Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Müslim · 1. Bölüm
430 hadis, 15 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis33 dk okuma
Bana Ebu'r-Rabi' ez-Zehrami de tahdis etti. eş-Şeybani dedi ki: Ben Zirr b. Hubeyş'e Aziz ve Celil Allah'm: "Böylece iki yay (boyu) kadar veya daha da yaklaştı." (Necm, 9) buyruğu hakkında sordum. Şöyle dedi: Bana İbn Mesud'un haber verdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Cebrail'i altı yüz kanatlı olarak gördüğünü haber verdi. Diğer tahric: Buhari, 4856, 4857, 3232, 3272; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا عَبَّادٌ، - وَهُوَ ابْنُ الْعَوَّامِ - حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، قَالَ سَأَلْتُ زِرَّ بْنَ حُبَيْشٍ عَنْ قَوْلِ اللَّهِ، عَزَّ وَجَلَّ { فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ مَسْعُودٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى جِبْرِيلَ لَهُ سِتُّمِائَةِ جَنَاحٍ .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs b.. Ğıyâs, Şeybani'den, o da Zirr'dan, o da Abdullah'tan naklen rivayet etti. Abdullah (b. Mesud) dedi ki: "Gözüyle gördüğünü kalp yalanlamadı." (Necm, 11) buyruğu hakkmda: Cebrail (aleyhisselam)'ı altı yüz kanatlı gördü
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ زِرٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ { مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى} قَالَ رَأَى جِبْرِيلَ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - لَهُ سِتُّمِائَةِ جَنَاحٍ .
Bize Ubeydullah b. Mu'az el Amberi rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti dediki: Bize Şube, Süleyman eş-Şeybani'den rivayet etti, o da Zirr b. Hubeyş, Abdullah'tan yüce Allah'ın: "Andolsun ki Rabbinin büyük ayetlerinden görmüştür." (Necm, 53/18) buyruğu hakkında: Cebrail'i asıl suretinde altı yüz kanatlı olarak gördü, dediğini nakletmektedir. Tahric bilgisi 432'nin olduğu gibi 431 ile aynı. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: "Malik b. Miğvel, ez-Zubeyr b. Ali'den tahdis etti. O Talha'dan, o Murre'den" Talha, Musarrif'in oğludur. Bu ravilerin üçü yani ez-Zubeyr, Talha ve Murre tabiinden olup, Kufelidirler .. "Sidreti'I-MünteM'ya kadar götürüldü. O altıncı semadadır." Evet, bütün asıl nüshalarda bu şekilde "altıncı sema" denilmektedir. Ama daha önce Enes'in rivayet ettiği başka hadislerde yedinci semanın üstünde olduğu geçmiş bulunmaktadır. Kadı (İyaz) der ki: "Bunun yedinci semada olduğu daha sahih ve çoğunluğun görüşüdür. Anlamı ve "el-münteha" diye adlandınıması da bunu gerektirmektedir." Derim ki: Bu iki farklı rivayetin şöyle telif edilmesi mümkündür: Bunun kökü altıncı semada, büyük bir bölümü de yedinci semada olabilir. Çünkü bu ağacın son derece büyük olduğu bilinen bir husustur. Halil-Allah'ın rahmeti ona- bu yedinci semada bir Sidre ağacıdır, gölgesi semalan ve cenneti kaplamıştır. Kadı İyaz -Allah'ın rahmeti ona- 'ın zahiren görülen iki nehir olan Nil ve Fırat'ın Sidretu'l-Münteha'nın dibinden çıkması, bu ağacın kökünün yerde olmasını gerektirir şeklindeki sözünü de nakletmiş bulunmaktayız. Onun bu dediği kabul edilecek olursa bu sözünü de açıkladığımız şekilde yorumlamak mümkün olur. (3/2) Allah en iyi bilendir. "Ümmeti arasından Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamış olanlara elMukhimat (denilen büyük günahlar)ı bağışlandı." Mukhimat büyük günahlar demektir ki, kendilerini işleyen kimseyi helak edip, cehenneme götüren ve onların oraya atılmasına sebep olan büyük günahlardır. Tekahhum da helak edici şeylere düşmek demektir. Buradaki ifadelerin anlamı da şudur: Bu ümmetten Allah'a şirk koşmaksızın ölen kimseye helak edici günahlar bağışlanır. Bunların bağışlanmasından maksat -Allah en iyi bilendir- müşriklerden farklı olarak cehennemde ebediyen kalmayacağıdır. Yoksa hiçbir şekilde azap edilmeyeceği kastedilmemektedir. Çünkü şeriatın nasları ve ehl-i sünnetin icmaı, muvahhidler arasından bazı isyankar kimselerin azaba uğratılacağını ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu buyrukla ümmet arasından özelolarak bir kesimin kastedilme ihtimali de vardır. Yani bu ümmetin bazılarının helak edici günahları mağfiret olunur. Bu da Arap dilinde "men" lafzı mutlak olarak genelliği gerektirmez, diyenlerin kanaatine göre ve aynı şekilde emir ve yasakta geneli gerektirse dahi haber ifadelerinde gerektirmez, diyenlerin görüşlerine göre açıkça anlaşılır bir husustur. Bununla birlikte tercih edilen kanaat olan bu lafzın, kayıtsız ve şartsız olarak genellik ifade ettiğini kabul edenlerin kanaatine göre sahih olarak açıklanması da mümkündür, çünkü özel bir kesimin kastedildiğine dair delil bulunmaktadır. Bu da (3/3) bizim bu hususta bulunduğunu söylediğimiz naslar ve iemadır. Allah en iyi bilendir. 431 – 446 NEVEVİ ŞERHİ 179.sayfada
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ الشَّيْبَانِيِّ، سَمِعَ زِرَّ بْنَ حُبَيْشٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ { لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى} قَالَ رَأَى جِبْرِيلَ فِي صُورَتِهِ لَهُ سِتُّمِائَةِ جَنَاحٍ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet ett. (Dediki): Bize Ali b. Müshir, Abdulmelik'ten, o da Ata'dan, o da Ebu Hureyre'den rivayet etti. Ebu Hureyre yüce Allah'ın: ''Andolsun ki onu diğer bir inişinde de görmüştü." (Necm, 13) buyruğu hakkında: Cebrail'i gördü demiştir. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14184 DAVUDOĞLU 434 – 441 ŞERHİ 177.sayfada. 431 – 446 NEVEVİ ŞERHİ 179.sayfada
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، { وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى} قَالَ رَأَى جِبْرِيلَ .
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs'Abdulmelik'ten, o da Âtâ'dan, o da İbni Abbas'tan naklen rivayet ettiki İbni Abbas: «Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu kalbi ile gördü» demiş. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ رَآهُ بِقَلْبِهِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Sa'id el-Eşecc hep birden Veki'den rivayet ettiler. Eşecc dedi ki: Bize Vekî' rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, Ziyad b. Husayn Ebu Cehme'den, o da Ebu'l-Âliye'den, o da İbni Abbas'tan naklen rivayet etti ki İbni Abbas : «Onun gördüğünü gönül yalanlamadı, yemin olsun ki, onu bir başka inişte de gördü.» âyetleri hakkında onu kalbi ile iki defa gördü demiştir. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ جَمِيعًا عَنْ وَكِيعٍ، - قَالَ الأَشَجُّ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، - حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ زِيَادِ بْنِ الْحُصَيْنِ أَبِي جَهْمَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ { مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى} { وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى} قَالَ رَآهُ بِفُؤَادِهِ مَرَّتَيْنِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs.b. Gıyâs A'meş'ten rivayet etti. A'meş: Bize Ebu Cebine bu isnadla rivayet etti demiş. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 5423 DAVUDOĞLU 434 – 441 ŞERHİ 177.sayfada. 431 – 446 NEVEVİ ŞERHİ 179.sayfada
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، حَدَّثَنَا أَبُو جَهْمَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Bana Zuheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize İsmail b. İbrahim Davud'tan, o da Şa'bi'den, o da Mesruk'tan naklen rivayet etti. Mesruk dedi ki: Aişe'nin yanında yaslanmış bulunuyordum. Şöyle dedi: Ey Ebu Aişe üç şeyden birisini kim söylerse Allah'a büyük bir iftirada bulunmuş olur, dedi. Ben: Hangileridir, dedim. O: Muhammed'in Rabbini gördüğünü iddia eden bir kimse Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur, dedi. (Mesruk) dedi ki: Yaslanmış iken oturdum. Ey müminlerin annesi, bana bir mühlet ver ve acele etme. Aziz ve Celil Allah: "Andolsun ki onu apaçık ufukta görmüştür. " (Tekvir, 23); ''Andolsun ki onu diğer bir inişinde görmüştü." (Necm, 13) buyurmuyor mu, dedim. Aişe: Bunu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' e bu ümmet arasında soran ilk kişi benim. O şöyle buyurdu, dedi: "O (sözü edilen kişi) Cebrail'dir. Onu yalnız bu iki defa yaratıldığı sureti üzere gördüm. Onu semadan inerken hilkatinin büyüklüğü yer ile gök arasını kapatmış olduğu halde gördüm." Sonra (Aişe) şöyle devam etti: Sen yüce Allah'ın: "Gözler onu ihata (idrak) edemez, o ise gözleri kuşatmıştır. O lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır" (En'am, 103) buyruğunu yine: ''Allah bir insanla ancak vahiy yolu ile konuşur. Ya bir perde arkasından yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz o çok yücedir, hikmeti sonsuz olandır." (Şura, 51) buyruğunu hiç duymadın mı? (Devamla) dedi ki: Resulullah (sallallahu a1eyhi ve sellem)'in Allah'ın kitabından bir şeyler gizlediğini iddia eden kimse de Allah'a pek büyük bir iftirada bulunmuştur. Halbuki yüce Allah: "Ey Resul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer böyle yapmazsan onun risaletini tebliğ etmemiş olursun. " (Maide, 5/67) (Ayrıca Aişe) dedi ki: Kim onun yarın neler olacağını haber verdiğini iddia edecek olursa o da Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur; çünkü Allah: "Deki: Göklerde ve yerde olan/ardan gaybı Allah'tan başka kimse bilmez." (NemI, 65) buyurmaktadır.2°O Diğer tahric: Buhari, 4612, 4855, 7380, 7531; Tirmizi, 3068, 3278; Tuhfetu'I-Eşraf
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ دَاوُدَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ كُنْتُ مُتَّكِئًا عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ يَا أَبَا عَائِشَةَ ثَلاَثٌ مَنْ تَكَلَّمَ بِوَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ . قُلْتُ مَا هُنَّ قَالَتْ مَنْ زَعَمَ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم رَأَى رَبَّهُ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ . قَالَ وَكُنْتُ مُتَّكِئًا فَجَلَسْتُ فَقُلْتُ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَنْظِرِينِي وَلاَ تَعْجَلِينِي أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { وَلَقَدْ رَآهُ بِالأُفُقِ الْمُبِينِ} { وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى} . فَقَالَتْ أَنَا أَوَّلُ هَذِهِ الأُمَّةِ سَأَلَ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّمَا هُوَ جِبْرِيلُ لَمْ أَرَهُ عَلَى صُورَتِهِ الَّتِي خُلِقَ عَلَيْهَا غَيْرَ هَاتَيْنِ الْمَرَّتَيْنِ رَأَيْتُهُ مُنْهَبِطًا مِنَ السَّمَاءِ سَادًّا عِظَمُ خَلْقِهِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ إِلَى الأَرْضِ " . فَقَالَتْ أَوَلَمْ تَسْمَعْ أَنَّ اللَّهَ يَقُولُ { لاَ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ} أَوَلَمْ تَسْمَعْ أَنَّ اللَّهَ يَقُولُ { وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ} قَالَتْ وَمَنْ زَعَمَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتَمَ شَيْئًا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ وَاللَّهُ يَقُولُ { يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ} . قَالَتْ وَمَنْ زَعَمَ أَنَّهُ يُخْبِرُ بِمَا يَكُونُ فِي غَدٍ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ وَاللَّهُ يَقُولُ { قُلْ لاَ يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ الْغَيْبَ إِلاَّ اللَّهُ} .
Bize Muhammed b. el-Müsenna da tahdis etti. Bize Abdulvehhab tahdis etti. Bize Davud bu isnad ile İbn Uleyye'nin hadisi rivayetine yakın olarak rivayet etti ve şunları ekledi: Aişe dedi ki: Eğer Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine indirilenlerden bir şey gizlemiş olsaydı şu ayeti gizlerdi: "Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de kendisine nimet ettiğin kimseye: Zevceni nikahında tut ve Allah'tan kork diyordu. Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi ise içinde gizliyor, insanlardan korkuyordu. Halbuki Allah'tan korkman daha uygundu." (Ahzab)
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ ابْنِ عُلَيَّةَ وَزَادَ قَالَتْ وَلَوْ كَانَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم كَاتِمًا شَيْئًا مِمَّا أُنْزِلَ عَلَيْهِ لَكَتَمَ هَذِهِ الآيَةَ { وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِي أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللَّهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللَّهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَاهُ}
Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Babam rivayet etti. Dedi ki: Bize İsmail, Şâbi'den, o da Mesruk'tan naklen rivayet etti. Mesruk dedi ki: Aişe'ye: Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Rabbini gördü mü diye sordum. O: Subhanallah, andolsun bu söylediklerinden dolayı tüylerim diken diken oldu, deyip, hadisi bütünüyle nakletti ama Davud'un hadisi rivayeti daha tam ve daha uzundur. Tahric bilgisi 438 ile aynıdır
حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ هَلْ رَأَى مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم رَبَّهُ فَقَالَتْ سُبْحَانَ اللَّهِ لَقَدْ قَفَّ شَعْرِي لِمَا قُلْتَ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِقِصَّتِهِ . وَحَدِيثُ دَاوُدَ أَتَمُّ وَأَطْوَلُ .
Bize yine İbni Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Usarne rivayet etti. (Dediki): Bize Zekeriyya İbni Eşva'dan, o da Âmir'den, o da Mesruk'tan naklen rivayet etti. Mesruk dedi ki: Aişe'ye yüce Allah'ın: "Sonra yaklaşıp, sarktı. Böylece iki yay (boyu) kadar hatta daha da yaklaştı, kuluna vahyettiğini vahyetti." (Necm, 8-11) buyrukları neyi anlatıyor, dedim. O: Orda kastedilen Cebrail (aleyhisselam)'dır. Ona erkekler suretinde gelirdi, ama burada sözü edilen defa kendisine asıl suretinde gelmiş ve göğün ufkunu kapatmıştı, dedi. Diğer tahric: Buhari, 4234; Tuhfetu'l-Eşraf, 17618 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın 431 – 446 NEVEVİ ŞERHİ 179.sayfada
وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنِ ابْنِ أَشْوَعَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ فَأَيْنَ قَوْلُهُ { ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى * فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى * فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى} قَالَتْ إِنَّمَا ذَاكَ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْتِيهِ فِي صُورَةِ الرِّجَالِ وَإِنَّهُ أَتَاهُ فِي هَذِهِ الْمَرَّةِ فِي صُورَتِهِ الَّتِي هِيَ صُورَتُهُ فَسَدَّ أُفُقَ السَّمَاءِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Veki', Yezid b. İbrahim'den, o da Katade'den, o da Abdullah b. Şaktk'ten, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: Rabbini gördün mü, dedim. O: "(O) bir nurdur, onu nasıl görebilirim" buyurdu. Diğer tahric: Tirmizi, 3282; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَلْ رَأَيْتَ رَبَّكَ قَالَ " نُورٌ أَنَّى أَرَاهُ " .
Bize Muhammed b. Beşşar rivayet etti. (Dediki): Bize Muaz b. Hişam rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. H. Bana Haccac b. eş-Şair de rivayet etti. (Dediki): Bize-Aftan b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmam rivayet etti. Bunların ikiside Katade'den, o da Abdullah b. Şakik'ten naklen rivayet etmişlerdir. Abdullah demiş ki: Ebu Zerr'e: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i görseydim ona muhakkak soracaktım, dedim. Ebu Zerr: Ona neyi soracaktın, dedi. Ben: Rabbini gördün mü diye soracaktım, dedi. Ebu Zerr: Ben ona (bunu) sordum. O: "Ben bir nur gördüm" buyurdu, dedi. Tahric bilgisi 442 ile aynı. DAVUDOĞLU VE 431 – 446 NEVEVİ ŞERHİ 179.sayfada
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، كِلاَهُمَا عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي ذَرٍّ لَوْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَسَأَلْتُهُ فَقَالَ عَنْ أَىِّ شَىْءٍ كُنْتَ تَسْأَلُهُ قَالَ كُنْتُ أَسْأَلُهُ هَلْ رَأَيْتَ رَبَّكَ قَالَ أَبُو ذَرٍّ قَدْ سَأَلْتُ فَقَالَ " رَأَيْتُ نُورًا " .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Kureyb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Ebu Muaviye rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş Amr b. Murra'dan, o da Ebu Ubeyde'den, o da Ebu Musa'dan naklen rivayet etti. Ebu Musa dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize kalkıp bir hutbe verdi ve beş hususu dile getirip şöyle buyurdu: "Muhakkak Aziz ve Celil Allah uyumaz, onun uyuması da gerekmez. O adalet terazisini alçaltır ve yükseltir. Gecenin ameli ona gündüzün amelinden önce, gündüzün ameli de gecenin amelinden önce yükseltilir. Onun hicabı nurdur. -Ebu Bekr'in rivayetinde: nardır- eğer onu açacak olursa yüzünün nurunun parıltıları basarının değdiği bütün mahlukatını yakardı. " Ebu Bekr'in, A'meş'ten diye naklettiği rivayetinde: Bize tahdis etti, dememiştir. Diğer tahric: İbn Mace, 195, 196; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِخَمْسِ كَلِمَاتٍ فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لاَ يَنَامُ وَلاَ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَنَامَ يَخْفِضُ الْقِسْطَ وَيَرْفَعُهُ يُرْفَعُ إِلَيْهِ عَمَلُ اللَّيْلِ قَبْلَ عَمَلِ النَّهَارِ وَعَمَلُ النَّهَارِ قَبْلَ عَمَلِ اللَّيْلِ حِجَابُهُ النُّورُ - وَفِي رِوَايَةِ أَبِي بَكْرٍ النَّارُ - لَوْ كَشَفَهُ لأَحْرَقَتْ سُبُحَاتُ وَجْهِهِ مَا انْتَهَى إِلَيْهِ بَصَرُهُ مِنْ خَلْقِهِ " . - وَفِي رِوَايَةِ أَبِي بَكْرٍ عَنِ الأَعْمَشِ وَلَمْ يَقُلْ حَدَّثَنَا .
Bize İshak b. İbrahim de tahdis etti. Bize Cerir, A'meş'ten bu isnad ile haber verdi. (Ebu Musa) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aramızda kalkıp dört hususu söyleyerek bir hutbe verdi, sonra da Ebu Muaviye'nin hadisi rivayet ettiği gibi zikretmekle birlikte "mahlukatından" ibaresini söylememiş ama: Hicabı nurdur demiştir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ . ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ وَلَمْ يَذْكُرْ " مِنْ خَلْقِهِ " . وَقَالَ حِجَابُهُ النُّورُ .
Bize Muhammed b. El Müsennâ ile İbni Beşşar rivayet ettiler dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti dedi ki; Bana Şu'be Amr b. Mürre'den, o da Ebî Ubeyde'den, o da Ebu Musa'dan naklen rivayet etti Ebu Musa dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aramızda kalkıp dört hususu dile getirerek şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah uyumaz, onun uyuması da gerekmez. Adalet terazisini yükseltir, alça/tır. Gündüzün ameli ona geceleyin, gecenin ameli de gündüzün yükseltilir." Tahric bilgisi 444 ile aynı
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَرْبَعٍ " إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنَامُ وَلاَ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَنَامَ يَرْفَعُ الْقِسْطَ وَيَخْفِضُهُ وَيُرْفَعُ إِلَيْهِ عَمَلُ النَّهَارِ بِاللَّيْلِ وَعَمَلُ اللَّيْلِ بِالنَّهَارِ " .
