Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 56. Bölüm
293 hadis, 10 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis16 dk okuma
Abdullah İbn Ömer r.a. anlatıyor: "Hz. Ömer Allah yolunda cihadda kullanılması için bir at bağışlamıştı. Daha sonra bu atın satılmakta olduğundan haberdar oldu ve onu geri almak istedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e at'ı alıp alamayacağını sordu ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şu cevabı verdi: "Bu at'ı satın alma! Vermiş olduğun sadakaya geri dönme
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، حَمَلَ عَلَى فَرَسٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَوَجَدَهُ يُبَاعُ، فَأَرَادَ أَنْ يَبْتَاعَهُ، فَسَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لاَ تَبْتَعْهُ، وَلاَ تَعُدْ فِي صَدَقَتِكَ ".
Hz. Ömer r.a. şöyle demiştir: "Ben Allah yolunda cihadda kullanılması için bir at bağışlamıştım. Daha sonra bu atı elinde bulunduran kişinin onu sattığından haberdar oldum ve bağışladığım atı geri satın almak istedim. Ben adamın atı ucuz bir fiyata sattığını anladım. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek at'ı geri alıp alamayacağımı sordum. Bana şöyle dedi: "Bu atı bir dirheme de satlIsa geri alma! Çünkü verdiği sadakaya geri dönen bir kimse kusmuğunu tekrar yiyen köpeğe benzer
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ حَمَلْتُ عَلَى فَرَسٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَابْتَاعَهُ ـ أَوْ فَأَضَاعَهُ ـ الَّذِي كَانَ عِنْدَهُ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِيَهُ، وَظَنَنْتُ أَنَّهُ بَائِعُهُ بِرُخْصٍ، فَسَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لاَ تَشْتَرِهِ وَإِنْ بِدِرْهَمٍ، فَإِنَّ الْعَائِدَ فِي هِبَتِهِ كَالْكَلْبِ يَعُودُ فِي قَيْئِهِ ".
Abdullah İbn Amr r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Birisi ResuI-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek cihada katılmak üzere izin istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona anne ve babasının hayatta olup olmadıklarını sordu. Adam hayatta olduklarını söyleyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Öyleyse sen onların uğrunda cihad et!" Diğer tahric: Nesâî, Cihâd; Tirmizî, Cihâd
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الْعَبَّاسِ الشَّاعِرَ ـ وَكَانَ لاَ يُتَّهَمُ فِي حَدِيثِهِ ـ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَهُ فِي الْجِهَادِ فَقَالَ " أَحَىٌّ وَالِدَاكَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ ".
Abbad İbn Temim, Ebu Beşir'in kendisine şunu anlattığını nakletmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir yolculukta bulunmuştum. - Ravilerden Abdullah İbn Ebi Bekir şöyle demiştir: Sanırım Abbad İbn Temim; "İnsanlar gece uykuya dalmıştı" demişti. - Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir elçi göndererek şu talimatı verdi: "Develerden hiçbirinin boynunda yay kirişinden yapılmış tasma bırakmayın! Veya develerin boynunda kesilmedik tek bir tasma bile kalmasın
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، أَنَّ أَبَا بَشِيرٍ الأَنْصَارِيّ َ ـ رضى الله عنه ـ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، كَانَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ ـ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ ـ وَالنَّاسُ فِي مَبِيتِهِمْ، فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَسُولاً أَنْ لاَ يَبْقَيَنَّ فِي رَقَبَةِ بَعِيرٍ قِلاَدَةٌ مِنْ وَتَرٍ أَوْ قِلاَدَةٌ إِلاَّ قُطِعَتْ.
Abdullah İbn Abbas dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurduğunu işittim: "Bir kimse hanımından asla ayrı kalmasın ve bir kadın da yanında kendisiyle evlenmesi haram olan bir yakını bulunmadan yolculuğa çıkmasın!" Bunun üzerine birisi kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, ben şu ve şu savaşlara katılmak üzere adımı yazdırdım ve hanımım da hac için yola çıktı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona: "Hemen git ve eşinle birlikte hac vazifesini yerine getir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِامْرَأَةٍ، وَلاَ تُسَافِرَنَّ امْرَأَةٌ إِلاَّ وَمَعَهَا مَحْرَمٌ ". فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، اكْتُتِبْتُ فِي غَزْوَةِ كَذَا وَكَذَا، وَخَرَجَتِ امْرَأَتِي حَاجَّةً. قَالَ " اذْهَبْ فَحُجَّ مَعَ امْرَأَتِكَ ".
Hz. Ali anlatıyor: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, beni, Zübeyr'i ve Mikdad İbnü'l-Esved'i görevlendirerek şu talimatı verdi: "Derhal yola çıkın! Tarif ettiğim yönde ilerleyeceksiniz ve bir bahçeye varacaksınız. Orada bir kadın bulacaksınız. Bu kadının yanında bir mektup var. O mektubu ondan alın!" Biz de hemen yola koyulduk ve atlarımızı dört nala sürdük. Bize tarif edildiği gibi o bahçeye ulaştık ve kadını gördük. Kadına mektubu hemen bize vermesini söyledik. Kadın önce inkar etti ve: "Bende mektup falan yok!" dedi. Biz de onu tehdit ederek: "Ya mektubu verirsin ya da (aramak için) üstünü başını açarız" dedik. Bunun üzerine kadın mektubu saçlarının arasından çıkarıp bize verdi. Biz de mektubu Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdik. Bu mektubu Hatib İbn Ebi Belte'a Mekke'li müşriklere yazmış ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in planladığı bazı eylemler hakkında bilgiler vermişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hatib'i çağırtıp ona: "Ey Hatib, bu da neyin nesil?" diye çıkıştı. Hatib şöyle cevap verdi: "Ey Allah'ın Resulü, benim durumumu araştırmadan acele ile hemen karar verme! Ben Kureyş kabilesine mensup birisi değilim, onlara sonradan katılan bir insanım. Fakat senin yanındaki bu muhacirlerin her birinin Mekke'de bulunan Kureyşlilerle akrabalık bağları vardır. Bu sayede hem ailelerini hem de mallarını koruyorlar. Ben de Kureyş ile böyle bir akrabalık bağım bulunmadığı için orada bulunan ailemi korumalarını sağlamak üzere bir destek bulmayı istedim. Ben asla küfre sapmadım, dinimden dönmedim ve Müslüman olduktan sonra kesinlikle küfre rıza göstermiş de değilim." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Hdtib size doğruyu söyledi" buyurdu. Hz. Ömer ise iyice hiddetlendi ve: "Ey Allah'ın Resulü, müsaade edin şu münafığın boynunu vurayım!" dedi. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: "Fakat o, Bedir savaşına katılmış biri. Hem ne biliyorsun, belki de Allah Tedld Bedir ehlinin / Bedir savaşına katılanlann her haline bakmış ve şöyle buyurmuştur: Dilediğinizi yapın, ben sizleri bağışladım
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، سَمِعْتُهُ مِنْهُ، مَرَّ��َيْنِ قَالَ أَخْبَرَنِي حَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي رَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَالزُّبَيْرَ وَالْمِقْدَادَ بْنَ الأَسْوَدِ قَالَ " انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا رَوْضَةَ خَاخٍ، فَإِنَّ بِهَا ظَعِينَةً وَمَعَهَا كِتَابٌ، فَخُذُوهُ مِنْهَا ". فَانْطَلَقْنَا تَعَادَى بِنَا خَيْلُنَا حَتَّى انْتَهَيْنَا إِلَى الرَّوْضَةِ، فَإِذَا نَحْنُ بِالظَّعِينَةِ فَقُلْنَا أَخْرِجِي الْكِتَابَ. فَقَالَتْ مَا مَعِي مِنْ كِتَابٍ. فَقُلْنَا لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَنُلْقِيَنَّ الثِّيَابَ. فَأَخْرَجَتْهُ مِنْ عِقَاصِهَا، فَأَتَيْنَا بِهِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَإِذَا فِيهِ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى أُنَاسٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ، يُخْبِرُهُمْ بِبَعْضِ أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا حَاطِبُ، مَا هَذَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لاَ تَعْجَلْ عَلَىَّ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مُلْصَقًا فِي قُرَيْشٍ، وَلَمْ أَكُنْ مِنْ أَنْفُسِهَا، وَكَانَ مَنْ مَعَكَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ لَهُمْ قَرَابَاتٌ بِمَكَّةَ، يَحْمُونَ بِهَا أَهْلِيهِمْ وَأَمْوَالَهُمْ، فَأَحْبَبْتُ إِذْ فَاتَنِي ذَلِكَ مِنَ النَّسَبِ فِيهِمْ أَنْ أَتَّخِذَ عِنْدَهُمْ يَدًا يَحْمُونَ بِهَا قَرَابَتِي، وَمَا فَعَلْتُ كُفْرًا وَلاَ ارْتِدَادًا وَلاَ رِضًا بِالْكُفْرِ بَعْدَ الإِسْلاَمِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَقَدْ صَدَقَكُمْ ". قَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ دَعْنِي أَضْرِبْ عُنُقَ هَذَا الْمُنَافِقِ. قَالَ " إِنَّهُ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا، وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يَكُونَ قَدِ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ فَقَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ، فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ ". قَالَ سُفْيَانُ وَأَىُّ إِسْنَادٍ هَذَا.
Cabir İbn Abdullah r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Bedir savaşı kazanıldıktan sonra müşrik esirler getirildi. Esirler arasında Abbas İbn Abdulmuttali de vardı ve üzerinde elbise yoktu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun için bir gömlek bulunmasını istedi. Bir süre araştırıldıktan sonra AbduIlah İbn Ubeyy'in gömleğinin ona uyduğunu gördüler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Abdullah İbn Ubeyy'in gömleğini Abbas'a giydirdi. İşte Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu yüzden Abdullah İbn Ubeyy öldüğü zaman kendi gömleğini çıkarıp ona giydirmiştir. " Süfyan İbn Uyeyne Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu tutumu hakkında şu açıklamayı yapmıştır: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbn Ubeyy'in bu iyiliğini karşılıksız bırakmamış ve ölümünden sonra da olsa kendisini ödüllendirmek istemiştir. " (Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in İbn Ubeyy'e gömleğini giydirmesine dair açıklama için bkz. Kitabü'l-cenaiz, Bab
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمَ بَدْرٍ أُتِيَ بِأُسَارَى، وَأُتِيَ بِالْعَبَّاسِ وَلَمْ يَكُنْ عَلَيْهِ ثَوْبٌ، فَنَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَهُ قَمِيصًا فَوَجَدُوا قَمِيصَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَىٍّ يَقْدُرُ عَلَيْهِ، فَكَسَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهُ، فَلِذَلِكَ نَزَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَمِيصَهُ الَّذِي أَلْبَسَهُ. قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ كَانَتْ لَهُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَدٌ فَأَحَبَّ أَنْ يُكَافِئَهُ.
Sehl İbn Sa'd r.a. anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber savaşında şöyle dediğini duydum: "Ben bu sancağı yarın öyle birisine vereceğim ki, Allah onun elleriyle fethi gerçekleştirecek! Sancağı vereceğim kişi Allah'ı ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de onu ... " Bunun üzerine herkes sancak kime verilecek acaba düşüncesiyle geceyi geçirdi. Sabah olduğunda da herkes sancağın kendisine verileceğini ümit ediyordu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ali nerede?" diye sordu. Hz. Ali'nin gözünden rahatsız olduğunu söylediler. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun çağırılmasını emretti. Gelince de mübarek tükürüğünü Hz. Ali'nin gözlerine sürdü ve dua etti. Hz. Ali'nin gözleri o anda iyileşti; sanki hiç hasta olmamış gibiydi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sancağı ona teslim etti. Gözlerindeki rahatsızlığı giden Hz. Ali şöyle dedi: "Bu Yahudilerle bizim gibi Müslüman olmalarını sağlayıncaya kadar savaşacağız!" Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şunları söyledi: "Ağır ol bakalım! Önce onlara yakın uygun bir yere karargahını kurarsın ve sonra onları İslam'a davet edersin. Bu sırada İslam'ın onlara farz kıldığı görevleri, onları neyle yükümlü kıldığını söylersin. Allah'a yemin ederim ki ey Ali, senin sayende tek bir kimsenin Müslüman olup hidayete ermesi, senin için kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlıdır." (Ayrıntılı açıklama için bkz. Kitabü'l-meğazi, Bab)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِيُّ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَهْلٌ ـ رضى الله عنه يَعْنِي ابْنَ سَعْدٍ ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ خَيْبَرَ " لأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ غَدًا رَجُلاً يُفْتَحُ عَلَى يَدَيْهِ، يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ، وَيُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ". فَبَاتَ النَّاسُ لَيْلَتَهُمْ أَيُّهُمْ يُعْطَى فَغَدَوْا كُلُّهُمْ يَرْجُوهُ فَقَالَ " أَيْنَ عَلِيٌّ ". فَقِيلَ يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ، فَبَصَقَ فِي عَيْنَيْهِ وَدَعَا لَهُ، فَبَرَأَ كَأَنْ لَمْ يَكُنْ بِهِ وَجَعٌ، فَأَعْطَاهُ فَقَالَ أُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يَكُونُوا مِثْلَنَا. فَقَالَ " انْفُذْ عَلَى رِسْلِكَ حَتَّى تَنْزِلَ بِسَاحَتِهِمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ، وَأَخْبِرْهُمْ بِمَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ، فَوَاللَّهِ لأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلاً خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ ".
Ebu Hureyre r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala zincirlere vurulmuş bir şekilde cennete giren kimselere şaşar. " Tekrar:
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " عَجِبَ اللَّهُ مِنْ قَوْمٍ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ فِي السَّلاَسِلِ ".
Ebu Bürde şöyle demiştir: "Babamdan (Ebu Musa el-Eş'ari'den) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Şu üç kişinin sevabı iki defa verilir: 1. Bir kimsenin cariyesi vardır. Cariyesine öğretilmesi gerekenleri en güzel şekilde öğretmiş ve ahlakı eğitimini de en iyi tarzda vererek yetiştirmiştir. Sonra da bilgi, edep ve ahlak öğrettiği bu cariyeyi azat ederek kendisiyle evlenmiştir. Bu kişi iki defa sevap alır. 2. Ehl-i kitaptan olan birisi iman edince iki defa ecir alır. Bu kişi zaten daha önce mümindir ve son Nebie de iman etmiştir. 3. Allahım hakkı olan görevleri gereği gibi yerine getiren ve efendisine karşı olan sorumluluklarını aksatmayan köle de iki defa sevap alır." Hadisin ravilerinden Şa'bi bu hadisi kendisinden alan Salih İbn Hayy'a şöyle demiştir: "Ben sana bu bilgiyi senden herhangi bir karşılık almaksızın verdim. Ben bundan daha önemsiz bilgileri alabilmek için Medıne'ye gelen birçok insan olduğunu biliyorum
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ حَىٍّ أَبُو حَسَنٍ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يَقُولُ حَدَّثَنِي أَبُو بُرْدَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَاهُ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ثَلاَثَةٌ يُؤْتَوْنَ أَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ الرَّجُلُ تَكُونُ لَهُ الأَمَةُ فَيُعَلِّمُهَا فَيُحْسِنُ تَعْلِيمَهَا، وَيُؤَدِّبُهَا فَيُحْسِنُ أَدَبَهَا، ثُمَّ يُعْتِقُهَا فَيَتَزَوَّجُهَا، فَلَهُ أَجْرَانِ، وَمُؤْمِنُ أَهْلِ الْكِتَابِ الَّذِي كَانَ مُؤْمِنًا، ثُمَّ آمَنَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَهُ أَجْرَانِ، وَالْعَبْدُ الَّذِي يُؤَدِّي حَقَّ اللَّهِ وَيَنْصَحُ لِسَيِّدِهِ ". ثُمَّ قَالَ الشَّعْبِيُّ وَأَعْطَيْتُكَهَا بِغَيْرِ شَىْءٍ وَقَدْ كَانَ الرَّجُلُ يَرْحَلُ فِي أَهْوَنَ مِنْهَا إِلَى الْمَدِينَةِ.
İbn Abbas, Sa'b İbn Cessame'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebva'ya - veya Veddan'a - uğradığında ben de oradaydım. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem düşman topraklarında uyumakta olan müşriklere gece baskını yapıldığı takdirde kadınların ve çocukların da ölebileceği söylenince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Onlar da o müşriklerin bir parçasıdır." Ben Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Allah ve Resulü'nün himayesinden başka bir himaye (koruma altına alma yetkisi) yoktur" dediğini duydum
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ مَرَّ بِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالأَبْوَاءِ ـ أَوْ بِوَدَّانَ ـ وَسُئِلَ عَنْ أَهْلِ الدَّارِ يُبَيَّتُونَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، فَيُصَابُ مِنْ نِسَائِهِمْ وَذَرَارِيِّهِمْ قَالَ " هُمْ مِنْهُمْ ". وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " لاَ حِمَى إِلاَّ لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم ".
İbn Abbas'ın Sa'b'dan naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onlar da o müşriklerin bir parçasıdır" buyurmuş Amr İbn Dinar'ın dediği gibi: "Onlar da babalarının bir parçasıdır" dememiştir
وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا الصَّعْبُ، فِي الذَّرَارِيِّ كَانَ عَمْرٌو يُحَدِّثُنَا عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَمِعْنَاهُ مِنَ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ، قَالَ " هُمْ مِنْهُمْ " وَلَمْ يَقُلْ كَمَا قَالَ عَمْرٌو " هُمْ مِنْ آبَائِهِمْ ".
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in savaşlarından birisinde bir kadın cesedi görüldü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kadınların ve çocukların öldürülmesinin kabul edilemez olduğunu beyan etti." باب: قتل النساء في الحرب. 148. SAVAŞ SIRASINDA KADINLARIN ÖLDÜRÜLMESİ
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ امْرَأَةً وُجِدَتْ فِي بَعْضِ مَغَازِي النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَقْتُولَةً، فَأَنْكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَتْلَ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ.
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in savaşlarından birisinde bir kadın cesedi görüldü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أُسَامَةَ حَدَّثَكُمْ عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ وُجِدَتِ امْرَأَةٌ مَقْتُولَةً فِي بَعْضِ مَغَازِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَنَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَتْلِ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ.
Ebu Hureyre r.a. anlatıyor: "Bir defasında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi askeri bir göreve gönderdi ve bize şu talimatı verdi: "Şu iki adamı yakalarsanız onları ateşte yakın!" Daha sonra biz hazırlıklarımızı yapıp yola çıkacağımız zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şöyle dedi: "Ben daha önce size şu iki kişinin ismini vermiş ve onları yakalarsanız ateşte yakmanızı söylemiştim. Ateşle azap etmek sadece Allah'a mahsustur. Onları ele geçirecek olursanız sadece öldürün
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْثٍ فَقَالَ " إِنْ وَجَدْتُمْ فُلاَنًا وَفُلاَنًا فَأَحْرِقُوهُمَا بِالنَّارِ " ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَرَدْنَا الْخُرُوجَ " إِنِّي أَمَرْتُكُمْ أَنْ تُحْرِقُوا فُلاَنًا وَفُلاَنًا، وَإِنَّ النَّارَ لاَ يُعَذِّبُ بِهَا إِلاَّ اللَّهُ، فَإِنْ وَجَدْتُمُوهُمَا فَاقْتُلُوهُمَا ".
İkrime'den nakledilmiştir: Hz. Ali bir grubu yakarak öldürmüştü. Onun yaptıklarından haberdar olan Abdullah İbn Abbas şöyle dedi: "Ben onun yerinde olsaydım asla söz konusu grubu yakmazdım. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sakın AIlah'a has olan azap ile insanları cezalandırmayın!" buyurmuştur. Ben olsaydım onları öldürürdüm, o kadar. Bu konudaki delilim ise Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Kim dinini değiştirecek olursa onu öldürün!" hadisidir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ حَرَّقَ قَوْمًا، فَبَلَغَ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَوْ كُنْتُ أَنَا لَمْ أُحَرِّقْهُمْ، لأَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُعَذِّبُوا بِعَذَابِ اللَّهِ ". وَلَقَتَلْتُهُمْ كَمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ ".
Enes İbn Malik (r.a.)'den nakledilmiştir: "Ukl kabilesinden hasta olan Sekiz kişilik bir grup Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi. Fakat bu grup Medıne'de kalmak istemedi. Gruptakiler Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Ey Allah'ın Resulü, bize bir miktar süt vererek yardımcı olunuz!" diyerek yardım talep ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: "Ben sizi ancak küçük bir deve sürüsüne gönderebilirİm!" dedi. Onlar da söz konusu deve sürüsünün bulunduğu yere gittiler. Develerin idrarlarından ve sütlerinden içip sağlıklarına kavuştular. Sonra da develerin çobanını öldürüp sürüyü önlerine katıp götürdüler. Onlar İslam'ı kabul ettikten sonra inkar edip küfre dönmüşlerdi. Bu acı haber imdatla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onları yakalamaları için yola bir birlik çıkardı. Aynı günün içinde adamlar yakalanıp getirildi. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunların ellerini ve ayaklarını. kestirdi. Sonra da gözlerinin kızgın şişle dağlanmasını, gözlerine mil çekilmesini emretti. Bu cezanın ardından adamlar Harre denen yere atıldılar ve ölünceye kadar orada kaldılar; su istedikleri halde kendilerine hiç su verilmedi." Ebu Kılabe şöyle demiştir: "Ukl kabilesinden olan bu sekiz kişi adam öldürme ve hırsızlık suçlarını işlediler. Allah'a ve Resulü’ne karşı savaş açıp yeryüzünde fesad çıkardılar
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَهْطًا، مِنْ عُكْلٍ ثَمَانِيَةً قَدِمُوا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، ابْغِنَا رِسْلاً. قَالَ " مَا أَجِدُ لَكُمْ إِلاَّ أَنْ تَلْحَقُوا بِالذَّوْدِ ". فَانْطَلَقُوا فَشَرِبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا حَتَّى صَحُّوا وَسَمِنُوا، وَقَتَلُوا الرَّاعِيَ، وَاسْتَاقُوا الذَّوْدَ، وَكَفَرُوا بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ، فَأَتَى الصَّرِيخُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَبَعَثَ الطَّلَبَ، فَمَا تَرَجَّلَ النَّهَارُ حَتَّى أُتِيَ بِهِمْ، فَقَطَّعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، ثُمَّ أَمَرَ بِمَسَامِيرَ فَأُحْمِيَتْ فَكَحَلَهُمْ بِهَا، وَطَرَحَهُمْ بِالْحَرَّةِ، يَسْتَسْقُونَ فَمَا يُسْقَوْنَ حَتَّى مَاتُوا. قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ قَتَلُوا وَسَرَقُوا وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم وَسَعَوْا فِي الأَرْضِ فَسَادًا.
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: "Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Nebilerden birisini bir karınca ısırmıştı. Bu Nebi de karıncanın yuvasının yakılmasını emretti. Bunun üzerine Allah ona: "Seni tek bir karınca ısırdı diye Allah'ı tesbih eden bir ümmeti yaktın!" diye vahyetti
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " قَرَصَتْ نَمْلَةٌ نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ، فَأَمَرَ بِقَرْيَةِ النَّمْلِ فَأُحْرِقَتْ، فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَيْهِ أَنْ قَرَصَتْكَ نَمْلَةٌ أَحْرَقْتَ أُمَّةً مِنَ الأُمَمِ تُسَبِّحُ اللَّهِ."
Kays İbn Ebu Hazim'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Cerir İbn Abdullah bana dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle demişti: "Beni şu Zülhalasa - Bu Has'am kabilesinin yaşadığı yerde bulunan ve el-Ka'betü'l-yemimiyye diye anılan bir tapınağın adıdır - belasından kurtarsan çok hoşnut edersİn!" Ben de Ahmes kabilesinden yüz elli kişilik bir süvari birliği ile oraya gittim. Ahmesliler çok iyi at binen kimselerdi. Ben ise at üzerinde doğru dürüst duramıyordum bile. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim göğsüme vurdu ve şöyle dua etti: "Allahım onu sabit kıl, ona sükunet ver ve kendisini hidayete erdiren ve hidayete eren bir kul eyle!" Bu duanın ardından Cerır oraya gitti ve Zülhalasa'yı parçalayıp yaktı. Operasyonla ilgili bilgiyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştırması için bir haberci gönderdi. Haberci Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna çıkınca: "Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki ben gelirken Zülhalasa içi boşaltılmış ve yanarak kapkara kesilmiş bir deve gibi yerle bir olmuş ve yakılmıştı." Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Ahmes ve onların içinden bu operasyona katılanlar için Allah'tan beş defa bereket diledi." Tekrar:
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ قَالَ لِي جَرِيرٌ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ تُرِيحُنِي مِنْ ذِي الْخَلَصَةِ ". وَكَانَ بَيْتًا فِي خَثْعَمَ يُسَمَّى كَعْبَةَ الْيَمَانِيَةَ قَالَ فَانْطَلَقْتُ فِي خَمْسِينَ وَمِائَةِ فَارِسٍ مِنْ أَحْمَسَ، وَكَانُوا أَصْحَابَ خَيْلٍ ـ قَالَ ـ وَكُنْتُ لاَ أَثْبُتُ عَلَى الْخَيْلِ، فَضَرَبَ فِي صَدْرِي حَتَّى رَأَيْتُ أَثَرَ أَصَابِعِهِ فِي صَدْرِي وَقَالَ " اللَّهُمَّ ثَبِّتْهُ وَاجْعَلْهُ هَادِيًا مَهْدِيًّا ". فَانْطَلَقَ إِلَيْهَا فَكَسَرَهَا وَحَرَّقَهَا، ثُمَّ بَعَثَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُخْبِرُهُ فَقَالَ رَسُولُ جَرِيرٍ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ، مَا جِئْتُكَ حَتَّى تَرَكْتُهَا كَأَنَّهَا جَمَلٌ أَجْوَفُ أَوْ أَجْرَبُ. قَالَ فَبَارَكَ فِي خَيْلِ أَحْمَسَ وَرِجَالِهَا خَمْسَ مَرَّاتٍ.
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nadıroğulları Yahudilerinin hurmalıklarını yaktırdı
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ حَرَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ.
Bera’ İbn Azib r.a. anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensar'dan oluşturduğu bir (seriyyeyi) askeri' birliği Ebu Rafi'yi öldürmek üzere göndermişti. Bu askeri' birlikte bulunanlardan birisi onların kalesine girdi. Kaleye giren sahabi' neler yaptığını şöyle anlattı: "Yahudilerin hayvanlarını bağladıkları yere girdim. Bu sırada de. kalenin kapısını kapattılar. Sonra kaybettikleri bir merkebi aramaya koyuldular. Onlar merkebi aramak üzere dışarıya çıkınca ben de onlara katıldım. Sanki onlarla birlikte merkebi arıyormuş gibi yaptım. Bir süre sonra merkebi bulup hayvanlarını bağladıkları yere döndüler ve içeri girdiler. Ben de onlarla birlikte içeri girdim. Bu sırada kale'nin anahtarlarını benim görebileceğim şekilde duvardaki bir oyuğa bıraktılar. Onlar uykuya dalınca ben kalkıp anahtarları aldım ve kale kapısını açıp içeriye girdim. Ebu Rafi'in nerede olduğunu belirleyebilmek için: "Ey Ebu Rafi'!" diye seslendim. Bana cevap verince sesin geldiği tarafa hamle yapıp kılıcımı indirdim. Fakat o bağırınca dışarıya çıktım. Sonra da ona yardma gelmiş biri gibi davranarak geriye döndüm. Sesimi değiştirerek tekrar: "Ey Ebu Rafi'!" diye seslendim. Beni kendilerinden biri sanarak: "Anasız kalasıcalar! Neler oluyor, yazıklar olsun size!" diye çıkıştı. Ben de hiçbir şeyden habersiz bir ses ile: "Ne oldu ki!" dedim. "Ne bileyim ben. Birisi içeriye girdi ve kılıcıyla bana saldırdı" diye karşılık verdi. Ben de iyice yaklaşıp kılıcımı karnına dayadım ve üzerine yüklendim. Kılıç kemiğe değene kadar vurdum. Sonra dehşet içerisinde kaçıp oradan çıktım. Kale merdivenlerinden hızlıca inerken düştüm ve ayağım kırıldı. Arkadaşlarımın yanına varınca: "Onun öldüğü haberini verenlerin sesini duymadıkça buradan ayrılmayacağım" dedim. Gerçekten de Ebu Rafi'in ölüm haberini duyuncaya kadar oradan ayrılmadım. Öldüğünü öğrendikten sonra ayağa kalktım. Sanki ayağı kırılan ben değildim, hiçbir sıkıntım kalmamıştı. Bu şekilde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardık ve olanları anlattık. " Tekrar:
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّاءَ بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَهْطًا مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى أَبِي رَافِعٍ لِيَقْتُلُوهُ، فَانْطَلَقَ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَدَخَلَ حِصْنَهُمْ قَالَ فَدَخَلْتُ فِي مَرْبِطِ دَوَابَّ لَهُمْ، قَالَ وَأَغْلَقُوا باب الْحِصْنِ، ثُمَّ إِنَّهُمْ فَقَدُوا حِمَارًا لَهُمْ، فَخَرَجُوا يَطْلُبُونَهُ، فَخَرَجْتُ فِيمَنْ خَرَجَ أُرِيهِمْ أَنَّنِي أَطْلُبُهُ مَعَهُمْ، فَوَجَدُوا الْحِمَارَ، فَدَخَلُوا وَدَخَلْتُ، وَأَغْلَقُوا باب الْحِصْنِ لَيْلاً، فَوَضَعُوا الْمَفَاتِيحَ فِي كَوَّةٍ حَيْثُ أَرَاهَا، فَلَمَّا نَامُوا أَخَذْتُ الْمَفَاتِيحَ، فَفَتَحْتُ باب الْحِصْنِ ثُمَّ دَخَلْتُ عَلَيْهِ فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. فَأَجَابَنِي، فَتَعَمَّدْتُ الصَّوْتَ، فَضَرَبْتُهُ فَصَاحَ، فَخَرَجْتُ ثُمَّ جِئْتُ، ثُمَّ رَجَعْتُ كَأَنِّي مُغِيثٌ فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ، وَغَيَّرْتُ صَوْتِي، فَقَالَ مَا لَكَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ قُلْتُ مَا شَأْنُكَ قَالَ لاَ أَدْرِي مَنْ دَخَلَ عَلَىَّ فَضَرَبَنِي. قَالَ فَوَضَعْتُ سَيْفِي فِي بَطْنِهِ، ثُمَّ تَحَامَلْتُ عَلَيْهِ حَتَّى قَرَعَ الْعَظْمَ، ثُمَّ خَرَجْتُ وَأَنَا دَهِشٌ، فَأَتَيْتُ سُلَّمًا لَهُمْ لأَنْزِلَ مِنْهُ فَوَقَعْتُ فَوُثِئَتْ رِجْلِي، فَخَرَجْتُ إِلَى أَصْحَابِي فَقُلْتُ مَا أَنَا بِبَارِحٍ حَتَّى أَسْمَعَ النَّاعِيَةَ، فَمَا بَرِحْتُ حَتَّى سَمِعْتُ نَعَايَا أَبِي رَافِعٍ تَاجِرِ أَهْلِ الْحِجَازِ. قَالَ فَقُمْتُ وَمَا بِي قَلَبَةٌ حَتَّى أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْنَاهُ.
Bera' İbn A'zib r.a. anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensar'dan oluşturduğu bir askerı birliği Ebu Rafi'i öldürmek üzere göndermişti. Abdullah İbn Atik gece vakti Ebu Rafi'in evine girdi ve onu uykuda iken öldürdü
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَهْطًا مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى أَبِي رَافِعٍ فَدَخَلَ عَلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَتِيكٍ بَيْتَهُ لَيْلاً، فَقَتَلَهُ وَهْوَ نَائِمٌ.
Musa İbn Ukbe r.a.'den nakledilmiştir: Ömer İbn Ubeydullah'ın kölesi ve katibi olan Salim Ebu'n-Nadr şöyle dedi: "Abdullah İbn Ebu Evfa'nın Haruriyye'ye çıktığı zaman Ömer İbn Ubeydullah'a gönderdiği bir mektupta okumuştum. Şöyle yazıyordu: Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem düşmanla karşı karşıya geldiği bir savaşta güneş tepe noktasından batıya doğru meyledene kadar bekledi." [-3025-] Sonra ayağa kalkıp insanların arasında durarak: "Ey insanlar, düşmanla savaşmak için karşı karşıya gelmeyi arzulamayın. Allah'tan hep afiyet isteyin. Fakat savaşmak üzere düşman ile karşı karşıya geldiğinizde kararlı ve dirençli olup sabredin. Şunu iyi bilin ki cennet kılıçların gölgeleri altındadır" buyurdu ve şöyle dua etti: "Ey Kitab'ı indiren, bulutları istediği yöne çeviren ve düşman birliklerini dağıtıp perişan eden Allahım, şu düşmanımızı perişan et / hezimete uğrat, bize onlara karşı yardım eyle / zafer nasip et!" Musa İbn Ukbe şöyle dedi: Salim Ebu'n-Nadr bana şunları söyledi: "Ben Ömer İbn Ubeydullah'ın katibi idim. Ona Abdullah İbn Ebu Evfa'dan gelen bir mektupta Resul-i Ekrem'in sallallahu aleyhi ve sellem: "Düşmanla savaşmak için karşı karşıya gelmeyi arzulamayın!" dediği yazıyordu
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ يُوسُفَ الْيَرْبُوعِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ كُنْتُ كَاتِبًا لَهُ قَالَ كَتَبَ إِلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي أَوْفَى حِينَ خَرَجَ إِلَى الْحَرُورِيَّةِ فَقَرَأْتُهُ فَإِذَا فِيهِ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَيَّامِهِ الَّتِي لَقِيَ فِيهَا الْعَدُوَّ انْتَظَرَ حَتَّى مَالَتِ الشَّمْسُ. ثُمَّ قَامَ فِي النَّاسِ فَقَالَ " أَيُّهَا النَّاسُ لاَ تَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ وَسَلُوا اللَّهَ الْعَافِيَةَ، فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا وَاعْلَمُوا أَنَّ الْجَنَّةَ تَحْتَ ظِلاَلِ السُّيُوفِ ـ ثُمَّ قَالَ ـ اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ وَمُجْرِيَ السَّحَابِ وَهَازِمَ الأَحْزَابِ اهْزِمْهُمْ وَانْصُرْنَا عَلَيْهِمْ ". وَقَالَ مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ حَدَّثَنِي سَالِم أَبُو النَّضْرِ كُنْتُ كَاتِبًا لِعُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ فَأَتَاهُ كِتَابُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُو ".
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Düşmanla savaşmak için karşı karşıya gelmeyi arzulamayın. Fakat savaşmak üzere düşman ile karşı karşıya geldiğinizde kararlı ve dirençli olup sabredin
وَقَالَ أَبُو عَامِرٍ حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ، فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا ".
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kisra helak olup gitti. Ondan sonra da artık bir Kisra gelmeyecek. Kayser de helak olup gidecek ve ondan sonra da artık bir Kayser gelmeyecek. Onların sahip oldukları hazineler Allah yolunda ganimet olarak ele geçirilip paylaşılacak. " Tekrar: 3120, 3618, 6630 Diğer tahric: Tirmizi Fiten; Müslim, Fiten BİLGİ: 14 asır önceki iki büyük devletin başkanları söyleniyor; O gün için İran en süper güç olup başında kisra denilen hükümdar bulunuyor yine süper devlet durumunda olan Rum hükümdarlarına da Kayser deniyordu. O gün her iki süper devlette hezimete uğradı ve onların hazineleri İslam ordularına harcanmıştı…
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " هَلَكَ كِسْرَى ثُمَّ لاَ يَكُونُ كِسْرَى بَعْدَهُ، وَقَيْصَرٌ لَيَهْلِكَنَّ ثُمَّ لاَ يَكُونُ قَيْصَرٌ بَعْدَهُ، وَلَتُقْسَمَنَّ كُنُوزُهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ". وَسَمَّى الْحَرْبَ خَدْعَةً
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaşı hile ve taktik diye niteledi
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَصْرَمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْحَرْبَ خُدْعَةً.
Cabir İbn Abdullah şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Savaş hiledir" dedi
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْحَرْبُ خُدْعَةٌ ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defasında: "Şu Ka'b İbnü'l-Eşrefin icabına kim bakacak. Zira o Allah'a ve Resulü'ne çok sıkıntı veriyor" buyurdu. Bunun üzerine Muhammed İbn Mesleme: "Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmemi ister misin?" diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Evet" dedi. Muhammed İbn Mesleme bu konuşmadan sonra Ka'b'ın yanına gitti ve ona Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kasdederek: "Şu adam var ya, bizi gerçekten çok yoruyor ve bizden sadaka vermemizi istiyor" dedi. Ka'b hemen atılarak: "Dahası da var. Allah'a yemin ederim ki bundan sonra O'ndan daha çok bıkacaksınız" deyince Muhammed İbn Mesleme: "Bir kere ona uymuş bulunduk işte. Onun neler yapacağını ve bu mücadelesinin ne şekilde sonuçlanacağını görmek istediğimiz için de kendisini bırakmak istemiyoruz" diye mukabelede bulundu. Bu şekilde konuşmaya devam ettiler ... ve sonunda Muhammed İbn Mesleme ona iyice yaklaştı ve bir fırsatını bulup öldürdü
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ لِكَعْبِ بْنِ الأَشْرَفِ، فَإِنَّهُ قَدْ آذَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ ". قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ أَتُحِبُّ أَنْ أَقْتُلَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَأَتَاهُ فَقَالَ إِنَّ هَذَا ـ يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ عَنَّانَا وَسَأَلَنَا الصَّدَقَةَ، قَالَ وَأَيْضًا وَاللَّهِ قَالَ فَإِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاهُ فَنَكْرَهُ أَنْ نَدَعَهُ حَتَّى نَنْظُرَ إِلَى مَا يَصِيرُ أَمْرُهُ قَالَ فَلَمْ يَزَلْ يُكَلِّمُهُ حَتَّى اسْتَمْكَنَ مِنْهُ فَقَتَلَهُ.
Cabir İbn Abdullah r.a.'ın nakletliğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defasında: "Şu Ka'b İbnü'l-Eşrefin icabına kim bakacak" buyurdu. Bunun üzerine Muhammed İbn Mesleme: "Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmemi ister misin?" diye sordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: "Evet" dedi. Muhammed İbn Mesleme: "Öyleyse kendi hakkımda ve sizinle ilgili olarak konuşmama izin vermelisiniz" deyince Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Tamam, izin verdim" buyurdu
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ لِكَعْبِ بْنِ الأَشْرَفِ ". فَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ أَتُحِبُّ أَنْ أَقْتُلَهُ قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَأْذَنْ لِي فَأَقُولَ. قَالَ " قَدْ فَعَلْتُ ".
Abdullah İbn Ömer r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ubey İbn Ka'b ile birlikte İbn Sayyad'ın yanına gitti. Bir hurmalıkta etrafındakilerle konuşuyordu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurmalığa girip ağaçların arkasına gizlendi. İbn Sayyad o sırada üzerine nakışlı bir kadife örtü serilmiş döşeğine uzanmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gizlendiği yerden İbn Sayyad'ı dinlemeye çalışırken İbn Sayyad'ın annesi O (yani Nebi) Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördü ve oğluna: "Ey Safi, işte Muhammed orada!" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Eğer annesi onu uyarmasaydı her şeyi açıklayacak ve her şey ortaya çıkacaktı" buyurdu. not: (Ayrıntılı bilgi: cihad ve's-siyer, 178. bab da)
قَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ قَالَ انْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ قِبَلَ ابْنِ صَيَّادٍ، فَحُدِّثَ بِهِ فِي نَخْلٍ، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّخْلَ، طَفِقَ يَتَّقِي بِجُذُوعِ النَّخْلِ، وَابْنُ صَيَّادٍ فِي قَطِيفَةٍ لَهُ فِيهَا رَمْرَمَةٌ، فَرَأَتْ أُمُّ ابْنِ صَيَّادٍ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا صَافِ، هَذَا مُحَمَّدٌ، فَوَثَبَ ابْنُ صَيَّادٍ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ تَرَكَتْهُ بَيَّنَ ".