Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Müslim · 1. Bölüm
430 hadis, 15 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis48 dk okuma
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Amr en-Nakid ve Zuheyr b. Harb tahdis edip dediler ki Bize Süfyan b. Uyeyne, Zührî'den, o da Salim'den o da babasından naklen rivayet etti. Babası şöyle demiş: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir adamı haya hakkında kardeşine öğüt verirken dinledi sonra: "Haya imandandır" buyurdu. Diğer tahric: Tirmizi, 2615; İbn Mace, 58; Tuhfetu'I-Eşraf, 6828 A.DAVUDOĞLU
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، سَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً يَعِظُ أَخَاهُ فِي الْحَيَاءِ فَقَالَ " الْحَيَاءُ مِنَ الإِيمَانِ " .
Bize Abd b. Humeyd tahdis etti. Bize Abdurrezzak haber verdi, bize Ma'mer, ez-Zühri'den bu isnat ile haber verip şöyle dedi: ... Kardeşine öğüt veren Ensar'dan bir adamın yanından geçti... Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ مَرَّ بِرَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ يَعِظُ أَخَاهُ .
Bize Yahya b. Habib el-Harisi tahdis etti. Bize Hammad b. Zeyd, İshak'tan ~ki İbni Süveyd'dir— naklen Ebu Katade'nin (şunu) tahdis ettiğini anlattı. Ebu Katade tahdis edip dedi ki: Biz birkaç kişi ile birlikte İmran b. Husayn'ın yanında idık. Aramızda Buşeyr b. Ka'b da vardı. O gün İmran bize tahdis edip dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Haya, tamamıyla hayırdır" buyurdu. Yahut Allah Resulü: "Haya'nın tümü hayırdır" buyurdu. Bunun üzerine Buşeyr b. Ka'b şöyle dedi: Biz de kitaplardan birisinde yahut hikmette: Gerçekten onun bir bölümü sekinettir, Allah için bir tazimdir, bir bölümü de zayıflıklır yazdığını görüyoruz. (Ebu Katade) dedi ki: Bunun üzerine İmran öyle bir kızdı ki gözleri kızardı ve şunları söyledi: Bu ne demek oluyor? Ben sana Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den hadis naklediyorum, sen ise ona karşı çıkıyorsun. (Ebu Katade) dedi ki: İmran hadisi bir daha tekrar etti, Buşeyr de aynı sözleri tekrar edince İmran yine kızdı. (Ebu Katade) dedi ki: Bizler de ey Ebu Nuceyd o bizdendir, ondan bir zarar gelmez, deyip durduk. Diğer tahric: Ebu Davud, 4796; Tuhfetu'l-Eşraf, 10878 A.DAVUDOĞLU
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ إِسْحَاقَ، - وَهُوَ ابْنُ سُوَيْدٍ - أَنَّ أَبَا قَتَادَةَ، حَدَّثَ قَالَ كُنَّا عِنْدَ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ فِي رَهْطٍ مِنَّا وَفِينَا بُشَيْرُ بْنُ كَعْبٍ فَحَدَّثَنَا عِمْرَانُ، يَوْمَئِذٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْحَيَاءُ خَيْرٌ كُلُّهُ " . قَالَ أَوْ قَالَ " الْحَيَاءُ كُلُّهُ خَيْرٌ " . فَقَالَ بُشَيْرُ بْنُ كَعْبٍ إِنَّا لَنَجِدُ فِي بَعْضِ الْكُتُبِ أَوِ الْحِكْمَةِ أَنَّ مِنْهُ سَكِينَةً وَوَقَارًا لِلَّهِ وَمِنْهُ ضَعْفٌ . قَالَ فَغَضِبَ عِمْرَانُ حَتَّى احْمَرَّتَا عَيْنَاهُ وَقَالَ أَلاَ أُرَانِي أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتُعَارِضُ فِيهِ . قَالَ فَأَعَادَ عِمْرَانُ الْحَدِيثَ قَالَ فَأَعَادَ بُشَيْرٌ فَغَضِبَ عِمْرَانُ قَالَ فَمَا زِلْنَا نَقُولُ فِيهِ إِنَّهُ مِنَّا يَا أَبَا نُجَيْدٍ إِنَّهُ لاَ بَأْسَ بِهِ .
Bize İshak b. İbrahim bildirdi. Bize en-Nadr haber verdi. (Dedi ki): Bize Ebu Neamete'l-Adevi rivayet etti. Dediki: Huceyr b. er-Rabi' el-Adevi diyor ki: İmran b. Huseyn'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diyerek, Hammad b. Zeyd'in rivayet ettiği (bir önceki) hadise yakın olarak hadisi rivayet etti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 10762 NEVEVİ ŞERHİ: "Buşeyr b. Ka'b dedi ki: ... Onda bir sakınca yoktur. .. deyip durduk." Buşeyr ve benzeri isimlerin nasıl okunacaklarına dair açıklamalar yazdığımız fasılların sonlarında geçtiği gibi, mukaddimenin baş taraflarında da geçti. "Ebu Nuceyd" İmran b. Husayn'ın kendisidir. Oğlu Nuceyd adı ile künyelenmiştir.- "(...): Zayıflık" kelimesi dat harfi fethalı da, ötreli de okunabilir. İkisi de meşhur söyleyiştir. (2/7) "(...): Öyle ki gözleri kızardı." Asıl yazmalarda bu şekildedir ve sahihtir.502 -Benzerleri de çoktur ve bilinmektedir. Biz bu hadisi Ebu Davud'un Süneninde ise tesniye elifi olmaksızın "(.....): Gözleri kızardı" diye rivayet etmiş bulunmaktayız ki bu da açıktır. İmran (r.a.)'ın tepki göstermesine gelince, onun Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O tamamıyla hayırdır buyruğunu işittikten sonra "bir kısmı da zayıflıktır" demiş olmasından dolayıdır. "Karşı çıkıyorsun" ifadesi ise sen ona karşı başka bir söz söylüyor ve ona muhalif olan bir sözle ona itiraz ediyorsun, demektir. Orada bulunanların: "O bizdendir, onda bir sakınca yoktur" demelerine gelince: Bu kişi münafık, zındık, bid'atçilik ya da buna benzer istikamet ehli kimselerin hallerine muhalif bir şekilde itham edileceklerden değildir, an lamındadır. Allah en iyi bilendir. Müslim (rahimehullah)'ın: "Bize İshak bildirdi ... İmran b. el-Husayn'den" Bu senet de İshak dışında hepsi Basralı olan ravilerin bulunduğu bir senetlir. Yalnız İshak Basralı değil, Mervezi' dir. Sözü geçen en-Nadr büyük imam en-Nadr b. Şumeyl' dir. Ebu Neame'nin adı Amr b. İsa b. Suveyd olup, vefatından önce hafızası karışmış sika ravilerden birisidir. Daha önceki fasıllarda ve onlardan sonra da Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde hafızası karışmış kimselerden gelmiş olan rivayetlerin ravi tarafından hafızası karışmadan önce alındığı bilinen rivayetler olarak kabul edildiğini açıklamıştık. Huceyr adı ise ha harfi ötreli okunur. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. Hamd ve minnet ona mahsustur. Rivayetlerde Haya Hakkında Kullanılan Farklı Lafızlar (151) "Haya imandan bir şubedir." (153) diğer rivayette: "Haya imandandır." Ötekinde (155) "haya, hayırdan başka bir şey getirmez." (156) diğerinde: "Haya, tamamıyla hayırdır" yahut "tamamen hayırdır" rivayetlerinde "haya" kelimesi memdud elif iledir. Utanmak demektir. 502 Burada merhum Nevevi Arapçada çoğunlukla riayet edilen bir kaide olan öznenin tesniye veya çoğuloluşuna bakılmaksızın fiilin tekilolarak gelmesi kaidesine ve burada bu kaideye uyulmadığına işaret ederek bundan sonra da gerek Arap dilinde, gerek Kur'an-ı Kerim'de, gerekse sünnet-i seniyye'deki kullanımlarda örneklerini belirtmektedir. Bundan sonra da yukarıda da zikredildiği gibi benzerleri çoktur ve bilinmektedir demiştir. (Çeviren) İmam el-Vahidı (rahimehullah) dedi ki: Dilciler haya etmenin hayattan geldiğini söylemişlerdir. Adam haya etti ifadesi ise onun ayıplanacak yer ve konumları iyice bildiği için sahip olduğu güçlü hayattan dolayı (utandı) demek olur. Buna göre haya ileri derecede duyarlılıktan, inceliğinden ve hayat şuurunun güçlü oluşundan gelir. İmam, üstad Ebu'l-Kasım el-Kuşeyri'nin Risalesinde büyük üstad Ebu'lKasım el-Cuneyd (r.a.}'dan şöyle dediğini rivayet etmekteyiz: Haya nimetleri görmek ile birlikte taksirin de görülmesidir. İşte bunlardan kendisine haya denilen bir hal doğar. Kadı Iyaz ve başka şarihler şöyle demektedir: Haya, her ne kadar bir garize (fıM bir güdü) ise de imandan diye sayması bazı hallerde edinilen bir huy ve diğer iyi ameller gibi kazanım ile elde edilen bir hal olmasından dolayıdır. Bu bazı hallerde de fıtri bir güdü de olabilir ama bunun şeriatın kanununa uygun olarak kullanılması ise bir kazanıma, niyete ve ilme gerek gösterir. İşte haya bu yönüyle ve iyilikleri işlemeye iten, masiyetlerden alıkoyan bir his olmasından ötürü imandandır. Hayanın tamamıyla hayır olup, hayırdan başka bir şey getirmeyişine gelince, bunun açıklaması bazı kimseler için zor olabilir çünkü haya sahibi büyük görüp saygı duyduğu bir kimseye açıkça hakkı söylemekten utanabilir, bunun sonucunda ona iyiliği emredip, kötülükten sakındırmayı terk edebilir. Haya kişiyi bazı hallerde birtakım hakları ihlal etmeye, yerine getirmemeye ve bunun dışında adeten maruf olan birtakım şeyleri ifa etmemeye de itebilir. Bunun cevabı aralarında Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah}'ın da bulunduğu imamlardan bir topluluğun verdiği cevaptır: Sözü edilen bu engeloluş gerçekte bir haya değildir. Aksine o bir acizlik, bir zayıf irade ve bir küçüklüktür. Bunlara haya adını vermek örfe göre ifadeleri kullananların kullanımlarındandır. Onlar bunu gerçek hayaya benzerliğinden ötürü mecazi olarak böyle adlandırmışlardır. (2/5) Hayanın gerçek mahiyeti ise hak sahibi kimseler hakkında çirkin olanı terk etmeye ve kusurlu hareketten alıkoymaya iten bir huydur ve buna benzer hallerdir. Buna da bizim Cüneyd (Allah ondan razı olsun)' den naklen zikrettiğimiz sözler delildir. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "En alt derecesi ise yolda rahatsızlık veren şeyleri kaldırmaktır." Yani yoldan uzaklaştırmak, bir kenara almaktır. Rahatsızlık veren şey (eza)den- maksat ise taş, ot, diken ya da daha başka rahatsız eden her şeydir. "Haya hakkında kardeşine öğüt veriyordu." Ona utanmamasını söylüyor, yaptığı işin çirkin olduğunu belirterek çokça utangaç olmaktan vazgeçmesini emrediyordu. Ancak Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun böyle yapmasını yasaklayarak: "Onu bırak, çünkü haya imandandır" buyurdu. Yani sen onu bırak haya etmeye devam etsin. Ona utanmamasını söyleme. "Onu bırak" lafzı Buhari' de geçmiş olmakla birlikte Müslim' de geçmemektedir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، حَدَّثَنَا أَبُو نَعَامَةَ الْعَدَوِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ حُجَيْرَ بْنَ الرَّبِيعِ الْعَدَوِيَّ، يَقُولُ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ حَدِيثِ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ .
Bize Muhammed b. el-Müsenna ve -Iafız İbnu'l-Müsenna'ya ait olmak üzere- Muhammed b. Beşşar tahdis edip dediler ki. Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Katade'den naklen rivayet etti. Katade dedi ki: Ebu's-Sewar'ı şunu tahdis ederken dinledim: O İmran b. Husayn'ı, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den tahdis ederken dinlediğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Haya, hayırdan başka bir şey getirmez" buyurdu. Bunun üzerine Buşeyr b. Ka'b: Hikmette: Onun bir kısmı vakardır, bir türü sekinettir diye yazılıdır dedi. Bu sefer İmran: Ben sana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den hadis rivayet ediyorum, sen bana yanımda bulunan sahifelerden naklediyorsun, dedi. Diğer tahric: Buhari, 5766; Tuhfetu'I-Eşraf, 10877 NEVEVİ ŞERHİ: Müslim (rahimehullah)'ın: "Bize Muhammed b. el-Müsenna ve Muhammed b. Beşşar tahdis etti ... İmran b. el-Husayn'ı tahdis ederken dinledi." Müslim ikinci rivayet yolunda (156) ise bize Yahya b. Habib el-Harisı tahdis etti ... Birkaç kişi ile birlikte İmran b. el-Husayn'ın yanında idik. .. " demektedir. Bu iki senetteki ravilerin tamamı Basralı'dır. Bir kitapta (bölümre) arka arkaya gelen iki isnattaki bütün ravilerin Basralı olması gerçekten nefis bir şekildir. Şube (2/6) her ne kadar Vasıtlı ise de o da aynı zamanda Basralıdır çünkü Şube hem Vasııı, hem Basri nispetlidir. O Vasıt' tan Basra'ya geçmiş ve Basra' yı yurt edinmiştir. Ebu's-Sewar'ın adı Hassan b. Hureys el-Adevl'dir. Burada geçen Ebu Katade'nin adı ise Temim b. Nuzeyr el-Adevl'dir. Temim b. ez-Zubeyr de söylenir, İbn Yezid de denir. Bunu Hakim Ebu Ahmed zikretmiştir. Raht (birkaç kişi) ise özelolarak aralarında kadın bulunmayan ve ondan daha aşağı sayıdaki erkekler için kullanılır. Kendi lafzından tekili yoktur, çoğulu: erhut, erhat, erahit ve erahıt olarak gelir. A.DAVUDOĞLU
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا السَّوَّارِ، يُحَدِّثُ أَنَّهُ سَمِعَ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ، يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " الْحَيَاءُ لاَ يَأْتِي إِلاَّ بِخَيْرٍ " . فَقَالَ بُشَيْرُ بْنُ كَعْبٍ إِنَّهُ مَكْتُوبٌ فِي الْحِكْمَةِ أَنَّ مِنْهُ وَقَارًا وَمِنْهُ سَكِينَةً . فَقَالَ عِمْرَانُ أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتُحَدِّثُنِي عَنْ صُحُفِكَ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Kureyb tahdis edip dediler ki: Bize İbni Numeyr rivayet etti. H. Bize Kuteybe b. Said ile îshak b. İbrahim dahi hep birden Cerir'den rivayet ettiler. H. Bize Ebu Kureyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Üsame rivayet eyledi. Bunların hepsi Hişam h. Urve'den o da babasından, o da Süfyan b. Abdillahi's-Sekafi'den naklen rivayet etti Süfyan şöyle demiş: Ey Allah'ın Resulü, İslam hakkında bana öyle bir söz söyle ki senden sonra ona dair kimseye -(hadisin ikinci rivayet yolu olan Ebu Kureyb yoluyla gelen rivayetinin ravilerinden) Ebu Usame'nin rivayetinde: Senden başka şeklindedir- soru sormayayım, dedim: '' 'Allah'a iman ettim' de, sonra da dosdoğru ol. " buyurdu. Diğer tahric: Tirmizi, 2410; İbn Mace, 3972; Tuhfetu'l-Eşraf, 4478 NEVEVİ ŞERHİ: "Ey Allah'ın Resulü ... dedim. Allah'a iman ettim de, sonra dosdoğru ol." (2/8) Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Bu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in geniş kapsamlı toplayıcı sözlerindendir ve bu: "Muhakkak Rabbimiz Allah 'tır deyip sonra da dosdoğru olanlar" (Fussilet, 30) buyruğu ile örtüşmektedir. Allah'ı tevhid edip, ona iman edenler sonra da dosdoğru yürüyerek tevhidden asla sapmayanlar, bu hal üzere ölünceye kadar şam yüce Allah'a itaatten aynlmayanlar demektir. Ashab-ı kiram'dan ve onlardan sonra gelen müfessirlerin büyük çoğunluğu bizim yaptığımız bu açıklama çerçevesinde açıklamışlardır. Yüce Allah'ın izniyle hadisin anlamı da zaten budur. Kadı Iyaz (rahimehullah)'ın sözleri burada bitmektedir. İbn Abbas (r.a.) yüce Allah'ın: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (Hud, 112) buyruğu hakkında şunlan söylemiştir: Rastılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in üzerine Kur'an-ı Kerim'in tamamında bu ayet-i kerimeden ona daha zor ve daha ağır gelen başka bir ayet inmemiştir. Bu sebeple: Saçlannız ağarmaya başladı dediklerinde ashabına: "Hud suresi ve benzerleri benim saçlanmı ağarttı" diyerek cevap vermişti. Üstad Ebu'l-Kasım el-Kuşeyrı Risale'sinde şöyle diyor: İstikamet (dosdoğru olmak) işlerin kemalinin ve tamama ermesinin kendisiyle gerçekleştiği bir derecedir. Onun varlığıyla hayırlar var olur ve düzene girer. Haleti itibariyle dosdoğru olmayan bir kimsenin sa'yi (çalışmaları) boşa gider, çaba ve gayretleri hüsrana uğrar. Kuşeyri der ki: Ancak büyük kimseler istikametin hakkından gelebilir çünkü o alışılmışların dışına çıkmak, birtakım protokol ve alışkanlıklardan aynımak, yüce Allah'ın huzurunda sıdkın hakikati üzere durmaktır. Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Dosdoğru olun, bununla birlikte her şeyi tamamen yapamazsınız" buyurmuştur. Vasıtı de: İstikamet güzelliklerin kendisiyle kemale erdiği fakat yokluğuyla güzelliklerin çirkinleştiği bir haslettir, demiştir. Allah en iyi bilendir. A.DAVUDOĞLU
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، جَمِيعًا عَنْ جَرِيرٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، كُلُّهُمْ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيِّ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قُلْ لِي فِي الإِسْلاَمِ قَوْلاً لاَ أَسْأَلُ عَنْهُ أَحَدًا بَعْدَكَ - وَفِي حَدِيثِ أَبِي أُسَامَةَ غَيْرَكَ - قَالَ " قُلْ آمَنْتُ بِاللَّهِ فَاسْتَقِمْ " .
Bize Kuteybe b. Said tahdis etti. Bize Leys tahdis etti (H) ve bize Muhammed b. Rumh el-Muhacir de tahdis edip dedi ki: Leys, Yezid b. Ebu Habib'den bildirdi. O Ebu'l-Hayr (1/65a)'den, o Abdullah b. Amr'dan rivayet ettiğine göre; Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: "İslam'ın hangi hasleti daha hayırlıdır" dedi. "Yemeği yedirir, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam verirsin" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 12,28,5882; Ebu Davud, 5193; Nesai, 5015; İbn Mace, 3253; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الإِسْلاَمِ خَيْرٌ قَالَ " تُطْعِمُ الطَّعَامَ وَتَقْرَأُ السَّلاَمَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ " .
Bize Ebu't-Tahir Ahmed b. Amr b. Abdullah b. Amr b. Serh el-Mısri de tahdis etti. (Dedi ki): Bize Ibni Vehb, Amir b. el-Haris'den, o da, Yezid b. Ebi Habib'den, o da Ebu'l-Hayr'den, o Abdullah b. Amr b. el-As'ı şöyle derken dinlemiştir: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: Müslümanların hangisi hayırlıdır, diye sordu. O: "Müslümanların dilinden ve elinden esem kaldığı kimsedir" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 8929 A.DAVUDOĞLU
وَحَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ الْمِصْرِيُّ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، يَقُولُ إِنَّ رَجُلاً سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الْمُسْلِمِينَ خَيْرٌ قَالَ " مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ " .
Bize Hasen el-Hulvanî ile Abd b. Humeyd hep birden, Ebu Âsım'dan rivayet ettiler. Abd dedi ki: Bize Ebu Asim, İbn-i Cüreyc'den naklen haber verdi ki, İbnî Cüreyc Ebu'z-Zübeyr'i şöyle derken işitmiş: Cabir'i şöyle derken dinledim: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Müslüman (diğer Müslümanların) dilinden ve elinden esen kaldığı kimsedir" buyururken dinledim. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا حَسَنٌ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي عَاصِمٍ، - قَالَ عَبْدٌ أَنْبَأَنَا أَبُو عَاصِمٍ، - عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا الزُّبَيْرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرًا، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ " .
Bana Said b. Yahya b. Said el-Umevi de tahdis edip dedi ki: Bana babam rivayet ett (Dedi ki): Bize Ebu Biirdete'bnü Abdiîlâh b. Ebi Bürdete'bni Ebî Musa, Ebu Bürde'den o da Ebu Musa'dan naklen rivayet etti. Ebu Musa dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, İslam'ın hangi ameli daha üstündür, dedim. O: "Müslümanların dilinden ve elinden esen kaldığı kimse(nin hali)dir" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, IV; Tirmizi, 52. Bu, bu yoldan Ebu Musa'nın naklettiği bir hadis olarak sahih, gariptir diyerek 2504; Nesai, 5014; Tuhfetu'I-Eşraf
وَحَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأُمَوِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الإِسْلاَمِ أَفْضَلُ قَالَ " مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ " .
Bunu bana İbrahim b. Said el-Cevheri de tahdis etti. Bize Ebu Usame tahdis etti. Bize Bureyd b. Abdullah bu isnatla tahdis etti. Dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: Müslümanların hangileri daha üstündür diye soruldu deyip, hadisin geri kalan kısmını aynen zikretti
وَحَدَّثَنِيهِ إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ الْجَوْهَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الْمُسْلِمِينَ أَفْضَلُ فَذَكَرَ مِثْلَهُ .
Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Yahya b. Ebi Ömer ve Muhammed b. Beşşâr toptan Sekafî den rivâyet ettiler, İbn Ebî Ömer dedi ki: Bize Abdülvebhâb, Eyyûb'tan , o da Ebû Kılâbeden , o da Enes'den, o da Nebiy (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet eyledi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse imânın tadını bulur
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ أَبِي عُمَرَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، جَمِيعًا عَنِ الثَّقَفِيِّ، - قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ مَنْ كَانَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ " .
Bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar tahdis edip dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet eyledi. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. Dediki: Katade tahdis edip, Enes'ten şöyle dediğini nakletti: Rastılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Üç haslet vardır ki, kimde bulunurIarsa imanın tadını bulur. Sevdiği kimseyi ancak Allah için seven, Allah ve Rasulünü onların dışındaki her şeyden daha çok seven, ateşe atılmayı Allah'ın kendisini küfürden kurtarmasından sonra tekrar ona geri dönmekten daha çok seven" Diğer tahric: Buhari, 21, 6041; Nesai, 5003; İbn Mace, 4033; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ طَعْمَ الإِيمَانِ مَنْ كَانَ يُحِبُّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ وَمَنْ كَانَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا وَمَنْ كَانَ أَنْ يُلْقَى فِي النَّارِ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَرْجِعَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ " .
(Bize İshak b. Mansur rivâyet etti. ki): Bize Nadr b. Şümeyl anlattı. ki): Bize Hammâd, Sâbit'ten, o da Enes'den naklen haber verdi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu »diyerek ötekilerin hadîsinin benzerini söylemiş. Şu kadar var ki o küfre dönmekten, ifâdesinin yerine: «Yahûdi veya hıristiyan olmağa dönmekten» demiştir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَنْبَأَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، أَنْبَأَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " مِنْ أَنْ يَرْجِعَ يَهُودِيًّا أَوْ نَصْرَانِيًّا " .
Bize Zuheyr b. Harb tahdis etti. Bize İsmail b. Uleyye tahdis etti. (H) Bize Şeyban b. Ebu Şeybe de tahdis etti. Bize Abdulvaris tahdis etti. Her ikisi (İsmail ve Abdulvaris) Abdulaziz'den, o Enes'ten şöyle dediğini nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Hiçbir kul -Abdulvaris'in rivayetinde: Adam- beni eşinden, malından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz. " Diğer tahric: Buhari, 15; Nesai, 5029; Tuhfetu'l-Eşraf, 993, 1047 AHMED D. AÇIKLAMASI İÇİN BURAYA TIKLA
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، ح وَحَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، كِلاَهُمَا عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُؤْمِنُ عَبْدٌ - وَفِي حَدِيثِ عَبْدِ الْوَارِثِ الرَّجُلُ - حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ أَهْلِهِ وَمَالِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ " .
Bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar tahdis edip dediler ki. Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. Dediki: Katadeyi Enes b. Malik'den naklen rivayet ederken dinledim. Enes şöyle demiş: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz beni çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz. " Diğer tahric: Buhari, 15; Nesai, 5028; İbn Mace, 67; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَلَدِهِ وَوَالِدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ " .
Bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar tahdis edip dediler ki. Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. Dedi ki: Katadeyi Enes b. Malik'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işitmiş olarak rivayet ederken dinledim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Sizden hiçbir kimse kendisi için sevdiğini kardeşi için -yahut, komşusu için, dedi- sevmedikçe iman etniş olmaz. " Diğer tahric: Buhari, 13; Tirmizi, 59. Bu sahih bir hadistir diyerek, 2515; Nesai, 5031, 5054; İbn Mace, 66; Tuhfetu'l-Eşraf, 1239 A.DAVUDOĞLU
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ - أَوْ قَالَ لِجَارِهِ - مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ " .
Bana Zübeyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Said, Hüseyn el-MualIim'den, 0 da Katade'den, o da Enes'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet eyledi. Efendimiz: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, hiçbir kul kendisi için sevdiğini komşusu için de -yahut, kardeşi için de, dedi- sevmedikçe iman etmiş olmaz. " NEVEVİ ŞERHİ: "Hiç biriniz kendisi için sevdiğini, kardeşi için -yahut komşusu için dedi- ... iman etmiş olmaz." Hadis Müslim' de bu şekilde kardeşi için yahut komşusu için diye şek ile rivayet edilmiştir. Abd b. Humeyd'in Müsned'inde de bu şekilde şek iledir. Buhari ve başkalarında ise şek sözkonusu olmaksızın "kardeşi için" diye rivayet edilmiştir. İlim adamları -Allah'ın rahmeti onlara olsun- şöyle demişlerdir: Tam iman etmiş olmaz, anlamındadır. Yoksa iman asıl itibarıyla bu nitelikte olmayan kimseler için de elde edilmiş olur. Sözkonusu edilen sevgi ise, kendisi için sevdiği itaat ve mubah şeyleri kardeşi için de sevmesidir. Buna da bu hadisin Müslim tarafından nakledilen rivayetinde geçen: "Kendisi için sevdiği hayrı, kardeşi için sevmedikçe" lafızları delildir. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah der ki: Böyle bir iş zor ve imkansız işlerden sayılabilir oysa durum böyle değildir çünkü bunun anlamı kendisi için sevdiğini Müslüman kardeşi için sevmedikçe hiçbirinizin imanı kemal bulmaz, demektir. Bu da kendisinin elde ettiğinin bir benzerini kendi elinde bulı:nan ile ortaklığı sözkonusu olmaksızın kardeşinin üzerindeki nimet, kendisindeki nimeti herhangi bir şekilde eksiltmeksizin onun tarafından da elde edilmesini sevmekle gerçekleşir. Böyle bir sevgi ise selim bir kalp için kolaydır ama bu ancak kin ve hased dolu kalp için zordur. Allah bize de, bütün kardeşlerimize de afiyet versin. Allah en iyi bilendir. Hadisin isnadına gelince, "Müslim (rahimehullah) dedi ki: Bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar tahdis etti... Enes'ten." Bunların hepsi Basrahdır. Allah en iyi bilendir
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُؤْمِنُ عَبْدٌ حَتَّى يُحِبَّ لِجَارِهِ - أَوْ قَالَ لأَخِيهِ - مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ " .
Bana Yahya b. Eyyub, Kuteybe b. Said ve Ali b. Hucr toptan İsmail b. Ca'fer'den rivayet ettiler. İbni Eyyub dediki: Bize İsmail rivayet etti. Dediki: Bana el-A’Ia' babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdi ki, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Komşusu kötülüklerinden emin olmayan kimse cennete giremez" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 13989 NEVEVİ ŞERHİ: "Komşusu kötülüklerinden emin olmayan kimse cennete giremez. " Bevaik (şer), baikanın çoğulu olup, gaile, musibet ve helak etmek anlamlarındadır. "Cennete giremez"in anlamı hakkında verilmiş iki cevap vardır ki bu iki cevap buna benzer bütün ifadeler hakkında da geçerlidir. Birincisi bu hadis haram olduğunu bilmekle birlikte eziyetin helal olduğunu kabul eden kişiler hakkında yorumlanır. Böyle birisi kafir olur ve asla cennete giremez. İkinci anlamı: Böyle bir kimsenin cezası cennetin kapıları kurtuluşa erenler için açılacağı ve onların girecekleri zaman cennete girmeyecek. Aksine onun girmesi gecikecek hatta cezalandırılması dahi sözkonusu olabilir. Affa uğrayıp ilk olarak da cennete girebilir. Bizim bu iki türlü tevili yapmamızın sebebi şudur: Biz daha önceden hak ehlinin mezhebinin şu olduğunu belirtmiştik: Büyük günahlar üzerinde ısrar etmekle birlikte tevhid üzere ölen bir kimsenin durumu yüce Allah'a kalmıştır. Dilerse onu affedip, baştan (azaplandırmaksızın) onu cennete koyar, dilerse onu cezalandırdıktan sonra cennete koyar. (2/17) Allah en iyi bilendir. A.DAVUDOĞLU
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، جَمِيعًا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، - قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - قَالَ أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ لاَ يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ " .
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb anlattı. Dediki: Bana Yunus, İbni Şihab'dan, o da Ebu Selemete'bni Abdirrahman'dan, o da Ebu Hureyre'den, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den naklen haber verdi. ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse ya hayır söylesin yahut sussun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse komşusuna ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse misafirine ikram etsin. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 15339 A.DAVUDOĞLU AÇIKLAMASI İÇİN bBURAYA TIKLA)
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَنْبَأَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu'l-Ahvas, Ebu Hasîn'den, o da Ebu Salih'den, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet eyledi. Ebu Hureyre dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden komşusuna eziyet etmesin, Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun. " Diğer tahric: Buhari, 6018; İbn Mace, 3971 muhtasar olarak; Tuhfetu'l-Eşraf, 12843 A.DAVUDOĞLU
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِي جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ " .
Bize İshak b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bİze İsa b. Yunus, A'meş'den, o da Ebu Salih'den,'o da Ebu Hureyre'den naklen baber verdi. Ebu Hüreyre dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu, deyip (bundan önceki) Ebu Hasin hadisini aynen nakletti, ancak: "Komşusuna ihsan etsin (iyilik yapsın)" diye rivayet etti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 124S
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ أَبِي حَصِينٍ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " فَلْيُحْسِنْ إِلَى جَارِهِ " .
Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Abdillah b. Numeyr ikisi birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler, İbn-i Numeyr dediki: Bize Süfyân, Amr'dan rivayet etti ki, Amr Nâfi' b. Cübeyr'i, Ebu Şüreyh el-Huzâi'den naklen şöyle haber verirken dinlemiş: Nebi (Sallalhhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse komşusuna ihsan etsin (iyilik yapsın), Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun. " Diğer tahric: Buhari, 6019, 6135, 6136, 6476; Müslim, 4488 -muhtasar olarak-, 4489, 4490 -buna yakın olarak- Ayrıca: "Bir müslümanın kardeşinin yanında onu günaha sokuncaya kadar kalmaya devam etmesi de helal olmaz" ibaresini de ziyade ederek rivayet etmiştir; Ebu Davud, 3748; Tirmizi, 1967, 1968. Misafirlik kıssası ile birlikte; İbn Mace, 3672, 3685; Tuhfetu'l-Eşraf, 12056 NEVEVİ ŞERHİ: ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun ... Misafirine ikram etsin." Diğer rivayette ise "Komşusuna eziyet etmesin" buyurmuştur. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Hadisin anlamı şudur: İslam'ın şer'i hükümlerine riayet eden bir kimsenin komşusuna ve misafirine ikramda ve onlara iyilikte bulunması gerekir. Bütün bu buyruklarla komşunun hakkı bildirilmekte, bu hakkın korunması teşvik edilmektedir. Yüce Allah aziz kitabında da komşuya iyilikte bulunmayı tavsiye buyurmuş, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: "Cebrail (aleyhisselam) komşuyu bana o kadar tavsiye etti ki sonunda onu neredeyse mirasçı yapacak sandım" buyurmuştur. Misafiri ağırlamak da İslam'ın adabından, nebilerin ve salihlerin ahlakındandır. Leys (b. Sa'd), bir geceliğine misafiri ağırlamayı farz kabul etmiş ve: "Misafirin ilk gecesi, her Müslüman üzerine vacip bir haktır" hadisi ile Ukbe'nin rivayet ettiği şu hadisi delil göstermiştir: "Bir kavmin bulunduğu yere konaklayacak olursanız, onlar da size misafirin hakkının verilmesini emredecek olurlarsa siz de kabul ediniz. Eğer bunu yapmayacak olurlarsa onlann yerine getirmeleri gereken misafir hakkını onlardan alınız." Ama genel olarak fakihler misafir ağırlamanın üstün ahlaki bir değer olduğunu kabul etmişlerdir. Delilleri de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Onun caizesi bir gün ve bir gecedir" buyruğudur. Caize ise atiyye, bağış ve gözetmektir. Bu ise ancak tercih halinde sözkonusu olur. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "ikramda bulunsun, iyilik yapsın" buyrukları da aynı zamanda buna delildir çünkü bunun gibi buyruklar farz hakkında kullanılmaz. Ayrıca bu, komşuya ikram ve ona yapılan iyilikle birlikte sözkonusu edilmiştir. Komşuya bu şekilde iyilik ve ikram ise vacip değildir. Hadisleri de İslam'ın ilk dönemi hakkındadır diye tevil etmişlerdir. Çünkü o sırada iyilikle gözetmek bir farz idi. ilim adamlan misafir ağırlama yükümlülüğünün hem şehirde, hem kırsalda yaşayanlar için mi yoksa sadece kırsalda yaşayanlar için mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. (2/18) Şafii (r.a.) ile Muhammed b. Hakem her ikisine de düştüğünü kabul ederken, Malik ve Suhnun bu sorumluluk yalnızca kırsal kesimde yaşayanlaradır çünkü misafir şehirde, hanlarda (otellerde) ve diğer konaklama yerlerinde kalacak yer bulabilir, çarşı pazardan yiyeceklerini satın alabilir. Hadiste de "Misafir ağırlamak kırsalda yaşayanlar üzerine bir yükümlülüktür, şehirde yaşayanlar üzerine değildir" denilmiş olmakla birlikte bu hadis, hadis bilginlerine göre uydurmadır. Misafir ağırlamak muhtaç bir kimsenin yanından geçen ve ona zarar geleceğinden korkulan kimse üzerine muayyen (bir farz) haline gelebilir. Zimmet ehli için de eğer kendilerine şart koşulmuş ise muayyen bir yükümlülük olur. -Kadı Iyaz' ın sözleri burada bitmektedir.- Nebi (sallallahu aleyhi ve seııem)'in: "Ya hayır söylesin yahut sussun" buyruğunun anlamı şudur: Eğer konuşmak isterse söyleyecekleri kesinlikle karşılığında sevap alacağı hayır vacip ya da mendub bir söz ise konuşsun. Eğer konuştuğundan ötürü sevap alacağı bir hayır olduğunu görmeyecek olursa konuşmayıp, sussun. Bu konuştuğunun haram olduğunu, mekruh ya da her iki tarafı eşit bir mubah olduğunu görmesi arasında da bir fark yoktur. Buna göre mubah söz terk edilmesi emredilmiş, harama ya da mekruha çekme korkusu dolayısıyla söylenmemesi teşvik edilmiştir. Böyle bir hal ise adeten çok ya da çoğunlukla görülen bir husustur. Yüce Allah da: "O bir söz söylemeye dursun mutlaka onun yanında görüp gözetlemeye hazır biri vardır. " (Kaf, 18) Selef ve alimler kulun ağzından çıkanların hepsi sevabı ve cezayı gerektirmeyen mubah sözler olsa dahi -ayetin genelolması dolayısıyla- yazılır mı yoksa ancak sevap ya da ceza türünden karşılığı olanlann mı sadece yazıldığı hususunda görüş ayrılığı içerisindedirier. İbn Abbas (r.a.) ve onun dışındaki diğer ilim adamları ikinci kanaattedir. Buna göre ayet-i kerim e tahsis edilmiş olur. Yani kişi karşılık görmeyi gerektiren her ne söz söylerse ... demek olur. Kişinin haramlara yahut mekruhlara çekilmemesi için şeriat pek çok mubahlardan uzak durmayı teşvik etmiştir. imam Şafii (r.a.) bu hadisin anlamından hareketle şöyle demiştir: Konuşmak isterse önce düşünsün. Konuşmasından dolayı aleyhine bir zarar olmadığını görürse konuşsun. Şayet onda bir zarar olduğunu görür yahut şüphe ederse konuşmaktan vazgeçer. Oldukça değerli imam Ebu Muhammed Abdullah b. Ebu Zeyd -döneminde Mağribte Malikilerin imamı idi- şöyle demiştir: Bütün hayırlı adabı bir arada toplayan dört tane hadis vardır ve hayır adabının tamamı bunlardan dallanır, budaklanır: 1- Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun. " 2- "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen hususları terk etmesi Müslümanlığının güzelliğindendir" hadisi. 3- Çok kısa bir tavsiyede bulunduğu kimseye söylediği "Kızma" buyruğu ile, 4- "Kendisi için sevdiğini, kardeşi için de sevmedikçe sizden herhangi bir kimse iman etmiş olmaz" hadisidir. Allah en iyi bilendir. Üstad Ebu'l-Kasım el-Kuşeyri (rahimehullah)'dan şöyle dediğini rivayet ettik: Esenlikle susmak asılolandır. Zamanında susmak erkeklerin niteliğidir. Tıpkı yerinde konuşmanın en şerefli hasletlerinden oluşu gibi. (2/19) (Kuşeyri) dedi ki: Ebu Ali ed-Dekkak'ı şöyle derken dinledim: Hakkı söylemeyip sus an dilsiz bir şeytandır. (Kuşeyri devamla) dedi ki: Mücahede ile (nefislerini terbiye eden) kimselerin susmayı tercih etmelerine gelince, onlar konuşmanın sebep olduğu afetleri bildiklerinden dolayı bunu tercih ederler. Diğer taraftan konşumakta nefsin payı ve övülecek sıfatların ortaya çıkarılması, benzerleri arasında güzel konuşması ile ayırt edilme eğilimi ve buna benzer afetleri olduğundan dolayıdır. İşte riyazet erbabının niteliği budur. Susmak, aynı zamanda onların haklarından fedakarlık etmek ve ahlakı güzelleştirmek hükmünde temel esaslarından birisidir. Ayrıca Fudayl b. Iyaz (rahimehullah)'dan şöyle dediğini rivayet etmekteyiz: Konuşmasının amelinden olduğunu kabul eden kimsenin kendisini ilgilendirmeyen faydasız hususlarda konuşması da azalır. Zünnun (rahimehuııah)' dan da şöyle dediğini rivayet ettik: İnsanlar arasında kendisini en iyi koruyan kişi dilini en çok tutabilendir. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Komşusuna eziyet etmesin" ibaresinde: "(l.Ş~ y. '.)\.9): Eziyet etmesin" lafzı, asıl nüshalarda bu şekilde, sonunda ye harfi ile gelmiştir. Ama biz bunu Müslim'in dışındaki kitapların rivayetinde ye harfi olmaksızın rivayet etmiş bulunmaktayız. Her ikisi de sahihtir. Ye' nin olmaması halinde fiilnehy ifade eder. Ye bulunması halinde ise nehy maksadıyla haber (eziyet etmez) demek olur ve bu da beliğ bir ifadedir. Yüce Allah'ın "(....): Ne bir anneye çocuğundan dolayı zarar veri/sin" (Bakara, 233)' anlarrundaki buyruğu (zarar vermek anlamındaki fiili) ref ile okuyanların okuyuşuna göre de buradan gelmektedir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden herhangi bir kimse kardeşinizin satışı üzerine satış yapmaz (yapmasın anlamında)" buyruğu da bu türdendir, benzeri pek çoktur. Allah en iyi bilendir. Bu Baptaki Hadislerin Senetleri Müslim (rahimehullah) dedi ki: "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. .. Ebu Hureyre' den ... " Ebu Hureyre dışında bu isnattaki ravilerin hepsi KOfi ve Mekki' dir, o Medeni' dir. Hepsinin isimleri ile ilgili açıklama daha önce çeşitli yerlerde geçti. "Hasın" isminde ha harfi fethalıdır. Diğer isnatta "Ebu Şureyh el-Huzaı" denilmektedir ki bizler kitabın mukaddimesi şerhinin sonlarında ismi hakkındaki ihtilafları kaydetmiş, adının Huveylid b. Amr olduğu, Abdurrahman Amr b. Huveylid, Hani b. Amr olduğu, Ka'b olduğu söylendiği gibi, nispetinin el-Huzai, el-Adevi, el-Ka'bi, olduğu da ifade edilmiştir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، - قَالَ ابْنُ نُمَيْرٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، - عَنْ عَمْرٍو، أَنَّهُ سَمِعَ نَافِعَ بْنَ جُبَيْرٍ، يُخْبِرُ عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْخُزَاعِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُحْسِنْ إِلَى جَارِهِ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ " .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis edip dedi ki: Bize Veki', Süfyan'dan tahdis etti (H) Bize Muhammed b. el-Müsenna da tahdis edip dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer tahdis edip dedi ki: Bize Şu'be tahdis etti. (Süfyan ile birlikte) ikisi Kays b. Müslim'den, o Tarık b. Şihab'dan -bu Ebu Bekr'in rivayet ettiği hadistir- dedi ki: Bayram günü namazdan önce hutbe okumayı ilk başlatan kişi Mervan'dır. Bir adam ona kalkıp: Namaz hutbeden öncedir, dedi. Mervan ortada terkedilmiş (daha başka) şeyler de vardır, dedi. Ebu Said bunun üzerine: Bu adam üzerine düşeni yerine getirdi. Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim, dedi: "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin eğer gücü yetmezse diliyle yine gücü yetmezse (l/69a) kalbiyle (değiştirsin). Bu ise imanın en zayıf halidir. " Diğer tahric: Ebu Davud, 1040, 4340; Tirmizi, 2272 bu hasen, sahihtir diyerek; Nesai, 5023 -muhtasar olarak-, 5024 -olayı zikretmeksizin-; İbn Mace, 1275, 4013; Tuhfetu'l-Eşraf, 4085, 4032 A.DAVUDOĞLU AÇIKLAMASI İÇİN BURAYA TIKLA NEVEVİ ŞERHİ: Hadisteki "bayram günü namazdan önce hutbe okumayı ilk başlatan kişi Mervan' dır" ifadeleri hakkında Kadı Iyaz (rahimehulIah) şöyle diyor: Bu hususta ihtilaf vardır. Burada bizim gördüğümüz gibi rivayet edilmiştir. Namazdan önce hutbeyi ilk okuyan kişinin Osman (radıyalIahu anh) olduğu söylendiği gibi, Ömer b. el-Hattab (radıyalIahu anh) olduğu da söylenmiştir. O insanların namazın tamamlanmasından sonra gidip hutbeyi beklemediklerini görünce böyle yapmıştı. Hayır, bunun için değil de evi uzaklarda olan ve bundan dolayı geciken kimselerin namaza yetişmeleri için böyle yapmışlardır diye de açıklamışlardır. Bu uygulamayı ilk başlatanın Muaviye olduğu İbn ez-Zubeyr (radıyalIahu anh)'ın da bunu yaptığı söylenmiştir ama Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den, Ebu Bekr, Ömer, Osman ve Ali (radıyalIahu anhum)'dansabit olan, önce namazın kılınmasıdır. İslam aleminin değişik yerlerindeki fukaha topluluğu da bu kanaattedir. Hatta bazıları bunun icma olduğunu dahi kabul etmiştir. Bununla -Allahu a'lem- bu ihtilaftan sonra ihtilafın gerçekleştiğini kastetmekte yahut raşid halifelerin ve birinci asrın icmaından sonra Umeyye oğullarının muhalefetine iltifat etmediği için böyle söylemiş olmalıdır. Bundan sonra Ebu Said'in: Bu üzerine düşeni yaptı sözlerini o pek büyük kalabalık huzurunda söylemesi ise onlar nezdinde sünnetin Mervan'ın yaptığının aksine yerleşmiş olduğunun delilidir. Bunun böyle olduğunu Ebu Said'in şu sözlerini delil göstermesi de açıkça ortaya koymaktadır: RasuluIlah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Sizden kim bir kötülük görürse onu ... değiştirsin." Eğer kendisi ve hazır bulunanlar bunun böyle olduğuna inanmış olsaydı yahut daha önce bu uygulama görülmüş ya da böyle bir sünnet geçmiş olsaydı ona kesinlikle münker (kötülük) demezdi. Bunda da Mervan' dan önce herhangi bir halifenin böyle bir uygulama yapmadığına ve Ömer, Osman ve Muaviye' den onların bu uygulamayı yaptıklarına dair gelen naklin sahih olmadığına delildir. Allah en iyi bilendir. "Bir adam ayağa kalkarak ona: Namaz hutbeden öncedir dedi. .. Onu eliyle değiştirsin" hadisiyle ilgili olarak şöyle bir soru sorulabilir: Ebu Said (r.a.) nasıloldu da böyle bir münkere/kötülüğe karşı çıkmakta gecikti de bu adam ondan önce bu işi yaptı. Cevabı şudur: Mervan'ın hutbeyi öne almayı gösteren sebeplere ilk başladığı sırada Ebu Said'in orada bulunmaması ihtimali vardır. Bundan dolayı bu adam ona karşı çıktı sonra onlar konuşmakta iken Ebu Said içeri girdi. Ebu Said'in ta baştan itibaren arda bulunmakla birlikte kendisi ya da başkası aleyhine tepki göstermesi sebebiyle bir fitnenin ortaya çıkacağından korkmuş olma ihtimali de vardır. Başkasının tepki göstermesiyle onun münkeri değiştirme yükümlülüğü de üzerinden düşmüş oldu fakat diğer adam -mesela- aşireti güçlü olup, kendisi de ona dayandığından hiçbir şeyden korkmadı ya da başka bir sebep dolayısıyla bunu yaptı ya da korkmuş olmakla birlikte kendisini tehlikeye atmış olabilir. Bu gibi durumlarda ise böyle bir şey caizdir hatta müstehaptır. Bir diğer ihtimal de şudur: Ebu Said karşı çıkmak isterken o adam ondan erken harekete geçmiş, Ebu Said de onu desteklemiş olabilir. Allah en iyi bilendir. Diğertaraftan Buhari ve Müslim'in -Allah ikisinden de razı olsun- bayram namazı babında ittifakla tahriç ettikleri bir hadiste belirtildiği üzere minbere çıktığını görünce Mervan' i elinden çeken Ebu Said idi. Her ikisi de birlikte gelmişti. Mervan da ona bu adama verdiği şekilde cevap vermişti. Bunların iki ayrı olayalma ihtimali vardır. Birisi Ebu Said'in başından geçen olay, diğeri ise Ebu Said'in huzurunda adamın başından geçen olay. Allah en iyi bilendir. "Bu adam üzerine düşeni yaptı" ifadesinde ise Ebu Said'in de aynı şekilde bu kötülüğe karşı çıktığı açıkça ifade edilmektedir. EMR-İ Bİ’L-MA’RUF NEHİY ANİ’L-MÜNKER (İyiliği Emretmek ve MünkerilKötülüğü Değiştirmek ) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Onu değiştirsin" emri ümmetin icmaı ile icap (farz) bildiren bir emirdir. İyiliği emredip, kötülükten alıkoymanın vücubunu kitap, sünnet ve ümmetin İcmaı ortaya koymuştur. Aynı zamanda bu, dinin kendisi olan nasihat türündendir. Bu hususta bazı Rafızller dışında muhalefet eden olmamıştır, onların muhalefetlerinin de bir değeri yoktur. Nitekim İmamu'l-Harameyn İmam Ebu'I-Meal1 de böyle demiştir. Onların bu husustaki muhalefetleri önemsenmez çünkü Müslümanlar onlar ortaya çıkmadan önce bunun üzerinde icma etmişlerdir. Bu amelin farziyeti -Mutezile'nin kanaatinin aksine- akıl ile değil, şeriat iledir. Aziz ve celil Allah'ın: "Siz kendinize bakınız eğer siz hidayet bulursanız sapıtanıarın size zararı olmaz" (Maide, 105) buyruğu da bizim sözünü ettiğimiz hükme aykırı değildir çünkü ayetin anlamı ile ilgili olarak muhakkikler tarafından kabul edilmiş doğru açıklama şekli şudur: Eğer sizler yükümlü tutulduğunuz işleri yerine getirecek olursanız başkalarının kusurlu hareket etmesinin size zararı olmaz. Yüce Allah'ın: "Hiçbir nefis bir diğerinin günah yükünü yüklenmez." (İsra, 15) buyruğu gibidir. Durum böyle olduğuna göre kişinin yükümlü kılındığı hususlardan birisi de iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaktır. (2/22) O bunu yerine getirmekle birlikte muhatap olduğu kişi onun dediğini yapmayacak olursa artık bundan sonra emrolunduğunu yerine getiren kimsenin kınanması sözkonusu olmaz çünkü o görevini yerine getirmiş olur. Ona düşen emretmek ve yasaklamaktır, kabul edilmesini sağlamak değildir. Allah en iyi bilendir. Diğer taraftan iyiliği emredip, münkerden alıkoymak farz-ı kifayedir. İnsanların bir kısmı gereğini yerine getirecek olurlarsa diğerlerinden vebal düşer. Fakat herkes onu terk edecek olursa mazeretsiz ve korkusuz olarak onu yapabilecek durumda olan herkes günahkar olur. Bazı hallerde farz-ı ayn olarak muayyen kimseler hakkında sözkonusu olabilir. Bir işin hükmünü kendisinden başka kimsenin bilemediği bir yerde bulunması yahut onu ancak kendisi ortadan kaldırabilecek durumda olması hali gibi. Eşini, çocuğunu ya da kölesini bir münkeri işlerken gören ya da bir marufta kusurlu hareket ettiğini tespit eden kimsenin durumu gibi. İlim adamları {Allah onlardan razı olsun} şöyle demişlerdir: Kendi zannınca fayda vermediğini düşündüğü için iyiliği emredip, münkerden alıkoymak yükümlülüğü mükellefin üzerinden kalkmaz. Aksine (bu düşünceye sahip olsa dahi) bu görevi yerine getirmesi gerekir çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir. Daha önce de ona düşenin iyiliği emredip, kötülüğü yasaklamak olduğu, kabul edilmesini sağlamak olmadığını da belirtmiş idik. Nitekim aziz ve celi! Allah da: "Resule düşen tebliğden başkası değildir." (Maide, 99) buyurmaktadır. İlim adamları buna hamamda ya da başka bir yerde avretini kısmen açmış bir kimseyi göreni ve buna benzer durumu örnek vermişlerdir. Allah en iyi bilendir. İlim adamları der ki: iyiliği emredip, kötülükten alıkoyan kimsenin verdiği emri ya da yasakladığı hususu gereğince yerine getiren, halinde eksiklik bulunmayan bir kişi olması şart değildir. Aksine yerine getirilmesini emrettiği hususu kendisi ihlal etse dahi emretmekle yükümlüdür, vazgeçilmesini söylediği yasağı kendisi işleyen birisi olsa dahi yine yasaklamalıdır çünkü böyle bir kimseye iki görev düşer. Kendisine iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak, bir de başkasına iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak. Bunlardan herhangi birisini gereği gibi yerine getirmeyecek olursa diğerini ihlal edip, yerine getirmemesi onun için nasıl mubah görülebilir? ilim adamları der