Bize Nasr b. Ali el-Cehdami, Ebu Gassan el-Mismai ve İshak b. İbrahim -hepsi- Abdulaziz b. Abdussamed'den -lafız Ebu Gassan'a ait olmak üzere- şöyle dediğini tahdis ettiler: Bize Abdussamed tahdis etti. Bize Ebu İmran el-Cevni, Ebu Bekr b. Abdullah b. Kays'dan tahdis etti. O babasından, o Nebi {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Kapları ve içindekileri gümüşten olan iki cennet, kapları ve içindekileri altından olan iki cennet vardır. Adn cennetinde cennetlikler ile Rablerine bakmaları arasında ancak onun yüzü üzerindeki kibriya ridası vardır. " Diğer tahric: Buhari, 4878, 4880, 7444; Tirmizi, 2528; İbn Mace, 186; Tuhferu'I-Eşraf, 9135 DAVUDOĞLU ŞERHİ 181.sayfada. NEVEVİ ŞERHİ: Senette: "el-Cehdami ve Ebu Gassan el-Mismai"nin adları geçmektedir ki, Mukaddimenin Şerhinin baş taraflarında bu isimlerin nasıl okunacağı geçmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde Ebu Gassan'a dair açıklama da geçmiş olup, bunun (Gassan adının) munsarıf ve gayr-ı munsarıf olmasının mümkün olduğu, adının da Malik b. Abdulvahid olduğu el-Mismai nispetinin de Misma' b. Rabia'ya nispet olduğu belirtilmiş idi. Misma' ise kabilenin büyük atasıdır. Bütün bu hususlar her ne kadar açık olup, daha önceden de geçmiş ise de bunların geçtiği yer ile burası arasında bir uzaklık bulunduğundan ötürü tekrar ettim. "Ebu Bekr b. Abdullah b. Kays" Ebu Musa el- Eş'ari'nin oğlu Ebu Bekr'dir. Ebu Bekr'in adı da Amr'dır, Amir olduğu da söylenmiştir. Resulullah {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Cennetlikler ile Rablerine bakmaları arasında ... vardır" buyruğuna gelince, ilim adamları şöyle demişlerdir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Araplarla anlayacakları şekilde konuşur ve söylediği sözleri onların kavrayabilecekleri ifadelerle dile getirir, daha iyi anlaşılması için istiare ve çeşitli mecazları da kullanırdl. Bu sebeple "ridanın kaldırılacağı ifadesi" ile gözlerin onu görmesinin önündeki engelin ortadan kaldırılacağını anlatmak istemiştir. "Adn cennetinde" ibaresi Adn cennetinde yüce Allah'a bakacak olanlar anlamındadır
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، وَأَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ جَمِيعًا عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ عَبْدِ الصَّمَدِ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي غَسَّانَ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ الصَّمَدِ، - حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " جَنَّتَانِ مِنْ فِضَّةٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا وَجَنَّتَانِ مِنْ ذَهَبٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا وَمَا بَيْنَ الْقَوْمِ وَبَيْنَ أَنْ يَنْظُرُوا إِلَى رَبِّهِمْ إِلاَّ رِدَاءُ الْكِبْرِيَاءِ عَلَى وَجْهِهِ فِي جَنَّةِ عَدْنٍ " .
Bize Ubeydullah b. Ömer b. Meysere rivayet etti. Dediki; Bana Abdurrahman b. Mehdi rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad b. Seleme, Sabit el-Bunani'den, o da Abdurrahman b. Ebi Leyla'da» o da Suhayb’dan Suhayb, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Cennet ehli cennete girdikten sonra Allah Tebareke ve Teala şöyle buyuracak: Size daha fazla bir şey vermemi istiyor musunuz? Onlar: Yüzlerimizi ak etmedin mi? Bizi cennete koyup, cehennemden korumadın mı (daha ne isteyelim), diyecekler. Bunun üzerine yüce Rabbimiz hicabı açacak. Aziz ve Celil Rablerine bakmaktan daha çok sevdikleri hiçbir şey onlara verilmiş olmayacaktır. " Diğer tahric: Tirmizi, 2552; İbn Mace, 187; Tuhfetu'I-EşrM, 4968 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize Abdullah b. Ömer b. Meysere tahdis etti. .. Cennetlikler cennete girdiği zaman ... " (3/16) Bu hadisi bu şekilde Tirmizi, Nesai, İbn Mace ve başkaları Hammad b. Seleme'nin, Sabit'ten, o İbn Ebu Leyla'dan, o Suhayb'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye rivayet etmişlerdir. Ebu İsa et-Tirmizi, Ebu Mesud edDımeşki ve başkaları da şöyle demişlerdir: Bu hadisi bu şekilde Sabit'ten merfu olarak Hammad b. Seleme'den başkası rivayet etmemiştir. Ayrıca bunu Süleyman b. el-Muğire, Hammad b. Zeyd ve Hammad b. Vakid, Sabit'ten, o İbn Ebi Leyla'dan onun sözü olarak rivayet etmiş olup, bu rivayette Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in adı da, Suhayb'in adı da geçmemektedir. Bunların bu söyledikleri hadisin sıhhatini olumsuz olarak etkilemez. Çünkü bizler daha önceki fasıllarda fakihlerin, usul alimlerinin ve muhakkık muhaddislerin tercihen kabul ettikleri Hatib Bağdadi'nin de sahih olduğunu belirttiği doğru (sahih) kanaatin şu olduğunu belirtmiştik: Bir hadisi sika ravilerinin bazısı muttasıl, diğer bazısı mürsel yahut bazıları merfu, diğer bazısı mevkuf olarak rivayet edecek olurlarsa, hadisin muttasıl ve merfu olduğuna hükmedilir. Çünkü bu şekildeki rivayet sika bir ravinin ziyadesidir, böyle bir ziyade ise bütün mezhep ve fırkalarm çoğunluğu tarafmdan kabul edilmiştir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ صُهَيْبٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ - قَالَ - يَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى تُرِيدُونَ شَيْئًا أَزِيدُكُمْ فَيَقُولُونَ أَلَمْ تُبَيِّضْ وُجُوهَنَا أَلَمْ تُدْخِلْنَا الْجَنَّةَ وَتُنَجِّنَا مِنَ النَّارِ - قَالَ - فَيَكْشِفُ الْحِجَابَ فَمَا أُعْطُوا شَيْئًا أَحَبَّ إِلَيْهِمْ مِنَ النَّظَرِ إِلَى رَبِّهِمْ عَزَّ وَجَلَّ " .
Bunu bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Yezid b. Harun, Hammad b. Seleme'den bu isnad ile tahdis etti ve şunu ekledi: Sonra da şu: "İhsan da bulunanlara el-Hüsna ve daha fazlası vardır." (Yunus, 26) ayetini okudu. Tahric bilgisi 448 ile aynı. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadis-i Şerif bütün tarikleriyle mu'minlerin cennet'te Allah Tealayı göreceklerine delâlet etmektedir. Geçen bâblardada izah ettiğimiz gibi Allah Teâlâ'yı görmek bütün ehl-i sünnet imamlarına göre aklen caizdir. mu'minlerin cennette onu göreceklerine dair icma-i ümmet vardır. Vakıa ehl-i bid'attan Mu'tezile ile Hariciler ve Mürcie taifesinin bazıları Allah Teâlâ'yi mahlukâtından hiç biri göremez onu görmek aklen imkânsızdır, demişlerse de bu kavil hem sarih bir hata, hemde kabih bir cehildir. Zaten İcma-i ümmetten sonra ortaya atılmış bir bid'attır. Âhirette mu'minlerin Allah'ı göreceği, kitap, sünnet ve icma-ı ümmetle sabittir. Eshab-ı kiram ile onlardan sonra gelen selef-i salihin bu hususta icma' etmişlerdir. Ehl-i bid'atın esassız iddialarına ehl-i sünnet ulemâsının verdiği cevaplar meşhurdur, bunlar kelâm kitaplarında görülebilir. Yine geçen bâblarda görmüştük ki; dünya gözü ile Allah Tealayı görmenin mümkün olup olmadığı ehl-i sünnet ulemâsı arasında ihtilaflıdır. Mümkündür diyenler olduğu gibi; değildir diyenlerde olmuştur. Hatta Selef ve halefin kelâm ulemâsına göre; Teâlâ Hazretleri dünya gözü ile görülemez. İmam-ı Kuşeyri meşhur Risalesinde imam Ebu'l-Hasen el-Eşarî 'den iki kavil rivayet eder. Onların birine göre Allah Tealayı dünyada görmek caiz diğerine göre caiz değildir. Nasr b. Alî hadisi müteşabihattandır. Yani, mânasını bu dünyada anlamak imkânsızdır. Çünkü Hadis-i Şerifte geçen ridâ ve kibriya lâfızları bizim, bildiğimiz örtü, âbâ, azamet ve büyüklenme mânalarına değildir. Kurtubî «Azamet ve kibriya elbise cinsinden değildir. Bunlar mecazdır. Münasebet şudur ki; abâ ile gömlek nasıl insana mahsus ve bu bâbta ona müşarik yoksa azamet, kibriya da Allah Tealaya mahsustur. Bu hususta ona ortak olan yoktur.» diyor. Müteşabih âyet ve hadisler hakkında söz etmekten çekinen selef-i saHhin: «Bunların te'vilini ancak Allah' bilir» deyip geçerler te'vil eden ulemâ ise; buradaki veehden murâd Allah'ın zâtından, ridâ da azametinden kinayedir derler
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَزَادَ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ { لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ}
Bana Zuheyr b. Harb haber verdi. Bize Yakub b. İbrahim tahdis etti. Bize babam İbn Şihab'dan tahdis etti. O Ata b. Yezid Leysi'den, o Ebu Hureyre'den kendisine haber verdiğine göre bazı kimseler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem}'e: Ey Allah'ın Resulü, kıyamet gününde Rabbimizi görür müyüz, dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Dolunayı görmek için birbirinizle itişir, kakışır, birbirinize zarar verir misiniz?" Onlar: Hayır, ey Allah'ın Resulü, dediler. Bu sefer Allah Resulü: "Ya önünde hiçbir bulut yokken güneşi görmek için birbirinizle itişir, kakışır, birbirinize zarar verir misiniz" buyurdu. Onlar: Hayır, ey Allah'ın Resulü dediler. Allah Resulü şöyle devam etti: "Şüphesiz siz de onu böyle göreceksiniz. Allah kıyamet gününde (bütün) insanları toplayıp, bir araya getirerek şöyle buyuracak: Kim (dünyada iken Allah'tan başka) herhangi bir şeye ibadet ediyorsa onun arkasından gitsin. (Dünyada iken) güneşe ibadet eden güneşin arkasından gidecek, aya ibadet eden ayın arkasından gidecek, tağutlara ibadet eden tağutların peşinden gidecek. Geriye aralarında münafıkları da olduğu halde bu ümmet kalacak. Allah Tebareke ve Teala onlara kendisini tanıdıkları suretten başka bir surette gelerek: Ben sizin Rabbinizim diyecek. Onlar: Senden Allah'a sığınırız. Biz Rabbimiz yanımıza gelinceye kadar buradan ayrılmayacağız. Rabbimiz gelirse biz onu tanırız diyecekler. Sonra yüce Allah kendilerine onu tanıyacakları bir surette gelecek, ben Rabbinizim diyecek, onlar da: Evet, sen Rabbimizsin diyecekler ve onun arkasından gidecekler. Cehennemin üzerine Sırat kurulacak. İlk olarak ümmetimle ben geçeceğim. O gün Resullerden başka kimse konuşmayacak. O gün Resullerin duası ise: Allah'ım selamet ver, selamet ver demekten ibaret olacak. Cehennemde de sa'dan dikeni gibi kanca/ar bulunacak. Siz sa'dan'ı gördünüz mü?" Ashab: Evet, ey Allah'ın Resulü dediler. Şöyle devam etti: "İşte o kancalar sa'dan dikeni gibidirler. Şu kadar var ki, onların ne kadar büyük olduklarını ancak Allah bilir. İnsanları amelleri sebebiyle kapip alırlar. Kimisi ameli sebebiyle helak olur, kimileri de kurtarılıncaya kadar ceza görür. Nihayet Allah kullar arasında hüküm verme işini bitirince, rahmetiyle de dilediği cehennemlikleri çıkarmayı murad edince meleklere:Cehennem ateşinden Ia ilahe illailah diyenler arasından yüce Allah'ın rahmet ihsan etmeyi murad ettiği kimselerden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamış kimseleri çıkartmalarını emreder. Melekler bunları cehennem içinde oldukları halde tanırlar. Onları secde izlerinden tanırlar. Çünkü cehennem ateşi Ademoğlunun secdenin izi dışındaki yerlerini yer. Allah cehennem ateşine secdenin izlerini yemeyi haram kılmıştır. İşte bunlar cehennem ateşinden iyice yanmış oldukları halde çıkartılırlar. Üzerlerine hayat suyu dökülür, sel'in taşıdıkları arasında yabani bir tohumun bitip yeşerdiği gibi onlar da bitecekler. Sonra yüce Allah kullar arasındaki hüküm işini bitirir. Geriye yüzü ateşe dönük bir adam kalır. Bu kişi ise cennet ehli arasında cennete en son girecek kişidir. O: Rabbim, yüzümü cehennem ateşinden başka tarafa çevir. Çünkü onun kokusu beni helak etti, alevi beni yaktı, der ve Allah'a -Allah kendisine dua etmeyi dilediği kadar- dua eder. Sonra Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurur: Sana bu istediğini verirsem acaba daha başka bir şey isteyecek misin? O: Senden bundan başka bir şey istemeyeceğim der ve Rabbime Allah'ın dilediği ahitler verir, yeminler eder. Allah da yüzünü cehennemden başka tarafa çevirir. Cennete dönüp cenneti görünce, Allah'ın dilediği kadar bir süre suskun kalır sonra: Rabbim beni cennetin kapısına yaklaştır der. Allah ona: Sana verdiğimden başka benden bir şey istemeyeceğine dair bana ahitler verip, yeminler etmemiş miydin? Vay sana Ademoğlu, ne kadar da sözünde durmazsın, buyurur. O kişi: Rabbim der ve yüce Allah'a dua eder. Nihayet ona: Ben sana bunu verecek olursam benden başka bir şey istemeyecek misin buyurur. o, hayır izzetin hakkı için yemin ederim deyip, Rabbine Allah'ın dilediği kadar türlü ahitler ve yeminler eder. Bunun üzerine Rabbi onu cennetin kapısına kadar götürür. Cennetin kapısına dikilince cennet onun önüne açılır, içindeki hayırları ve sevinci görür. Allah'ın dilediği kadar susar sonra: Rabbim beni cennete koy der. Allah Tebareke ve Teala ona: Sana verdiğimden başka benden bir şey istemeyeceğine dair türlü ahitler vermemiş, yeminler etmemiş miydin? Yazık sana ey Ademoğlu, ne kadar da sözünde durmayan birisisin, buyurur. o kişi: Rabbim yarattıklarının en bedbahtı olmayayım, der ve Allah'a o kadar dua eder ki, nihayet Allah Tebareke ve Tedld ona gülecek ve: Cennete gir buyuracak, cennete girdikten sonra yüce Allah ona: Temenni et diyecek, o da Rabbinden dileklerde bulunup, temenniler edecek. Nihayet Allah ona şundan şundan da (iste) diye hatırlatacak. Bütün istek ve temennileri sona erince yüce Allah: Bütün bunlar ve onlarla birlikte bir o kadarı da senindir, buyuracak. " Ata b. Yezid dedi ki: (Bu hadisi rivayet ederken) Ebu Hureyre ile birlikte Ebu Said el-Hudri de vardı ve rivayet ettiği hadisinden hiçbir şeyini reddetmedi. Nihayet Ebu Hureyre: ''Allah da o adama: Bir o kadarı daha senindir" deyince, Ebu Said: Ey Ebu Hureyre, onunla birlikte on misli daha (senindir), dedi. Ebu Hureyre bu sefer: Ben benim bellediğim, bu istediklerin ve bir o kadarı daha senindir sözünden ibarettir, dedi. Ebu Said de: Ben de şahadet ederim ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bu ve bununla birlikte on misli daha senindir" buyruğunu belledim, dedi. Ebu Hureyre dedi ki: İşte o adam cennetlikler arasında cennete en son girecek kişidir. Diğer tahric: Buhari, 7437, 6573; Nesai, 1139 -muhtasar-; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ نَاسًا قَالُوا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ " . قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " هَلْ تُضَارُّونَ فِي الشَّمْسِ لَيْسَ دُونَهَا سَحَابٌ " . قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " فَإِنَّكُمْ تَرَوْنَهُ كَذَلِكَ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ شَيْئًا فَلْيَتَّبِعْهُ . فَيَتَّبِعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الشَّمْسَ الشَّمْسَ وَيَتَّبِعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الْقَمَرَ الْقَمَرَ وَيَتَّبِعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الطَّوَاغِيتَ الطَّوَاغِيتَ وَتَبْقَى هَذِهِ الأُمَّةُ فِيهَا مُنَافِقُوهَا فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ - تَبَارَكَ وَتَعَالَى - فِي صُورَةٍ غَيْرِ صُورَتِهِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ . فَيَقُولُونَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا فَإِذَا جَاءَ رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ . فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ تَعَالَى فِي صُورَتِهِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ . فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا . فَيَتَّبِعُونَهُ وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ فَأَكُونُ أَنَا وَأُمَّتِي أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُ وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ الرُّسُلُ وَدَعْوَى الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ . وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ هَلْ رَأَيْتُمُ السَّعْدَانَ " . قَالُوا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَعْلَمُ مَا قَدْرُ عِظَمِهَا إِلاَّ اللَّهُ تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ فَمِنْهُمُ الْمُؤْمِنُ بَقِيَ بِعَمَلِهِ وَمِنْهُمُ الْمُجَازَى حَتَّى يُنَجَّى حَتَّى إِذَا فَرَغَ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ وَأَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ بِرَحْمَتِهِ مَنْ أَرَادَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ أَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ أَنْ يُخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ كَانَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا مِمَّنْ أَرَادَ اللَّهُ تَعَالَى أَنْ يَرْحَمَهُ مِمَّنْ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ . فَيَعْرِفُونَهُمْ فِي النَّارِ يَعْرِفُونَهُمْ بِأَثَرِ السُّجُودِ تَأْكُلُ النَّارُ مِنِ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ أَثَرَ السُّجُودِ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَى النَّارِ أَنْ تَأْكُلَ أَثَرَ السُّجُودِ . فَيُخْرَجُونَ مِنَ النَّارِ وَقَدِ امْتَحَشُوا فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مَاءُ الْحَيَاةِ فَيَنْبُتُونَ مِنْهُ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ ثُمَّ يَفْرُغُ اللَّهُ تَعَالَى مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ وَيَبْقَى رَجُلٌ مُقْبِلٌ بِوَجْهِهِ عَلَى النَّارِ وَهُوَ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ اصْرِفْ وَجْهِي عَنِ النَّارِ فَإِنَّهُ قَدْ قَشَبَنِي رِيحُهَا وَأَحْرَقَنِي ذَكَاؤُهَا فَيَدْعُو اللَّهَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدْعُوَهُ ثُمَّ يَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى هَلْ عَسَيْتَ إِنْ فَعَلْتُ ذَلِكَ بِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَهُ . فَيَقُولُ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ . وَيُعْطِي رَبَّهُ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ مَا شَاءَ اللَّهُ فَيَصْرِفُ اللَّهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ فَإِذَا أَقْبَلَ عَلَى الْجَنَّةِ وَرَآهَا سَكَتَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ قَدِّمْنِي إِلَى بَابِ الْجَنَّةِ . فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَيْسَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ لاَ تَسْأَلُنِي غَيْرَ الَّذِي أَعْطَيْتُكَ وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ . فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ وَيَدْعُو اللَّهَ حَتَّى يَقُولَ لَهُ فَهَلْ عَسَيْتَ إِنْ أَعْطَيْتُكَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَهُ . فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ . فَيُعطِي رَبَّهُ مَا شَاءَ اللَّهُ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ فَيُقَدِّمُهُ إِلَى بَابِ الْجَنَّةِ فَإِذَا قَامَ عَلَى بَابِ الْجَنَّةِ انْفَهَقَتْ لَهُ الْجَنَّةُ فَرَأَى مَا فِيهَا مِنَ الْخَيْرِ وَالسُّرُورِ فَيَسْكُتُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ أَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ . فَيَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لَهُ أَلَيْسَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَ غَيْرَ مَا أُعْطِيتَ وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ . فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ لاَ أَكُونُ أَشْقَى خَلْقِكَ . فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو اللَّهَ حَتَّى يَضْحَكَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى مِنْهُ فَإِذَا ضَحِكَ اللَّهُ مِنْهُ قَالَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ . فَإِذَا دَخَلَهَا قَالَ اللَّهُ لَهُ تَمَنَّهْ . فَيَسْأَلُ رَبَّهُ وَيَتَمَنَّى حَتَّى إِنَّ اللَّهَ لَيُذَكِّرُهُ مِنْ كَذَا وَكَذَا حَتَّى إِذَا انْقَطَعَتْ بِهِ الأَمَانِيُّ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ " . قَالَ عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ وَأَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ لاَ يَرُدُّ عَلَيْهِ مِنْ حَدِيثِهِ شَيْئًا . حَتَّى إِذَا حَدَّثَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَّ اللَّهَ قَالَ لِذَلِكَ الرَّجُلِ وَمِثْلُهُ مَعَهُ . قَالَ أَبُو سَعِيدٍ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ مَعَهُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ . قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا حَفِظْتُ إِلاَّ قَوْلَهُ ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ . قَالَ أَبُو سَعِيدٍ أَشْهَدُ أَنِّي حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَوْلَهُ ذَلِكَ لَكَ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ . قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَذَلِكَ الرَّجُلُ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ .
Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu'l-Yemân haber verdi. (Dedi ki): Bize Şuayb, Zührî'den naklen haber verdi demiş ki; bana Sa'id b. el-Müseyyeb ile Âtâ' b. Yezid el-Leysî haber verdiler onlarada Ebu Hureyre haber vermiş ki: Bazı kimseler Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: Ey Allah'ın Resulü kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz, dediler. Sonra bu hadisi (Yakub'un babası) İbrahim b. Sa'd'ın hadisi ile aynı manada rivayet etti. Diğer tahric: Buhari, 806 -uzunca-, 6573 -uzunca-; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ اللَّيْثِيُّ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُمَا أَنَّ النَّاسَ قَالُوا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ مَعْنَى حَدِيثِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ .
Bize Muhammed b. Rafi' de tahdis etti. Bize Abdurrezzak tahdis etti. Bize Ma'mer, Hemmam b. Münebbih'ten şöyle dediğini bildirdi: Bu Ebu Hureyre'nin bize Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye naklettiği (tahdis ettiği) hadislerdir. Böyle deyip çeşitli hadisler zikretti. Bunlardan birisi de şudur: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle de buyurdu: "Şüphesiz sizden herhangi birinizin cennette kalacağı en asgari mertebe şu olacaktır: (Allah) ona: Temenni et buyuracak, o da temenni ettikçe edecek sonra ona: Temenni edeceğin kadar ettin mi, buyuracak. 0, evet diyecek. Yüce Allah ona: Şüphesiz temenni ettiklerin ve onlarla birlikte bir o kadarı daha senindir buyuracak. " Bunu yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14741 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın Öneri : İzah’ı okuduktan sonra 183.sayfadaki 453’ü de okumayı unutma
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَدْنَى مَقْعَدِ أَحَدِكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ أَنْ يَقُولَ لَهُ تَمَنَّ . فَيَتَمَنَّى وَيَتَمَنَّى فَيَقُولُ لَهُ هَلْ تَمَنَّيْتَ فَيَقُولُ نَعَمْ . فَيَقُولُ لَهُ فَإِنَّ لَكَ مَا تَمَنَّيْتَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ " .
Bana Suveyd b. Said de tahdis etti. Bana Hafs b. Meysere, Zeyd b. Eslem'den tahdis etti. Ata b. Yesar'dan, o Ebu Said el-Hudri'den rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanında bazı kimseler: Ey Allah'ın Resulü kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz, dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet" buyurdu ve şöyle devam etti: "Beraberinde bulut yokken havanın açık olduğu öğle vaktinde güneşi görmekte birbirinize zahmet verir misiniz? Yine dolunay gecesinde bulut yokken dolunayı görmekte birbirinize zorluk ve sıkıntı verir misiniz?" Ashab: Hayır, ey Allah'ın Resulü deyince şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Allah Tebareke ve Teala'yı görmekte ancak bu ikisinden birisini görürken birbirinize vereceğiniz zahmet kadar zahmet verirsiniz. Kıyamet gününde bir münudi yüksek sesle şu ilanı yapacak: Her bir ümmet dünyada iken neye ibadet ediyor idiyse onun arkasından gitsin. Şanı yüce Allah'tan başka putlara, dikili taş ve haykellere ibadet edip de cehennem ateşine ardı arkasına dökülmeyecek hiçbir kimse kalmayacak. Nihayet geriye yalnızca iyi ve kötü Allalı'a ibadet edenlerle, kitap ehlinden bir miktar kalıntılar kalınca Yahudiler çağrılacak ve onlara: Ney'e ibadet ediyordunuz denilecek. Onlar: Bız Aliah'in oğlu Üzeyr'e ibadet ediyorduk, diyecekler. Onlara: Yalan söylediniz, Allah ne bir zevce, ne bir evlat edinmiştir. Şimdi ne istiyorsunuz denilecek. Onlar, Rabbimiz Susadık bize su ver diyevekler. Onlara: O su'ya gitmezmisiniz diye işaret edilecek, (denilecek). Birbirini yiyip bıtiren bir serabı andıran cehennem ateşine haşrediiecekler ve cehennem içine arka arkaya dökülecekler: Sonra hristiyanlar çağrılacak onlara da: Neye ibadet ediyordunuz denilecek. Biz Allah'ın oğlu Mesih'e ibadet ediyorduk diyecekler. Onlara: Yalan söylediniz, Allah ne bir zevce, ne bİr evlat edindi denilecek. Sonra onlara: Ne istiyorsunuz diye soru!acak, onlar Rabbimiz susadık, bize su ver diyecekler. Kendilerine haydi suya gelmezmisiniz diye işaret olunacak. Onlar da birbirini yiyip bitiren bir serabı andıran cehenneme haşredilecekler ve cehennem ateşine arka arkaya dökülecekler. Nihayet geriye iyi olsun, kötü olsun yüce Allah'a ibadet eden kimselerden başkası kalmayınca, şanı yüce ve her türlü eksiklikten münezzeh alemlerin Rabbi onların yanına onu görmüş oldukları surete en yakın bir surette gelerek: Ne bekliyorsunuz, her ümmet neye ibadet ediyor idiyse onun arkasından gidiyor, buyuracak. Onlar: Rabbimiz bizler dünyada iken kendilerine en çok muhtaç olduğumuz bir zamanda insanlardan ayrı kaldık, onlarla birlikte olmadık, diyecekler. Alemlerin Rabbi: Rabbiniz benim diyecek, onlar: Senden Allah'a sığınırız. Biz Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayız, diyecekler. -Bunu iki yahut üç defa tekrar edecekler.- Nihayet onların bir kısmı neredeyse dönmeye kalkışacakken yüce Allah: Peki sizinle onun arasında onu kendisiyle tanıyacağınız bir alamet var mı, buyuracak. Onlar evet diyecekler. Bu sefer baldırın üzeri açılacak. (Dünyada iken) kendiliğinden Allah'a secde edenlerden, Allah'a secde etmesi için izin vermediği hiçbir kimse kalmayacak. Diğer taraftan (kendisini küfür dolayısıyla gelecek kötülüklerden) korumak maksadıyla (takiyye olarak) ve riyakarlık yaparak secde edip de sırtı tek bir tabaka haline getirilmeyecek (dümdüz edilip, kaskatı olmayacak) hiç kimse de kalmayacaktır. Böyle kimseler secde etmek istedikçe ensesi üzerine (sırtüstü) yıkılacaklar. Sonra başlarını kaldırdıklarında onun kendisini ilk defa görmüş oldukları suretine döndüğünü görecekler. Ben sizin Rabbinizim, diyecek onlar da: Sen Rabbimizsin, diyecekler. Sonra cehennem'in üzerine köprü kurulacak ve şefaate izin verilecek. Onlar: Allah'ım, esenlik ver esenlik, diyecekler." Ey Allah'ın Resulü, köprü nedir, diye sordular. Şöyle buyurdu: "Kaypak ve kaygandır. Onda kancalar, çengeller ve Necid'de olan ve sa'dan denilen bir de diken vardır. Müminler (köprünün üzerinden) göz kırpması gibi, şimşek gibi, rüzgar gibi, kuş gibi, en asil atlar ve develer gibi geçecekler. Kimisi kurtulmuş ve esenliğe kavuşmuş olacak, kimisi yaralı bereli salınmış olacak, kimisi de cehennem ateşine yığılmış kalmış olacak. Nihayet müminler ateşten kurtulacaklarında, nefsim elinde olana yemin ederim ki, sizden birinizin hakkın tahsil edilmesi hususunda Allah'a şiddetlice (ileri derecede) yalvarıp yakarması, kıyamet gününde cehennem ateşinde bulunan mümin kardeşleri için yalvarıp yakarmasından daha ileri olmayacaktır. Rabbimiz, bizimle beraber oruç tutuyorlar, namaz kılıyorlar, haccediyorlardı, diyecekler. Onlara: Tanıdığınız kimseleri çıkartın denilecek ve suretleri cehennem ateşine haram edilir. Onlar da cehennem ateşinin kimisinin bacaklarının yarısına, kimisinin diz kapaklarına kadar yaktığı çok sayıda kimseleri çıkartacaklar sonra: Rabbimiz, içinde bize kendilerini çıkartmamızı emrettiğin kimselerden hiçbir kişi kalmadı, diyecekler. Yüce Allah: Dönün, kalbinde hayır adına bir dinar ağırlığı kadar bir şey bulduğunuz kimseleri çıkartın buyuracak, onlar da bunun üzerine çok sayıda kimseyi çıkartacaklar, sonra da: Rabbimiz, bize çıkartmamızı emrettiklerinden hiç kimseyi orada bırakmadık, diyecekler. Sonra yine: Dönün, kalbinde hayır adına yarım dinar ağırlığında bir şeyler bulduğunuz kimseleri de çıkartın, buyuracak onlar da çok sayıda kimseyi çıkaracaklar sonra: Rabbimiz, bize çıkarmamızı emrettiklerinden hiçbir kimseyi orada bırakmadık, diyecekler. Sonra: Geri dönün, kalbinde hayır namına zerre ağırlığınca bir şeyler bulduğunuz kimseleri çıkartın buyuracak, çok sayıda kimseyi çıkaracaklar sonra da: Rabbimiz orada hayır adına bir şey bırakmadık, diyecekler." Ebu Said el-Hudri de şöyle derdi: Eğer bu hadisi tasdik etmiyorsanız dilerseniz yüce Allah'ın: "Allah şüphesiz zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez. (Yapılan) bir iyilik olursa onu kat kat arttırır ve lütfundan büyük bir mükafat verir. " (Nisa, 40) buyruğunu okuyunuz. ''Aziz ve Celil Allah şöyle buyuracak: Melekler şefaat etti, nebiler şefaat etti, müminler şefaat etti. En merhametlilerin merhametlisinden başka (şefaat edecek) kalmadı buyuracak ve ateşten bir avuç alıp, içinden hayır adına hiçbir şey işlememiş, adeta kömüre dönmüş bir topluluk çıkartacak, onları hayat ırmağı denilen cennet yolları üzerindeki bir nehre atacak. Selin sürükledikleri arasında biten bir tanenin çıktığı gibi çıkacaklar. Bu gibi tanelerin taşın ya da ağacın yanında bittiğini görmüyor musunuz? Bunlardan güneşe bakanları sarımtrak ve yeşilimtrak olur, gölgede kalanları ise beyaz olur." Ashab: Ey Allah'ın Resulü, sanki çölde koyun otlatmış gibisin, dediler. (Devamla) buyurdu ki: "Boyunlarında mühürler olduğu halde inci gibi çıkarlar. Cennetlikler onları tanıyacak. İşte bunlar Allah'ın önceden işledikleri herhangi bir amel ve yaptıkları bir hayır olmaksızın cennete soktuğu Allah'ın azatlılarıdır. Sonra şöyle buyuracak: Cennete girin, her neyi görürseniz o sizindir. Onlar: Rabbimiz, bize alemlerden kimseye vermediğini verdin, diyecekler. Yüce Allah: Sizin için benim nezdimde bundan daha da üstünü vardır buyuracak, onlar: Rabbimiz, bundan daha üstün ne olabilir ki, diyecekler. O: Benim rızamdır, ebediyen size gazap etmeyeceğim, buyuracak. " Diğer tahric: Buhari, 4581, 7439; Tuhfetu'I-Eşraf
وَحَدَّثَنِي سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ نَاسًا، فِي زَمَنِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " نَعَمْ " . قَالَ " هَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الشَّمْسِ بِالظَّهِيرَةِ صَحْوًا لَيْسَ مَعَهَا سَحَابٌ وَهَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ صَحْوًا لَيْسَ فِيهَا سَحَابٌ " . قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " مَا تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ كَمَا تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ أَحَدِهِمَا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ لِيَتَّبِعْ كُلُّ أُمَّةٍ مَا كَانَتْ تَعْبُدُ . فَلاَ يَبْقَى أَحَدٌ كَانَ يَعْبُدُ غَيْرَ اللَّهِ سُبْحَانَهُ مِنَ الأَصْنَامِ وَالأَنْصَابِ إِلاَّ يَتَسَاقَطُونَ فِي النَّارِ حَتَّى إِذَا لَمْ يَبْقَ إِلاَّ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ وَفَاجِرٍ وَغُبَّرِ أَهْلِ الْكِتَابِ فَيُدْعَى الْيَهُودُ فَيُقَالُ لَهُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ قَالُوا كُنَّا نَعْبُدُ عُزَيْرَ ابْنَ اللَّهِ . فَيُقَالُ كَذَبْتُمْ مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِنْ صَاحِبَةٍ وَلاَ وَلَدٍ فَمَاذَا تَبْغُونَ قَالُوا عَطِشْنَا يَا رَبَّنَا فَاسْقِنَا . فَيُشَارُ إِلَيْهِمْ أَلاَ تَرِدُونَ فَيُحْشَرُونَ إِلَى النَّارِ كَأَنَّهَا سَرَابٌ يَحْطِمُ بَعْضُهَا بَعْضًا فَيَتَسَاقَطُونَ فِي النَّارِ . ثُمَّ يُدْعَى النَّصَارَى فَيُقَالُ لَهُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ قَالُوا كُنَّا نَعْبُدُ الْمَسِيحَ ابْنَ اللَّهِ . فَيُقَالُ لَهُمْ كَذَبْتُمْ . مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِنْ صَاحِبَةٍ وَلاَ وَلَدٍ . فَيُقَالُ لَهُمْ مَاذَا تَبْغُونَ فَيَقُولُونَ عَطِشْنَا يَا رَبَّنَا فَاسْقِنَا . - قَالَ - فَيُشَارُ إِلَيْهِمْ أَلاَ تَرِدُونَ فَيُحْشَرُونَ إِلَى جَهَنَّمَ كَأَنَّهَا سَرَابٌ يَحْطِمُ بَعْضُهَا بَعْضًا فَيَتَسَاقَطُونَ فِي النَّارِ حَتَّى إِذَا لَمْ يَبْقَ إِلاَّ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ تَعَالَى مِنْ بَرٍّ وَفَاجِرٍ أَتَاهُمْ رَبُّ الْعَالَمِينَ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى فِي أَدْنَى صُورَةٍ مِنَ الَّتِي رَأَوْهُ فِيهَا . قَالَ فَمَا تَنْتَظِرُونَ تَتْبَعُ كُلُّ أُمَّةٍ مَا كَانَتْ تَعْبُدُ . قَالُوا يَا رَبَّنَا فَارَقْنَا النَّاسَ فِي الدُّنْيَا أَفْقَرَ مَا كُنَّا إِلَيْهِمْ وَلَمْ نُصَاحِبْهُمْ . فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ . فَيَقُولُونَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ لاَ نُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا - مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا - حَتَّى إِنَّ بَعْضَهُمْ لَيَكَادُ أَنْ يَنْقَلِبَ . فَيَقُولُ هَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ آيَةٌ فَتَعْرِفُونَهُ بِهَا فَيَقُولُونَ نَعَمْ . فَيُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ فَلاَ يَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ لِلَّهِ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِهِ إِلاَّ أَذِنَ اللَّهُ لَهُ بِالسُّجُودِ وَلاَ يَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ اتِّقَاءً وَرِيَاءً إِلاَّ جَعَلَ اللَّهُ ظَهْرَهُ طَبَقَةً وَاحِدَةً كُلَّمَا أَرَادَ أَنْ يَسْجُدَ خَرَّ عَلَى قَفَاهُ . ثُمَّ يَرْفَعُونَ رُءُوسَهُمْ وَقَدْ تَحَوَّلَ فِي صُورَتِهِ الَّتِي رَأَوْهُ فِيهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمْ . فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا . ثُمَّ يُضْرَبُ الْجِسْرُ عَلَى جَهَنَّمَ وَتَحِلُّ الشَّفَاعَةُ وَيَقُولُونَ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْجِسْرُ قَالَ " دَحْضٌ مَزِلَّةٌ . فِيهِ خَطَاطِيفُ وَكَلاَلِيبُ وَحَسَكٌ تَكُونُ بِنَجْدٍ فِيهَا شُوَيْكَةٌ يُقَالُ لَهَا السَّعْدَانُ فَيَمُرُّ الْمُؤْمِنُونَ كَطَرْفِ الْعَيْنِ وَكَالْبَرْقِ وَكَالرِّيحِ وَكَالطَّيْرِ وَكَأَجَاوِيدِ الْخَيْلِ وَالرِّكَابِ فَنَاجٍ مُسَلَّمٌ وَمَخْدُوشٌ مُرْسَلٌ وَمَكْدُوسٌ فِي نَارِ جَهَنَّمَ . حَتَّى إِذَا خَلَصَ الْمُؤْمِنُونَ مِنَ النَّارِ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ بِأَشَدَّ مُنَاشَدَةً لِلَّهِ فِي اسْتِقْصَاءِ الْحَقِّ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لِلَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لإِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ فِي النَّارِ يَقُولُونَ رَبَّنَا كَانُوا يَصُومُونَ مَعَنَا وَيُصَلُّونَ وَيَحُجُّونَ . فَيُقَالُ لَهُمْ أَخْرِجُوا مَنْ عَرَفْتُمْ . فَتُحَرَّمُ صُوَرُهُمْ عَلَى النَّارِ فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثيرًا قَدْ أَخَذَتِ النَّارُ إِلَى نِصْفِ سَاقَيْهِ وَإِلَى رُكْبَتَيْهِ ثُمَّ يَقُولُونَ رَبَّنَا مَا بَقِيَ فِيهَا أَحَدٌ مِمَّنْ أَمَرْتَنَا بِهِ . فَيَقُولُ ارْجِعُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ دِينَارٍ مِنْ خَيْرٍ فَأَخْرِجُوهُ . فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثِيرًا ثُمَّ يَقُولُونَ رَبَّنَا لَمْ نَذَرْ فِيهَا أَحَدًا مِمَّنْ أَمَرْتَنَا . ثُمَّ يَقُولُ ارْجِعُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ نِصْفِ دِينَارٍ مِنْ خَيْرٍ فَأَخْرِجُوهُ . فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثِيرًا ثُمَّ يَقُولُونَ رَبَّنَا لَمْ نَذَرْ فِيهَا مِمَّنْ أَمَرْتَنَا أَحَدًا . ثُمَّ يَقُولُ ارْجِعُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ خَيْرٍ فَأَخْرِجُوهُ . فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثِيرًا ثُمَّ يَقُولُونَ رَبَّنَا لَمْ نَذَرْ فِيهَا خَيْرًا " . وَكَانَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ يَقُولُ إِنْ لَمْ تُصَدِّقُونِي بِهَذَا الْحَدِيثِ فَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ { إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا} " فَيَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ شَفَعَتِ الْمَلاَئِكَةُ وَشَفَعَ النَّبِيُّونَ وَشَفَعَ الْمُؤْمِنُونَ وَلَمْ يَبْقَ إِلاَّ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ فَيَقْبِضُ قَبْضَةً مِنَ النَّارِ فَيُخْرِجُ مِنْهَا قَوْمًا لَمْ يَعْمَلُوا خَيْرًا قَطُّ قَدْ عَادُوا حُمَمًا فَيُلْقِيهِمْ فِي نَهْرٍ فِي أَفْوَاهِ الْجَنَّةِ يُقَالُ لَهُ نَهْرُ الْحَيَاةِ فَيَخْرُجُونَ كَمَا تَخْرُجُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ أَلاَ تَرَوْنَهَا تَكُونُ إِلَى الْحَجَرِ أَوْ إِلَى الشَّجَرِ مَا يَكُونُ إِلَى الشَّمْسِ أُصَيْفِرُ وَأُخَيْضِرُ وَمَا يَكُونُ مِنْهَا إِلَى الظِّلِّ يَكُونُ أَبْيَضَ " . فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَأَنَّكَ كُنْتَ تَرْعَى بِالْبَادِيَةِ قَالَ " فَيَخْرُجُونَ كَاللُّؤْلُؤِ فِي رِقَابِهِمُ الْخَوَاتِمُ يَعْرِفُهُمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ هَؤُلاَءِ عُتَقَاءُ اللَّهِ الَّذِينَ أَدْخَلَهُمُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ عَمَلٍ عَمِلُوهُ وَلاَ خَيْرٍ قَدَّمُوهُ ثُمَّ يَقُولُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ فَمَا رَأَيْتُمُوهُ فَهُوَ لَكُمْ . فَيَقُولُونَ رَبَّنَا أَعْطَيْتَنَا مَا لَمْ تُعْطِ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ . فَيَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي أَفْضَلُ مِنْ هَذَا فَيَقُولُونَ يَا رَبَّنَا أَىُّ شَىْءٍ أَفْضَلُ مِنْ هَذَا . فَيَقُولُ رِضَاىَ فَلاَ أَسْخَطُ عَلَيْكُمْ بَعْدَهُ أَبَدًا " .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe (3/9b) tahdis etti, bize Cafer b. Avn tahdis etti. Bize Hişam b. Sa'd tahdis etti. Bize Zeyd b. Eslem her ikisinin (Hafs ve Said'in) isnadlarıyla Hafs b. Meysere'nin rivayet ettiği hadise yakın sonuna kadar tahdis etti, ancak bazı şeyleri ziyade ve eksik rivayet etti. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، بِإِسْنَادِهِمَا نَحْوَ حَدِيثِ حَفْصِ بْنِ مَيْسَرَةَ إِلَى آخِرِهِ وَقَدْ زَادَ وَنَقَصَ شَيْئًا .
Bana Harun b. Said el-Eylî rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti dediki; bana Mâlik b. Enes, Amr b. Yahya b. Umâradan haber verdi dedi ki: Bana babam, Ebu Said-i Hudri'den naklen rivayet etti ki; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah cennetlikleri cennete koyacak -ki o rahmetiyle dilediğini cennete koyar- cehennemlikleri de cehenneme koyacak. Sonra şöyle buyuracak: Bir bakın, kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman olan kimi bulursanız onu çıkartınız. Bunun üzerine böyle olanlar orada kömür gibi yanmış olarak çıkarılacaklar. Hayat yahut hayd nehrine bırakılacaklar. Onun için de sel kenannda tanenin bittiği gibi bitecekler. Siz onun nasıl sapsarı ve kıvrılmış olarak çıktığını hiç görmediniz mi?" Diğer tahric: Buhari, 22, 6560; Tuhfetu'l-Eşraf, 4407 NEVEVİ ŞERHİ: "Bunun üzerine böyle olanlar orada kömür gibi yanmış olarak çıkanlacaklar. Hayat yahut hayd nehrine bırakılacaklar ... " buyruğunda "hayat yahut haya" lafızları burada bu şekildedir. Buhari' de Malik'in rivayetinde de böyledir. Buhari ayrıca (3/36) sahihinin baş taraflarında buradaki şüphenin Malik'ten kaynaklandığını ve ondan başkalarının rivayetlerinde şüphe sözkonusu olmaksızın "hayat" diye rivayet edildiğini açıkça ifade etmiştir. Diğer taraftan burada "hayd" yağmur demektir. Ona bu ismin veriliş sebebi yeryüzünün onunla hayat bulmasıdır. İşte bundan dolayı bu su ile ateşte yanmış o kimseler dirilecektir. Onlarda dünyadaki yağmurun meydana getirdiği gibi bir parlaklık meydana gelecektir
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُدْخِلُ اللَّهُ أَهْلَ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ بِرَحْمَتَهِ وَيُدْخِلُ أَهْلَ النَّارِ النَّارَ ثُمَّ يَقُولُ انْظُرُوا مَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ . فَيُخْرَجُونَ مِنْهَا حُمَمًا قَدِ امْتَحَشُوا . فَيُلْقَوْنَ فِي نَهْرِ الْحَيَاةِ أَوِ الْحَيَا فَيَنْبُتُونَ فِيهِ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ إِلَى جَانِبِ السَّيْلِ أَلَمْ تَرَوْهَا كَيْفَ تَخْرُجُ صَفْرَاءَ مُلْتَوِيَةً " .
Bunu bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Affan tahdis etti. Bize Vuheyb tahdis etti. (H) Bunu bana Haccac b. eş-Şair de tahdis etti. Bize Amr b. Avn tahdis etti. Bize Halid haber verdi. Her ikisi (Vuheyb ile Halid) Amr b. Yahya'dan bu isnad ile rivayet edip: "Hayat denilen bir nehire atılırlar" demiş ve şüphe etmemişlerdir. Halid hadisi rivayetinde: "Selin kenarında getirdiği tanenin yetiştiği gibi" demiş, Vuheyb'in hadisi rivayetinde de: "Dere kenarındaki çamur" yahut "selin getirdikleri içinde tanenin bittiği gibi" demiştir. NEVEVİ ŞERHİ: "Selin getirdiği tanenin bittiği gibi" ibaresindeki "el-ğusae" selin sürükleyip, getirdiği her şey demektir. Selin sürüklediği tane ve tohumların kastedildiği de söylenmiştir. Müslim'in dışındaki hadis kitaplarında: "Selin getirdikleri arasında tanenin bittiği gibi" şeklindedir. Burada "el-ğusae" kelimesinin sonundaki te harfi yoktur. Bu haliyle seli n köpüğü taşıyıp getirdiği çör çöp ve benzerlerine denir. Allah en iyi bilendir. "Vuheyb'in hadisinde ... " "Hamie" kelimesi ırmakların kıyılarında olan siyah çamurdur. Diğer rivayetlerde geçen ve ikinci lafızdaki "hamile" ise taşınan şeyanlamında olup, selin taşıyıp getirdiği çörçöpe denilir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU ŞERHİ 185.sayfada
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، ح وَحَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ، كِلاَهُمَا عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالاَ فَيُلْقَوْنَ فِي نَهْرٍ يُقَالُ لَهُ الْحَيَاةُ . وَلَمْ يَشُكَّا . وَفِي حَدِيثِ خَالِدٍ كَمَا تَنْبُتُ الْغُثَاءَةُ فِي جَانِبِ السَّيْلِ . وَفِي حَدِيثِ وُهَيْبٍ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِئَةٍ أَوْ حَمِيلَةِ السَّيْلِ .
