Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 70. Bölüm
95 hadis, 4 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis17 dk okuma
Sehl b. Sa'd'dan, dedi ki: "Cuma günü geldi mi sevinirdik. Çünkü bizim yaşlı bir ninemiz bu çöyündür otunun köklerini alır, bunları kendisine ait bir tencereye koyar, o tencereye birkaç tane arpa da atardı. Cuma namazını kıldıktan sonra onu ziyarete giderdik, o da bize bu yemeği ikram ederdi. İşte bundan dolayı Cuma gününün gelişi bizi sevindiriyordu. Biz kuşluk yemeğini ancak Cuma namazından sonra yer ve ancak namazdan sonra kaylule yapardık (öğleden sonra dinlenirdik). Allah'a yemin ederim, o yemekte de ne bir iç yağı, ne de bir et yağı bulunurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Çöyündür otu (sılk: Pazı ve benzerleri)" Bilinen bir tür sebzedir. Bu hadisin açıklamaları daha önce Cumua bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Hadis-i şeriften selefin, yüce A1lah'ın kendilerine büyük fetihleri nasip ettiği vakte kadar oldukça dar geçimH, iktisat11 ve dar geçime karşı da sabırlı olduklarını göstermektedir. Fetihlerden sonra kimisi dünyanın mubah olan imkanlarını genişçe kullanmış, kimisi ise zühd ve vera yolunu seçerek gücü yetmekle birlikte aşağı olan miktar ile yetinmiştir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ إِنْ كُنَّا لَنَفْرَحُ بِيَوْمِ الْجُمُعَةِ، كَانَتْ لَنَا عَجُوزٌ تَأْخُذُ أُصُولَ السِّلْقِ، فَتَجْعَلُهُ فِي قِدْرٍ لَهَا، فَتَجْعَلُ فِيهِ حَبَّاتٍ مِنْ شَعِيرٍ، إِذَا صَلَّيْنَا زُرْنَاهَا فَقَرَّبَتْهُ إِلَيْنَا، وَكُنَّا نَفْرَحُ بِيَوْمِ الْجُمُعَةِ مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ، وَمَا كُنَّا نَتَغَدَّى وَلاَ نَقِيلُ إِلاَّ بَعْدَ الْجُمُعَةِ، وَاللَّهِ مَا فِيهِ شَحْمٌ وَلاَ وَدَكٌ.
İbn Abbas r.a.'tan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kol üzerindeki eti dişleriyle ısırıp kopardı. Sonra da abdest almaksızın kalkıp namaz kıldı
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ تَعَرَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتِفًا، ثُمَّ قَامَ فَصَلَّى، وَلَمْ يَتَوَضَّأْ.
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir tencereden kemikli bir et çıkarıp yedi, sonra da abdest almaksızın namaz kıldı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eti ısırıp koparmak ve tencereden çıkarmak." (Eti ısırıp koparmak anlamı verilen:) "en-nehş", etin ağız ile ısırılıp, kemik ve başka şeyin üzerinden alınması, izale edilmesi demektir. Hocamız da Şerhu't-Tirmizi adlı eserinde şöyle demektedir: Etin bıçakla kesiLeceğine dair nehy sabit değildir. Aksine kol kemiğinden etin kesilerek alındığı sabittir. O halde etin dişlerle ısırılıp koparılması zor olduğu takdirde bıçakla kesilmesi halinde olduğu gibi, etin farklılığına göre değişiklik arz eder. Bıçağın bulunmaması hali de böyledir. Diğer taraftan işinin acele olması ile ağır hareket etme durumlarına göre değişiklik görülür. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
وَعَنْ أَيُّوبَ، وَعَاصِمٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ انْتَشَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَرْقًا مِنْ قِدْرٍ فَأَكَلَ، ثُمَّ صَلَّى، وَلَمْ يَتَوَضَّأْ.
Abdullah b. Ebi Katade'den, o babasından şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Mekke'ye doğru yola çıktık
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ مَكَّةَ.
Abdullah b. Ebi Katade es-Sülem'i'den, o babasından şöyle demiştir: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birtakım adamlar ile birlikte Mekke yolunda bir konaklama yerinde oturuyor idim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de önümüzde konaklamış idi. Başkaları ihramlı iken ben ihramsız idim. Derken yabani bir eşek gördüler. O sırada ben de ayakkabımın söküğünü tamir etmekle meşguldüm. Bundan dolayı o hayvandan beni haberdar etmemişlerdi. Bununla birlikte keşke onu görseydim diye arzu da etmişlerdi. Derken atıma gittim, onu eğerledim, daha sonra ata bindim. Fakat kamçıyı ve mızrağı unutmuştum. Orada bulunanlara: Bana şu kamçıyı ve mızrağı uzatınız, dedim. Onlar: Hayır, Allah'a yemin olsun ki bu hayvana karşı hiçbir şekilde sana yardımcı olmayız, dediler. Bundan dolayı ben de kızıp atımdan indim ve her ikisini aldıktan sonra tekrar atıma bindim. Eşeğin üzerine hızlıca koştum ve onu vurdum. Sonra da ölmüş olduğu halde onu yanlarına götürdüm. Üzerine atılıp, ondan yemeğe başladılar. Daha sonra ihramlı oldukları halde o hayvandan yedikleri hususunda şüpheye düştüler. Bu sebeple biz de kalkıp gittik. Ben eşeğin kolunun pazusunu beraberimde saklamıştım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştik. Ona bu durum hakkında sorduk, o: Beraberinizde ondan bir şey var mı, diye sordu. Ben de ona pazusunu uzattım, o da ihramlı olduğu halde etleri dişleri ile sıyırıncaya kadar yemesine devam etti." Bu hadise dair yeterli açıklamalar daha önce Hac bölümünde(1822.hadisin şerhinde) geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ السَّلَمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ كُنْتُ يَوْمًا جَالِسًا مَعَ رِجَالٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَنْزِلٍ فِي طَرِيقِ مَكَّةَ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَازِلٌ أَمَامَنَا، وَالْقَوْمُ مُحْرِمُونَ وَأَنَا غَيْرُ مُحْرِمٍ، فَأَبْصَرُوا حِمَارًا وَحْشِيًّا وَأَنَا مَشْغُولٌ أَخْصِفُ نَعْلِي، فَلَمْ يُؤْذِنُونِي لَهُ، وَأَحَبُّوا لَوْ أَنِّي أَبْصَرْتُهُ، فَالْتَفَتُّ فَأَبْصَرْتُهُ فَقُمْتُ إِلَى الْفَرَسِ فَأَسْرَجْتُهُ. ثُمَّ رَكِبْتُ وَنَسِيتُ السَّوْطَ وَالرُّمْحَ فَقُلْتُ لَهُمْ نَاوِلُونِي السَّوْطَ وَالرُّمْحَ. فَقَالُوا لاَ وَاللَّهِ لاَ نُعِينُكَ عَلَيْهِ بِشَىْءٍ. فَغَضِبْتُ فَنَزَلْتُ فَأَخَذْتُهُمَا، ثُمَّ رَكِبْتُ فَشَدَدْتُ عَلَى الْحِمَارِ فَعَقَرْتُهُ، ثُمَّ جِئْتُ بِهِ وَقَدْ مَاتَ فَوَقَعُوا فِيهِ يَأْكُلُونَهُ، ثُمَّ إِنَّهُمْ شَكُّوا فِي أَكْلِهِمْ إِيَّاهُ وَهُمْ حُرُمٌ، فَرُحْنَا وَخَبَأْتُ الْعَضُدَ مَعِي، فَأَدْرَكْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْنَاهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ " مَعَكُمْ مِنْهُ شَىْءٌ ". فَنَاوَلْتُهُ الْعَضُدَ فَأَكَلَهَا حَتَّى تَعَرَّقَهَا، وَهْوَ مُحْرِمٌ. قَالَ ابْنُ جَعْفَرٍ وَحَدَّثَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ مِثْلَهُ.
Cafer b. Amr b. Umeyye'den rivayete göre babası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bir bıçak ile elinde bulunan bir koyun'un kürek kemiğinden et keserken görmüştür. Bu arada namazı kıldırmak üzere davet olundu. Eti de kendisi ile kestiği bıçağı da bıraktı, sonra da abdest almaksızın kalkıp namaz kıldı. Hadis daha önce Taharet (temizlenmek) bölümünde (208.hadis olarak) şerh edilmiş olarak geçmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَعْفَرُ بْنُ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ، أَنَّ أَبَاهُ، عَمْرَو بْنَ أُمَيَّةَ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَحْتَزُّ مِنْ كَتِفِ شَاةٍ فِي يَدِهِ، فَدُعِيَ إِلَى الصَّلاَةِ فَأَلْقَاهَا وَالسِّكِّينَ الَّتِي يَحْتَزُّ بِهَا، ثُمَّ قَامَ فَصَلَّى، وَلَمْ يَتَوَضَّأْ.
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yemeği asla ayıplamış değildir. Eğer canı onu çekerse ondan yemiştir, eğer ondan hoşlanmamışsa onu terk etmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiçbir yemeği ayıplamamıştır. Kasıt mubah olan yemektir. Haram olan yemeği ise ayıplardı ve ondan yemeği de nehyederdi. Nevevi dedi ki: Yemek yemenin müekked adabından birisi de yemeği n ayıplanmamasıdır. Mesela, tuzluduL ekşidir, tuzu azdır, kabadır, katı olmuştur, ince olmuştur, pişmemiştir ve benzeri sözler gibi ... "Eğer ondan hoşlanmazsa onu yemezdi." İbn Battal dedi ki: Bu, güzel edepten ileri gelen bir şeydir. ÇÜnkü kişinin canı bazen bir şeyi çekmeyebilir. Fakat şeriat tarafından yenilmesinde izin bulunan her bir yiyecekte herhangi bir eksik ve kusur yok demektir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ مَا عَابَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم طَعَامًا قَطُّ، إِنِ اشْتَهَاهُ أَكَلَهُ، وَإِنْ كَرِهَهُ تَرَكَهُ.
Ebu Hazım'dan rivayete göre o Sehl'e: "Siz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında iyice elenmiş un görmüş müydünüz, diye sordu. Sehl: Hayır dedi. Peki arpayı elekten geçirir miydiniz? O, hayır. Fakat biz ona üflerdik, demiştir. " Bu Hadis Hadis 5413 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arpaya üfleme" yani kabukları uçsun diye değirmende öğütüldükten sonra ona üfleme. Buhari bu başlık ile yemeğe üflemenin nehyedilmesinin pişirilmiş yemeğe mahsus olduğuna dikkat çekmek istemiş gibidir
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، أَنَّهُ سَأَلَ سَهْلاً هَلْ رَأَيْتُمْ فِي زَمَانِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ قَالَ لاَ. فَقُلْتُ فَهَلْ كُنْتُمْ تَنْخُلُونَ الشَّعِيرَ قَالَ لاَ وَلَكِنْ كُنَّا نَنْفُخُهُ.
Ebu Hureyre radiyallahu anh'den, dediki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı arasında bir miktar hurmayı böıüştürdü. Herkese yedi tane hurma verdi. Bana birileri ağacında olgunlaşmamış, korukalmak üzere yedi tane hurma verdi. Aralarında ondan daha çok beğendiğim hurma olmadı. Ağzımda çabucak erimedi. Onu çiğnedim durdum." Bu Hadis 5441 ve aynı rakam ile mükerrer 5441 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَبَّاسٍ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بَيْنَ أَصْحَابِهِ تَمْرًا، فَأَعْطَى كُلَّ إِنْسَانٍ سَبْعَ تَمَرَاتٍ، فَأَعْطَانِي سَبْعَ تَمَرَاتٍ إِحْدَاهُنَّ حَشَفَةٌ، فَلَمْ يَكُنْ فِيهِنَّ تَمْرَةٌ أَعْجَبَ إِلَىَّ مِنْهَا، شَدَّتْ فِي مَضَاغِي.
Sa'd'den, dedi ki: "Ben kendimi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedinin yedincisi olarak görmüşümdür. Selem denilen dikenli bir çöl ağacı yapraklarından başka yiyecek bir şeyimiz yoktu. Öyle ki birimiz tıpkı bir koyun gibi def-i hacette bulunurdu. Daha sonra Esed oğulları kalkmış bana İslam'a dair bilgi öğretiyorlar. Eğer (onlara kaldıysam) zarara uğramış, amellerim boşa çıkmış demektir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ رَأَيْتُنِي سَابِعَ سَبْعَةٍ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا لَنَا طَعَامٌ إِلاَّ وَرَقُ الْحُبْلَةِ ـ أَوِ الْحَبَلَةِ ـ حَتَّى يَضَعَ أَحَدُنَا مَا تَضَعُ الشَّاةُ، ثُمَّ أَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ تُعَزِّرُنِي عَلَى الإِسْلاَمِ، خَسِرْتُ إِذًا وَضَلَّ سَعْيِي.
Ebu HazimIden, dedi ki: "Sehl b. Sa'd'a sordum ve: RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beyaz undan yapılmış ekmek yedi mi, dedim. Sehl dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kendisine Nebilik verdiği zamandan Allah onun ruhunu kabzettiği vakte kadar beyaz undan yapılmış ekmek görmedi bile. Ebli Hazim dedi ki: Peki RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde sizin elekleriniz var mıydı, diye sordum. Sehl: RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kendisine Nebilik verdiği zamandan Allah ruhunu kabzettiği vakte kadar elek görmedi, dedi. Ebli Hazim dedi ki: Peki, siz elenmeden arpa (ekmeğini) nasıl yerdiniz, diye sordum, o: Arpayı öğütür ve ona üflerdik. Uçan uçar, geriye kalanı ise yoğurarak yerdik, dedi
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ فَقُلْتُ هَلْ أَكَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ فَقَالَ سَهْلٌ مَا رَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ مِنْ حِينَ ابْتَعَثَهُ اللَّهُ حَتَّى قَبَضَهُ اللَّهُ. قَالَ فَقُلْتُ هَلْ كَانَتْ لَكُمْ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنَاخِلُ قَالَ مَا رَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنْخُلاً مِنْ حِينَ ابْتَعَثَهُ اللَّهُ حَتَّى قَبَضَهُ. قَالَ قُلْتُ كَيْفَ كُنْتُمْ تَأْكُلُونَ الشَّعِيرَ غَيْرَ مَنْخُولٍ قَالَ كُنَّا نَطْحَنُهُ وَنَنْفُخُهُ، فَيَطِيرُ مَا طَارَ وَمَا بَقِيَ ثَرَّيْنَاهُ فَأَكَلْنَاهُ.
Ebli Hureyre r.a.'dan rivayete göre o önlerinde kebap yapılmış bir koyun bulunan topluluğun yanından geçti. Onu da davet ettiler. Fakat o yemek tekliflerini kabul etmeyerek: "RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem karnı arpa ekmeğinden doymadığı halde dünyadan çıkıp gitti, dedi
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ مَرَّ بِقَوْمٍ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ شَاةٌ مَصْلِيَّةٌ، فَدَعَوْهُ فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الدُّنْيَا وَلَمْ يَشْبَعْ مِنَ الْخُبْزِ الشَّعِيرِ.
Enes b. Malik r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne masa üzerinde, ne sukurrece (denilen tepsi ve tabak) içinde yemek yedi, ne onun için halis buğday unundan inceltilmiş ekmek pişirildi. Ben (Yunus) Katade'ye: Peki, ne üzerinde yerlerdi, diye sordum. Katade: Sofralar üzerinde, diye cevap verdi
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يُونُسَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ مَا أَكَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى خِوَانٍ، وَلاَ فِي سُكْرُجَةٍ، وَلاَ خُبِزَ لَهُ مُرَقَّقٌ. قُلْتُ لِقَتَادَةَ عَلَى مَا يَأْكُلُونَ قَالَ عَلَى السُّفَرِ.
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye geldiğinden itibaren ruhu kabzedilinceye kadar onun hanımlarının karınıarı peş peşe üç gün buğday ekmeğinden doymuştur." Bu Hadis 6454 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabının" onun zamanında "yedikleri." Buharı bu başlık altında altı hadis zikretmiş bulunmaktadır. Birinci hadis, EbU. Hureyre'nin rivayet ettiği hurma paylaştırma ile ilgili olan hadistir. Bunun açıklaması daha sonra: "Taze hurma ile hıyar" başlığında gelecektir. EbU. Hureyre'nin bu rivayetteki: "Ağzımda onu çokça çiğnedim" ifadesinden kastı şudur: Bu hurma tanesini çiğnerken oldukça sert olduğundan sakız gibi uzun süre çiğnemiştir. "Selem denilen dikenli çöl ağacı yaprağından başka ... " Bundan maksat ise bu çöl ağaçlarının ve bir çeşit Arabistan kirazının meyvesidir. Bu da fasulyeyi andırırdı. Bu ağaçların köklerinin kastedildiği de söylenmiştir. İleride yüce Allah'ın izni ile Rikak bölümünde bu hadise dair geniş açıklamalar gelecektir:
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ قَدِمَ الْمَدِينَةَ مِنْ طَعَامِ الْبُرِّ ثَلاَثَ لَيَالٍ تِبَاعًا، حَتَّى قُبِضَ.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan rivayete göre: Yakınlarından birisi öldüğü için kadınlar bu amaçla toplanıp bir araya geldikten sonra -onun akrabaları ve özel yakınları dışında- dağıldıklarında bir çömlek içinde bir telbıne bulamacı pişirilmesini emretti. Daha sonra da tirit yapıldı. Telbine onunüzerine döküldükten sonra: Bundan yiyiniz dedi. Çünkü ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Telbine bulamacı hastanın kalbini rahatlatır ve kederin bir kısmını da giderir, diye buyururken dinlemişimdir. " Bu Hadis 5689 ve 5690 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Telbine bulamacL" Telbine, un ya da kepekten yapılan, bazen içine bal da katılan bir bulamaçtır. Ona bu adın veriliş sebebi beyazlığı ve inceliği bakımından leben (süt)e benzediğinden dolayıdır. Bunun faydalı olanı, katı ve çiğ olanı değil de ince ve iyice pişmiş alanıdır. "Rahatlatır." İleride Aişe radıyallahu anha'nın rivayet ettiği bu hadisin şerhi yüce Allah'ın izniyle Tıb bölümünde (5689.hadiste) gelecektir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا كَانَتْ إِذَا مَاتَ الْمَيِّتُ مِنْ أَهْلِهَا فَاجْتَمَعَ لِذَلِكَ النِّسَاءُ، ثُمَّ تَفَرَّقْنَ، إِلاَّ أَهْلَهَا وَخَاصَّتَهَا، أَمَرَتْ بِبُرْمَةٍ مِنْ تَلْبِينَةٍ فَطُبِخَتْ، ثُمَّ صُنِعَ ثَرِيدٌ فَصُبَّتِ التَّلْبِينَةُ عَلَيْهَا ثُمَّ قَالَتْ كُلْنَ مِنْهَا فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " التَّلْبِينَةُ مَجَمَّةٌ لِفُؤَادِ الْمَرِيضِ، تَذْهَبُ بِبَعْضِ الْحُزْنِ ".
Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Erkeklerden pek çok kişi kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran'ın kızı Meryem, Firavun'un karısı Asiyelden başka kimse kl?male ermemiştir. Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ الْجَمَلِيِّ، عَنْ مُرَّةَ الْهَمْدَانِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ كَمَلَ مِنَ الرِّجَالِ كَثِيرٌ، وَلَمْ يَكْمُلْ مِنَ النِّسَاءِ إِلاَّ مَرْيَمُ بِنْتُ عِمْرَانَ وَآسِيَةُ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ، وَفَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ ".
Enes r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي طُوَالَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ ".
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte terzi olan bir azadlısının yanına girdik. Bu terzi, onun önüne içinde tirid bulunan bir tencere getirdi. (Enes) dedi ki: Sonra da işine döndü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabakları araştırmaya koyuldu. (Enes) dedi ki: Ben de kabakları araştırmaya ve bulduklarımı önüne koymaya koyuldum. (Enes) dedi ki: İşte bundan sonra kabağı hep seviyorum
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا حَاتِمٍ الأَشْهَلَ بْنَ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى غُلاَمٍ لَهُ خَيَّاطٍ، فَقَدَّمَ إِلَيْهِ قَصْعَةً فِيهَا ثَرِيدٌ ـ قَالَ ـ وَأَقْبَلَ عَلَى عَمَلِهِ ـ قَالَ ـ فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَتَبَّعُ الدُّبَّاءَ ـ قَالَ ـ فَجَعَلْتُ أَتَتَبَّعُهُ فَأَضَعُهُ بَيْنَ يَدَيْهِ ـ قَالَ ـ فَمَا زِلْتُ بَعْدُ أُحِبُّ الدُّبَّاءَ.
Katade'den, dedi ki: "Biz Enes b. Malik r.a.'ın yanına giderdik. Onun ekmekçisi ayakta iken dedi ki: Yiyiniz, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah'ın huzuruna çıkıncaya kadar inceltiimiş ne bir beyaz ekmek gördüğünü, ne de gözleri ile tüyleri sıcak suyla izale edilmiş kızartılmış bir koyun gördüğünü bilmiyorum, dedi
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ كُنَّا نَأْتِي أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ وَخَبَّازُهُ قَائِمٌ قَالَ كُلُوا فَمَا أَعْلَمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَغِيفًا مُرَقَّقًا حَتَّى لَحِقَ بِاللَّهِ، وَلاَ رَأَى شَاةً سَمِيطًا بِعَيْنِهِ قَطُّ.
Cafer b. Amr b. Umeyye ed-Damrı'den, o babasından dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir koyunun kürek kemiğinden et keserek yediğini gördüm. Sonra namaza çağrıldı, ayağa kalktı, bıçağı bıraktı ve abdest almadan namaz kıl(dır)d
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَحْتَزُّ مِنْ كَتِفِ شَاةٍ، فَأَكَلَ مِنْهَا، فَدُعِيَ إِلَى الصَّلاَةِ، فَقَامَ فَطَرَحَ السِّكِّينَ فَصَلَّى، وَلَمْ يَتَوَضَّأْ.
Abdurrahman b. AbisIten, o babasından şöyle demiştir: "Ben Aişe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, kurbanlık etlerinin üç günden sonra yenilmelerini yasakladığı doğru mudur, diye sordum. O, şu cevabı verdi: Allah Rasulü bu işi sadece insanların açlık çektikleri bir yılda yapmıştı. Zenginin fakire yemek yedirmesini istemişti. Hiç şüphesiz bizler davar bacaklarını kaldırıp saklardık da (bayramdan) onbeş gün sonra onu yerdik. Ona: Sizi böyJe yapmaya mecbur eden ne idi, aiye soruldu, Aişe gülerek: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin ali (aile halkı) o Allah'a kavuşuncaya kadar(arka arkaya) üç gün süre ile katığı da bulunan buğdayekmeğinden karınıarını doyurmuş değildirler. " Bu Hadis 5438, 5570 ve 6687 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَابِسٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ أَنَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُؤْكَلَ لُحُومُ الأَضَاحِيِّ فَوْقَ ثَلاَثٍ قَالَتْ مَا فَعَلَهُ إِلاَّ فِي عَامٍ جَاعَ النَّاسُ فِيهِ، فَأَرَادَ أَنْ يُطْعِمَ الْغَنِيُّ الْفَقِيرَ، وَإِنْ كُنَّا لَنَرْفَعُ الْكُرَاعَ فَنَأْكُلُهُ بَعْدَ خَمْسَ عَشْرَةَ. قِيلَ مَا اضْطَرَّكُمْ إِلَيْهِ فَضَحِكَتْ قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْ خُبْزِ بُرٍّ مَأْدُومٍ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ حَتَّى لَحِقَ بِاللَّهِ. وَقَالَ ابْنُ كَثِيرٍ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَابِسٍ بِهَذَا.
Cabir r.a.'den, dedi ki: "Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde hediyelik kurbanlıkların etlerini Medine'ye kadar azık edinirdik." Fethu'l-Bari Açıklaması: "O bunu sadece insanların açlık çektikleri bir yılda yapmıştı. Zenginin fakire yedirmesini istemişti, dedi." A1şe bu hadis ile kurbanlık etlerinin üç günden fazla saklanmasının yasaklığının neshedilmiş olduğunu açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Buna göre bu yasağın sebebi, söz konusu illet (sebep, gerekçe) dolayısı ile özelolarak o yıla aitti. İleride -yüce Allah'ın izniyle- el-Edah'i (kurbanlıklar) bölümünün sonlarında (5570.hadiste) buna dair geniş açıklamalar gelecektir. Buhar'ı'nin bu hadisi zikretmekteki amacı ise, Aişe r.anha'nın söylediği: "Biz davarların bacaklarını ... saklardık" sözleridir. Bu sözlerle et saklamanın ve kurutulmuş et yemenin caiz olduğu açıklanmaktadır. Bunun sebebinin o zaman için etin az bulunması olduğu, hatta (et bir tarafa) ardı arkasına üç gün süre ile buğday unundan yapılmış ekmekten karınıarını doyuramadıkları da sabit bulunmaktadır. "İbn Cüreyc dedi ki. .. "ıos Musannıf asıl hadisi Hac bölümünün "Kurbanlık hayvanlardan yenilenler" başlığında mevsul olarak rivayet etmiş bulunmaktadır. Lafzı şöyledir: "Biz önceleri kurbanlık develerimizin etlerinden üç günden fazla yemezdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize ruhsat vererek: Yiyiniz ve azıklanınız, diye buyurdu." Ancak Buhari bu fazlalığı zikretmemiş olmakla birlikte Müslim zikretmiş bulunmaktadır. Hadisteki: "Yiyiniz ve azıklanınız" ifadelerinden sonra şunları söylemektedir: Ben Ata'ya: "Cabir: Medine'ye gelinceye kadar dedi mi, diye sordum. O: Evet, dedi." Ancak bu, Medine'ye varıncaya kadar bu azıklandıkları etlerin onlarla birlikte kalmasını gerektirmez. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Fakat Müslim, Sevban yoluyla gelen hadiste şunu söylediğini zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kurbanlığını kestikten sonra bana: Ey Sevban, benim için bunun etini pişir, diye buyurdu. Ben de Medine'ye gelinceye kadar ona o pişirdiğim etten yedirip durdum." İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre; 'ertesi güne herhangi bir yemek saklamak caiz değildir, az dahi olsa bir şey saklayan bir kimse, velilik adına hak kazanamaz, yiyecek bir şeyler saklayan kimse Allah hakkında kötü zan beslemiş olur' iddialarında bulunan sufilerin kanaatleri reddedilmektedir. Bu iddiada bulunan kimselerin bu kanaatlerini reddetmek için bu hadisler de yeterlidir
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ كُنَّا نَتَزَوَّدُ لُحُومَ الْهَدْىِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمَدِينَةِ. تَابَعَهُ مُحَمَّدٌ عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ. وَقَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ قُلْتُ لِعَطَاءٍ أَقَالَ حَتَّى جِئْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ لاَ.
Enes b. Malik r.a.'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha'ya: Sizin küçük çocuklarınızdan bana hizmet edecek küçük bir çocuk araştır, dedi. Ebu Talha beni arkasında terkisine bindirerek çıkarıp götürdü. Ben de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne zaman konakladıysa gider ona hizmet ederdim. Onun: Allah'ım, kederden, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ağır borç yükünden ve erkeklerin galip gelmesinden sana sığınırım, duasını çokça yaptığını işitir dururdum. Bu şekilde Hayber'den dönünceye kadar ona hizmet edip durdum. Hayber'den kendisi için ayırmış olduğu Huyey'in kızı Safiye ile döndü. Ben onun Safiye için arkasında bir aba ya da bir örtü ile yer hazırladığını, sonra da onu arkasına, terkisine bindirdiğini gördüm. Nihayet es-Sahba denilen yere vardığımızda deriden sofralar üzerinde Hays denilen yemeği hazırlattı. Sonra beni gönderdi, ben de birtakım adamları davet ettim, onlar da gelip yemek yediler. Bu, Safiye ile evlenmesi (dolayısıyla) idi. Daha sonra Medine'ye doğru yoluna devam etti. Nihayet Uhud'u görünce: Bu bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır, dedi, Medine'ye yaklaşınca da: Allah'ım, şüphesiz ben İbrahim'in Mekke'yi haram kıldığı gibi Medine'nin iki dağının arasını da haram kılıyorum. Allah'ım, (Medinelilerin) mudlerini ve sa'larını onlar için bereketli kıL." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hays yemeği." Buna dair açıklama, -başlıktaki hadisin şerhi ile birlikte- Meğazı bölümünün Hayber gazvesinde Safiye kıssası başlığında (4211.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hays, aslında hurma, keş ve tereyağından yapılır. Bazı hallerde keşin yerine doğranmış ekmek ya da un da konulabilir. "Ağır borç yükü." borcun ağırlığı demektir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْطَبٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَبِي طَلْحَةَ " الْتَمِسْ غُلاَمًا مِنْ غِلْمَانِكُمْ يَخْدُمُنِي ". فَخَرَجَ بِي أَبُو طَلْحَةَ، يُرْدِفُنِي وَرَاءَهُ، فَكُنْتُ أَخْدُمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كُلَّمَا نَزَلَ، فَكُنْتُ أَسْمَعُهُ يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْبُخْلِ وَالْجُبْنِ وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ ". فَلَمْ أَزَلْ أَخْدُمُهُ حَتَّى أَقْبَلْنَا مِنْ خَيْبَرَ، وَأَقْبَلَ بِصَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ قَدْ حَازَهَا، فَكُنْتُ أَرَاهُ يُحَوِّي وَرَاءَهُ بِعَبَاءَةٍ أَوْ بِكِسَاءٍ، ثُمَّ يُرْدِفُهَا وَرَاءَهُ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالصَّهْبَاءِ صَنَعَ حَيْسًا فِي نِطَعٍ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَدَعَوْتُ رِجَالاً فَأَكَلُوا، وَكَانَ ذَلِكَ بِنَاءَهُ بِهَا، ثُمَّ أَقْبَلَ حَتَّى إِذَا بَدَا لَهُ أُحُدٌ قَالَ " هَذَا جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ ". فَلَمَّا أَشْرَفَ عَلَى الْمَدِينَةِ قَالَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أُحَرِّمُ مَا بَيْنَ جَبَلَيْهَا مِثْلَ مَا حَرَّمَ بِهِ إِبْرَاهِيمُ مَكَّةَ، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَهُمْ فِي مُدِّهِمْ وَصَاعِهِمْ ".
Mücahid'den, dedi ki: "Bana Abdurrahman b. Ebi Leyla'nın tahdis ettiğine göre onlar Huzeyfe'nin yanında idiler. Huzeyfe kendisine su getirilmesini istedi. Bir Mecusi ona su getirdi. Mecusi bardağı Huzeyfe'nin eline verince onu fırlatarak: Eğer ona böyle yapmamasını bir ya da iki defa söylememiş olsaydım ... -Sanki: ... böyle yapmazdım, demek istiyordu.- Ama ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnce ipek de, kalın ipek de giymeyiniz, altın ve gümüş kaplardan içmeyiniz. Bunlardan yapılmış tabaklarda da yemek yemeyiniz. Çünkü bunlar bu dünyada onların (kafirlerindir), ahirette de bizimdir." Bu Hadis Hadis 5632,5633,5831 ve 5837 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gümüş parçaları kakılmış kapIal'da yemek yemek." Yani içinde (bu şekilde) gümüş parçaların bulunduğu kaplarda yemek yemek. Buharı, kaplar arasında sadece bunu söz konusu etmekle yetinmiştir. Gümüş ve altın kaplar dışındaki bütün kaplarla yemek yemek mubahtır. Fakat ister kakma, ister karıştırma, isterse de kaplama suretiyle kısmen altın ve gümüş bulunan kaplar hakkında görüş ayrılığı vardır. Buharıinin bu başlıktasöz konusu ettiği Huzeyfe yoluyla gelen bu hadiste, altın ve gümüş kaplarda yalnızca içmeninyasaklandığı görülmektedir. Yemek de hüküm itibariyle içmeğe katılmak suretiyle, bu kapIal'da yemek yemenin de yasaklandığı hükmü çıkai,tılır. Böyle bir istinbat Huzeyfe hadisine nispetle böyledir ama Müslimlde yer alan Ümmü Seleme yoluyla gelen hadiste -ileride Eşribe (içecekler) bölümünde dikkat çekileceği üzere- yemek yemek de söz konusu edilmiştir. Dolayısıyla bu kaplarda yemek yemek de nas ile yasaklanmış olmaktadır
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سَيْفُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يَقُولُ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى، أَنَّهُمْ كَانُوا عِنْدَ حُذَيْفَةَ فَاسْتَسْقَى فَسَقَاهُ مَجُوسِيٌّ. فَلَمَّا وَضَعَ الْقَدَحَ فِي يَدِهِ رَمَاهُ بِهِ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي نَهَيْتُهُ غَيْرَ مَرَّةٍ وَلاَ مَرَّتَيْنِ. كَأَنَّهُ يَقُولُ لَمْ أَفْعَلْ هَذَا، وَلَكِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تَلْبَسُوا الْحَرِيرَ وَلاَ الدِّيبَاجَ وَلاَ تَشْرَبُوا فِي آنِيَةِ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ، وَلاَ تَأْكُلُوا فِي صِحَافِهَا، فَإِنَّهَا لَهُمْ فِي الدُّنْيَا وَلَنَا فِي الآخِرَةِ ".
Ebu Musa el-Eş'arl r.a.'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kur'an okuyan mu'minin misali, kokusu da hoş, tadı da hoş olan portakala benzer. Kur'an okumayan mu'minin misali ise kokusu bulunmayan ve tadı da tatlı olan hurmaya benzer. Kur'an okuyan münafığın misali ise kokusu hoş, tadı acı olan reyhan, (fesleğen)e benzer. Kur'an'ı okumayan münafığın misali ise kokusu da olmayan, tadı da acı olan Hamala'ya (Ebu Cehil karpuzuna) benzer
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم "مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الأُتْرُجَّةِ، رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا طَيِّبٌ، وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ التَّمْرَةِ لاَ رِيحَ لَهَا وَطَعْمُهَا حُلْوٌ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ مَثَلُ الرَّيْحَانَةِ، رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ، لَيْسَ لَهَا رِيحٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ ".
Enes r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Aişe'nin kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yolculuk azaptan bir parçadır. Sizden herhangi birinizin uykusunu ve yemek yemesini engeller. Bu sebeple yolcu yolculuğundan maksadını gerçekleştirecek olursa ailesinin yanına dönmekte acele etsin
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " السَّفَرُ قِطْعَةٌ مِنَ الْعَذَابِ، يَمْنَعُ أَحَدَكُمْ نَوْمَهُ وَطَعَامَهُ، فَإِذَا قَضَى نَهْمَتَهُ مِنْ وَجْهِهِ فَلْيُعَجِّلْ إِلَى أَهْلِهِ ".
Kasım b. Muhammed'den, dedi ki: "Berire hususunda üç tane sünnet (hüküm) ortaya çıkmıştı:Aişe onu satın alıp hürriyetine kavuşturmak istemişti; ama onun sahipleri, ve!a hakkı bizim olsun demişlerdi. Aişe bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aktarınca, o: Arzu edersen onların lehine bu şartı koşabilirsin. Çünkü vela ancak kim hün-iyete kavuşturursa onundur, diye buyurdu. Kasım dedi ki: Berire hürriyetine kavuşturulduktan sonra kocasının nikahı altında kalmakta yahut ondan ayrılmakta muhayyer (serbest) bırakıldı. (Üçüncüsüne gelince) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün Aişe'nin evine girdi. O sırada ateşin üzerinde kaynayan bir tencere vardı. Allah Rasulü kendisine kuşluk vakti yemeğinin getirilmesini istedi. Önüne ekmek ve evdeki katıklardan bir katık getirildi. Allah Resulü: Ben (ateş üzerinde pişen) et görmemiş miydim, diye sordu. Onlar: Doğrudur ey Allah'ın Rasulü! Fakat o et Berıre'ye sadaka olarak verilmişti, o da bize onu hediye etmişti, diye buyurdular. Bu sefer Allah Rasulü: 0, ona verilmiş bir sadakadır, bize de hediyedir, diye buyurdu." Katık anlamı verilen "el-edm" kelimesi, "idam"in çoğuludur
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ رَبِيعَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، يَقُولُ كَانَ فِي بَرِيرَةَ ثَلاَثُ سُنَنٍ، أَرَادَتْ عَائِشَةُ أَنْ تَشْتَرِيَهَا فَتُعْتِقَهَا، فَقَالَ أَهْلُهَا، وَلَنَا الْوَلاَءُ، فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لَوْ شِئْتِ شَرَطْتِيهِ لَهُمْ، فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ ". قَالَ وَأُعْتِقَتْ فَخُيِّرَتْ فِي أَنْ تَقِرَّ تَحْتَ زَوْجِهَا أَوْ تُفَارِقَهُ، وَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بَيْتَ عَائِشَةَ وَعَلَى النَّارِ بُرْمَةٌ تَفُورُ، فَدَعَا بِالْغَدَاءِ فَأُتِيَ بِخُبْزٍ وَأُدْمٍ مِنْ أُدْمِ الْبَيْتِ فَقَالَ " أَلَمْ أَرَ لَحْمًا ". قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَلَكِنَّهُ لَحْمٌ تُصُدِّقَ بِهِ عَلَى بَرِيرَةَ، فَأَهْدَتْهُ لَنَا. فَقَالَ" هُوَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا، وَهَدِيَّةٌ لَنَا ".
Aişe r.anha'dan rivayete göre o: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem helvayı ve balı severdi" demiştir
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ وَالْعَسَلَ.
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Mayalı ekmek bulamadığım, ipek giyinmediğim, filan erkeğin ve filan cariyenin bana hizmet etmediği zamanlarda karın tokluğu için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmazdım. (Açlıktan) karnımı yere yapl!itırırdım, beni evine alıp götürür ve bana yemek yedirir ümidi ile bildiğim bir ayeti bir başka adamdan bana okumasını (öğretmesini) isterdim. Yoksullara kar!il da insanların en hayııolısı Cafer b. Ebi Talib idi. O bizi alır, götürür ve evinde ne varsa bize yedirirdi. Hatta bize içinde hiçbir şey bulunmayan küçük bir kırbayı çıkartır, biz de onu yarar ve içindeki artıkları yalardık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Helvayı ve balı severdi." İbn Battal dedi ki: Helva ve bal yüce Allah 'ın: "Tayyibattan yiyiniz" buyruğunda sözü edilen tayyibat (hoş ve güzel !ieyler) arasındadır. Hadis, (tayyibat ile) kendisinden zevk alınan !ieyleri kastetmektedir, diyenıerin görü!ilerini de pekiştirmektedir. Bu hadisin kapsamına daha önceden Et'ıme (yiyecekIer) bölümünün ba!i taraflarında açıkiandığı gibi, çe!iitli lezzetli yiyecek türleri arasında helvaya ve balabenzeyen diğer bütün yiyecekIer de girmektedir. el-Hattabı ve daha sonra arkasından İbnu't-TIn de şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunları sevmesi, bunları çokça arzulaması ve nefsinin bunlara ileri derecede meyletmesi sureti ile değildi. O sadece bunlar huzuruna getirildiğinde onlardan uygun olan miktarı alırdı. BöylelikIe onun bunları beğendiği de anla!iılml!i olmaktadır. Yine bu hadisten çeşitli türlerden yemek yemenin caiz olduğu anlaşılmaktadır; ama bazı vera' ehli kimseler bunu hO!i görmez ve hurma ve bal gibi tabiatı itibariyle tatlı olan şeyler dışında tatlı şeyleri yemeye ruhsat vermezdi. Ama bu hadis onların bu kanaatini reddetmektedir. Selef arasında bunlardan vera' yoluyla kaçınanlar, sadece tayyibatı elde etmeyi ahirete erteleyen kimseler olmu!itur. Bununla birlikte bu tayyibatı dünya hayatında da elde edebiliyorlardı, ama cimrilikIerinden dolayı değil de tevazuları sebebiyle bunları yemiyarlardı. "İnsanlar arasında yoksullara en hayırlı olan ki!ii Cafer ... idi." Buna dair açıkIamalar Menakıb bölümünde (3708.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bu hadisin ba!ilığa uygunluğu !iöyle açıkianır: Helva, tatlı olan her şey hakkında kullanılır. Küçük tulumda çoğunlukIa bal bulunduğu için -ki bazı rivayet yollarında bundan açıkça söz edilmiştir- böyle bir ba!ilık da uygundur
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ شَيْبَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي الْفُدَيْكِ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كُنْتُ أَلْزَمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لِشِبَعِ بَطْنِي حِينَ لاَ آكُلُ الْخَمِيرَ، وَلاَ أَلْبَسُ الْحَرِيرَ، وَلاَ يَخْدُمُنِي فُلاَنٌ وَلاَ فُلاَنَةُ، وَأُلْصِقُ بَطْنِي بِالْحَصْبَاءِ، وَأَسْتَقْرِئُ الرَّجُلَ الآيَةَ وَهْىَ مَعِي كَىْ يَنْقَلِبَ بِي فَيُطْعِمَنِي، وَخَيْرُ النَّاسِ لِلْمَسَاكِينِ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، يَنْقَلِبُ بِنَا فَيُطْعِمُنَا مَا كَانَ فِي بَيْتِهِ، حَتَّى إِنْ كَانَ لَيُخْرِجُ إِلَيْنَا الْعُكَّةَ لَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ، فَنَشْتَقُّهَا فَنَلْعَقُ مَا فِيهَا.