ki: iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak bu hususta resmi yetkililere ait özel bir görev değildir. Aksine diğer Müslüman fertler için de bunu yapmak caizdir. imamu'l-Harameyn dedi ki: Buna delil Müslümanların kmaıdır çünkü birinci asırda ve ondan sonraki asırda yöneticilerin dışındakiler de bizzat yöneticilere iyiliği emrediyor, onları kötülükten vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Müslümanlar da onların bu yaptıklarını takrir ediyorlar (reddetmiyarlar}dı. Resmi yetki ve görevleri olmadığı halde iyiliği emredip, kötülükten alıkoymakla uğraştıkları için de onları azarlamıyar, onlara çıkışmıyorlardı. Allah en iyi bilendir. Emredip, alıkoyma işini ancak emrettiği ve yasakladığı hususu bilen bir kişi yapar. Bu da emredilen ya da yasaklanan konunun farklılığına göre değişir. Eğer bu iş açık farzlardan ve herkes tarafından bilinen haramlardan ise -namaz, oruç, zina, şarap içmek ve benzeri işler gibi- bütün Müslümanlar bunları bilir. Şayet ince fiil ve sözlerden olup, içtihad ile ilgili hususlardan ise avamın (alim olmayanların) bununla bir ilgileri yoktur, böyle bir şeye tepki göstermek hakları da yoktur. Aksine bu alimlerin görevi ve yetkisindedir. Ayrıca ilim adamları kma ile kabul edilmiş hususlara karşı çıkarlar. Hakkında görüş ayrılığı bulunan hususlarda ise karşı çıkmak sözkonusu değildir çünkü her iki mezhep hakkında da her müçtehid isabet eder hükmü sözkonusudur. Muhakkiklerin pek çoğu ya da çoğunluğuna göre tercih edilen kanaat budur. Bu husustaki diğer görüşe göre ise isabet eden tek kişidir, hata eden ise bizim için muayyen olarak bilinmemektedir. Hata eden hakkında da günah sözkonusu değildir fakat böyle bir kimseye ihtilafın dışına çıkmak için nasihat olmak üzere teşvikte bulunacak olursa bu yapılan iş güzeldir, sevilen ve ayrıca yumuşaklıkla yapılması teşvik edilen bir uygulamadır çünkü ilim adamları eğer bir sünneti ihlal etmeyi yahut başka bir görüş ayrılığı içine düşmeyi gerektirmiyorsa ihtilafın dışınaçıkmayı ittifakla teşvik etmiş bulunuyorlar. Kadıların en kadısı Ebu'l-Hasan el-Maverdi el-Basri eş-Şafii, el-Ahkamu's-Sultaniyye adlı eserinde (2/23) devlet yetkilisinin hisbe görevini verdiği kimse eğer içtihad ehlinden ise insanları fukahanın ihtilaf ettiği konularda kendi mezhebine uygun hareket etmeye zorlamak yetkisi var mıdır yoksa başkasının mezhebine uygun olan hususları değiştirmeye kalkışmamalı mıdır hususunda ilim adamları arasında görüş aynlığı bulunduğunu nakletmektedir. Ona göre daha sahih olan sözünü ettiğimiz sebepler dolayısıyla başkasının mezhebine uygun olan hali değiştirmeye kalkışmayacağıdır çünkü fer'i meselelerde ashab-ı kiram, tabiin ve onlardan sonra gelenler arasında (Allah hepsinden razı olsun) ihtilaf hep görülegelmiş ve ne hisbe görevlisi, ne de bir başkası başkasının yapbğına karşı çıkmamışbr. Aynı şekilde ilim adamları der ki: Müftinin de, hakimin de eğer herhangi bir nassa, bir icmaa yahut açık bir kıyasa muhalif değilse kendisine muhalif kanaatte olanlara itiraz edemez. Allah en iyi bilendir. Şunu bil ki, bu konu yani iyiliği emredip, münkerden alıkoymak ameli uzun zamanlardan bu yana çoğunlukla ihmal edilmiş, bu zamanlarda geriye ondan oldukça az birtakım şekli uygulamalar dışında bir şey kalmamışbr. Halbuki bu husus işi ayakta tutan ve işin en önemli noktasını teşkil eden pek büyük bir husustur. Kötülük çoğalacak olursa ceza iyi olanı da, kötü olanı da kapsamına alır. Eğer ilgili kimseler zalimin elini zulümden alıkoymayacak olurlarsa şanı yüce Allah'ın hepsini cezalandırması uzak değildir. Bu sebeple onun emrine aykırı hareket edenler kendilerine bir fitnenin gelip çatmasından yahut pek büyük bir azabın isabet etmesinden sakınmalıdırlar. O halde ahireti isteyen aziz ve celil Allah'ın rızasını elde etmek için uğraşan bir kimsenin bu konuya gereken itinayı göstermesi gerekir çünkü bunun faydası pek büyüktür. Özellikle de bu önemli görevin büyük bir kısmı ihmal edilmiş bulunmaktadır. Bu işe kalkışan kimse niyetini halis kılmalı, mertebesinin yüksekliğinden ötürü herhangi bir kimsenin kendisine göstereceği tepkiden de çekinmemelidir çünkü yüce Allah: 'Y\ndolsun Allah kendi (dini)ne yardım edene yardım edecektir." (Hac, 40); "Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa dosdoğru yola ileti/miş olur." (Al-i İmran, 101); "Bizim yolumuzda mücahede edenlere elbette yollarımızı gösteririz." (Ankebut, 69); "İnsanlar "iman ettik" demeleri ile bırakılıverileceklerini ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun onlardan önce geçenleri biz imtihan etmişizdir. Allah elbette doğru olanları da bilir, yalancı olanları da bilir. " (Ankebut, 2-3) buyurmaktadır. Bilmeli ki mükMat yorgunluğa göredir. Aradaki arkadaşlık, sevgi, müdahale, nezdinde güzel bir konum sahibi olmak, onun yanındaki güzel konumunu sürdürmek gibi bir sebep dolayısıyla da gerekeni emredip yasaklamayı terk etmez çünkü şüphesiz bir kimsenin arkadaşlığı, ona sevgi beslemek, onun lehine bir saygı duymayı ve hak sahibi olmasını gerektirir. Ona nasihatta bulunması, ahirette faydasına olanları ona göstermesi, ahireti için zararlı olacak hallerden onu kurtarmaya çalışması da onun haklarının bir kısmıdır. insanın gerçek arkadaşı ve dostu ise ahiretini mamur etmesi için çalışan kimsedir. isterse bu çalışması sebebiyle dünyasında eksikliğe sebep olsun. Gerçek düşmanı da ahretinin kaybolması ya da eksilmesi için çalışan kimsedir. isterse bundan dolayı dünyasında şekle n bir fayda elde etsin. işte iblisin bize düşman olmasının sebebi de budur. Nebiler de -Allah'ın salat ve selamları hepsine- müminlerin gerçek velileri, dostları idiler. Çünkü nebiler müminlerin ahiret menfaatleri için ve onları bu menfaatlere iletmek için çalışıp çabalamışlardır. Kerim olan Allah'tan bizleri, sevdiklerimizi ve diğer Müslümanları rızasını elde etme muvaffakiyetini ihsan buyurmasını, cömertliğiyle, rahmetiyle hepimizi kuşatmasını dileriz. Allah en iyi bilendir. iyiliği emredip, kötülükten alıkoyan kimsenin istediğini elde edebilme ihtimalinin daha yükselmesi için olabildiği kadar yumuşak olması gerekir. imam Şafii (r.a.) şöyle demiştir: Gizlice kardeşine öğüt veren bir kimse ona samimi olarak nasihat etmiş ve ona güzel bir iyilikte bulunmuş olur. Açıkça öğüt veren bir kimse ise onu rezil etmiş ve onu kötüleştirmiş olur. Çoğu kimsenin bu hususta önemsemediği noktalardan birisi de şudur: Bir kimseyi kusurlu bir mal ya da buna benzer bir şey satarken görecek olursa buna karşı çıkmazlar ve müşteriye o malın kusurunu bildirmezler. (2/24) Halbuki bu apaçı!< bir yanlışlıktır. İlim adamları ise açıkça böyle bir işi bilen kimsenin satıcıya tepki göstermesinin, müşteriye de bunu bildirmesinin gerektiğini açıkça ifade etmişlerdir. Allah en iyi bilendir. iyiliği Emredip Kötülükten Alıkoymanın Mertebeleri Alıkoyup, yasaklamanın nitelik ve mertebelerine gelince, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu sahih hadiste: "E;liyle değiştirsin, gücü yetmezse diliyle, gücü yetmezse kalbiyle (değiştirsin)" buyurmaktadır. Yüce Rasulün: "Kalbiyle" buyruğu ise, kalbinden o işten tiksinsin anlamındadır. Onun bu hali o kötülüğü ortadan kaldırmak ve onun münkeri değiştirmesi değildir. Ama onun yapabileceği bu kadardır. "Bu ise imanın en zayıfıdır" buyruğunun anlamı da -Allah en iyi bilendir- neticesi en az olandır, demektir. Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Bu hadis (şeriata uygun olmayanı) değiştirmenin niteliği hakkında önemli bir asıl dayanaktır. Buna göre değiştirmek isteyen kimsenin değiştireceği şeyi söz ya da fiil ile ortadan kaldırma imkanını bulabildiği her bir şekil ile değiştirmek hakkına sahiptir. Batılın aletlerini kırar, bizatihi sarhoşluk veren içkiyi döker ya da bu işi yapacak kimseye emir verir, gaspedilmiş malları gaspedenlerin elinden çekip alır, onları bizzat sahiplerine geri verir ya da imkanı olursa emir vererek bu işleri yaptırır. Değiştirme eylemini yaparken elinden geldiği kadar cahil kimseye ve şerrinden korkulan güçlü zalime yumuşak muamele eder çünkü böylesi onun sözünün kabul edilme ihtimalini daha da yükseltir. Aynı şekilde bu işi üstlenecek kimsenin bu anlamdan ötürü salih ve fazilet ehli kimselerden olması müstehabtır. Günahına dalıp giden ve batıl işlemekte aşırıya kaçan kimseye de -eğer sert davranmasının etkili olacağından emin olursa- başkalarına davrandığından daha sert bir şekilde ona tepki gösterir, münkerini değiştirmesini sağlar çünkü kendisi bu durumda zalim in tasallutuna karşı korunmuş haldedir. Eğer eliyle değiştirmesinin kendisinin öldürülmesi ya da bu sebeple başkasının öldürülmesi gibi daha ağır bir münkere sebep teşkil edeceğine dair kanaati ağır basarsa eliyle değiştirmeye kalkışmaktan uzak durur, dil ile değiştirmek, öğüt vermek ve korkutmakla yetinir. Eğer söz söylemesinin de benzeri bir zarar vereceğinden korkarsa kalbiyle değiştirir ve bu hususta onun için