Bana Nasr b. Ali El-Cehdamî'de rivayet etti. (Dediki): Bize Bişr yani (İbni'l-Mufaddal) Ebu Mesleme'den, o da Ebu Nadra'dan, o da Ebu Sa'id'den naklen rivayet etti. Ebu Said dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Gerçek manada cehennemliklere gelince, onlar orada ne ölürler, ne yaşarlar ama günahları -yahut hataları dedi- sebebiyle ateşin isabet etmiş olduğu ve onları bir çeşit ölümlü öldürdüğü kimseler de olacaktır. Nihayet bunlar kömür olacaklarında şefaat için izin verilecek. Bunun üzerine onlar da kalabalık topluluklar halinde getirilecek ve cennetin ırmakları üzerine dağıtılacaklar, sonra da: Ey cennetlikler, üzerlerine (su) akıtın, denilecek. Böylelikle onlar da selin getirdikleri arasında bulunan bir tohum gibi bitecekler. " Dinleyenler arasındaki bir adam: Sanki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çölde yaşamıştı, dedi. Diğer tahric: İbn Mace, 4309; Tuhfetu'l-Eşraf, 4346 NEVEVİ ŞERHİ: "Asıl cehennemlikler ... Onları bir çeşit ölümle öldürür." Burada (özne) bilindiğinden ötürü hazfedilmiştir. Bununla birlikte bazı nüshalarda (3/37) iki te ile (~~t) şeklindedir, ateş onları öldürmüş olacaktır, demek olur. Hadisin anlamına gelince, açıkça görülen odur ki, cehennemin gerçek ehli ve orada ebedi kalmayı hak eden kafirler orada ölmezler ve fayda görecekleri, rahat bulup dinlenecekleri bir hayat sürmezler. Nitekim yüce Allah bir yerde şöyle buyurmaktadır: "Onlar hakkında hüküm verilmez ki ölsünler. Onların üzerinden (cehennem) azabından bir şey de hafifletilmez." (Fatır, 35/36); "Sonra orada hem ölmeyecek, hem de hayat bulmayacaktır." (A'la, 87/13) Bu da hak ehlinin mezhebine göredir. Onların mezhebine göre cennetliklerin nimetleri de daimi ve ebedidir. Cehennemde ebediyen kalmayı hak edenlerin azabı da daimi ve ebedidir. ':4ma bazı insanlara da ateş isabet etmiş olacaktır ... " Bu da şu demektir: Yüce Allah murad ettiği kadar bir süre azaplandırılmalarından sonra günahkar müminleri bir çeşit ölüm ile öldürür. Bu öldürme gerçek bir öldürme olup, bu halde hissetmek de yok olacaktır. Günahları kadar azapları gerçekleştikten sonra onları öldürecektir. Bundan sonra da yüce Allah'ın takdir ettiği süre boyunca hiçbir şey hissetmeksizin cehennem ateşinde tutuklu kalacaklar sonra da ateşten kömür olmuş olarak ve ölü halde çıkartılacaklar. Eşyaların taşındığı gibi, toplu olarak taşınacaklar, cennetin ırmakları na atılıp, üzerlerine hayat suyu dökülecek ve hızlı ca büyümesi ve zayıflığı itibariyle selin getirdiği taneleri n bitip yeşermesi gibi bitecekler. Bu gibi bitkiler zayıf olduklarından ötürü yeşil ve kıvrımlı çıkarlar. Bundan sonra ise güçleri artar ve kendi konaklarına gidecekler ve halleri kemale ermiş olacak. Hadisin lafzının zahiri ve manası budur. Kadı İyaz da bu hadis hakkında iki türlü açıklama nakletmektedir: Birincisine göre bu, gerçek manada bir öldürmedir, ikinci görüşe göre bu, gerçek bir ölüm değildir, ama acıları hissetme duyuları kaybolacaktır. Bununla birlikte acılarının (başkalarına göre) daha hafif olması da mümkündür. Evet, Kadı İyaz'ın açıklamaları bunlar olmakla birlikte tercih edilen az önce kaydettiklerimizdir. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bölük bölük" lafzı rivayetlerde ve asıl yazmalarda iki defa tekrar edilmiştir. Halolarak nasp edilmiştir. (Bu anlamdaki) "dabair" dabare ve dibare lafzının çoğuludur. Her iki söyleyişi Kadı İyaz ile Metali' sahibi ve başkaları da zikretmiştir. Ama daha meşhur olanı dat harfinin kesreli okunuşudur. Herevi ve başkaları ise kesreli okuyuştan başkasını sözkonusu etmemişlerdir. "İdbare" diye bir söyleyişi de vardır. Dilciler: Bunun dağınık halde kalabalıklar, topluluklar anlamında olduğunu söylemişlerdir. Bu kelime (....) diye de rivayet edilmiştir
وَحَدَّثَنِي نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُفَضَّلِ - عَنْ أَبِي مَسْلَمَةَ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَّا أَهْلُ النَّارِ الَّذِينَ هُمْ أَهْلُهَا فَإِنَّهُمْ لاَ يَمُوتُونَ فِيهَا وَلاَ يَحْيَوْنَ وَلَكِنْ نَاسٌ أَصَابَتْهُمُ النَّارُ بِذُنُوبِهِمْ - أَوْ قَالَ بِخَطَايَاهُمْ - فَأَمَاتَهُمْ إِمَاتَةً حَتَّى إِذَا كَانُوا فَحْمًا أُذِنَ بِالشَّفَاعَةِ فَجِيءَ بِهِمْ ضَبَائِرَ ضَبَائِرَ فَبُثُّوا عَلَى أَنْهَارِ الْجَنَّةِ ثُمَّ قِيلَ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ أَفِيضُوا عَلَيْهِمْ . فَيَنْبُتُونَ نَبَاتَ الْحِبَّةِ تَكُونُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ " . فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ كَأَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ كَانَ بِالْبَادِيَةِ .
Bunu bize Muhammed b. el-Müsenna ile İbn Beşşar da tahdis edip dediler ki ... Ebu Said el-Hudri, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den hadisi aynen "selin getirdiklerinde ... " ibaresine kadar zikretti fakat ondan sonrasını zikretmedi. NEVEVİ ŞERHİ "Ebu Mesleme'den dedi ki: Ben Ebu Nadra'yı, Ebu Said el-Hudrl'den diye naklederken dinledim." Ebu Said'in adı Sa'd b. Malik b. Sinan (r.a.)'dır. (3/38) Ebu Nadra'nın adı ise el-Munzir b. Malik b. Kıt'a'dır. Ebu Mesleme'nin adı da Said b. Yezid el-Ezdi el-Basri"dir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي مَسْلَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ إِلَى قَوْلِهِ " فِي حَمِيلِ السَّيْلِ " . وَلَمْ يَذْكُرْ مَا بَعْدَهُ .
Bize Osman b. Ebi Şeybe ve İshak b. İbrahim el-Hanzali tahdis etti. Her ikisi Cerir'den diye rivayet etti. Osman dedi ki: Bize Cerir, Mansur'dan tahdis etti. O İbrahim'den, o Abide'den, o Abdullah b. Mesud'dan şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz ben, cehennemlikler arasından cehennemden en son çıkacak olan kişiyi ve cennet ehli arasından da cennete en son girecek kişiyi biliyorum. Bu, cehennem ateşinden emekleyerek çıkacak bir adamdır. Şanı yüce ve mübarek Allah ona: Git de cennete gir, buyuracak. O cennete gidecek ve ona içi dolup taşmış gibi gelecek. Bu sebeple dönüp: Rabbim, ben onun dolmuş olduğunu gördüm, diyecek. Allah TEbureke ve Teala ona: Git ve cennete gir, buyuracak. Bunun üzerine o da cennete gidecek ama kendisine dolmuş gibi geleceğinden geri dönüp: Rabbim ben onun dolmuş olduğunu gördüm, diyecek. Allah ona: Git ve cennete gir, sana dünya kadar ve onun on misli verilecektir -yahut: sana dünyanın on misli verilecektir- buyuracak. Adam: Sen el-Melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun -yahut bana gülüyor musun (benimle eğleniyor musun)- diyecek." (Abdullah b. Mesud) dedi ki: Andolsun Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in de azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm. (Ravi) dedi ki: İşte bu, cennetlikler arasında makam ve mevkisi en aşağı olan kişidir, deniyordu.225 Diğer tahric: Buhari, 6571, 7511 -muhtasar olarak-; Tirmizi, 2595; İbn Mace, 4339; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، كِلاَهُمَا عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ عُثْمَانُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْلَمُ آخِرَ أَهْلِ النَّارِ خُرُوجًا مِنْهَا وَآخِرَ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ رَجُلٌ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ حَبْوًا فَيَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لَهُ اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ فَيَأْتِيهَا فَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهَا مَلأَى فَيَرْجِعُ فَيَقُولُ يَا رَبِّ وَجَدْتُهَا مَلأَى . فَيَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لَهُ اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ - قَالَ - فَيَأْتِيهَا فَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهَا مَلأَى فَيَرْجِعُ فَيَقُولُ يَا رَبِّ وَجَدْتُهَا مَلأَى فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ فَإِنَّ لَكَ مِثْلَ الدُّنْيَا وَعَشَرَةَ أَمْثَالِهَا أَوْ إِنَّ لَكَ عَشَرَةَ أَمْثَالِ الدُّنْيَا - قَالَ - فَيَقُولُ أَتَسْخَرُ بِي - أَوْ أَتَضْحَكُ بِي - وَأَنْتَ الْمَلِكُ " قَالَ لَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ . قَالَ فَكَانَ يُقَالُ ذَاكَ أَدْنَى أَهْلِ الْجَنَّةِ مَنْزِلَةً .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Küreyb rivayet ettiler, lâfıs Ebu Kureyb'iııdir. Dediler ki: Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Abîde'den, o da Abdullah'tan naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ben cehennemlikler arasında cehennemden en son çıkacak kişiyi şüphesiz çok iyi biliyorum, Bu oradan sürünerek çıkacak bir adamdır, Ona: Git, cennete gir denilecek. O da gidip cennete girecek. İnsanların konaklarına yerleşmiş olduklarını görecek. Ona: Geçmişte içinde bulunduğun zamanı hatırlıyor musun, denilecek. O, evet diyecek. Ona: Temenni et denilecek, o da temenni edecek. Ona: Sana temenni ettiklerin verileceği gibi, dünyanın on misli de verilecek. O: Sen el-Melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun, diyecek." (Abdullah b. Mesud) dedi ki: Andalsun Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْرِفُ آخِرَ أَهْلِ النَّارِ خُرُوجًا مِنَ النَّارِ رَجُلٌ يَخْرُجُ مِنْهَا زَحْفًا فَيُقَالُ لَهُ انْطَلِقْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ - قَالَ - فَيَذْهَبُ فَيَدْخُلُ الْجَنَّةَ فَيَجِدُ النَّاسَ قَدْ أَخَذُوا الْمَنَازِلَ فَيُقَالُ لَهُ أَتَذْكُرُ الزَّمَانَ الَّذِي كُنْتَ فِيهِ فَيَقُولُ نَعَمْ . فَيُقَالُ لَهُ تَمَنَّ . فَيَتَمَنَّى فَيُقَالُ لَهُ لَكَ الَّذِي تَمَنَّيْتَ وَعَشَرَةُ أَضْعَافِ الدُّنْيَا - قَالَ - فَيَقُولُ أَتَسْخَرُ بِي وَأَنْتَ الْمَلِكُ " قَالَ فَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ .