Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 68. Bölüm
95 hadis, 4 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
5 hadis5 dk okuma
Ebu Mes'ud r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem köpeğin bedelini, kahinin kahinlik karşısında aldığı ücreti ve fahişeye verilen ücreti yasaklamıştır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ، وَحُلْوَانِ الْكَاهِنِ، وَمَهْرِ الْبَغِيِّ.
Avn İbn Ebi Cuhayfe'den, onun da babasından rivayete göre o: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, dövme yapana, dövmeyi yaptırana, faiz yiyene, faiz yedirene lanet etmiş ve köpeğin bedelini, fahişenin kazancını yasaklamış, suret yapanlara da lanet etmiştir" demiştir
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَوْنُ بْنُ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْوَاشِمَةَ، وَالْمُسْتَوْشِمَةَ، وَآكِلَ الرِّبَا وَمُوكِلَهُ، وَنَهَى عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ، وَكَسْبِ الْبَغِيِّ، وَلَعَنَ الْمُصَوِّرِينَ.
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem cariyelerin (zina karşılığı) kazancını yasaklamıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fahişeye verilen ücret ve fasid nikah." Bağiyy (fahişe) zina demek olan biğa'dan türetilmiştir. "Farkında olmadan .. " Böylelikle kasten yapılan dışarıda tutulmak istenmiştir. Bu kayıt ve bunun mefhumundan anlaşılan, başlığa uygunluk arz etmektedir. İbn Battal dedi ki: Bu hususta ilim adamlarının iki ayrı görüşü vardır. Kimisi böyle bir kadına müsemma olan mehir ne ise o verilir, kimisi de: Ona mehr-i misil verilir demiştir. Çoğunluk da bu görüştedir. İbn Battal dedi ki: Cumhur şöyle demiştir: Bir kimse haram olduğunu bile bile nikahı kendisine haram olan bir kadın ile nikahlanacak olursa, böyle bir akdin haram olduğu icma' ile kabul edildiğinden ötürü ona had uygulamak gerekir. Çünkü ortada haddin bertaraf edilmesini gerektirecek bir şüphe bulunmamaktadır. Ebu Hanife'den gelen rivayete göre ise akdin kendisi bir şüphe teşkil eder. Buna da mülkiyetinde ortak olduğu bir cari ye ile ilişki kurmayı delil göstermiştir. Böyle bir cariye ile ilişki kurması ona ittifakla haram olduğu halde, şüphe dolayısıyla onun için had söz konusu olmaz. Ancak ona şöyle cevap verilmiştir: Onun mülkündeki payı, böyle bir şüphenin ortaya çıkmasını gerektirmiştir. Oysa kendisine nikahı haram olan bir kadının durumu böyle değildir. Böyle bir kadında asla mülkiyet söz konusu olamaz. Bu sebeple aralarında fark vardır. Bundan dolayı da Maliki alimlerinden İbnu'l-Kasım şöyle demiştir: (Böyle bir durumda) hür kadın ile ilişki kurmakta had gerekir, mülkiyet altındaki kadın için gerekmez. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ كَسْبِ الإِمَاءِ.
Said İbn Cubeyr'den, dedi ki: "İbn Ömer'e: Bir adam karısına zina isnad ederse (hüküm nedir) diye sordum. o: Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem Aclan oğullarına mensup (bu durumdaki) karı-kocayı ayırdı ve: Allah bilir ki sizden biriniz yalancıdır. Aranızdan tevbe eden kimse var mı, diye sordu. Fakat her ikisi de tevbe etmedi. Allah Rasulü bu sefer: Allah da biliyor ki biriniz yalancıdır. Aranızdan tevbe eden var mı? İkisi de kabul etmedi. Bunun üzerine onları birbirinden ayırdı, dedi." Eyyub dedi ki: "Bana Amr İbn Dinar dedi ki: Hadiste senin tahdis etmediğini gördüğüm bir husus daha vardır. O da şöyle dedi: Adam: Benim malım (kadına verdiğim mehir) ne olacak, dedi. Allah Rasulü: Senin malın yoktur. Eğer doğru söylüyor isen sen onunla zifafa girmiş bulunuyorsun. Eğer yalan söylüyorsan, o senden daha da uzaktır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıkalamsı: "Kendisi ile zifafa girilmiş kadının mehri." Yani ona bu mehri vermenin vacip oluşu ya da bu mehrin hak edilmesi. "Zifafa girmenin nasılolduğu" sözleri ile buhusustaki görüş ayrılığına işaret etmektedir. Başlıktaki hadiste geçen "sen onunla zifafa girmiş bulunuyorsun" ifadeleri, bir kimse zifaf adasının kapısını kapatır ve kadının üzerine perdeyi indirecek olursa, o kadına mehir vermek icap eder ve kadının da iddet beklemesi gerekir, kanaatine delil gösterilmiştir. el-Leys, el-Evzaı, KClfeliler ve Ahmed de bu görüştedir. Bu görüş aynı zamanda Ömer, Ali, Zeyd İbn Sabit, Muaz İbn Cebel ve İbn Ömer'den de rivayet edilmiştir. KClfeliler der ki: Sahih halvet olduğu takdirde cinsel ilişki kursun yahut kurmasın, tam bir mehir vermek gerekir. Ancak onlardan birisinin hasta, oruçlu, ihramlı olması yahut kadının ay halinde bulunması müstesnadır. O takdirde kadına yarım mehir verilir ve tam bir iddet beklemesi gerekir. Yine şunu delil göstermişlerdir: Kapının kapatılması ve kadının bulunduğu yerde perdenin indirilmesi, çoğunlukla cima'ın gerçekleşmesi ile sonuçlanır. Bundan dolayı böyle yüksek bir ihtimal fiilen gerçekleşmiş gibi değerlendirilir. Çünkü böyle bir durumda insanın tabiatında bu iş yapılmadan kalınamaz. Çünkü bu halde şehvet baskındır ve gereğini yerine getirmeye uygun sebepler de eksiksiz olarak ortadadır. Şafii ile bir kesimin kanaatine göre ise cima' olmaksızın tam mehir icap etmez. Bunun için de yüce Allah'ın: "Sonra o hanımları onlara dokunmadan önce boşarsanız tayin ettiğiniz mehrin yarısını veriniz. "(Bakara, 237) buyruğu ile: "Sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağınız bir iddet olmaz. "(Ahzab,49) buyruklarını delil göstermiştir. Bu görüş aynı şekilde İbn Mesud, İbn Abbas, Şureyh, eş-Şa'bı ve İbn Sırin'den de rivayet edilmiştir
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ قَذَفَ امْرَأَتَهُ فَقَالَ فَرَّقَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ وَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". فَأَبَيَا، فَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". فَأَبَيَا، فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا. قَالَ أَيُّوبُ فَقَالَ لِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ فِي الْحَدِيثِ شَىْءٌ لاَ أَرَاكَ تُحَدِّثُهُ قَالَ قَالَ الرَّجُلُ مَالِي. قَالَ " لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَادِقًا فَقَدْ دَخَلْتَ بِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَهْوَ أَبْعَدُ مِنْكَ ".
İbn Ömer'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem lanetleşen karı-kocaya: Hesabınızı görmek Allah'a aittir. Sizden birisi yalancıdır. (Kocasına dönerek): Senin onun aleyhine bir yolun yoktur, diye buyurdu. Kocası: Ey Allah'ın Rasulü, malım (verdiğim mehir) ne olacak deyince, Allah Rasulü: Malın yoktur, eğer senin bu kadın hakkında söylediklerin doğru ise onun fercinin sana helal olması karşılığında malona aittir. Eğer sen o kadına yalan söyleyip iftira ediyorsan, bu daha da uzaktır ve bu malın ondan sana uzaklığı daha fazladır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mehri tayin edilmemiş olan kadına mut'a vermek. Çünkü yüce Allah: "Kendileriyle temas etmediğiniz yahut kendilerine mehir tayin etmemiş olduğunuz hanımları boşarsanız, üzerinize bir günah yoktur ... Allah işlediğinizi görendir.'' (Bakara, 236-237) diye buyurmuştur." Buharl'nin başlıkta "mehri tayin edilmemiş" kaydına, ayette geçen, yüce Allah'ın: "Yahut onlara mehir tayin etmemiş iseniz" buyruğunu delil getirmiştir. Bu da onun "ev: yahut" lafzının farklı tür ve çeşitleri belirtmek için kullanıldığı görüşünde olduğunu göstermektedir. Kendisi ile temas kurulmadan bir kadının boşanmasının vebal olmayacağını belirttiğinde onun mut'ası da yoktur. Çünkü mut'a müsemma mehirden daha azdır. Dolayısı ile temas kurulduğu halde bilinen bir miktar olarak mehri tespit edilmiş olan kadına verilmesi gerekenden fazlası nasıl sabit olabilir? Bu, ilim adamlarının iki görüşünden birisi olduğu gibi, Şafii'nin de bu husustaki iki görüşünden birisidir. Ebu Hanife'den rivayete göre ise mut'a, mehri tespit edilmemiş olan ve kendisi ile zifafa girilmeden önce kocası tarafından boşanan kadına ait bir özelliktir. Seleften bir kesime göre ise istisnasız olarak boşanan her kadına bir mut'a verilir. Şafil'den de benzeri bir görüş nakledilmiş olup, tercihe değer olan da budur. Aynı şekilde kadından kaynaklanan bir sebep dolayısıyla husule gelen ayrılık hali dışında her bir ayrılmada da mut'a vermek icap eder
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِلْمُتَلاَعِنَيْنِ " حِسَابُكُمَا عَلَى اللَّهِ، أَحَدُكُمَا كَاذِبٌ، لاَ سَبِيلَ لَكَ عَلَيْهَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَالِي. قَالَ " لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَدَقْتَ عَلَيْهَا، فَهْوَ بِمَا اسْتَحْلَلْتَ مِنْ فَرْجِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَذَبْتَ عَلَيْهَا، فَذَاكَ أَبْعَدُ وَأَبْعَدُ لَكَ مِنْهَا ".