genişlik vardır. Yüce Allah'ın izniyle hadisten kasıt işte budur. Eğer bu husı!sta yardımını alacağı kimse bulacak olursa onun bu hali silah kullanmaya ya da çatışmaya götürmediği sürece başkasının yardımını alır. (Eğer böyle bir sonuç verecekse) o takdirde bu durumu -münker eğer başkaları tarafından işleniyorsa- yetkili kimseye bildirir yahut onu kalbiyle değiştirmekle yetinir. İşte -isterse öldürülmesine sebep olsa ve ona her türlü eziyet bundan dolayı yapılsa dahi- açıkça münkeri değiştirmenin gerekli olduğunu kabul edenlerin kanaatinin aksine bu meselenin fıkhi incelikleri ve bu hususta doğru uygulama şekli ilim adamlarına ve muhakkiklerine göre budur. Kadı {rahimehullah)'ın sözleri burada sona ermektedir. İmamu'l-Harameyn (rahimehullah) diyor ki: Büyük günah işleyen bir kimse -eğer sözlü olarak ondan vazgeçmiyor ise iş çarpışmaya ve silah çekmeye götürmeyecek ise- onu (fiilen) alıkoymak raiyenin fertleri için uygun görülen bir davranıştır ama iş o noktaya kadar varacaksa o takdirde konu sultanı (devletin yetkili otoritesini) ilgilendiren bir husustur. Zamanın valisi haksızlık yapıp, zulmü ve gaddarlığı açıkça ortaya çıkacak ve yaptığı kötü işlerden söylenen sözle geri kalmayacak olursa o takdirde hal ve akd ehli olan kimselerin -silah çekmek ve savaşmak yoluyla dahi olsa- onu görevinden almak üzere anlaşıp ittifak etmeleri gerekir. -İmamu'l-Harameyn'in sözleri burada sona ermektedir. - İmamu'l-Harameyn'in yöneticinin görevden alınması ile ilgili sözünü ettiği bu hüküm oldukça gariptir. Bununla birlikte onun bu açıklaması onun kötülüğünden daha büyük bir kötülüğü doğuracağından korkulmaması hali ile ilgili olarak yorumlanır. (2/25) (İmamu'l-Harameyn ayrıca) dedi ki: İyiliği emreden kimsenin araştırmaya, gizlilikleri ortaya çıkarmak için çalışmaya, tecessüs yapmaya, zan ile hareket ederek evlere baskın yapmaya hakkı yoktur. Aksine özel bir çaba harcamaksızın bir münkeri tespit ederse (onu değiştirmeye kalkar). -Bu İmamu'l-Harameyn'in sözüdür.- Kadıların en kadısı Maverdi de şöyle diyor: Hisbe görevlisinin açıkça işlenmeyen haramları (zandan hareketle) araştırmak hakkı yoktur. Herhangi bir emare yahut ortaya çıkmış izlerden hareketle bir topluluğun bu işi gizlice yaptıkları zannı ağır bir kanaat halini alması iki türlü sözkonusu olur. Birincisi böyle bir kanaatin telafi edilmesi imkanı ortadan kalkacak şekilde bir haramın çiğnenmesi suretiyle ortaya çıkabilir, doğru söylediğinden emin olduğu bir kişinin bir adamın bir başka adamı öldürmek maksadıyla yahut bir kadını onunla zina etmek amacıyla kıstırdığını haber vermesi halinde olduğu gibi telafi edilemeyecek bir halin ortaya çıkma korkusu ile tecessüs yapması, durumu açığa çıkarmaya kalkışıp araştırması aynı şekilde eğer bu hali görevi olmadığı halde nafile (ibadet olarak) yapan muhtesib dışındaki bir kimse de öğrenecek olursa durumu açığa çıkarmaya kalkışmaları ve bunu değiştirmek için uğraşmaları da caiz olur. İkinci tür ise bu halden daha geri ve daha hafif olan bir haldir. Bu takdirde ise kişi hakkında tecessüste bulunmak da caiz değildir, onun üzerindeki örtüleri açmak da caiz değildir. Eğer bir evden eğlence seslerini duyacak olursa, evin dışında bunu tepki ile karşılayıp, değiştirmeye çalışır, eve girip baskın yapmaz çünkü münker açıkça ortadadır. Onun gizli olanı açığa çıkarmak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Maverdi, el-Ahkamu's-Sultaniyye adlı eserinin sonlarında hisbe ile alakalı güzel bir bab açmıştır. Bu babın kapsamında iyiliği emredip, münkerden alıkoymak ile ilgili birtakım kaideler yer almaktadır. Biz burada bunların ana maksatlarına işaret ettik ve bu hususta geniş açıklamalarda bulunduk. Buna sebep ise bu konunun faydasının büyüklüğü, ona çokça ihtiyaç duyulması ve İslam'ın kaidelerinin en büyüklerinden olmasıdır. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، كِلاَهُمَا عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، - وَهَذَا حَدِيثُ أَبِي بَكْرٍ - قَالَ أَوَّلُ مَنْ بَدَأَ بِالْخُطْبَةِ يَوْمَ الْعِيدِ قَبْلَ الصَّلاَةِ مَرْوَانُ فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ فَقَالَ الصَّلاَةُ قَبْلَ الْخُطْبَةِ . فَقَالَ قَدْ تُرِكَ مَا هُنَالِكَ . فَقَالَ أَبُو سَعِيدٍ أَمَّا هَذَا فَقَدْ قَضَى مَا عَلَيْهِ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإِيمَانِ " .
Bize Ebu Kureyb Muhammed b. el-Ala da dedi ki: Bize Ebu Muaviye tahdis edip dedi ki: Bize A'meş, İsmail b. Reca'dan tahdis etti. O babasından, o Ebu Said el-Hudri'den (diye) rivayet etti. Ayrıca (A'meş, İsmail'den, o) Kays b. Müs!im'den, o Tarık b. Şihab'dan, o Ebu Said el-Hudri'den Mervan ile ilgili olayı ve Ebu Said'in Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye naklettiği hadisi (bundan önceki) Şu'be ve Süfyan'ın hadisi ile aynen nakletti. Tahric bilgisi 175 ile aynı NEVEVİ ŞERHİ: "Dize Ebu Kureyb tahdis etti. .. Ebu Said' den" Senedinde "ve Kays' dan" ifadesi İsmail'e atfedilmiştir. Yani bunu A'meş, İsmail'den, o Kays'dan diye rivayet etmiştir demektir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ رَجَاءٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَعَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، فِي قِصَّةِ مَرْوَانَ وَحَدِيثِ أَبِي سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ شُعْبَةَ وَسُفْيَانَ .
Bana Amru'n-Nakıd ile Ebu Bekir b. en-Nadr ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Bu lafız Abd (b. Humeyd) indir. Dedilerki: Bize Yakub b. İbrahim b. Sa'd rivayet etti. Dedi ki: Bana babam, Salih b. Keysan'dan, o da el-Haris'den, o da Ca'fer b. AbdiIIah b. el-Hakem den, o da Abdurrahman b. el-Misver'den, o da Ebu Rafi'den o da Abdullah b. Mes'ud'dan rivayete etti ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (1/69b) şöyle buyurdu: ''Allah benden önce hangi ümmete ne kadar nebi gönderdiyse mutlaka o nebinin ümmeti arasından havarileri ve ashabı olmuştur. Bunlar onun sünnetini uyguluyor, emrine uyuyorlardı. Sonra bunların arkasından kötü halefler gelir, yapmadıklarını söyler, emrolunmadıklarını yaparlar. Bunlara karşı eliyle cihad eden mümindir. Onlara karşı diliyle cihad eden de mümindir, onlarla kalbiyle cihad eden de mümindir. Ama bunun ötesinde hardal tanesi dahi olsa iman diye bir şey yoktur. " Ebu Rafi' dedi ki: Ben Abdullah b. Ömer'e (bu hadisi) naklettim, o bunu kabul etmedi. Sonra İbn Mes'ud gelerek (Medine'nin) Kanat vadisinde konakladı. Abdullah b. Ömer onu hasta ziyaretine giderken benim de arkasından gelmemi istedi. Ben de onunla birlikte gittim. Oturduktan sonra İbn Mes'ud'a bu hadisi sordum, o da ben onu İbn Ömer'e tahdis ettiğim şekilde o hadisi bana nakletti. Salih dedi ki: Ebu Rafi'den de buna yakın bir hadis rivayet edilmiştir. Bunu yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9602 AHMED D. AÇIKLAMASI AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: "Salih b. Keysan ... Hardal tanesi (kadar) dahi imandan eser yoktur. .. Salih dedi ki. .. Ebu Rafi' den tahdis edildi." Senette geçen Haris, İbn Fudayl el-Ensari el-Hatmi Ebu Abdullah el-Medeni' dir. Sahabi Abdurrahman b. Ebu Kurab'dan nakletmiştir. Yahya b. Main o sika birisidir demiştir. Ebu Rafi ise Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in azatlısıdır. En sahihi adının Eslem olduğudur. İbrahim olduğu, Hürmüz olduğu söylendiği gibi, Sabit olduğu, Yezid olduğu da söylenmiştir. Ancak adının Yezid olduğu gariptir, bunu İbnu'l-Cevzi "Camiu'l-Mesanid" adlı eserinde nakletmektedir. Bu isnatta bir incelik vardır ki o da biri diğerinden rivayeti nakleden tabiinden dört kişinin bir arada bulunmasıdır. Bunlar Salih, Haris, Cafer ve Abdurrahman' dır. Benzeri bir senet daha önceden de geçmişti. Ben bu hususta -yüce Allah'a hamdolsun ki- çeşitli rubaiyat hadislerini bir arada ihtiva eden bir cüz derlemiş bulunmaktayım. Bu rubaiyat arasında biri diğerinden rivayet nakleden dört sahabi yine biri diğerinden rivayet nakleden dört tabiinin rivayetleri de vardır. Müslim'in: "Salih dedi ki: Ebu Rafi'den buna yakın rivayet tahdis edildi" ifadesi hakkında Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Bunun anlamı şu ki, Salih b. Keysan dedi ki: Bu hadis Ebu Rafi'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye senedinde İbn Mesud zikredilmeksizin de rivayet edilmiştir. Nitekim bunu Buhari bu şekilde et-Tarih' inde muhtasar olarak Ebu Rafi'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye zikretmiş bulunmaktadır. Ebu Ali el-Ceyyanı de Ahmed b. Hanbel (rahimehullah)'den şöyle dediğini nakletmektedir: Bu hadis mahfuz değildir. Ayrıca bu sözler İbn Mesud'un sözlerine benzememektedir. İbn Mesud benimle karşılaşacağınız vakte kadar sabrediniz, der. -Bu ifadeler Kadı lyaz (rahimehullah)'ın ifadeleridir.