أَنْتُمْ فَكَرِهْتُمْ أَنْ تَعْفُوا عَنْهُ، وَأَمَّا عَلِيٌّ فَابْنُ عَمِّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَخَتَنُهُ. وَأَشَارَ بِيَدِهِ فَقَالَ هَذَا بَيْتُهُ حَيْثُ تَرَوْنَ.
Huzeyfe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah yolunda harcayın! Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!" ayeti [Allah yolunda] infak hakkında inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tehlike ile helak aynı anlama gelir." Bu tefsır Ebu Ubeyde tarafından yapılmıştır. İmam Buharı Ebu Ubeyde'nin tefsirini zikrettikten sonra, bu ayetin infak hakkında nazil olduğunu belirten Huzeyfe hadisini nakletti. Bu hadis, söz konusu ayetin Allah yolunda infak etmenin terk edilişi hakkında indiğini bildiriyor. Huzeyfenin bu sözü, İmam Müslim, Nesaı, Ebu Davud, Tirmizı, İbn Hibban ve Hakim'in Eslem İbn Imran kanalıyla Ebu Eyyub el-Ensarı'den naklettikleri şu hadisi açıklamaktadır: "Biz İstanbul kuşatmasındaydık. Bir ara, büyük bir Rum birliği karşımıza çıktı. Müslümanlardan biri Rum saflarına doğru harekete geçti ve onların aralarına daldı. Sonra dönüp geldi. Bunu gören insanlar 'Suphanallah! Kendi kendini tehlikeye attı!' diye bağırdılar." Sonra Ebu Eyyub şöyle dedi: "Ey İnsanlar! Siz bu ayeti, bu şekilde yorumluyorsunuz. Muhakkak ki bu ayet, bizim hakkımızda yani Ensar hakkında indi. Cenab-ı Allah dinini güçlendirip ona sahip çıkanları çoğaltınca, içimizden 'Mallarımız zayi oldu. Başlarında dursak ve onlarla ilgilensek hiç zayi olmazdı.' dedik. Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi. Gerçek tehlike bizim arzuladığımız malın başında beklemektir." İbn Abbas ve tabiundan bir grup müfessirden sahih bir senetle bu ayet hakkında buna benzer rivayetler nakledilmiştir. İbn Cerir ve İbn Münzir sahih bir senetle Müdrik İbn Avf'ın şöyle dediğini nakletmişlerdir: "Ben Hz. Ömer'in yanında idim. Ona şu olayı anlattım: Benim bir komşum vardı. Savaşta kendisini (düşman saflarına) attı, ve öldürüldü. İnsanlar 'Kendi eliyle kendisini tehlikeye attı,' dediler. Ömer de şöyle dedi: O insanlar yalan söylemişler. Zira o, dünyayı verip ahireti satın almıştır." Tek kişinin çok sayıda düşman askerine karşı hücuma kalkması konusunda çoğunluk şöyle düşünmektedir: Bu şekilde hücuma kalkmak, kişİnin aşırı cesaretinden, bu fiiliyle düşmanı korkutacağı veya Müslümanları onlara karşı cesaretlendireceği düşüncesinden ya da buna benzer düzgün bir gayeden dolayı olursa güzel bir davranıştır. Tedbirsizce saldırıdan ibaret ise bu haramdır. Özellikle de onun bu davranışı, Müslümanların güvenlerini yitirmesine neden olacaksa tartışmasız böyle davranmak haramdır. Doğrusunu en iyi Allah bilir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، {وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلاَ تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ} قَالَ نَزَلَتْ فِي النَّفَقَةِ.
Abdui1ah İbn Ma'kıl'ın şöyle dediği naklediimiştir: "Bu mescidde (Küfe Mescidi) Ka'b İbn Ucra'nın yanına oturdum. Ona 'Oruç fidyesi gerekir,' ayetinin tefsirini sordum. O da şöyle cevap verdi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürüldüm. Bu esnada bitler yüzüme dökülüyordu. Bana 'Galiba, bit1er yüzünden dermansız kalmlşsın. Bir koyuna gücün yetmez mi?' diye sordu. Ben 'Hayır' diye cevap verince '[O zaman] üç gün oruç tut veya altı yoksulu doyur. Her birine yarım sa' miktarı yiyecek ver ve başını tıraş et!' buyurdu. Bu ayet sadece benim hakkımda nazil oldu. Ancak sizin için de geçerlidir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sizden her kim hasta olursa, yahut başında bir rahatsızlığı varsa ... ayetinin tefs!ri." İmam Buhar! bu başlık altında, söz. konusu ayetin iniş nedeni olarak Ka'b İbn Ucra'dan nakledilen hadisi zikretti. "Kitabu'l-hacc" bölümünde bu hadisin açıklaması ayrıntılı biçimde geçmişti
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَصْبَهَانِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَعْقِلٍ، قَالَ قَعَدْتُ إِلَى كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ فِي هَذَا الْمَسْجِدِ ـ يَعْنِي مَسْجِدَ الْكُوفَةِ ـ فَسَأَلْتُهُ عَنْ فِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ فَقَالَ حُمِلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالْقَمْلُ يَتَنَاثَرُ عَلَى وَجْهِي فَقَالَ " مَا كُنْتُ أُرَى أَنَّ الْجَهْدَ قَدْ بَلَغَ بِكَ هَذَا، أَمَا تَجِدُ شَاةً ". قُلْتُ لاَ. قَالَ " صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، أَوْ أَطْعِمْ سِتَّةَ مَسَاكِينَ، لِكُلِّ مِسْكِينٍ نِصْفُ صَاعٍ مِنْ طَعَامٍ، وَاحْلِقْ رَأْسَكَ ". فَنَزَلَتْ فِيَّ خَاصَّةً وَهْىَ لَكُمْ عَامَّةً.
İmran İbn Husayn'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah'ın kitabında temettu' haccı ile ilgili ayet indi. Biz de Allah Resulü ile birlikte bu şekilde haccettik. Bunu haram kılan bir ayet nazil olmadı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiği zaman bu hac yasaklanmamıştı. Ancak adamın biri, kendi kafasından dilediği gibi konuşuyor." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse ... ayetinin tefsıri." İmam Buhar! bu başlık altında İmran İbn Husayn'dan nakledilen hadise yer verdi. Bu hadis temettu' haccını konu edinir. Bu rivayetin açıklaması ile- "adamın biri" ifadesinden maksadın Hz. Ömer olduğu daha önce geçmişti
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عِمْرَانَ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُنْزِلَتْ آيَةُ الْمُتْعَةِ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَفَعَلْنَاهَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَمْ يُنْزَلْ قُرْآنٌ يُحَرِّمُهُ، وَلَمْ يَنْهَ عَنْهَا حَتَّى مَاتَ قَالَ رَجُلٌ بِرَأْيِهِ مَا شَاءَ.
İbn Abbas'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "Ukaz, Mecenne ve Zü'j-mecaz cahiliyye döneminde kurulan fuarlardı. Müslümanlar hac mevsiminde (bu yerlerde) ticaret yapmayı günah sayıp (bundan sakındılar). Bunun üzerine şu ayet indi: "(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur," ayetinin tefs!ri" İmam Buhar! bu başlık altında İbn Abbas'tan nakledilen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması ayrıntılı biçimde "Kitabu'l-hacc"da geçmişti
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَتْ عُكَاظٌ وَمَجَنَّةُ وَذُو الْمَجَازِ أَسْوَاقًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَتَأَثَّمُوا أَنْ يَتَّجِرُوا فِي الْمَوَاسِمِ فَنَزَلَتْ {لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ} فِي مَوَاسِمِ الْحَجِّ.
Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kureyşiiler ve onların dinini benimseyenler Müzdelife'de vakfeye dururlardı. Onlar Hums olarak isimlendirilirdi. Diğer Araplar ise Arafat'ta vakfe yaparlardı. İslam dini zuhur edince; Allah Teala Nebiine Arafat'a gidip orada vakfe yapmasını, sonra oradan (Müzdelife'ye doğru) harekete geçmesini emretti. Nitekim şu ayet bum gösterir: "Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın!"[Bakara]
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَتْ قُرَيْشٌ وَمَنْ دَانَ دِينَهَا يَقِفُونَ بِالْمُزْدَلِفَةِ، وَكَانُوا يُسَمَّوْنَ الْحُمْسَ، وَكَانَ سَائِرُ الْعَرَبِ يَقِفُونَ بِعَرَفَاتٍ، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ أَمَرَ اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْتِيَ عَرَفَاتٍ، ثُمَّ يَقِفَ بِهَا ثُمَّ يُفِيضَ مِنْهَا، فَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى {ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ}
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Kişi, Mekke'de ihramlı olmadığı sürece Hac için ihrama girinceye kadar Ka'be'yi tavaf eder. Arafat'a gidince gücü nispetinde, deve, sığır veya koyun hediye (kurban) olarak sunar. Bunlardan dilediğini tercih eder. Eğer bunlardan birine gÜç yetiremiyorsa, üç gün oruç tutması gerekir. Bu oruçları Arafat'a Çıkacağı günden önce tutar. Ancak üçüncü orucu Arafat gününe rastlarsa bunda bir sakınca yoktur. Daha sonra (Arafat'a) hareket eder. Burada, ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar vakfe yapar. Daha sonra insanlar Arafat'tan ayrılsın. Buradan ayrılıp hayrın arandığı Cem'e (Müzdelife - Meş'aru'l-haram) gelinceye kadar sel gibi aksınlar. Sonra sabaha kadar sürekli Allah'ı zikredip, tekbir ve tehlll getirsinler. Daha sonra insan seli gibi aksınlar. Zira insanlar, adeta bir sel gibi akarlardı. Allah Teala da şöyle buyurmuştur: 'Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın! Allah'tan mağfiret dileyin. Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir. '[Bakara 199] Şeytan taşlamaya kadar bu şekilde hareket edin." Fethu'l-Bari Açıklaması: Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın! ayetinin tefs!ri İmam Buhar! bu başlık altında Hz. Aişe'den "Kureyşiiler ve onların dinini benimseyenler Müzdelife'de vakfeye dururlardı," hadisini nakletti. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'l-hac< da geçmişti. "Kişi Mekke'de ihramlı olmadığı sürece Hac için ihrama girinceye kadar Ka'be'yi tavaf eder." Burada Mekke'de ikamet edenler ile umre için ihrama girip daha sonra ihramdan çıkanlar kastedilmiştir. "Üç gün oruç tutması gerekir. Bu oruçları Arafat'a çıkacağı günden önce tutar." Ayetin mutlak manasının bu şekilde takyit edilmesi İbn Abbas tarafından yapılmıştır. "Burada ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar vakfe yapar." Hadiste geçen i ....zalam (karanlık) ifadesi, güneşin batmasıyla birlikte meydana gelen karanlığı ifade eder. İbn Abbas "ikindi namazından" sözü ile, her şeyin gölgesinin kendi misli kadar olduğu ikindi namazının başlangıç vaktini ifade ediyor olabilir. Bu zaman, kaylule (öğle uykusu) vaktinin sona erdiği ve rahatlığın meydana geldiği bir andır. Böylece hacı adayının dinç bir şekilde vakfe yapması hedeflenmiştir. Belki de İbn Abbas bu sözü ile, ikindi namazından sonraki bir vakti kastetmiştir. Buna göre vakfe, cem-i takdim ile öğle namazının peşi sıra kılınan ikindi namazından sonra yapılır. Buna göre bu ifade din tarafından öngörülen vakfenin başlangıç zamanını gösterir. İbn Abbas'ın "güneş batıncaya kadar" ifadesi ise, efdal olana göre hareket edilmesine işaret eder. Zira vakfe zamanı fecir vaktine kadar devam eder. "Cem'" Müzdelife'nin bir diğer adıdır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، أَخْبَرَنِي كُرَيْبٌ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ يَطَوَّفُ الرَّجُلُ بِالْبَيْتِ مَا كَانَ حَلاَلاً حَتَّى يُهِلَّ بِالْحَجِّ، فَإِذَا رَكِبَ إِلَى عَرَفَةَ فَمَنْ تَيَسَّرَ لَهُ هَدِيَّةٌ مِنَ الإِبِلِ أَوِ الْبَقَرِ أَوِ الْغَنَمِ، مَا تَيَسَّرَ لَهُ مِنْ ذَلِكَ أَىَّ ذَلِكَ شَاءَ، غَيْرَ إِنْ لَمْ يَتَيَسَّرْ لَهُ فَعَلَيْهِ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ، وَذَلِكَ قَبْلَ يَوْمِ عَرَفَةَ، فَإِنْ كَانَ آخِرُ يَوْمٍ مِنَ الأَيَّامِ الثَّلاَثَةِ يَوْمَ عَرَفَةَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ، ثُمَّ لِيَنْطَلِقْ حَتَّى يَقِفَ بِعَرَفَاتٍ مِنْ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى أَنْ يَكُونَ الظَّلاَمُ، ثُمَّ لِيَدْفَعُوا مِنْ عَرَفَاتٍ إِذَا أَفَاضُوا مِنْهَا حَتَّى يَبْلُغُوا جَمْعًا الَّذِي يُتَبَرَّرُ فِيهِ، ثُمَّ لِيَذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا، أَوْ أَكْثِرُوا التَّكْبِيرَ وَالتَّهْلِيلَ قَبْلَ أَنْ تُصْبِحُوا ثُمَّ أَفِيضُوا، فَإِنَّ النَّاسَ كَانُوا يُفِيضُونَ، وَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى {ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} حَتَّى تَرْمُوا الْجَمْرَةَ.
Enes'ten rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu şekilde dua ederdi: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabmdan koru! Hadisin geçtiği diğer yer: 6389. Bu hadis ayrıntılı biçimde "Kitabu'd-deavat"ta gelecek inşaallah
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ".
Hz. Aişe'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu naklediimiştir: "Allah'ın hiç sevmediği kimse, aşırı tartışmacı olan kimsedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: ألد Eleddu kelimesi, şiddetli tartışma anlamına gelen .....el-Lededü kökünden ism-i tafdll sıgasında türetilmiş bir kelimedir. الخصام el-Hısamu ise......elhasm sözcüğünün çoğuludur. Tekillik çoğulluk açısından bu kelime,-.........kelb (köpek) ve ......kilab (köpekler)'e benzer. Bu durumda .......e1eddQ'I-hlsam ifadesi, tartışmacıların en ileri gideni anlamına gelir. .....el-Hısamü kelimesinin, müfaale babından masdar olma ihtimali de vardır. Tıpkı 1.9!katele fiilinin masdarının .....kıtal şeklinde geldiği gibi. Bu durumda ayetin takdiri şu iki şekilden biri ile yapılır: a)......ve hasemehu eşedü'l-hısamı (Onunla çok tartışt1.) b).......ve hüve eşeddü zevi'l-hlsaml muhasemeten (O tartışmaClların en fazla tartışmaya düşkün alanıdır.) Bu hadisin açıklaması, "Kitabu'l-ahkam"da yapllacaktır.[Kitabu'l-ahkam]
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، تَرْفَعُهُ قَالَ " أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ". وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İbn Cüreyc'in İbn Ebı Müleyke'den nakletliğine göre İbn Abbas, "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada {حتى إذا استيأس الرسل وظنوا أنهم قد كذبوا} "[Yusuf 110] ayetini كذبوا kuzibu fiilindeki ..zel harfinin şeddesi olmadan okumuş. Bu ayeti Bakara suresindeki ayet gibi anlayıp ardından şu ayeti tilavet etmiştir: (Ey mu'minler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sQ.rsılmışlardl ki, nihayet Nebi ve beraberindeki mu'minler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır. [İbn Ebı Müleyke şöyle demiştir:] Urve' İbn Zübeyr ile karşılaştım ve ona bunu anlattım
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يَقُولُ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا} خَفِيفَةً، ذَهَبَ بِهَا هُنَاكَ، وَتَلاَ {حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلاَ إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ} فَلَقِيتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ فَذَكَرْتُ لَهُ ذَلِكَ فَقَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ مَعَاذَ اللَّهِ، وَاللَّهِ مَا وَعَدَ اللَّهُ رَسُولَهُ مِنْ شَىْءٍ قَطُّ إِلاَّ عَلِمَ أَنَّهُ كَائِنٌ قَبْلَ أَنْ يَمُوتَ، وَلَكِنْ لَمْ يَزَلِ الْبَلاَءُ بِالرُّسُلِ حَتَّى خَافُوا أَنْ يَكُونَ مَنْ مَعَهُمْ يُكَذِّبُونَهُمْ، فَكَانَتْ تَقْرَؤُهَا {وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِّبُوا} مُثَقَّلَةً.
Nafi' şöyle demiştir: İbn Ömer Kur'an okuduğu zaman, okuyuşunu bitirene kadar konuşmazdı. Bir gün Mushaftan onu takip ediyordum. Ezbere Bakara suresini okumaya başladı. Bir ayete gelince: "Bu ayetin kim ve hangi konu hakkında indiğini biliyor musun?" diye sordu. Ben de: "Hayır.ır diye cevap verdim. Bunun üzerine: "Şu şu hususta indi," deyip okumaya devam etti
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ كَانَ ابْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ إِذَا قَرَأَ الْقُرْآنَ لَمْ يَتَكَلَّمْ حَتَّى يَفْرُغَ مِنْهُ، فَأَخَذْتُ عَلَيْهِ يَوْمًا، فَقَرَأَ سُورَةَ الْبَقَرَةِ حَتَّى انْتَهَى إِلَى مَكَانٍ قَالَ تَدْرِي فِيمَا أُنْزِلَتْ. قُلْتُ لاَ. قَالَ أُنْزِلَتْ فِي كَذَا وَكَذَا. ثُمَّ مَضَى. وَعَنْ عَبْدِ الصَّمَدِ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، {فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ} قَالَ يَأْتِيهَا فِي. رَوَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
{İbnu'l-Münkedir'den Cabir'in şöyle dediği nakledilmiştir: Yahudiler "Bir erkek kadın ile arka tarafından yaklaşarak ilişkiye girerse, çocuk şaşı dünyaya gelir," derdi. Bunun üzerine "Kadınlarımz sizin için bir tarladır. Tarlamza nasıl dilerseniz öyle varın," ayeti nazil oldu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen ...enna edatı hakkında farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre bu edat, "nasıl", bir diğer görüşe göre, "nereden", bir başka görüşe göre ise, "ne zaman" anlamına gelir. Bu farklılıklara göre ayetin yorumu da farklılık arz etmektedir. Muhammed İbn Yahya İbn Said el-Kattan'ın rivayetini Taberani, "el-Evsat"ta Ebu Bekir A'yun, Muhammed İbn Yahya kanalı ile yukarıdaki senetle İbn Ömer'den nakletmiştir. Bu rivayete göre İbn Ömer şöyle demiştir: "Allah Teala, 'Kadınlar sizin için bir tarladır,' ayetini anal ilişkiye izin vermek için indirmiştir." Taberani bu rivayet hakkında şöyle demiştir: "Bunu, Abdullah İbn Ömer'den sadece Yahya İbn Said nakletmiştir. Ondan da yalnızca oğlu Muhammed aktarmıştır." Ancak bunu Abdullah İbn Ömer'den sadece Yahya İbn Said nakletmemiştir. Abdulaziz ed-Deraverdi de Ubeydullah İbn Ömer'den bunu rivayet etmiştir. Ayrıca bu hadisi Nafi'den, bizim isimlerini verdiğimiz ravilerden daha başka bir grup da nakletmiştir. Bu kimselerin rivayetleri, İbn Merdliye'nin tefsirinde bulunmaktadır. İsmam Buharı'nin tasarrufunu eleştirmiştir. Bu konuda şunları söylemiştir: "İbn Ömer'den naklettiği bütün rivayetler kapalıdır. Herhangi bir yarar taşıma- . maktadır. Biz, Abdulaziz ed-Deraverdi kanalıyla Malik, UbeydulIah İbnÖmer ve İbn Ebı Zi'b'den bu konuda rivayette bulunduk. Her üçü de, bu konudaki tefsiri Nafi"den aktarmıştır. Malik'ten de çeşitli yollarla bu bilgi aktarılmıştır." Bahsi geçen ed-Deraverdı'nin rivayetini Darekutnı, "Garaibu Malik" adlı eserinde Nafi"den nakleden üç farklı ravi kanalıyla aktarmıştır. Bu rivayet İbn Avn'ın ondan aktardığı rivayete benzemektedir. Söz konusu rivayet sözleri şu şekildedir: "Bu ayet eşi ile arkadan ilişkiye giren ensardan bir adam hakkında nazil oldu. İnsanlar onun bu yaptığını büyüttüler. Bunun üzerine ayet indi." Hadisi aktaran ravi, İbn Ömer'e "O kişi, hanımının arkasından yaklaşıp ön tarafıyla mı ilişkiye girmişti," diye sormuş. İbn Ömer de: "Hayır, onunla sadece anal ilişkiye girmişti," cevabını vermiştir. Zeyd İbn Eslem İbn Ömer'den aktardığı rivayet ile, bu konuda Nafi"ye mutabaatta bulunmuştur. Zeyd'in bu rivayet i sahıh bir senet ile Nesaı tarafından nakledilmiştir. Ezdi bu rivayetin bazı ravilerini eleştirmiştir. Ancak İbn Abdilberr buna karşı çıkmıştır. Gerçekten İbn Abdilberr bu konuda haklıdır. O bu hususta şöyle demiştir: "Bu konudaki İbn Ömer rivayeti, sahıh ve meşhurdur. Bunu, ondan Nafi' nakletmiştir. Dolayısıyla Zeyd İbn Eslem'in İbn Ömer'den bunu nakletmiş ol!li}sı yadırganamaz." Abdullah İbn Ömer'den oğlu Abdullah da bu rivayeti aktarmıştır. Söz konusu bu rivayet de Nesaı tarafından tahriç edilmiştir. Saıd İbn Yesar ile Salim İbn Abdillah İbn Ömer babasından Nafi"nin sözlerine benzer sözler aktarmıştır. Saıd ve Salim'in rivayetleri de Nesaı ve İbn Cerır et-Taberı tarafından tahriç edilmiştir. Söz konusu rivayet şu şekildedir: "Abdurrahman İbn Kasım'dan şöyle nakledilmiştir: İmam Malik'e: Bazı insanlar Salim'in, 'Köle babama iftira attı' dediğini haber verdi. Bunun üzerine İmam Malik: 'Şunu kesinlikle ifade edeyim ki, Zeyd ibn Ruman bana, Salim İbn Abdillah İbn Ömer'in babasından Nafi"nin sözlerine benzer sözler aktardı,' dedi. Ben de şöyle karşılık verdim: 'Haris İbn Yakup, Saıd İbn Yesar kanalıyla İbn Ömer'in şöyle dediğini nakletmiştir: yazıklar olsun! Müslüman biri hiç böyle söyler mi? Malik de şöyle dedi: 'Şunu kesinlikle belirteyim ki, Rabia bana, Saıd İbn Yesar kanalıyla İbn Ömer'in Nafi"nin sözlerine benzer sözler söyled!ğini haber vermişti." Bu rivayeti Darekutnı, Abdurraman ıbn Kasım kanalıyla Imam Malik'ten nakletmiştir. Sonra da şöyle demiştir: Imam Malik'in böyle söylediği kaydedilmiştir. Bu rivayet de sahihtir. Hatıb "Ruva.tı Ma.lik" kitabında İsrall İbn Ravh'tan şunu nakletmiştir: İmam Malik'e bunu [kadına arkadan yaklaşma meselesini] sordum. O da şöyle cevap verdi: Siz Arap değil misiniz? Tarla, sadece ekine müsait yer değil midir? Müteahhir Malikller bu olaya dayanmışlardır. Muhtemelen İmam Malik ilk görüşünden vazgeçmiştir. Ya da kendi kuralına gi2re rivayet sahıh olsa bile amelin, İbn Ömer hadisinin zıddına olduğunu düşünmüş ve bu hadisle amel etmemiştir. Bu ayetin arkadan ilişkiye izin verme konusunda indiği hususunda İbn Ömer yalnız değildir. Ebu Ya'la, İbn Merduye, İbn Cerır ve Tahavı, Zeyd İbn Eslem ve Ata İbn Yesar kanalıyla Ebu Saıd el-Hudri'den şöyle nakletmişlerdir: "Ensardan bir adam hanımıyla anal ilişkiye girdi. İnsanlar bundan dolayı onu kınadılar ve 'Hanımını da ayıplıyoruz,' dediler. Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi." Nesaı, Hişam İbn Saıd kanalıyla Zeyd'den bu rivayeti senetsiz olarak zikretmiştir. Ayetin iniş sebebi olarak anlatılan bu olay meşhurdur. Öyle anlaşılıyor ki, Ebu Saıd'den gelen rivayet İbn Abbas'a ulaşmamıştır. Ona, İbn Ömer'den gelen rivayet ulaşmıştır. Bu yüzden İbn Abbas, İbn Ömer'in yanıldığını belirtmiştir. Nitekim Ebu Davud Mücahid kanalıyla İbn Abbas'tan şöyle nakletmiştir: Allah affetsin, İbn Ömer yanılmıştır. Putperest olan ensarın bu kanadı, ehli kitap olan Yahudilerin şu kanadı ile birlikte yaşıyordu. Araplar Yahudilerin bir çok uygulamasını benimsemişlerdi. Onlar, kadınlarla tek bir şekilde ilişki kurarlardı. Onların ilişki tarzı, kadının her tarafının görülmesine müsait değildi. Ensar da bu adeti onlardan alıp uygulamaya başlamıştı. Kureyşliler ise kadınların keyfini çıkarırlardı. Onlarla yüzyüze, arkalarını çevirerek ve sırt üstü yatırarak ilişki kurarlardı. Muhacirlerden biri ensardan bir hanım ile evlenmişti. Adam bu şekilde hanımıyla ilişki kurmak istemiş ama kadın buna razı olmamıştı. İkisi arasında yaşanan bu olay yayılmış ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kadar ulaşmıştı. Bunun üzerine Allah Teala, "Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın," ayetini indirdi. Bu ayet, erkeklerin onlarla yüzyüze, arkalarını çevirerek ve sırt üstü yatırarak ilişki kurabileceklerini gösterir. Bu rivayeti Ahmed İbn Hanbel de rivayet etmiştir. Tirmizı de sahıh bir senetle İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmiştir: "Hz. Ömer gelip: 'Ey Allah'ın Elçisi! Ben bittim. Dün gece yolumu değiştirdim,' dedi. Bunun üzerine; 'Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın,' ayeti nazil oldu. Ayet şu anlama gelir: Önden olduğu sürece kadınla ister yüzyüze, ister ters çevirerek ilişki kurabilirsiniz. Yalnız arkadan ve hayızlı durumda her iki taraftan da sakının! Mazirı şöyle demiştir: "İnsanlar, arkadan ilişki konusunda farklı görüşler benimsemişlerdir. Bunun helal olduğunu söyleyenler bu ayete sarılmışlardır. Haram olduğunu söyleyenler ise ayeti kerıme hakkında şu izahı yapmışlardır: Bu ayet, Cabir hadisinde belirtildiği üzere Yahudileri reddetmek için inmiştir. Bazı Fıkıh Usulü alimlerine göre bir sebeb e binaen gelen umumi hükümler, sadece o sebebi bağlar. Ancak çoğunluğa göre sebebin hususlliği değil, lafzın umumlliği esas alınır. Bu durum, ayetin arkadan ilişkinin caiz oluşu konusunda delilolduğu anlamına gelir. Ancak bunu yasaklayan birçok hadis rivayet edilmiştir. Bu hadisler, ayetin umumlliğini hüküm ifade etmesini tahsis etmiştir. Kur'an'daki umumı ifadelerin ahad haberlerle tahsis edilmesi konusu da ihtilaflıdır." Aralarından Buharı, Zühll, Bezzar, Nesaı ve Nısaburı'nin de bulunduğu bazı hadis alimleri, arkadan ilişkiyi yasaklayan sahıh herhangi bir rivayetin olmadığı kanaatindedirler. Kanaatime göre, bu rivayetler çok farklı yollarla nakledildiği için, delil olarak kullanılmaya müsaittir. Arkadan ilişkinin haram olduğuna dair görüşü şu husus da desteklemektedir: Eğer arkadan iliş.kivi caiz kabul eden görüşleri tercih etsek, bu durumda haram kılınan bir şeyin sonradan helal kılınması gerekir. Halbuki aslolan bunun tersidir. Senet bakımından uygun olan hadislerden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: a) Ahmed İbn Hanbel, Nesaı, İbn Mace ve İbn Hibban'ın Huzeyme İbn Sabit'ten naklettikleri hadis. İbn Hibban bu hadisin sahıh olduğunu belirtmiştir. b) Ahmed İbn Hanbel ile Tirmizı'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri hadis. İbn Hibban bu hadisin de sahıh olduğunu belirtmiştir. c) İbn Abbas'tan gelen hadis. Biraz önce buna işaret edilmişti. d) Tirmizı'nin şu rivayeti: "Allah Teala, bir erkekle veya bir kadınla arkadan ilişki kuran kimseye (rahmet nazarıyla) bakmaz." İbn Hibban bu rivayetin de sahıh olduğunu belirtmiştir. Hal böyle olunca, şunu söylemek mümkün olur: Ayetin umumlliği tahsis edilir. Ayette geçen .....enna edatı, "yer" anlamına gelirse, bahsi geçen ilişki arkadan ilişkinin dışında anlaşılır. Zaten ayetin akışından da bu mana ortaya çıkmaktadır. Bu da, ayeti anlamını ilk etapta akla gelen mananın dışına çıkarmaya ihtiyaç bırakmamaktadır
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتِ الْيَهُودُ تَقُولُ إِذَا جَامَعَهَا مِنْ وَرَائِهَا جَاءَ الْوَلَدُ أَحْوَلَ. فَنَزَلَتْ {نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ}
Hasan'dan şöyle nakledilmiştir: "Kocası, Ma'kıl İbn Yesar'ın kızkardeşini boşamıştı. İddeti doluncaya kadar da ona dönmemişti. Sonra tekrar ona talip olmuştu. Ma'kil onun eski kocası ile evlenmesine karşı çıktı. Bunun üzerine "Onlann (eski) kocalanyla eulenmelerine engelolmayın!" ayeti indi. Hadisin geçtiği diğer yerler: 5130, 5330, 5331. Fethu'l-Bari Açıklaması: Tefsır alimleri bu ayet ile kadınların velilerine hitap edildiği konusunda fikir birliği içindedirler. İbn Cerır et-Taberı ve daha başka müfessirler bunu belirtmişlerdir. İbnu'I-Münzir, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'tan şöyle nakletmiştir: Bir adam düşünün ki hanımını boşamış. Hanımı iddedini dolduruyor. O esnada onunla yeniden evlenmeyi düşünüyor. Kadın da buna sıcak bakıyor. Ama kadının velisi bunu istemiyor. İşte bu ayet bu durumla ilgilidir. İmam Buharı bu rivayeti yukarıdaki ayetin iniş nedeni olarak kısaca verdi. Ancak "Kitabu'n-nikah"da bu hadisi tam olarak aktaracaktır. Hadisin açıklaması da orada yapllacaktır. (Kitabu'n-nikah)
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ، قَالَ كَانَتْ لِي أُخْتٌ تُخْطَبُ إِلَىَّ. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، حَدَّثَنِي مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ،. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الْحَسَنِ، أَنَّ أُخْتَ، مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا، فَتَرَكَهَا حَتَّى انْقَضَتْ عِدَّتُهَا، فَخَطَبَهَا فَأَبَى مَعْقِلٌ، فَنَزَلَتْ {فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ أَنْ يَنْكِحْنَ أَزْوَاجَهُنَّ}.
İbnu'z-Zübeyr Osman İbn Affan'a; "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler.. "[Bakara 240] ayetini başka bir ayet neshetmişti. O halde neden onu Mushaf'a yazdın veya olduğu gibi Mushaf'ta bıraktın?" diye sormuş. O da şu şekilde cevap vermiş: Ey yeğenim! Bu Mushaf'ta bir harfin bile yerini değiştirmemi
حَدَّثَنِي أُمَيَّةُ بْنُ بِسْطَامٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ حَبِيبٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ قُلْتُ لِعُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} قَالَ قَدْ نَسَخَتْهَا الآيَةُ الأُخْرَى فَلِمَ تَكْتُبُهَا أَوْ تَدَعُهَا قَالَ يَا ابْنَ أَخِي، لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْهُ مِنْ مَكَانِهِ.
Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler. .. "[Bakara 234] ayeti hakkında Mücahid şöyle demiştir: Kadınlar, ölen kocalarının ailesinin yanında bu iddeti beklerlerdi. Bu şekilde iddet beklemeleri farzdır. Sonra Allah Teala, "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur," ayetini indirdi. Allah Teala, vasiyet olarak iddete yedi ay yirmi gün daha ekleyerek onu, tam bir seneye Çıkardı. Kadın dilerse vasiyete uygun olarak evde kalır, dilerse çıkar. İşte bu, Allah TealS'nın "Zeveelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur," ifadesinin açıklamasıdır. Dört ay on gün iddet beklemek ise, kadına farzdır. Bu sözleri İbn Ebı Nüceyh Mücahid'den aktarmıştır. Ata, İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: Bu ayet, kadının ailesi yanında iddet bekleme hükmünü neshetti. Bundan böyle kadın, dilediği yerde iddetini bekler. Nesheden ise ayetin .......gayra ihracin (evlerinden çıkarılmadan) bölümüdür. ' Ata, İbn Abbas'tan aktardığı bu sözü şu şekilde açıklamıştır: Kadın, dilerse kocasının ailesinin yanında kalır ve kendisi için yapılan vasiyyet çerçevesinde mesken hakkını kullanır. Dilerse evden çıkar. Çünkü Allah Teala "Kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur," buyurmuştur. Ata son olarak şöyle demiştir: Sonra miras ayeti indi ve boşanmış kadınların mesken hakkını kaldırdı. Bundan böyle kadınlar, diledikleri yerde iddetlerini beklerler. Artık onların mesken hakkı yoktur. Hadisin geçtiği diğer yer:
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا شِبْلٌ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} قَالَ كَانَتْ هَذِهِ الْعِدَّةُ تَعْتَدُّ عِنْدَ أَهْلِ زَوْجِهَا وَاجِبٌ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ} قَالَ جَعَلَ اللَّهُ لَهَا تَمَامَ السَّنَةِ سَبْعَةَ أَشْهُرٍ وَعِشْرِينَ لَيْلَةً وَصِيَّةً، إِنْ شَاءَتْ سَكَنَتْ فِي وَصِيَّتِهَا، وَإِنْ شَاءَتْ خَرَجَتْ، وَهْوَ قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى {غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ} فَالْعِدَّةُ كَمَا هِيَ وَاجِبٌ عَلَيْهَا. زَعَمَ ذَلِكَ عَنْ مُجَاهِدٍ. وَقَالَ عَطَاءٌ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَسَخَتْ هَذِهِ الآيَةُ عِدَّتَهَا عِنْدَ أَهْلِهَا، فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ، وَهْوَ قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى {غَيْرَ إِخْرَاجٍ}. قَالَ عَطَاءٌ إِنْ شَاءَتِ اعْتَدَّتْ عِنْدَ أَهْلِهِ وَسَكَنَتْ فِي وَصِيَّتِهَا، وَإِنْ شَاءَتْ خَرَجَتْ لِقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ}. قَالَ عَطَاءٌ ثُمَّ جَاءَ الْمِيرَاثُ فَنَسَخَ السُّكْنَى فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ، وَلاَ سُكْنَى لَهَا. وَعَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ بِهَذَا. وَعَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ عَطَاءٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ نَسَخَتْ هَذِهِ الآيَةُ عِدَّتَهَا فِي أَهْلِهَا، فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ لِقَوْلِ اللَّهِ {غَيْرَ إِخْرَاجٍ} نَحْوَهُ.
Muhammed İbn Sirin'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ensarın ileri gelenlerinin oluşturduğu bir mecliste bulundum. Aralarında Abdurrahman İbn Ebı Leyla da vardı. Şubey'a bintu'l-Haris hakkında Abdullah İbn Utbe'den nakledilen hadisi okudum. Bunun üzerine Abdurrahman: "Fakat onun amcasl buna hükmetmezdi," dedi. Ben de: "Eğer Küfe civarında bulunan bir adama karşı yalan isnat ettiyse m kuşkusuz çizmeyi aşmışımdır," dedim. [Ravilerden İbn Avn'ın anlattığına göre] İbn Sırın sesini yükseltti. Sonra olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: O meclisten ayrıldım. Derken Malik İbn Amir veya Malik İbn Avf ile karşılaştım. Ona; "Hamile iken kocası ölüp dul kalan kadının iddeti hakkında İbn Mes'lid'un görüşü neydi?" diye sordum. O da İbn Mes'lid'un şöyle dediğini aktararak cevap verdi: Siz, kadın için öngörülen ruhsatı bırakıp ağır hükmü mü uyguluyorsunuz? Yemin ederim ki kadınlardan bahseden kısa sure, yine onlardan bahseden uzun sureden sonra inmiştir. Hadisin geçtiği diğer yer: 4910 . Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnu'z-Zübeyr'in Hz. Osman'a yönelttiği; "O halde neden onu Mushafa yazdın veya olduğu gibi Mushafta bıraktın?" sorusu, istifham-i inkarldir. İbnu'zZübeyr aslında şöyle demek istemiştir: "Bu ayet in mensuh olduğunu bildiğin halden neden onu Mushafa yazdın?" Ya da "Neden bu ayetin Mushaf'ta yazılı kalmasına izin verdin?
حَدَّثَنَا حِبَّانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ جَلَسْتُ إِلَى مَجْلِسٍ فِيهِ عُظْمٌ مِنَ الأَنْصَارِ وَفِيهِمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى، فَذَكَرْتُ حَدِيثَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ فِي شَأْنِ سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ وَلَكِنَّ عَمَّهُ كَانَ لاَ يَقُولُ ذَلِكَ. فَقُلْتُ إِنِّي لَجَرِيءٌ إِنْ كَذَبْتُ عَلَى رَجُلٍ فِي جَانِبِ الْكُوفَةِ. وَرَفَعَ صَوْتَهُ، قَالَ ثُمَّ خَرَجْتُ فَلَقِيتُ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ أَوْ مَالِكَ بْنَ عَوْفٍ قُلْتُ كَيْفَ كَانَ قَوْلُ ابْنِ مَسْعُودٍ فِي الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا وَهْىَ حَامِلٌ فَقَالَ قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ أَتَجْعَلُونَ عَلَيْهَا التَّغْلِيظَ، وَلاَ تَجْعَلُونَ لَهَا الرُّخْصَةَ لَنَزَلَتْ سُورَةُ النِّسَاءِ الْقُصْرَى بَعْدَ الطُّولَى. وَقَالَ أَيُّوبُ عَنْ مُحَمَّدٍ لَقِيتُ أَبَا عَطِيَّةَ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ.
Hz. Ali'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşının yapıldığı gün şöyle buyurmuştur: "Onlar güneş batana kadar orta namazı kılmamıza engeloldular. Yüce Allah onların kabirlerini ve evlerini veya karınıarını ateş ile doldursun." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onlar güneş batana kadar orta namazı kılmamıza engeloldular." Bu hadis İmam Müslim'in rivayetinde "orta namazı, yani ikindi namazını. .. " şeklinde geçmektedir. Sonunda da şu ilave vardır: "Daha sonra Nebi ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kıldı." "Orta namaz" ile neyin kast edildiği konusunda selef alimleri arasında görüş farklılığı bulunmaktadır. Hatta Dimyatı bu konuda meşhur bir kitap telif etmiştir. İsmini de "Keşfu'l-gltCi ani's-salati'l-uüsta" koymuştur. Bu konuda tam on dokuz görüş tespit etmiştir. Bunlardan ilk beşini şu şekilde sıralayabiliriz: I-Sabah Namazı. 2-Öğle Namazı. 3-İkindi Namazı. 4-Akşam Namazı. S-Bütün Namazıar. Hz. Aliye göre "orta namaz" ikindi namazıdır. Bu konuda Tirmizı ve Nesai Zirr İbn Hubeyş'ten şu rivayeti nakletmişlerdir: "Ubeyde'ye, 'Hz. Ali'ye orta namazın hangisi olduğunu sor!' dedik. O da gidip ona sordu. Hz. Ali de şu cevabı vermiş: Biz, önceleri orta namazın sabah namazı olduğunu zannediyorduk. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşında 'Bizim orta namazı, yani ikindi namazım kılmamıza engeloldular,' buyuruncaya kadar bu düşüncemiz sürmüştü." Bu rivayet, "ikindi namazı" ifadesinin tefsir kabilinden bazı raviler tarafından hadise eklendiği iddiasını çürütmektedir. Dolayısıyla bu ifade, orta namazın ikindi namazı olduğu konusunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sadır olmuş bir nastır. Orta namazın sabah namazı olduğu görüşünde olanların delilleri de güçlüdür. Ancak bu namazın ikindi namazı ile açıklanması daha doğrudur. Nitekim İbn Mes'Od ve Ebu Hureyre de bu görüştedir. Ebu Hanife'nin görüşü de bu doğrultudadır. Ahmed İbn Hanbel ve Şafi1lerin çoğunluğu da bu kanaattedirler. Çünkü bu konuda sahıh hadis vardır. Bu hususta Tirmizı şunları söylemiştir: "Alim sahabılerin çoğu bu görüştedir." Maverdı de şöyle demiştir: "TabiOnun çoğu bu kanaattedir." İbn Abdilberr ise hadis ehlinin çoğunluğunun bu görüşte olduğunu söylemiştir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ قَالَ هِشَامٌ حَدَّثَنَا قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ عَنْ عَبِيدَةَ عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ " حَبَسُونَا عَنْ صَلاَةِ الْوُسْطَى حَتَّى غَابَتِ الشَّمْسُ مَلأَ اللَّهُ قُبُورَهُمْ وَبُيُوتَهُمْ أَوْ أَجْوَافَهُمْ ـ شَكَّ يَحْيَى ـ نَارًا ".
Zeyd İbn Erkam'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Önceleri namaz kılarken konuşurduk. İçimizden biri bir ihtiyacı hususunda kardeşi ile konuşurdu. Sonra "Namazlara ve orta namaza devam edin' AIlah'a itaat ederek namaz kılın!" ayeti indi ve bize konuşmamamız emrediidi. Fethu'l-Bari Açıklaması: " قانتين kanitine itaat ederek anlamına gelir." Bu tefsir İbn Mes'ud'a aittir. İbn Ebi Hatim sahih bir senetle bu rivayeti nakletmiştir. Ayrıca aynı tefsiri İbn Abbas'tan ve bir grup tabiun tabakasından müfessirden de rivayet etmiştir. Yine İbn Abbas'tan bir başka senetle, " قانتين kanitine namaz kılanlar anlamına gelir," yorumunu aktarmıştır. Bu konuda Mücahid ise şöyle demiştir: القنوت el-Kunut rukuya gitmek, secde etmek, kıyamı uzatmak, bakışları düşürmek, varlığımızla Allah'a teslim olup O'ndan sakınmaktır." Bu başlık altında verilen hadisin delalet ettiği en kuvvetli manaya göre ayette geçen القنوت el-kunut susmak anlamına gelir. Nitekim bu rivayetin açıklaması "Kitabu's-salat"ın sonlarına doğru namaz kılarken başka işlerle meşgulolmanın işlendiği başlıklar altında yapılmıştı. Susmaktan maksat, insanlarla konuşmamaktır. Yoksa mutlak manada susmak kastedilmemiştir. Çünkü namazda susmak olmaz. Namazın tamamı Kur'an ve dua okuyup Allah'ı anmaktan ibarettir. Her şeyi en iyi Allah Teala bilir
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ شُبَيْلٍ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ كُنَّا نَتَكَلَّمُ فِي الصَّلاَةِ يُكَلِّمُ أَحَدُنَا أَخَاهُ فِي حَاجَتِهِ حَتَّى نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ} فَأُمِرْنَا بِالسُّكُوتِ.
Abdullah İbn Ömer radiyallahu anh kendisine korku namazı sorulduğu zaman şu cevabı verirdi: "İmam ile birlikte bir grup öne çıkar. İmam onlara bir rekat kıldım. Bu esnada diğer grup onlar ile düşman arasında namaz kılmadan beklerler. İmam arkasında namaza duranlara bir rekat kıldırdıktan sonra, cemaat geri çekilir ve namaz kılmayanların yerine gider. Bu esnada selam vermezler. Sonra namaz kılmayanlar gelir ve imam ile birlikte bir rekat kılarlar. Sonra imam namazı bitirir. Çünkü iki rekatı tamamlamıştır. İmam ayrıldıktan sonra her •iki guruptaki insanlar kalkarlar, kendi başlarına bir rekat daha kılarlar. Böylece her grup iki rekatı tamamlamış olur. Eğer korkuları bundan daha büyükse, bu durumda yürüyerek, ayakta durarak veya binek üstünde kılarlar. Bu esnada kıbleye yönelebilirler de yönelmeyebilirler de." İmam Malik Nafi'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Kanaatime göre Abdullah İbn Ömer korku namazının nasıl kılınacağını olsa olsa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakletmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Cübeyr .......kursiyyühü Allah'ın ilmi anlamına gelir demiştir." Süfyan es-Sevrı tefsirinde Ebu Huzeyfe kanalıyla bu rivayeti senediyle birlikte zikretmiştir. Rivayetin senedi sahihtir. Abd İbn Humeyd ve İbn Ebı Hatim başka bir senedie bu rivayeti Saıd İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'tan nakletmiştir. Ayrıca bu rivayet Taberanı'nin "Kitabu's-sünne" adlı eserinde bu senetle merfU' olarak nakledilmiştir. "Fevaidi Ebi'lHasen Ali İbn Ömer el-Harbf' adlı eserde de merfU' olduğu bize rivayet edilmiştir. Ancak bu rivayetin mevkUf olması daha doğrudur. Bu konuda Ukayli şöyle demiştir: "Bu rivayetin ref' edilmesi yanlıştır." Ayrıca bu tefsır garlbdir. Çünkü İbn Ebı Hatim bir başka senetle İbn Abbas'tan kürsü kelimesinin, iki ayağın konduğu yer anlamına geldiğini nakletmiştir. İbnu'l-Münzir de sahıh bir senetle Ebu Musa el-Eş'arı'den buna benzer bir tefsır nakletmiştir. .....ve la yeuduhu ona ağırlık vermez anlamına gelir." Bu tefsır İbn Abbas'a aittir. Bu yorumu İbn Ebı Hatim Ali bin Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'tan nakletmiştir. ".......es-sinetu uyuklama." Bu yorumu İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'tan nakletmiştir. ......lem yetesenneh değişmemiş [bozulmamış]." Bu yorumu İbn Ebı Hatim iki farklı senet ile ıbn Abbas'tan rivayet etmiştir. Yakup kıraatinde bu kelime .....Iem yetesenne şeklinde okunur ve yıllanmamış, sanki akşamdan sabaha kalmış anlamına gelir. ÖNEMLİ AÇiKLAMA Bazı usul alimleri bu ayeti, kıyasın meşru olduğuna delilolarak getirmişlerdir. Çünkü bu ayette bir kı yas söz konusudur. Şehir halkının diriltilmesi, şehrin yeniden imarlı hale gelmesi, yok olduktan sonra rızıkların tekrar var edilmesi, bu şehirden geçen kimsenin ve eşeğinin öldükten sonra yiyecekleri yanlarında olduğu halde diriltilmelerine kıyas edilmiştir. "İbn Abbas şöyle demiştir: .........salden üzerinde hiçbir şeyolmayan manasına gelir." İbn Ebı Hatim bu kelimenin açıklaması hakkında başka bir senetle İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: ......salden üzerinde hiçbir şeyin bitmediği kuru yer anlamındadır
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ إِذَا سُئِلَ عَنْ صَلاَةِ الْخَوْفِ قَالَ يَتَقَدَّمُ الإِمَامُ وَطَائِفَةٌ مِنَ النَّاسِ فَيُصَلِّي بِهِمِ الإِمَامُ رَكْعَةً، وَتَكُونُ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْعَدُوِّ لَمْ يُصَلُّوا، فَإِذَا صَلَّوُا الَّذِينَ مَعَهُ رَكْعَةً اسْتَأْخَرُوا مَكَانَ الَّذِينَ لَمْ يُصَلُّوا وَلاَ يُسَلِّمُونَ، وَيَتَقَدَّمُ الَّذِينَ لَمْ يُصَلُّوا فَيُصَلُّونَ مَعَهُ رَكْعَةً، ثُمَّ يَنْصَرِفُ الإِمَامُ وَقَدْ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، فَيَقُومُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنَ الطَّائِفَتَيْنِ فَيُصَلُّونَ لأَنْفُسِهِمْ رَكْعَةً بَعْدَ أَنْ يَنْصَرِفَ الإِمَامُ، فَيَكُونُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنَ الطَّائِفَتَيْنِ قَدْ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، فَإِنْ كَانَ خَوْفٌ هُوَ أَشَدَّ مِنْ ذَلِكَ صَلَّوْا رِجَالاً، قِيَامًا عَلَى أَقْدَامِهِمْ، أَوْ رُكْبَانًا مُسْتَقْبِلِي الْقِبْلَةِ أَوْ غَيْرَ مُسْتَقْبِلِيهَا. قَالَ مَالِكٌ قَالَ نَافِعٌ لاَ أُرَى عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ذَكَرَ ذَلِكَ إِلاَّ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
İbn Zübeyr'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Osman radiyallahu anh'a Bakara suresindeki 'Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler,' ayetinin bir başka ayet ile neshedildiğini söyledim ve buna rağmen neden mushafta bunu yazdırdığını sordum. O da şöyle cevap verdi: Ey Yeğenim! Sen de ona dokunma! Ben mushaftaki hiçbir ayetin yerini değiştirmeyeceğim
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ الأَسْوَدِ، وَيَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ الشَّهِيدِ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ قُلْتُ لِعُثْمَانَ هَذِهِ الآيَةُ الَّتِي فِي الْبَقَرَةِ {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} إِلَى قَوْلِهِ {غَيْرَ إِخْرَاجٍ} قَدْ نَسَخَتْهَا الأُخْرَى، فَلِمَ تَكْتُبُهَا قَالَ تَدَعُهَا. يَا ابْنَ أَخِي لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْهُ مِنْ مَكَانِهِ. قَالَ حُمَيْدٌ أَوْ نَحْوَ هَذَا.
Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Biz kuşkulanma konusunda İbrahim Nebie göre daha haklıyız. Hani o, "Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster," demişti. Rabbi or:ıa: "Yoksa inanmadın mı?" dedi. İbrahim: "Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim)" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: فصرهن fesurhünne onları parçala anlamına gelir." İbn Ebı Hatim iki farklı senetle İbn Abbas'tan ve çeşitli yollarla bir grup tabiundan bu yorumu nakletmiştir. Ayrıca bir başka senet ile İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmiştir: فصرهن fesurhunne kuşları bağla ve sonra onları boğazIa anlamına geliL" Kıraat ravileri İbn Abbas'ın فصرهن fesurhünne kelimesini nasılokuduğu hakkında farklı rivayetler nakletmişlerdir. Bazısına göre Hamza kıraatinde olduğu gibi ......sad harfini kesre ile okumuştur. Bazısına göre ise çoğunluğun kıraatinde olduğu gibi ........sad harfini damme ile okumuştur. İmam Buhar! bu ifadenin açıklamasından sonra Ebu Hureyre'nin r.a. rivayet ettiği hadisi nakletti. Bu hadisin ayrıntılı açıklaması, "Kitabu'l-enbiya"da yapılmıştı
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " نَحْنُ أَحَقُّ بِالشَّكِّ مِنْ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ {رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي}"
Ubeyd İbn Umeyr'den naklettiğine göre "Ömer r.a. bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına, - Sizden biriniz arzu eder mi ki, kendisinin bir bahçesi olsun ... ayetinin kimin hakkında indiğini sanıyorsunuz? diye sordu. Onlar: - Allah daha iyi bilir diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer r.a. kızdı ve - Ya biliyoruz deyin, ya da bilmiyoruz, dedi. Bunun üzerine [İbn Abbas ile Ömer arasında şu konuşma geçti:] İbn Abbas: Ey mu'minlerin emiri! Bu ayet hakkında aklımda bir düşünce var. Ömer: Yeğenim o halde söyle! Kendini küçük görme! İbn Abbas: Bu ayette bir amel örnekle anlatıldı. Ömer: Hangi amel? İbn Abbas: Bir amelin işte ... Ömer: Bu ayette Allah'a itaat eden, sonra Allah'ın kendisine şeytanı musallat ettiği ve bu yüzden isyan fiilleri işleyerek yaptığı iyilikleri boşa çıkaran zengin bir adamın durumuna örnek verilmiştir
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ،. قَالَ وَسَمِعْتُ أَخَاهُ أَبَا بَكْرِ بْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ يَوْمًا لأَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَ تَرَوْنَ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ {أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ} قَالُوا اللَّهُ أَعْلَمُ. فَغَضِبَ عُمَرُ فَقَالَ قُولُوا نَعْلَمُ أَوْ لاَ نَعْلَمُ. فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فِي نَفْسِي مِنْهَا شَىْءٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ. قَالَ عُمَرُ يَا ابْنَ أَخِي قُلْ وَلاَ تَحْقِرْ نَفْسَكَ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ضُرِبَتْ مَثَلاً لِعَمَلٍ. قَالَ عُمَرُ أَىُّ عَمَلٍ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لِعَمَلٍ. قَالَ عُمَرُ لِرَجُلٍ غَنِيٍّ يَعْمَلُ بِطَاعَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، ثُمَّ بَعَثَ اللَّهُ لَهُ الشَّيْطَانَ فَعَمِلَ بِالْمَعَاصِي حَتَّى أَغْرَقَ أَعْمَالَهُ. {فَصُرْهُنَّ} قَطِّعْهُنَّ.