Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 56. Bölüm
293 hadis, 10 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis12 dk okuma
Enes İbn Malik şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en güzeli ve en cesuru idi. Bir gece Medinelilere korku salan büyük bir gürültü kopmuştu. İnsanlar sesin geldiği tarafa doğru giderlerken Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem olayı araştırmış dönüyordu bile. Ebu Talha'ya ait eğersiz bir atın sırtında boynunda kılıcı ile gelenleri karşılayıp: "Korkulacak bir durum yok, tasalanmayınız", sonra da Ebu Talha'nın atı için: "Bu at adeta bir fırtına gibi esiyor!" buyurdu
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَحْسَنَ النَّاسِ وَأَشْجَعَ النَّاسِ، وَلَقَدْ فَزِعَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ لَيْلَةً فَخَرَجُوا نَحْوَ الصَّوْتِ فَاسْتَقْبَلَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَدِ اسْتَبْرَأَ الْخَبَرَ، وَهْوَ عَلَى فَرَسٍ لأَبِي طَلْحَةَ عُرْىٍ وَفِي عُنُقِهِ السَّيْفُ وَهْوَ يَقُولُ " لَمْ تُرَاعُوا لَمْ تُرَاعُوا ". ثُمَّ قَالَ " وَجَدْنَاهُ بَحْرًا ". أَوْ قَالَ " إِنَّهُ لَبَحْرٌ ".
Ebu Ümame şöyle demiştir: "Bunca fethi gerçekleştiren insanların kılıçlarında ne altın ne de gümüş süsler vardı. Onların kılıçlarının süsü tabaklanmamış ham deri, kalay ve demirden ibaretti
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ حَبِيبٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا أُمَامَةَ، يَقُولُ لَقَدْ فَتَحَ الْفُتُوحَ قَوْمٌ مَا كَانَتْ حِلْيَةُ سُيُوفِهِمِ الذَّهَبَ وَلاَ الْفِضَّةَ، إِنَّمَا كَانَتْ حِلْيَتُهُمُ الْعَلاَبِيَّ وَالآنُكَ وَالْحَدِيدَ.
Cabir İbn Abdullah anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına savaşa çıkmıştık. Geri dönerken öğle sonrası uykusu için çalılarla dolu bir vadide mola verdik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem inince insanlar da inip etrafa dağıldılar. Her biri bir ağaç gölgesi bulup dinlenmeye koyuldu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bir ağaç altına gitti ve kılıcını ağaca astı. Bu arada gözlerimiz dalmıştı ki Resulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi çağırdığını duyduk. Kalktığımızda yanı başında bir bedevı duruyordu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu adam ben uyurken kılıcımı alıp kınından sıyırmış. Ben uyandığımda yalın kılıç başımda bekliyordu. Bana: "Şimdi seni benden kim kurtaracak, beni kim engelleyecek bakalım?!" diyordu. Ben de: "Allah, Allah, Allah" dedim." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona herhangi bir ceza vermedi ve adamcağız oraya oturdu." باب: لبس البيضة. 85. MİĞFER TAKMAK
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سِنَانُ بْنُ أَبِي سِنَانٍ الدُّؤَلِيُّ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَ أَنَّهُ، غَزَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ نَجْدٍ، فَلَمَّا قَفَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَفَلَ مَعَهُ، فَأَدْرَكَتْهُمُ الْقَائِلَةُ فِي وَادٍ كَثِيرِ الْعِضَاهِ، فَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتَفَرَّقَ النَّاسُ يَسْتَظِلُّونَ بِالشَّجَرِ، فَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَحْتَ سَمُرَةٍ وَعَلَّقَ بِهَا سَيْفَهُ وَنِمْنَا نَوْمَةً، فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُونَا وَإِذَا عِنْدَهُ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ " إِنَّ هَذَا اخْتَرَطَ عَلَىَّ سَيْفِي وَأَنَا نَائِمٌ، فَاسْتَيْقَظْتُ وَهْوَ فِي يَدِهِ صَلْتًا ". فَقَالَ مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي فَقُلْتُ " اللَّهُ ". ثَلاَثًا وَلَمْ يُعَاقِبْهُ وَجَلَسَ.
Sehl'e Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Uhud savaşında yaralanması konusu sorulmuş o da şunları anlatmıştı: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzü yaralanmış, lateral ikinci kesici dişi kırılmış ve başındaki miğferi parçalanmıştı. Hz. Fatıma, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yarasından akan kanı yıkıyor Hz. Ali ise tutuyordu. Hz. Fatıma kanın hiç durmayıp aktığını görünce bir hasır parçası alıp yaktı ve küllerini yaranın üzerine bastırdı. Böylece kan durdu." باب: من لم ير كسر السلاح عند الموت. 86. KİŞİ ÖLDÜĞÜ ZAMAN SİLAHLARININ KIRILMAMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEYENLER
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ جُرْحِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ. فَقَالَ جُرِحَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكُسِرَتْ رَبَاعِيَتُهُ وَهُشِمَتِ الْبَيْضَةُ عَلَى رَأْسِهِ، فَكَانَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ تَغْسِلُ الدَّمَ وَعَلِيٌّ يُمْسِكُ، فَلَمَّا رَأَتْ أَنَّ الدَّمَ لاَ يَزِيدُ إِلاَّ كَثْرَةً أَخَذَتْ حَصِيرًا فَأَحْرَقَتْهُ حَتَّى صَارَ رَمَادًا ثُمَّ أَلْزَقَتْهُ، فَاسْتَمْسَكَ الدَّمُ.
Amr İbnü'l-Haris'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde arkasında sadece şu üç malı bırakmıştı: Silahı, beyaz katırı ve sadaka olarak verdiği Hayber'deki bir arazi
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ مَا تَرَكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ سِلاَحَهُ وَبَغْلَةً بَيْضَاءَ وَأَرْضًا جَعَلَهَا صَدَقَةً.
Cabir İbn Abdullah anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte savaşa çıkmıştık. Geri dönerken öğle sonrası uykusu (kaylule) için çalılarla dolu bir vadi de mola verdik. İnsanlar inip etrafa dağıldılar. Her biri bir ağaç gölgesi bulup dinlenmeye koyuldu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bir ağaç altına gitti ve kılıcını ağaca asıp uykuya daldı. Uyandığında yanı başında bir adam vardı. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu adam ben uyurken kılıcımı alıp kınından sıyırmış, baş ucumda duruyordu. Bana: "Şimdi seni benden kim kurtaracak, beni kim engelleyecek söyle bakalım?!" diyordu. Ben de: "Allah!" dedim. İşte gördüğünüz gibi şimdi şuracikta oturuyor." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu adama herhangi bir ceza vermedi." باب: ما قيل في الرماح. 88. MIZRAK KULLANMAK
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا سِنَانُ بْنُ أَبِي سِنَانٍ، وَأَبُو سَلَمَةَ أَنَّ جَابِرًا، أَخْبَرَهُ. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ سِنَانِ بْنِ أَبِي سِنَانٍ الدُّؤَلِيِّ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، غَزَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَدْرَكَتْهُمُ الْقَائِلَةُ فِي وَادٍ كَثِيرِ الْعِضَاهِ، فَتَفَرَّقَ النَّاسُ فِي الْعِضَاهِ يَسْتَظِلُّونَ بِالشَّجَرِ، فَنَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم تَحْتَ شَجَرَةٍ فَعَلَّقَ بِهَا سَيْفَهُ ثُمَّ نَامَ، فَاسْتَيْقَظَ وَعِنْدَهُ رَجُلٌ وَهْوَ لاَ يَشْعُرُ بِهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ هَذَا اخْتَرَطَ سَيْفِي ". فَقَالَ مَنْ يَمْنَعُكَ قُلْتُ " اللَّهُ ". فَشَامَ السَّيْفَ، فَهَا هُوَ ذَا جَالِسٌ، ثُمَّ لَمْ يُعَاقِبْهُ.
Ebu Katade anlatıyor: "Ben Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir yolculukta bulunuyordum. Mekke'ye dönerken bir ara ihramlı olan bazı arkadaşlarımla birlikte geride kaldım. Fakat ben ihramlı değildim. Bu sırada bir yaban eşeği gördüm ve atıma atlayıp peşine düştüm. Arkadaşlarımdan kamçımı bana vermelerini istediğim halde vermediler. Onlardan mızrağımı bana vermelerini istedim yine veren olmadı. Ben de kendim aldım ve yaban eşeğine hamle yapıp öldürdüm. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bir kısmı bu hayvanın etinden yediği halde bazıları yemedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştiğimizde durumu anlattılar. O Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Bu Allah'ın size ikram ettiği size yedirdiği bir yemektir!" buyurdu. Zeyd İbn Eslem - Ata İbn Yesar - Ebu Katade senediyle zebra (yaban eşeği) hakkında nakledilen bu rivayet Ebu'n-Nadr'ın naklettiği rivayetin benzeridir. Ebu'n-Nadr rivayetinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Yanınızda onun etinden bir parça kaldı mı?" diye sormuştu. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1. Mızrak kullanmanın önemi ve gerekliliği. 2. Ganimetler Hz. Muhammed ümmetine helal kılınmıştır. Hatta Hz. Nebi'in (s.a.v.) rızkı diğer kazanç yollarında değil ganimette var edilmiştir. Zaten bu yüzden bazı alimler ganimetin en temiz kazanç olduğunu söylemişlerdir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ كَانَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا كَانَ بِبَعْضِ طَرِيقِ مَكَّةَ تَخَلَّفَ مَعَ أَصْحَابٍ لَهُ مُحْرِمِينَ وَهْوَ غَيْرُ مُحْرِمٍ، فَرَأَى حِمَارًا وَحْشِيًّا فَاسْتَوَى عَلَى فَرَسِهِ، فَسَأَلَ أَصْحَابَهُ أَنْ يُنَاوِلُوهُ سَوْطَهُ فَأَبَوْا، فَسَأَلَهُمْ رُمْحَهُ فَأَبَوْا، فَأَخَذَهُ ثُمَّ شَدَّ عَلَى الْحِمَارِ فَقَتَلَهُ، فَأَكَلَ مِنْهُ بَعْضُ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَأَبَى بَعْضٌ، فَلَمَّا أَدْرَكُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَأَلُوهُ عَنْ ذَلِكَ قَالَ " إِنَّمَا هِيَ طُعْمَةٌ أَطْعَمَكُمُوهَا اللَّهُ ". وَعَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ فِي الْحِمَارِ الْوَحْشِيِّ مِثْلُ حَدِيثِ أَبِي النَّضْرِ قَالَ " هَلْ مَعَكُمْ مِنْ لَحْمِهِ شَىْءٌ ".
Abdullah İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Bedir savaşında karargah çadırında ellerini açmış Rabbine) şöyle yalvarıyordu: "Allahım, (muzaffer olacağımıza dair) sözünü ve (Kureyş kervanı ile şu savaşa gelen topluluktan birinin bizim olacağına dair) va'dini gerçekleştirmeni diliyorum. Allahım, eğer müşriklerin karşısına çıkan şu topluluğun galip gelmesini dilemezsen bugünden sonra artık yeryüzünde sana ibadet eden kalmayacak!" Bu dua üzerine Hz. Ebu Bekir, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın elini tutup şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, Rabbine bu kadar ısrarlı bir şekilde yalvardığın yetişir!" Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sırada zırhlıydı ve dışarı çıkarken şöyle diyordu: "Şu müşrikler topluluğu yakında hezimete uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacak! Fakat kıyamet anı daha şiddetli ve acı olacak!'' [Kamer 45-46] Tekrar:
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي قُبَّةٍ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَنْشُدُكَ عَهْدَكَ وَوَعْدَكَ، اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ لَمْ تُعْبَدْ بَعْدَ الْيَوْمِ ". فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ بِيَدِهِ فَقَالَ حَسْبُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَقَدْ أَلْحَحْتَ عَلَى رَبِّكَ، وَهْوَ فِي الدِّرْعِ، فَخَرَجَ وَهْوَ يَقُولُ {سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ * بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ }. وَقَالَ وُهَيْبٌ حَدَّثَنَا خَالِدٌ يَوْمَ بَدْرٍ.
Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde zırhı, bir yahudi de otuz sa' arpa karşılığın'a rehin idi." . Ebu Ya'la dedi: A'meş'in bize naklettiği ifade şöyledir: "Demirden bir zırh." Mualla dedi: Abdülvahid, A'meş'in bize şöyle dediğini nakletti: "Ona demir zırhını rehin bırakmıştı
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَدِرْعُهُ مَرْهُونَةٌ عِنْدَ يَهُودِيٍّ بِثَلاَثِينَ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ. وَقَالَ يَعْلَى حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ دِرْعٌ مِنْ حَدِيدٍ. وَقَالَ مُعَلًّى حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ وَقَالَ رَهَنَهُ دِرْعًا مِنْ حَدِيدٍ.
Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cimri biri ile malını sadaka olarak veren cömert bir insanın durumunu size şu örnekle anlatayım: İki kişi düşünün. Üzerlerinde demirden giysiler var. Bu giysiler kendilerini öylesine sıkıyor ki ellerini göğsüne yapıştırıyor. İşte malını sadaka olarak vermek isteyen kişi her sadaka verdikçe bu elbise genişler ve sonunda parçalanır; böylece o da kurtulur. Cimri ise sadaka vermeye yeltense bile bu elbisenin her boğumu onu sıktıkça sıkar ve vücuduna iyice yapışır. Hatta elleri göğsünün üzerinde bağlı kalır. Bu cimri elbiseyi genişletmek için elinden gelen çabayı gösterir ama demir elbise bir türlü açılmaz
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الْبَخِيلِ وَالْمُتَصَدِّقِ مَثَلُ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا جُبَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ، قَدِ اضْطَرَّتْ أَيْدِيَهُمَا إِلَى تَرَاقِيهِمَا، فَكُلَّمَا هَمَّ الْمُتَصَدِّقُ بِصَدَقَتِهِ اتَّسَعَتْ عَلَيْهِ حَتَّى تُعَفِّيَ أَثَرَهُ، وَكُلَّمَا هَمَّ الْبَخِيلُ بِالصَّدَقَةِ انْقَبَضَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ إِلَى صَاحِبَتِهَا وَتَقَلَّصَتْ عَلَيْهِ وَانْضَمَّتْ يَدَاهُ إِلَى تَرَاقِيهِ ". فَسَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " فَيَجْتَهِدُ أَنْ يُوَسِّعَهَا فَلاَ تَتَّسِعُ ".
Muğire İbn Şu'be şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyacını gidermek üzere uzaklaştı ve sonra geri döndü. Ben onu elimde su ile karşıladım. Bu sırada üzerinde Şam yapımı bir cübbe vardı. Ağzını çalkalayıp burnunu temizledi ve yüzünü yıkadı. Sonra kollarını elbisenin altından çıkardı ve yıkadı. Elbisenin yen kısmı çok dar olduğu için kollarını sıvayamamıştı. Daha sonra başına ve mestlerinin üzerine mesh etti
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، مُسْلِمٍ ـ هُوَ ابْنُ صُبَيْحٍ ـ عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ حَدَّثَنِي الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ، قَالَ انْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحَاجَتِهِ ثُمَّ أَقْبَلَ، فَلَقِيتُهُ بِمَاءٍ، وَعَلَيْهِ جُبَّةٌ شَأْمِيَّةٌ، فَمَضْمَضَ وَاسْتَنْشَقَ وَغَسَلَ وَجْهَهُ، فَذَهَبَ يُخْرِجُ يَدَيْهِ مِنْ كُمَّيْهِ فَكَانَا ضَيِّقَيْنِ، فَأَخْرَجَهُمَا مِنْ تَحْتُ، فَغَسَلَهُمَا وَمَسَحَ بِرَأْسِهِ وَعَلَى خُفَّيْهِ.
Katade'nin naklettiğine göre Enes İbn Malik r.a. şöyle demiştir: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vücutlarında kaşıntı olan Abdurrahman İbn Avf ile Zübeyr'e ipek gömlek giymeleri için izin / ruhsat verdi
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَخَّصَ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ فِي قَمِيصٍ مِنْ حَرِيرٍ، مِنْ حِكَّةٍ كَانَتْ بِهِمَا.
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Abdurrahman İbn Avf ile Zübeyr Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek bitlerin sebep olduğu kaşıntıdan dolayı sıkıntı yaşadıklarını söylediler. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara ipek giymeleri için izin verdi. Ben onların bir savaşta ipek giydiklerini de gördüm
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ عَبْدَ، الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرَ شَكَوَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ـ يَعْنِي الْقَمْلَ ـ فَأَرْخَصَ لَهُمَا فِي الْحَرِيرِ، فَرَأَيْتُهُ عَلَيْهِمَا فِي غَزَاةٍ.
Katade'nin naklettiğine göre Enes İbn Malik r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdurrahman İbn Avf ile Zübeyr İbnü'l-Avvam'a ipek giymeleri için izin - ruhsat verdi." [-2922-] Enes'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Vücutlarındaki kaşıntı yüzünden o ikisine izin verildi
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، أَخْبَرَنِي قَتَادَةُ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ قَالَ رَخَّصَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ فِي حَرِيرٍ.
Bize Saîd ibn Ebî Arûbe, Katâde'den tahdîs etti ki, onlara da Enes: Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem)'in, Abdurrahmân ibn Avf ile ez-Zubeyr'e, kendilerinde meydana gelen kaşıntı hastalığından dolayı ipekli gömlek giymelerine ruhsat ve müsâade verdiğini tahdîs etmiştir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، رَخَّصَ أَوْ رُخِّصَ لِحِكَّةٍ بِهِمَا.
Ca'fer İbn Amr İbn Ümeyye ed-Damri'nin naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir budu tutup ısırarak yediğini gördüm. Bu sırada namaza çağırıldı ve abdest almadan namazı kıldırdı." Zühri'nin naklettiği rivayette şöyle bir ek bilgi vardır: "Bıçağı attı
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ مِنْ كَتِفٍ يَحْتَزُّ مِنْهَا، ثُمَّ دُعِيَ إِلَى الصَّلاَةِ فَصَلَّى وَلَمْ يَتَوَضَّأْ. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ وَزَادَ فَأَلْقَى السِّكِّينَ.
Halid İbn Ma'dan, Umeyr İbnü'l-Esved el-Ansi'nin kendisine şöyle dediğini nakletmiştir: Bir defasında Ubade İbnü's-Samit'in yanına gitmiştim. Hıms yakınlarında konaklamıştı. Kendisine ait bir evde bulunuyordu ve yanında Ümmü Haram da vardı. Ümmü Haram bize Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğu bir hadis nakletti. Ümmü Haram anlatıyor: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ümmetimden ilk deniz savaşına çıkanlar gerçekten de hak ettiler!" buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, ben onların arasında olacak mıyım?" deyince bana: "Evet sen onlar arasında olacaksın" dedi. Sonra devamla şöyle buyurdu: "Ümmetimden Kayser'in şehrine sefer düzenleyen ilk ordu affedilmiştir!" Ben tekrar: "Ey Allah'ın Resulü, ben onların arasında olacak mıyım?" deyince bana: "Hayır" diye cevap verdi
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ يَزِيدَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي ثَوْرُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، أَنَّ عُمَيْرَ بْنَ الأَسْوَدِ الْعَنْسِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، أَتَى عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ وَهْوَ نَازِلٌ فِي سَاحِلِ حِمْصَ، وَهْوَ فِي بِنَاءٍ لَهُ وَمَعَهُ أُمُّ حَرَامٍ، قَالَ عُمَيْرٌ فَحَدَّثَتْنَا أُمُّ حَرَامٍ أَنَّهَا سَمِعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَوَّلُ جَيْشٍ مِنْ أُمَّتِي يَغْزُونَ الْبَحْرَ قَدْ أَوْجَبُوا ". قَالَتْ أُمُّ حَرَامٍ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَا فِيهِمْ. قَالَ " أَنْتِ فِيهِمْ ". ثُمَّ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَوَّلُ جَيْشٍ مِنْ أُمَّتِي يَغْزُونَ مَدِينَةَ قَيْصَرَ مَغْفُورٌ لَهُمْ ". فَقُلْتُ أَنَا فِيهِمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " لاَ ".
Abdullah İbn Ömer'in naklettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Siz Yahudilerle savaşacaksınız. Hatta bazıları taşın arkasına saklanıp gizlenmeye çalışacak ve taş dile gelip: Ey Allah'ın kulu, şu arkamda saklanan bir Yahudidir. Haydi öldür onu! diyecek." Diğer tahric: Müslim, Fiten; Tirmizî, Fiten
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تُقَاتِلُونَ الْيَهُودَ حَتَّى يَخْتَبِيَ أَحَدُهُمْ وَرَاءَ الْحَجَرِ فَيَقُولُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ ".
Ebu Hureyre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Siz Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacak. Hatta taş dile gelip arkasına saklanan Yahudiyi gösterecek ve: Ey Müslüman, şu arkamda saklanan bir Yahudidir. Haydi öldür onu! diyecek
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا الْيَهُودَ حَتَّى يَقُولَ الْحَجَرُ وَرَاءَهُ الْيَهُودِيُّ يَا مُسْلِمُ، هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ ".
Amr İbn Tağlib Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Hayvan kürkünden (derilerinden) ayakkabılar yapıp giyen bir topluluk ile savaşmanız kıyamet alametlerinden birisidir. Ayrıca yüzlerinin iriliği ve tombul/uğu adeta üstlerine kalıp kalıp şekiller verilmiş kalkanları andıran bir topluluk ile savaşa tutuşmanız da kıyamet alametleri arasındadır
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، يَقُولُ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ تُقَاتِلُوا قَوْمًا يَنْتَعِلُونَ نِعَالَ الشَّعَرِ، وَإِنَّ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ تُقَاتِلُوا قَوْمًا عِرَاضَ الْوُجُوهِ، كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطَرَّقَةُ ".
Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Siz küçük / çekik gözlü, kızıl yüzlü ve ince burunlu Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacak. Onların yüzlerinin iriliği ve tombulluğu adeta üstlerine kalıp kalıp şekiller verilmiş kalkanları andırır. Ayrıca siz hayvan kürklerinden (derilerinden) ayakkabılar yapıp giyen bir topluluk ile savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا التُّرْكَ صِغَارَ الأَعْيُنِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ، كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطَرَّقَةُ، وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ ".
Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Siz hayvan kürklerinden {derilerinden} ayakkabılar yapıp giyen bir topluluk ile savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Ve siz yüzlerinin iriliği ve tombulluğu adeta üst/erine kalıp kalıp şekiller verilmiş kalkanları andıran bir topluluk ile savaşmadıkça kıyamet kopmaz." Ebu Hureyre'den nakledilen diğer bir rivayette bu kimseler şöyle nitelendirilmiştir: "Onlar küçük / çekik gözlü, kızıl yüzlü ve ince burunludur. Yüzlerinin iriliği ve tombulluğu adeta üstlerine kalıp kalıp şekiller verilmiş kalkanları andırır." باب: من صف أصحابه عند الهزيمة، ونزل عن دابته واستنصر. 97. ORDUNUN PANİĞE KAPILIP DAĞILDIĞI ANDA YANINDAN AYRILMAYAN ASHABINI TOPARLAYAN VE BİNEĞİNDEN İNİP ALLAH'TAN YARDIM DİLEYEN
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطَرَّقَةُ ". قَالَ سُفْيَانُ وَزَادَ فِيهِ أَبُو الزِّنَادِ عَنِ الأَعْرَجِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رِوَايَةً " صِغَارَ الأَعْيُنِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ، كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ".
Ebu İshak anlatıyor: Birisi Bera İbn Azib'e gelerek: "Ey Ebu Umara, siz Huneyn savaşında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bırakıp kaçtınız mı?" diye sorunca Bera şu cevabı verdi: "Hayır, Allah'a yemin ederim ki kaçmadık, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de asla düşmandan kaçmaya yeltenmedi. Ancak Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabının gençleri ve üzerlerinde hiç silah bulunmayan, zırh giymemiş ve miğfer de takmamış olan hafif birlikler geri çekildi. Bu sırada okçulukta çok iyi olan Hevazin ve Benu Nasr kabileleri ile karşı karşıya geldiler. Bunların attığı oklar hedefini neredeyse hiç şaşmıyordu, attıklarını vuruyorlardı. Sonra da beyaz katırı üzerindeki Resul-i Ekrem'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem yöneldiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in katırını amcasının oğlu Ebu Süfyan İbnü'l-Haris İbn Abdulmuttalib yediyordu. Bu kargaşa anında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem katırından indi ve - müşriklerin üzerine toprak saçarak Allah'tan - yardım diledi. Bu sırada Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle sesleniyordu: "Yalan yok, ben Nebiyim. Ben Abdülmuttalib'in oğlu Muhammedim
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، وَسَأَلَهُ، رَجُلٌ أَكُنْتُمْ فَرَرْتُمْ يَا أَبَا عُمَارَةَ يَوْمَ حُنَيْنٍ قَالَ لاَ، وَاللَّهِ مَا وَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَكِنَّهُ خَرَجَ شُبَّانُ أَصْحَابِهِ وَأَخِفَّاؤُهُمْ حُسَّرًا لَيْسَ بِسِلاَحٍ، فَأَتَوْا قَوْمًا رُمَاةً، جَمْعَ هَوَازِنَ وَبَنِي نَصْرٍ، مَا يَكَادُ يَسْقُطُ لَهُمْ سَهْمٌ، فَرَشَقُوهُمْ رَشْقًا مَا يَكَادُونَ يُخْطِئُونَ، فَأَقْبَلُوا هُنَالِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ عَلَى بَغْلَتِهِ الْبَيْضَاءِ، وَابْنُ عَمِّهِ أَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ يَقُودُ بِهِ، فَنَزَلَ وَاسْتَنْصَرَ ثُمَّ قَالَ أَنَا النَّبِيُّ لاَ كَذِبْ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ ثُمَّ صَفَّ أَصْحَابَهُ.
Hz. Ali'nin şöyle dediği nakledilmiştir: Hendek savaşında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem müşriklere şöyle beddua etmişti: "Allahım, bunların evlerini ve kabirlerini ateşle doldur! Onlar güneş batana kadar bizim ikindi namazını (Salatu'l-vusta'yı) kılmamıza engel oldular. " Tekrar:
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ الأَحْزَابِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَلأَ اللَّهُ بُيُوتَهُمْ وَقُبُورَهُمْ نَارًا، شَغَلُونَا عَنِ الصَّلاَةِ الْوُسْطَى حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ ".
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kunut duasında şöyle demiştir: "Allahım, Seleme İbn Hişam'ı, Velid İbnü'l-Velid'i, Ayyaş İbn Ebi Rebia'yı ve kafirlerin zulmü altında ezilen, kurtulmaya çare bulamayan diğer bütün mu'minleri kurtar. Allahım, Mudar kabilesini ezip iyice perişan et, onları yerle bir eyle; onların içinde bulundukları bu yılları Hz. Yusuf zamanındaki kıtlık yıllarına çevir
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ ذَكْوَانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو فِي الْقُنُوتِ " اللَّهُمَّ أَنْجِ سَلَمَةَ بْنَ هِشَامٍ، اللَّهُمَّ أَنْجِ الْوَلِيدَ بْنَ الْوَلِيدِ، اللَّهُمَّ أَنْجِ عَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ، اللَّهُمَّ أَنْجِ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، اللَّهُمَّ اشْدُدْ وَطْأَتَكَ عَلَى مُضَرَ، اللَّهُمَّ سِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ ".
Abdullah İbn Ebi Evfa şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşında müşriklere şöyle beddua etmişti: "Ey kitabı indiren, hesabı çok hızlı gören Allahım, çeşitli kabilelerden oluşan şu düşman birliklerini dağıt, onları hezimete uğrat ve sarsıp perişan et!" Tekrar:
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الأَحْزَابِ عَلَى الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ " اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ سَرِيعَ الْحِسَابِ، اللَّهُمَّ اهْزِمِ الأَحْزَابَ، اللَّهُمَّ اهْزِمْهُمْ وَزَلْزِلْهُمْ ".
Abdullah İbn Mes'ud r.a. anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'nin gölgesinde namaz kılıyordu. Bu sırada Ebu Cehil ve Kureyş kabilesinden bazı kimseler Mekke'nin bir yerinde bir devenin kesildiğinden bahsediyorlardı. Bu devenin işkembesini getirmesi için birilerini gönderdiler. Onlar da işkembeyi getirip Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerine bıraktılar. Hz. Fatıma geldi ve işkembeyi kaldırıp attı. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Allahım, Kureyş'i sana havale ediyorum. Allahım, Kureyş'i sana havale ediyorum. Allahım, Kureyş'i sana havale ediyorum. Özellikle de Ebu Cehil İbn Hişam'ı, Ukbe İbn Rebia'yı, Şeybe İbn Rebia'yı, Velid İbn Utbe'yi, Ubeyy İbn Halef'i ve Ukbe İbn Ebi Muayt'ı... " Ben bunların hepsini gördüm; Bedir kuyularında leşleri doluydu." Ravilerden Ebu İshak şöyle demiştir: "Ben yedinci kişinin ismini unuttum." Yusuf İbn Ebi İshak, Ebu İshak'tan naklen şöyle demiştir: "Ümeyye İbn Halef." Şu'be ise: "Ümeyye veya Übeyy" demiştir. Ancak doğrusu Ümeyye'dir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ، فَقَالَ أَبُو جَهْلٍ وَنَاسٌ مِنْ قُرَيْشٍ، وَنُحِرَتْ جَزُورٌ بِنَاحِيَةِ مَكَّةَ، فَأَرْسَلُوا فَجَاءُوا مِنْ سَلاَهَا، وَطَرَحُوهُ عَلَيْهِ، فَجَاءَتْ فَاطِمَةُ فَأَلْقَتْهُ عَنْهُ، فَقَالَ " اللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِقُرَيْشٍ، اللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِقُرَيْشٍ، اللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِقُرَيْشٍ ". لأَبِي جَهْلِ بْنِ هِشَامٍ، وَعُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ، وَشَيْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ، وَالْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ، وَأُبَىِّ بْنِ خَلَفٍ، وَعُقْبَةَ بْنِ أَبِي مُعَيْطٍ. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَلَقَدْ رَأَيْتُهُمْ فِي قَلِيبِ بَدْرٍ قَتْلَى. قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ وَنَسِيتُ السَّابِعَ. وَقَالَ يُوسُفُ بْنُ إِسْحَاقَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ أُمَيَّةُ بْنُ خَلَفٍ. وَقَالَ شُعْبَةُ أُمَيَّةُ أَوْ أُبَىٌّ. وَالصَّحِيحُ أُمَيَّةُ.
Aişe r.anha anlatıyor: Bir defasında Yahudiler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Es-Samu Aleyke (= Ölüm senin üzerine olsun)!" dediler. Ben bunu duyunca onlara la'net okumaya başladım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: "Ne oldu, niye böyle la'net okuyorsun?" deyince ben: "Sen onların ne dediklerini duymadın herhalde!?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: "Sen de benim dediğimi duymadın galiba. Ben de onlara: "ve alekum (= Sizin üzerinize de)" dedim." Tekrar:
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ الْيَهُودَ، دَخَلُوا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا السَّامُ عَلَيْكَ. فَلَعَنْتُهُمْ. فَقَالَ " مَا لَكِ ". قُلْتُ أَوَلَمْ تَسْمَعْ مَا قَالُوا قَالَ " فَلَمْ تَسْمَعِي مَا قُلْتُ وَعَلَيْكُمْ ".
Abdullah İbn Abbas r.a.'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kayser'e şöyle yazmıştır: "Eğer yüz çevirirsen, senin halkın olan çiftçilerin tamamının (Erisilerin) günahını da yüklenmiş olursun
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتَبَ إِلَى قَيْصَرَ، وَقَالَ " فَإِنْ تَوَلَّيْتَ فَإِنَّ عَلَيْكَ إِثْمَ الأَرِيسِيِّينَ ".
Ebu Hureyre r.a. anlatıyor: Devs kabilesinden Tufey! İbn Amr ile arkadaşları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, Devs kabilesi iyice azgınlaştı; isyankar bir tutum içindeler ve İslam'ı kabul etmeye yanaşmıyorlar! Onlara beddua etsenize!" dediler. Bunun üzerine orada bulunanlar: "Devs'in işi pek yaman, artık kurtuluşları yok; helak olacaklar!" dediler. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua etti: "Allahım, Devs kabilesini hidayete erdir. Allahım, onları Müslümanlar olarak bize getir!" Tekrar:
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه قَدِمَ طُفَيْلُ بْنُ عَمْرٍو الدَّوْسِيُّ وَأَصْحَابُهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ دَوْسًا عَصَتْ وَأَبَتْ، فَادْعُ اللَّهَ عَلَيْهَا. فَقِيلَ هَلَكَتْ دَوْسٌ. قَالَ " اللَّهُمَّ اهْدِ دَوْسًا وَائْتِ بِهِمْ ".