- Şeyh Ebu Amr İbnu's-Salah da şöyle diyor: Ahmed b. Hanbel (rahimehullah) bu hadisi kabul etmemiştir. Halbuki burada adı geçen Haris'ten sika bir topluluk hadis rivayet etmiştir. Bununla birlikte onun zayıf raviler ile ilgili kitaplarda sb~konusu edildiğini de görmedik. İbn Ebu Hatim'in kitabında Yahya b. Main' den onun sika olduğunu söylediği nakledilmektedir. Diğer taraftan Haris bu hadisi tek başına (münferiden) rivayet etmiş de değildir. Aksine Salih b. Keysan'ın zikredilen sözünden de anlaşıldığı gibi ona mutabaatta bulunulmuştur. İmam Darakutni (rahimehullah) el-İlel adlı kitabında bu hadisin daha başka vecihlerden de rivayet edildiğini belirtmektedir. Bunlardan birisi Ebu Vakid el-leysl'nin, İbn Mesud'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye naklettiği rivayettir. Onun: "Bana kavuşuncaya kadar sabredin" buyruğuna gelince, bu iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaktan ötürü kan dökmeyi ya da fitneleri uyandırmayı yahut benzeri bir hali gerektirmeyen durumlarda sözkonusudur. Hadiste zikredilen batıl işleyenlere karşı elle ve dil ile cihadın teşvikine gelince, bu da ayrıca bir fitneyi körüklemeyi gerektirmeyen hallerde sözkonusudur. Bununla birlikte bu hadis geçmiş ümmetler hakkında zikredilmiştir. Bu hadisin lafızlarında bu ümmetten söz edilmemektedir. Şeyh Ebu amr b. es-Salah'ın sözleri burada sona ermektedir. Dediği gibi bu husus açıkça ortadadır. Bununla birlikte İmam Ahmed (rahimehullah)'ın bu husustaki tenkidi gerçekten şaşılacak bir husustur. Allah en iyi bilendir. (Hadiste) sözkonusu edilen "havariler"e gelince, onların hakkında ihtilaf edilmiştir. el-Ezheri ve başkaları havariler nebilerin en has yakınları ve seçkinleridir. Her türlü ayıptan arındırılmış halis kimselerdir. Başkaları ise: Nebilerin yardımcılarıdır derken, mücahidler oldukları, ondan sonra halife olabilmeye elverişli kimseler oldukları da söylenmiştir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sonra onların arkasından birtakım (kötü) halefler gelir" buyruğunda geçen ve "sonradan gelenler" anlamındaki "el-huluf" kelimesi kötü bir şekilde halef olan kimse demek olan "half"in çoğuludur. Lam harfi fethalı olursa hayırlı bir şekilde halef olan kişi demek olur. Daha meşhur olan anlam ve telaffuz şekli budur. Dilcilerden aralarında Ebu Zeyd'in de bulunduğu birtopluluk hatta topluluklar şöyle demektedir: Bunların her birisi için half denilebilir. Kimileri ise half kullanımını şer için caiz kabul ederken, hayır halef için ise "half" denilmesini caiz kabul etmen:ıişlerdir. "Kanate indi." Tahkik edilmiş bazı asıl nüshalarda bu şekilde "kanat" şeklindedir. (2/28) Bu kelime alem (özel isim) ve müennes olduğundan dolayı munsarıf değildir. Ebu Abdullah el-Humeydi, el-Cem' beyne's-Sahihayn adlı eserinde bunu böylece zikretmiştir. çoğu asıllarda ve Müslim kitabını rivayet edenlerin çoğunluğu bu kelimeyi "(.s~): Avlusunda" diye rivayet etmişlerdir ki bu da evlerin ve meskenlerin arasındaki (boş) yere denilir. Ebu Avane elİsferaini de bunu böylece rivayet etmiştir. Kadı Iyaz ise es-Semerkandi'nin rivayetinde "kanat" şeklindedir, doğrusu budur. Kanaat ise Medine mallarından bir malın bulunduğu vadilerden bir vadidir demektedir. Cumhurun (.s~) avlusunda şekildeki rivayeti ise hatadır ve tashifdir. "Onun hidayetine uyar" buyruğu, onun yolunu ve gidişini izlerler, demektir
حَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ النَّضْرِ وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ - وَاللَّفْظُ لِعَبْدٍ - قَالُوا حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ الْحَارِثِ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْمِسْوَرِ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ فِي أُمَّةٍ قَبْلِي إِلاَّ كَانَ لَهُ مِنْ أُمَّتِهِ حَوَارِيُّونَ وَأَصْحَابٌ يَأْخُذُونَ بِسُنَّتِهِ وَيَقْتَدُونَ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِنَّهَا تَخْلُفُ مِنْ بَعْدِهِمْ خُلُوفٌ يَقُولُونَ مَا لاَ يَفْعَلُونَ وَيَفْعَلُونَ مَا لاَ يُؤْمَرُونَ فَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِيَدِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِلِسَانِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِقَلْبِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَيْسَ وَرَاءَ ذَلِكَ مِنَ الإِيمَانِ حَبَّةُ خَرْدَلٍ " . قَالَ أَبُو رَافِعٍ فَحَدَّثْتُهُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَأَنْكَرَهُ عَلَىَّ فَقَدِمَ ابْنُ مَسْعُودٍ فَنَزَلَ بِقَنَاةَ فَاسْتَتْبَعَنِي إِلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ يَعُودُهُ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ فَلَمَّا جَلَسْنَا سَأَلْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَحَدَّثَنِيهِ كَمَا حَدَّثْتُهُ ابْنَ عُمَرَ . قَالَ صَالِحٌ وَقَدْ تُحُدِّثَ بِنَحْوِ ذَلِكَ عَنْ أَبِي رَافِعٍ .
Bu hadisi bana Ebu Bekir b. İshak b. Muhammed de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Ebi Meryem haber verdi. (Dedi ki): Bize Abdülaziz b. Muhammed rivayet etti. Dedi ki: Bana el-Haris b. el-Fudayl el-Hatmiy Ca'fer b. Abdillah b. el-Hakem'den, o da Abdurrahman b. el-Misver b. Mabrama'dan, o da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in azatlısı Ebu Rafi'in Abdullah b. Mes’ud (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Gösterdiği hidayet yoluyla hidayet bulan, sünnetine uyan havarileri olmamış hiçbir nebi yoktur" diye, hadisi Salih'in hadisi gibi rivayet etti. Ancak İbn Mesud'un gelişini ve İbn Ömer'in de onunla bir araya gelişini sözkonusu etmemiştir. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9602 AHMED D. AÇIKLAMASI İÇİN buraya tıklatın NEVEVİ ŞERHİ: Müslim (rahimehullah)'ın: "İbn Mesud'un gelişini ve İbn Ömer'in onunla bir araya gelişini sözkonusu etmedik" ifadesine gelince, bu el-Hariri'nin Durretu'l-Gawas adlı eserinde doğru bulmadığı ifadelerinden olup şöyle demiştir: "İçtemea fulanun mea fulan: Filan, filan ile birlikte bir araya geldi" denilmez. Ancak "içtemea fulanın ve fulan: Filan ve filan bir araya geldi" denilir demiştir. Ancak Cevheri ona muhalefet ederek es-Sıhah adlı eserinde (US ~ ••..••..• l.:-) ibaresinin, onunla birlikte bir araya geldi anlamında ku1lanılabileceğini söylemiştir
وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْحَارِثُ بْنُ الْفُضَيْلِ الْخَطْمِيُّ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، مَوْلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا كَانَ مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ كَانَ لَهُ حَوَارِيُّونَ يَهْتَدُونَ بِهَدْيِهِ وَيَسْتَنُّونَ بِسُنَّتِهِ " . مِثْلَ حَدِيثِ صَالِحٍ وَلَمْ يَذْكُرْ قُدُومَ ابْنِ مَسْعُودٍ وَاجْتِمَاعَ ابْنِ عُمَرَ مَعَهُ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis edip dedi ki: Bize Ebu Usame tahdis etti. (H) Bize İbn Numeyr de tahdis edip dedi ki: Bize babam tahdis etti. (H) Bize Ebu Kureyb de tahdis edip dedi ki: Bize İbn İdris tahdis etti. Hepsi İsmail b. Ebu Halid'den (H) Bize Yahya b. Habib Harisı de -lafız onun olmak üzere- tahdis edip dedi ki: Bize Mu'temir, İsmail' den şöyle dediğini tahdis etti: Kays'ı, Ebu Mesud'dan şöyle dedi diye rivayet ederken dinledim: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Eliyle Yemen'e doğru işaret edip şöyle buyurdu: "Dikkat edin şüphesiz iman bu taraftadır. Muhakkak sertlik ve katı kalplilik de develerin kuyrukları dibinde bağrışıp çağıran {ekincillarda ve şeytanın boynuzlarının çıktığı Rabia ile Mudarlılardadır. " Diğer tahric: Buhari, 3126, 3307, 4126, 4997; Tuhfetu'l-Eşraf, 10005 AÇIKLAMALAR 53.sayfa’da}
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، كُلُّهُمْ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ سَمِعْتُ قَيْسًا، يَرْوِي عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ أَشَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ نَحْوَ الْيَمَنِ فَقَالَ " أَلاَ إِنَّ الإِيمَانَ هَا هُنَا وَإِنَّ الْقَسْوَةَ وَغِلَظَ الْقُلُوبِ فِي الْفَدَّادِينَ عِنْدَ أُصُولِ أَذْنَابِ الإِبِلِ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنَا الشَّيْطَانِ فِي رَبِيعَةَ وَمُضَرَ " .
Bize Ebu Rabi' ez-Zehrani tahdis etti, bize Hammad bildirdi. Bize Eyyub tahdis etti, bize Muhammed, Ebu Hureyre'den şöyle dediğini tahdis etti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Yemenliler geldi, onlar kalpleri en ince olanlardır. İman Yemenlidir, fıkıh Yemenlidir, hikmet Yemenlidir. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf
حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، أَنْبَأَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " جَاءَ أَهْلُ الْيَمَنِ هُمْ أَرَقُّ أَفْئِدَةً الإِيمَانُ يَمَانٍ وَالْفِقْهُ يَمَانٍ وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ " .
Bize Muhammed b. el-Müsenna tahdis etti. Bize İbn Ebu Adiyy tahdis etti. (H) Bana Amr en-Nakid de tahdis etti. Bize İshak b. Yusuf el-Ezrak tahdis etti. Her ikisi (Amr ile İshak), İbn Avn'dan, o Muhammed'den, o Ebu Hureyre' den şöyle dediğini nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu deyip, hadisi aynen zikretti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، ح وَحَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْرَقُ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .