Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 61. Bölüm
150 hadis, 5 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis19 dk okuma
Bera b. A'zib dedi ki: "Ebu Bekir r.a. babamın yanına evime geldi. Ondan deve, eğer takımı satın aldı. (Babam) Azib'e: Oğlunu gönder de bunu benimle taşısın, dedi. (Bera) dedi ki: Eğeri onunla beraber taşıdım. Babam da çıkıp bedelini aldı. Babam ona: Ey Ebu Bekir dedi. Geceleyin (hicretiniz esnasında mağaradan çıkarken) Resulullah ile birlikte yürüdüğünüz zaman nasıl yaptığınızı bana anlat. Anlatayım dedi (ve anlattı): - O gece boyunca yol yürüdük. Ertesi gün, gün ortasına kadar yürümeye devam ettik. Yol kimse geçmeyecek şekilde tenhalaşınca da gölgesi bulunan ve gölgelediği yere güneş isabet etmeyen uzunca bir kaya ile karşılaştık. Biz de onun yakınında konakladık. Kendi elimle orada uyusun diye Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir yer hazırladım. Oraya da bir kürk sererek ona: Ey Allah'ın Resulü, uyu dedim. Ben senin etrafında olanları silkelerim. O da uyudu. Etrafında bulunanları silkelemeye koyuldum. Derken koyunlarıyla kayaya doğru bizim kayadan beklediğimizi elde etmek isteğiyle gelen bir çoban gördüm. Sen kimin çobanısın, ey delikanlı, dedim. O: Medine -ya da Mekke- ahalisinden bir adamın çobanıyım, dedi. Koyunlarında süt var mı, diye 9!J>rdum, evet dedi. Peki süt sağar mısın dedim. Yine evet dedi. Bir koyunu yakaladı. Ben: Memenin üzerindeki toprak, kıl ve diğer kirleri silkele, dedim. (Ebu İshak) dedi ki: Bedı'nın bir elini diğerine vurarak silkelediğini gördüm. Çoban bir kaba bir miktar süt sağdı. Beraberinde de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ondan su içip abdest alması için taşıdığım bir mataram vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Onu uyandırmak hoşuma gitmedi. Onun uyandığına denk düşünce sudan sütün üzerine döktüm ve alt tarafı serinlemiş oldu. İç ey Allah'ın Resulü, dedim. Ben rahat edene kadar o içti, sonra: Yola koyulma zamanı gelmedi mi, dedi. Ben: Geldi, dedim. (Ebu Bekir devamla) dedi ki: Güneş batıya doğru kaydıktan sonra yola koyulduk. Suraka b. Malik peşimizden geldi. Ben: Ey Allah'ın Resulü, bize yetiştiler, deyince, üzülme muhakkak Allah bizimle beraberdir, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona beddua etti. O atının üzerinde olduğu halde atı karnına kadar yere gömüldü. -Zannederim sert bir yere gömüldü, dedi. Şüphe eden Zuheyr'dir.- Gördüğüm kadarıyla bana beddua ettiniz. Haydi, bu sefer benim için dua ediniz. Allah adına size, sizi takip edenleri geri çevireceğime ant veriyorum, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona dua etti ve kurtuldu. Suraka da kiminle karşılaşıyor ise onlara: Buraya gitmenize gerek yok. Bu hususta sizin yapacağınızı ben yaptım, demeye koyuldu ve kiminle karşılaştı ise onu geri çevirdi. (Ebu Bekir) dedi ki: Ve bize verdiği sözünde durdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: ifadesinde şüphe, iki lafızdan hangisini söylediğine dair tereddüt, raviden kaynaklanmaktadır. Medine (şehir)den kasıt ise Mekke'dir. Medine-i Münewere'yi kastetmemiştir. Çünkü o vakit henüz oraya Medine adı verilmiyordu. Oraya Yesrib deniliyordu. Aynı şekilde çobanların mera arayışlarında bu kadar uzak mesafelere gitme adetleri yoktu. Anlaşıldığı kadarıyla böyle bir soru ile, senin yanından geçenlere misafir olarak ağırlamak üzere süt sağabileceğine dair iznin var mı, demek istemiştir. Bu açıklama ile Lukata (buluntu mal) bahsi sonlarında geçen açıklanması zor durum da ortadan kalkmış olmaktadır. Bu açıklanması zor mesele de şudur: Ebu Bekir koyunların sahibinin izni olmadan çobandan nasıl süt almayı uygun bulabildi? Ebu Bekir, koyunların sahibini tanıyınca onunla olan arkadaşlığı sebebiyle ya da bu iş için genel anlamda izin vermiş olduğunu bildiğinden bu işe razı olduğunu anlamış da olabilir. j( yani bir tas kadar, bir görüşe göre de az miktarda sağılan süt demektir. Hadiste apaçık bir mucize vardır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَزِيدَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ أَبُو الْحَسَنِ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ، يَقُولُ جَاءَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ إِلَى أَبِي فِي مَنْزِلِهِ، فَاشْتَرَى مِنْهُ رَحْلاً فَقَالَ لِعَازِبٍ ابْعَثِ ابْنَكَ يَحْمِلْهُ مَعِي. قَالَ فَحَمَلْتُهُ مَعَهُ، وَخَرَجَ أَبِي يَنْتَقِدُ ثَمَنَهُ، فَقَالَ لَهُ أَبِي يَا أَبَا بَكْرٍ حَدِّثْنِي كَيْفَ صَنَعْتُمَا حِينَ سَرَيْتَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ أَسْرَيْنَا لَيْلَتَنَا، وَمِنَ الْغَدِ حَتَّى قَامَ قَائِمُ الظَّهِيرَةِ، وَخَلاَ الطَّرِيقُ لاَ يَمُرُّ فِيهِ أَحَدٌ، فَرُفِعَتْ لَنَا صَخْرَةٌ طَوِيلَةٌ، لَهَا ظِلٌّ لَمْ تَأْتِ عَلَيْهِ الشَّمْسُ فَنَزَلْنَا عِنْدَهُ، وَسَوَّيْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَكَانًا بِيَدِي يَنَامُ عَلَيْهِ، وَبَسَطْتُ فِيهِ فَرْوَةً، وَقُلْتُ نَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَأَنَا أَنْفُضُ لَكَ مَا حَوْلَكَ. فَنَامَ وَخَرَجْتُ أَنْفُضُ مَا حَوْلَهُ، فَإِذَا أَنَا بِرَاعٍ مُقْبِلٍ بِغَنَمِهِ إِلَى الصَّخْرَةِ يُرِيدُ مِنْهَا مِثْلَ الَّذِي أَرَدْنَا فَقُلْتُ لِمَنْ أَنْتَ يَا غُلاَمُ فَقَالَ لِرَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ أَوْ مَكَّةَ. قُلْتُ أَفِي غَنَمِكَ لَبَنٌ قَالَ نَعَمُ. قُلْتُ أَفَتَحْلُبُ قَالَ نَعَمْ. فَأَخَذَ شَاةً. فَقُلْتُ انْفُضِ الضَّرْعَ مِنَ التُّرَابِ وَالشَّعَرِ وَالْقَذَى. قَالَ فَرَأَيْتُ الْبَرَاءَ يَضْرِبُ إِحْدَى يَدَيْهِ عَلَى الأُخْرَى يَنْفُضُ، فَحَلَبَ فِي قَعْبٍ كُثْبَةً مِنْ لَبَنٍ، وَمَعِي إِدَاوَةٌ حَمَلْتُهَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْتَوِي مِنْهَا، يَشْرَبُ وَيَتَوَضَّأُ، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَكَرِهْتُ أَنْ أُوقِظَهُ، فَوَافَقْتُهُ حِينَ اسْتَيْقَظَ، فَصَبَبْتُ مِنَ الْمَاءِ عَلَى اللَّبَنِ حَتَّى بَرَدَ أَسْفَلُهُ، فَقُلْتُ اشْرَبْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ـ قَالَ ـ فَشَرِبَ، حَتَّى رَضِيتُ ثُمَّ قَالَ " أَلَمْ يَأْنِ لِلرَّحِيلِ ". قُلْتُ بَلَى ـ قَالَ ـ فَارْتَحَلْنَا بَعْدَ مَا مَالَتِ الشَّمْشُ، وَاتَّبَعَنَا سُرَاقَةُ بْنُ مَالِكٍ، فَقُلْتُ أُتِينَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ " لاَ تَحْزَنْ، إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا ". فَدَعَا عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَارْتَطَمَتْ بِهِ فَرَسُهُ إِلَى بَطْنِهَا ـ أُرَى فِي جَلَدٍ مِنَ الأَرْضِ، شَكَّ زُهَيْرٌ ـ فَقَالَ إِنِّي أُرَاكُمَا قَدْ دَعَوْتُمَا عَلَىَّ فَادْعُوَا لِي، فَاللَّهُ لَكُمَا أَنْ أَرُدَّ عَنْكُمَا الطَّلَبَ. فَدَعَا لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَنَجَا فَجَعَلَ لاَ يَلْقَى أَحَدًا إِلاَّ قَالَ كَفَيْتُكُمْ مَا هُنَا. فَلاَ يَلْقَى أَحَدًا إِلاَّ رَدَّهُ. قَالَ وَوَفَى لَنَا.
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hasta ziyaretinde bulunmak üzere bedevi bir arabın yanına girdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ziyaret etmek amacıyla bir hastanın yanına girdiği vakit: Hayırdır, inşallah (günahlardan) bir arınmadır, dedi. Bedeviye de: Hayırdır, inşallah (günahlarından) bir arınmadır, dedi. Bedevi: Sen arınmadır mı dedin? Hayır, aksine o oldukça yaşlı bir ihtiyar üzerine kaynayıp taşan ve ona kabirleri ziyaret ettirecek bir hummadır, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O zaman öyle olsun, diye buyurdu." Tekrar: 5656, 5662 ve
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُخْتَارٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَى أَعْرَابِيٍّ ـ يَعُودُهُ ـ قَالَ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ عَلَى مَرِيضٍ يَعُودُهُ قَالَ لاَ بَأْسَ طَهُورٌ إِنْ شَاءَ اللَّهُ. فَقَالَ لَهُ " لاَ بَأْسَ طَهُورٌ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ". قَالَ قُلْتَ طَهُورٌ كَلاَّ بَلْ هِيَ حُمَّى تَفُورُ ـ أَوْ تَثُورُ ـ عَلَى شَيْخٍ كَبِيرٍ، تُزِيرُهُ الْقُبُورَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَنَعَمْ إِذًا ".
Enes r.a. dedi ki: "Hristiyan bir adam vardı. Müslüman oldu ve Bakara suresi ile Ali İmran suresini okudu (öğrendi)." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e de katiplik yapardı. Bir hristiyanın hasta ziyaretinde bulundu. Şöyle derdi: Muhammed, benim ona yazdıklarımdan başka bir şey bilmiyor. Daha sonra Allah onu öldürdü. Onu defnettiler. Sabah olduğunda yer onu dışarı atmıştı. (Yakınları): Bu Muhammed'in ve arkadaşlarının işidir. Onlardan kaçınca (dinlerini terk edince) bizim arkadaşımızın kabrini açtılar ve onu dışarıda bıraktılar deyip, ona daha derin bir mezar kazdılar. Sabah olunca yine yer onu dışarı atmıştı. Yine: Bu Muhammed'in ve arkadaşlarının işidir. 0, onlardan kaçınca arkadaşımızın kabrini açtılar ve onu kabrin dışına bıraktılar deyip, ona bir daha mezar kazdılar ve güçleri yettiği kadarıyla yeri derinleştirdiler. Sabah olunca yine yer onu dışarı atmıştı. Böylece bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onu bu haliyle bıraktılar." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babtaki 38. (3616.) hadis İbn Abbas'ın sıtmaya yakalanmış bedevi arabın kıssası ile alakah olan hadistir. Bedevi: 0, oldukça yaşlı birisi üzerine kaynayıp coşan bir hummadır, demişti. Bu hadise dair açıklamalar ileride Tıb bölümünde gelecektir. Bu hadisin bu başlık altında zikredilmesi şöyle açıklanır. Bunun bazı rivayet yoııarında Nübüwetin Alametleri bahsinde zikredilmesini gerektiren bir fazlalık bulunmaktadır. Bu haliyle Taberani ve başkaları, Abdurrahman'ın babası Şurahbil yoluyla rivayet etmişlerdir. ° da hadisi İbn Abbas'ın rivayetine benzer bir şekilde zikrettikten sonra sonunda şunları söylemektedir: "Bunun üzerine Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Madem bunu kabul etmiyorsun, durum dediğin gibi olsun, Allah'ın kazası (takdiri) de olacaktır. Ertesi günü akşama varmadan vefat etti." İşte bu fazlalık ile bu hadisin bu başlık altında yer almasının sebebi de açığa çıkmış olmaktadır
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ رَجُلٌ نَصْرَانِيًّا فَأَسْلَمَ وَقَرَأَ الْبَقَرَةَ وَآلَ عِمْرَانَ، فَكَانَ يَكْتُبُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَعَادَ نَصْرَانِيًّا فَكَانَ يَقُولُ مَا يَدْرِي مُحَمَّدٌ إِلاَّ مَا كَتَبْتُ لَهُ، فَأَمَاتَهُ اللَّهُ فَدَفَنُوهُ، فَأَصْبَحَ وَقَدْ لَفَظَتْهُ الأَرْضُ فَقَالُوا هَذَا فِعْلُ مُحَمَّدٍ وَأَصْحَابِهِ، لَمَّا هَرَبَ مِنْهُمْ نَبَشُوا عَنْ صَاحِبِنَا. فَأَلْقُوهُ فَحَفَرُوا لَهُ فَأَعْمَقُوا، فَأَصْبَحَ وَقَدْ لَفَظَتْهُ الأَرْضُ، فَقَالُوا هَذَا فِعْلُ مُحَمَّدٍ وَأَصْحَابِهِ نَبَشُوا عَنْ صَاحِبِنَا لَمَّا هَرَبَ مِنْهُمْ. فَأَلْقَوْهُ فَحَفَرُوا لَهُ، وَأَعْمَقُوا لَهُ فِي الأَرْضِ مَا اسْتَطَاعُوا، فَأَصْبَحَ قَدْ لَفَظَتْهُ الأَرْضُ، فَعَلِمُوا أَنَّهُ لَيْسَ مِنَ النَّاسِ فَأَلْقَوْهُ.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kisra helak olursa artık ondan sonra Kisra olmayacaktır. Kayser helak olursa artık ondan sonra Kayser olmayacaktır. Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki o ikisinin de hazinelerini Allah yolunda infak edeceksinizdir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا هَلَكَ كِسْرَى فَلاَ كِسْرَى بَعْدَهُ، وَإِذَا هَلَكَ قَيْصَرُ فَلاَ قَيْصَرَ بَعْدَهُ، وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَتُنْفِقُنَّ كُنُوزَهُمَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ".
Cabir b. Semura r.a.'dan hadisi ref ederek şöyle dediğini nakletti: "Kisra helak olursa artık ondan sonra Kisra olmayacaktır ve -başka şeyler zikrederek- şunları da söyledi: Andolsun o ikisinin de hazinelerini Allah yolunda infak edeceksinizdir." Ref etmek: Yükseltmek demektir. Buradaki kasıt hadisin Nebi s.a.v.'e ait olduğunu göstermektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kisra" Fars ülkesine hükümdar olan herkesin lakabıdır. "Kayser" ise Rum ülkesine hükümdar olan herkesin lakabıdır. Hadisteki ifadeler Fars krallığının devamı ile birlikte açıklanması zor görünmüştür. Çünkü Kisraların sonuncuları Osman r.a. zamanında öldürülmüştür. Yine Rum hükümdarlığının devamı ile birlikte bu hadisin açıklanması zor görülmüştür. Ancak buna şu şekilde cevap verilmiştir: Maksat Irak'ta Kisra'nın Şam (Suriye)lde de Kayser'in kalmaya cağıdır. Bu açıklama Şafillden nakledilmiştir. O şöyle demektedir: Hadisin (vürud) sebebi şudur: Kureyşliler Şam ve Irak'a ticaret maksadıyla giderlerdi. Müslüman olduktan sonra İslama girmeleri dolayısıyla bu iki ülkeye yapacakları yolculukların sonunun geldiğinden korktular. Bunun üzerine Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem onlara gönüllerini hoş tutmak ve her ikisinin de hükümdarlıklannın sözü geçen iki bölgeden kalkacağını müjdelemek üzere bunları söylemiştir
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، رَفَعَهُ قَالَ " إِذَا هَلَكَ كِسْرَى فَلاَ كِسْرَى بَعْدَهُ ـ وَذَكَرَ وَقَالَ ـ لَتُنْفَقَنَّ كُنُوزُهُمَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ".
İbn Abbas r.a dedi ki: "Müseylimetu'l-Kezzab, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde (yanına) geldi ve şöyle demeye başladı: Eğer Muhammed kendisinden sonra işi (yönetimi) bana bırakacak olursa ona uyarım. Medine'ye kavminden pek çok kimse ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onun yanına beraberinde Sabit b. Kays b. Şemmas bulunduğu halde gitti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinde de kurumuş hurma dalından bir parça vardı. Nihayet arkadaşları ile birlikte bulunan Müseylime'nin önünde durdu ve ona dedi ki: Eğer benden şu sopayı vermemi isteyecek olsan, onu dahi sana vermeyeceğim. Sen Allah'ın senin hakkındaki emrini aşamazsın. Eğer (bana itaatten) yüz çevirecek olursan andolsun Allah seni helak edecektir. Gerçekten ben bana (rüyada) gösterilenierin senin hakkında gerçekleşeceğini görüyorum." Hadis 4373,4378 ve 7033 ve 7461 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَدِمَ مُسَيْلِمَةُ الْكَذَّابُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ يَقُولُ إِنْ جَعَلَ لِي مُحَمَّدٌ الأَمْرَ مِنْ بَعْدِهِ تَبِعْتُهُ. وَقَدِمَهَا فِي بَشَرٍ كَثِيرٍ مِنْ قَوْمِهِ، فَأَقْبَلَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ ثَابِتُ بْنُ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ، وَفِي يَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِطْعَةُ جَرِيدٍ، حَتَّى وَقَفَ عَلَى مُسَيْلِمَةَ فِي أَصْحَابِهِ فَقَالَ " لَوْ سَأَلْتَنِي هَذِهِ الْقِطْعَةَ مَا أَعْطَيْتُكَهَا، وَلَنْ تَعْدُوَ أَمْرَ اللَّهِ فِيكَ، وَلَئِنْ أَدْبَرْتَ لَيَعْقِرَنَّكَ اللَّهُ، وَإِنِّي لأَرَاكَ الَّذِي أُرِيتُ فِيكَ مَا رَأَيْتُ ". فَأَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَمَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُ فِي يَدَىَّ سِوَارَيْنِ مِنْ ذَهَبٍ، فَأَهَمَّنِي شَأْنُهُمَا، فَأُوحِيَ إِلَىَّ فِي الْمَنَامِ أَنِ انْفُخْهُمَا، فَنَفَخْتُهُمَا فَطَارَا فَأَوَّلْتُهُمَا كَذَّابَيْنِ يَخْرُجَانِ بَعْدِي ". فَكَانَ أَحَدُهُمَا الْعَنْسِيَّ وَالآخَرُ مُسَيْلِمَةَ الْكَذَّابَ صَاحِبَ الْيَمَامَةِ.
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben uyurken (rüyamda) ellerimde iki altın bilezik gördüm. Durumları beni düşündürdü. Rüyada bana onları üfle, diye vahyedildi. Ben de onları üfledim. Her ikisi de uçtu. Bu iki bileziği benden sonra ortaya çıkacak iki yalancı (Nebi) diye yorumladım. Onlardan birisi el-Ansı çıktı, diğeri ise Yemome'nin sahibi Müseylimetu'l-Kezzob çıktl." Hadis 4374, 4375, 4379,7034 ve 7037 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ أُرَاهُ ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " رَأَيْتُ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أُهَاجِرُ مِنْ مَكَّةَ إِلَى أَرْضٍ بِهَا نَخْلٌ، فَذَهَبَ وَهَلِي إِلَى أَنَّهَا الْيَمَامَةُ أَوْ هَجَرُ، فَإِذَا هِيَ الْمَدِينَةُ يَثْرِبُ، وَرَأَيْتُ فِي رُؤْيَاىَ هَذِهِ أَنِّي هَزَزْتُ سَيْفًا فَانْقَطَعَ صَدْرُهُ، فَإِذَا هُوَ مَا أُصِيبَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ أُحُدٍ، ثُمَّ هَزَزْتُهُ بِأُخْرَى فَعَادَ أَحْسَنَ مَا كَانَ، فَإِذَا هُوَ مَا جَاءَ اللَّهُ بِهِ مِنَ الْفَتْحِ وَاجْتِمَاعِ الْمُؤْمِنِينَ، وَرَأَيْتُ فِيهَا بَقَرًا وَاللَّهُ خَيْرٌ فَإِذَا هُمُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَإِذَا الْخَيْرُ مَا جَاءَ اللَّهُ مِنَ الْخَيْرِ، وَثَوَابِ الصِّدْقِ الَّذِي آتَانَا اللَّهُ بَعْدَ يَوْمِ بَدْرٍ ".
Ebu Musa'dan -zannederim o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye nakletti-: "Rüyada Mekke'den hurmalıkları olan bir yere hicret ettiğimi gördüm. Hatırıma oranın Yemome yahut Hecer olduğu geldi. Bir de baktım ki o Medine yani Yesrib imiş. Yine rüyamda benim bir kılıç salladığımı gördüm. Bu kılıcın üst tarafı koptu. Meğer o Uhud günü isabet alan müminler demekmiş. Onu bir daha salladım, olduğundan güzel hale geldi. Meğer bu da Allah'ın nasip ettiği fetih ve müminlerin bir araya gelmesi, toplanması imiş. Ben orada (Medine'de) bazı inekler de gördüm. Allah(ın sevabı) hayırlı olandır. Meğer onlar Uhud günü (şehit düşen) müminler imiş ve hayır ise Bedir gününden sonra Allah'ın bize ihsan ettiği hayır ile doğruluğun sevabıdır." Bu Hadis 3987,4081,7035,7041 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ أَقْبَلَتْ فَاطِمَةُ تَمْشِي، كَأَنَّ مِشْيَتَهَا مَشْىُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَرْحَبًا بِابْنَتِي ". ثُمَّ أَجْلَسَهَا عَنْ يَمِينِهِ أَوْ عَنْ شِمَالِهِ، ثُمَّ أَسَرَّ إِلَيْهَا حَدِيثًا، فَبَكَتْ فَقُلْتُ لَهَا لِمَ تَبْكِينَ ثُمَّ أَسَرَّ إِلَيْهَا حَدِيثًا فَضَحِكَتْ فَقُلْتُ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ فَرَحًا أَقْرَبَ مِنْ حُزْنٍ، فَسَأَلْتُهَا عَمَّا قَالَ. فَقَالَتْ مَا كُنْتُ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهَا فَقَالَتْ أَسَرَّ إِلَىَّ " إِنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يُعَارِضُنِي الْقُرْآنَ كُلَّ سَنَةٍ مَرَّةً، وَإِنَّهُ عَارَضَنِي الْعَامَ مَرَّتَيْنِ، وَلاَ أُرَاهُ إِلاَّ حَضَرَ أَجَلِي، وَإِنَّكِ أَوَّلُ أَهْلِ بَيْتِي لَحَاقًا بِي ". فَبَكَيْتُ فَقَالَ " أَمَا تَرْضَيْنَ أَنْ تَكُونِي سَيِّدَةَ نِسَاءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ ـ أَوْ نِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ ". فَضَحِكْتُ لِذَلِكَ.
İbn Abbas dedi ki: "Ömer b. el-Hattab r.a., İbn Abbas'ı kendisine yakın tutardı. Abdurrahman b. Avf ona: Bizim onun gibi çocuklarımız var, deyince, Ömer: Sen bunun sebebinin ne olduğunu biliyorsun, dedi. Ömer, İbn Abbas'a şu: "Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman" [Nasr 1] ayeti hakkında sordu. İbn Abbas: Bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eceli olup (Allah) onu kendisine bildirmiştir, diye cevap verdi. Omer: Benim de onun hakkında bildiğim, senin bildiğinden başkası değildir, dedi." Tekrar: 4294, 4430, 4969 ve
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاطِمَةَ ابْنَتَهُ فِي شَكْوَاهُ الَّذِي قُبِضَ فِيهِ، فَسَارَّهَا بِشَىْءٍ فَبَكَتْ، ثُمَّ دَعَاهَا، فَسَارَّهَا فَضَحِكَتْ، قَالَتْ فَسَأَلْتُهَا عَنْ ذَلِكَ. فَقَالَتْ سَارَّنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَنِي أَنَّهُ يُقْبَضُ فِي وَجَعِهِ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ فَبَكَيْتُ، ثُمَّ سَارَّنِي فَأَخْبَرَنِي أَنِّي أَوَّلُ أَهْلِ بَيْتِهِ أَتْبَعُهُ فَضَحِكْتُ.
İbn Abbâs radıyallahü anhüma şöyle demiştir: Omer ibnu'l-Hattâb, İbn Abbâs'ı meclisine yaklaştırırdı. Abdurrahmân ibn Avf, Omer'e hitaben: Bizim de İbn Abbâs'a akran oğullarımız vardır (onları meclisine yaklaştırmadın), dedi. Omer de ona: Şu muhakkak ki sen onu meclisime hangi sebebden yaklaştırdığımı biliyorsun (ilminden dolayı yaklaştırıyorum), dedi. Omer, İbn Abbâs'a şu "İzâ câe nasrullâhi ve'l-fethu"(en-Nasr 1) âyetinden sordu. ibn Abbâs: O, Rasûhıllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ecelidir. Allah O'na ecelinin geldiğini bildirdi, dedi. Ben de bu sûreden, senin bilmekte olduğundan başka bir ma'nâ bilmiyorum, dedi
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يُدْنِي ابْنَ عَبَّاسٍ، فَقَالَ لَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ إِنَّ لَنَا أَبْنَاءً مِثْلَهُ. فَقَالَ إِنَّهُ مِنْ حَيْثُ تَعْلَمُ. فَسَأَلَ عُمَرُ ابْنَ عَبَّاسٍ عَنْ هَذِهِ الآيَةِ {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ}. فَقَالَ أَجَلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْلَمَهُ إِيَّاهُ. قَالَ مَا أَعْلَمُ مِنْهَا إِلاَّ مَا تَعْلَمُ.
İbn Abbas r.a. dedi ki"Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı ile sonuçlanan hastalığında başını siyah bir bezle bağlamış ve bir örtüye bürünmüş olarak çıktı. Minberin üstüne oturdu. Allah'a hamd-u sena ettikten sonra dedi ki: Emma ba’du, İnsanlar çoğalmakta, Ensar ise azalmaktadır. Hatta onlar insanlar arasında yemekteki tuz mesabesinde olacaklardır. Sizden her kim bir takım kimselere zarar verebilecek, başkalarına da faydalı olabilecek bir işin başına gelecek olursa, onların iyilikte bulunanlarının bu iyiliklerini kabul etsin, kötülük yapanlarını da affetsin. İşte bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in oradaki son oturuşu oldu
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سُلَيْمَانَ بْنِ حَنْظَلَةَ بْنِ الْغَسِيلِ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَرَضِهِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ بِمِلْحَفَةٍ قَدْ عَصَّبَ بِعِصَابَةٍ دَسْمَاءَ، حَتَّى جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ النَّاسَ يَكْثُرُونَ وَيَقِلُّ الأَنْصَارُ، حَتَّى يَكُونُوا فِي النَّاسِ بِمَنْزِلَةِ الْمِلْحِ فِي الطَّعَامِ، فَمَنْ وَلِيَ مِنْكُمْ شَيْئًا يَضُرُّ فِيهِ قَوْمًا، وَيَنْفَعُ فِيهِ آخَرِينَ، فَلْيَقْبَلْ مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَيَتَجَاوَزْ عَنْ مُسِيئِهِمْ ". فَكَانَ آخِرَ مَجْلِسٍ جَلَسَ بِهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Ebu Bekre r.a.'dan: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hasen'i çıkardı. Onu alıp minbere çıktı ve şöyle buyurdu: Benim bu oğlum bir seyyiddir. Umulur ki Allah onun sayesinde Müslüman iki kesim arasında sulh yapacaktır
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْجُعْفِيُّ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَخْرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ الْحَسَنَ فَصَعِدَ بِهِ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَقَالَ " ابْنِي هَذَا سَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ".
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Mute'de şehit düştükleri) haberleri gelmeden önce Cafer ve Zeyd'in şehit düştüklerini söyledi. Bu arada gözlerinden yaş akıyordu
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَعَى جَعْفَرًا وَزَيْدًا قَبْلَ أَنْ يَجِيءَ خَبَرُهُمْ، وَعَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ.
Cabir r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizin saçaklı yaygılarınız var mı, diye sordu. Ben: Bizim saçaklı yaygılarımız nereden olsun, diye cevap verdim. Şöyle buyurdu: Öyle ama ileride sizin saçaklı yaygılarınız olacaktır. (Cabir r.a. bir süre geçtikten sonra eşini kasdederek) Ben ona -hanımını kastediyor-: Şu saçaklı yaygılarını bizden uzaklaştır diyorum. O: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizin tüylü yaygılarınız olacaktır demedi mi, diye cevap verince, bu sefer ona ilişmiyorum." Tekrar: 5161 Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Müslim, Libas
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَلْ لَكُمْ مِنْ أَنْمَاطٍ ". قُلْتُ وَأَنَّى يَكُونُ لَنَا الأَنْمَاطُ قَالَ " أَمَا إِنَّهُ سَيَكُونُ لَكُمُ الأَنْمَاطُ ". فَأَنَا أَقُولُ لَهَا ـ يَعْنِي امْرَأَتَهُ ـ أَخِّرِي عَنِّي أَنْمَاطَكِ. فَتَقُولُ أَلَمْ يَقُلِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهَا سَتَكُونُ لَكُمُ الأَنْمَاطُ ". فَأَدَعُهَا.
Abdullah b. Mes'ud r.a dedi ki: "Sa'd b. Muaz umre yapmak üzere yola koyuldu. Umeyye b. Halef, Ebu Safvan'ın yanına misafir oldu. Umeyye de Şam'a gittiği vakit yolu Medine'ye uğradığında Sa'd'ın yanına misafir olurdu. Umeyye, Sa'd'a dedi ki: Hele gün ortası gelene kadar ve insanlar seni fark etmeyecekleri vakte kadar bir bekle. O zaman gider tavaf edersin. Sa'd tavaf etmekte iken Ebu Cehil ile karşılaştı. Ka'be'nin etrafında tavaf eden bu kişi kim, dedi. Sa'd: Ben Sa'd'ım dedi. Ebu Cehil: Sizler Muhammed'i ve onun ashabını barındırdığınız halde güvenlik içerisinde Ka'be'nin etrafında tavaf mı ediyorsun deyince, Sa'd: Evet dedi. Kendi aralarında tartıştılar. Umeyye, Sa'd'a: Ebu'I-Hakem'e sesini yükseltme, dedi. Çünkü o bu vadidekilerin efendisidir. Daha sonra Sa'd dedi ki: Allah'a yemin ederim eğer Beyt'in etrafında tavaf etmekten beni engelleyecek olursan andolsun senin Şam ile olan ticaretini keserim. (Abdullah b. Mes'ud) dedi ki: Umeyye, Sa'd'a: Sesini yükseltme, demeye koyuldu ve onu tutmaya çalıştı. Fakat Sa'd kızarak: Beni bırak, çünkü ben Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i seni öldüreceğini söylerken dinledim, dedi. Beni mi, diye sordu. Sa'd: Evet dedi. Bunun üzerine Umeyye: Allah'a yemin ederim, Muhammed konuştu mu yalan söylemez deyip, hanımının yanına döndü ve dedi ki: Yesribli kardeşimin bana ne söylediğini bilmiyor musun? Hanımı: Ne söyledi diye sordu. Umeyye dedi ki: Onun söylediğine göre o Muhammed'i beni öldüreceğini söylerken dinlemiş. Hanımı dedi ki: Allah'a yemin ederim Muhammed yalan söylemez. (Abdullah b. Mes'ud) dedi ki: (Mekkeliler) Bedir'e gitmek üzere çıkıp da Bedir için savaş çağrısı yapıldığında hanımı ona: Yesribli kardeşinin sana söylediğini hatırlamadın mı, dedi. Umeyye savaşa çıkmak istemedi Fakat Ebu Cehil ona: Sen bu vadinin şereflilerindensin. Bir ya da iki gün yola devam et, dedi. O da onlarla iki gün yola gitti ve Allah canını aldı." Bu Hadis 3950 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْطَلَقَ سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ مُعْتَمِرًا ـ قَالَ ـ فَنَزَلَ عَلَى أُمَيَّةَ بْنِ خَلَفٍ أَبِي صَفْوَانَ، وَكَانَ أُمَيَّةُ إِذَا انْطَلَقَ إِلَى الشَّأْمِ فَمَرَّ بِالْمَدِينَةِ نَزَلَ عَلَى سَعْدٍ، فَقَالَ أُمَيَّةُ لِسَعْدٍ انْتَظِرْ حَتَّى إِذَا انْتَصَفَ النَّهَارُ، وَغَفَلَ النَّاسُ انْطَلَقْتُ فَطُفْتُ، فَبَيْنَا سَعْدٌ يَطُوفُ إِذَا أَبُو جَهْلٍ فَقَالَ مَنْ هَذَا الَّذِي يَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ فَقَالَ سَعْدٌ أَنَا سَعْدٌ. فَقَالَ أَبُو جَهْلٍ تَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ آمِنًا، وَقَدْ آوَيْتُمْ مُحَمَّدًا وَأَصْحَابَهُ فَقَالَ نَعَمْ. فَتَلاَحَيَا بَيْنَهُمَا. فَقَالَ أُمَيَّةُ لِسَعْدٍ لاَ تَرْفَعْ صَوْتَكَ عَلَى أَبِي الْحَكَمِ، فَإِنَّهُ سَيِّدُ أَهْلِ الْوَادِي. ثُمَّ قَالَ سَعْدٌ وَاللَّهِ لَئِنْ مَنَعْتَنِي أَنْ أَطُوفَ بِالْبَيْتِ لأَقْطَعَنَّ مَتْجَرَكَ بِالشَّأْمِ. قَالَ فَجَعَلَ أُمَيَّةُ يَقُولُ لِسَعْدٍ لاَ تَرْفَعْ صَوْتَكَ. وَجَعَلَ يُمْسِكُهُ، فَغَضِبَ سَعْدٌ فَقَالَ دَعْنَا عَنْكَ، فَإِنِّي سَمِعْتُ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم يَزْعُمُ أَنَّهُ قَاتِلُكَ. قَالَ إِيَّاىَ قَالَ نَعَمْ. قَالَ وَاللَّهِ مَا يَكْذِبُ مُحَمَّدٌ إِذَا حَدَّثَ. فَرَجَعَ إِلَى امْرَأَتِهِ، فَقَالَ أَمَا تَعْلَمِينَ مَا قَالَ لِي أَخِي الْيَثْرِبِيُّ قَالَتْ وَمَا قَالَ قَالَ زَعَمَ أَنَّهُ سَمِعَ مُحَمَّدًا يَزْعُمُ أَنَّهُ قَاتِلِي. قَالَتْ فَوَاللَّهِ مَا يَكْذِبُ مُحَمَّدٌ. قَالَ فَلَمَّا خَرَجُوا إِلَى بَدْرٍ، وَجَاءَ الصَّرِيخُ قَالَتْ لَهُ امْرَأَتُهُ أَمَا ذَكَرْتَ مَا قَالَ لَكَ أَخُوكَ الْيَثْرِبِيُّ قَالَ فَأَرَادَ أَنْ لاَ يَخْرُجَ، فَقَالَ لَهُ أَبُو جَهْلٍ إِنَّكَ مِنْ أَشْرَافِ الْوَادِي، فَسِرْ يَوْمًا أَوْ يَوْمَيْنِ، فَسَارَ مَعَهُمْ فَقَتَلَهُ اللَّهُ.
Abdullah (ibn-i Ömer) r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanların yüksekçe bir yerde toplanmış olduklarını gördüm. Ebu Bekir kalktı, bir ya da iki kova çekti, fakat kova çekişinde kısmen bir zayıflık vardı. Allah ona mağfiret buyursun. Sonra Ömer (kovayı) aldı. Elinde büyükçe bir kovaya dönüştü. Onun çekişi gibi insanlar arasında çeken bir dahiyi görmedim ve nihayet insanlar çevresinde (o sudan, bereketinden yararlanmak üzere) konaklayıp, yerleşti. " Bu Hadis 3676,3682,7019 ve 7020 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " رَأَيْتُ النَّاسَ مُجْتَمِعِينَ فِي صَعِيدٍ، فَقَامَ أَبُو بَكْرٍ فَنَزَعَ ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ، وَفِي بَعْضِ نَزْعِهِ ضَعْفٌ، وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا عُمَرُ، فَاسْتَحَالَتْ بِيَدِهِ غَرْبًا، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا فِي النَّاسِ يَفْرِي فَرِيَّهُ، حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ بِعَطَنٍ ". وَقَالَ هَمَّامٌ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " فَنَزَعَ أَبُو بَكْرٍ ذَنُوبَيْنِ ".
Ebu Osman dedi ki: "Bana haber verildiğine göre Cibril aleyhisselam, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Yanında Ümmü Seleme bulunuyordu. Konuşmaya koyuldu, sonra kalktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ümmü Seleme'ye: Bu kimdir diye sordu. -Ya da bunun gibi bir söz söyledi.- Ümmü Selerne: Bu, Dihye'dir dedi. Ümmü Seleme dedi ki: Allah'a yemin ederim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Cibril'den haber verdiği hutbesini işitinceye kadar ben o kimseyi Dihye'den başka birisi sanmadım. -Yada ravi buna yakın sözler söyledi.- Dedi ki: Ebu Osman'a sen bunu kimden dinledin, diye sordum. O: Usame b. Zeyd'den diye cevap verdi." Bu Hadis 4980 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu bölümün 49. hadisi (3631 no'lu hadis) olan Cabir'in rivayet ettiği ve saçaklı yaygıIarın sözkonusu edildiği hadie sözü geçen "namat (tüylü yaygı)", üzerinde ince bir tüy bulunan yaygıya denilir. ileride buna dair açıklamalar Nikah bölümünde gelecektir (5161. hadis) Nebi sallaliahu aleyhi ve sellem'in bu sözleri ona evlendiği vakit söylediği de orada sözkonusu edilecektir
حَدَّثَنِي عَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ النَّرْسِيُّ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، قَالَ أُنْبِئْتُ أَنَّ جِبْرِيلَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ أُمُّ سَلَمَةَ، فَجَعَلَ يُحَدِّثُ ثُمَّ قَامَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُمِّ سَلَمَةَ " مَنْ هَذَا ". أَوْ كَمَا قَالَ. قَالَ قَالَتْ هَذَا دِحْيَةُ. قَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ ايْمُ اللَّهِ مَا حَسِبْتُهُ إِلاَّ إِيَّاهُ حَتَّى سَمِعْتُ خُطْبَةَ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُخْبِرُ جِبْرِيلَ أَوْ كَمَا قَالَ. قَالَ فَقُلْتُ لأَبِي عُثْمَانَ مِمَّنْ سَمِعْتَ هَذَا قَالَ مِنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ.
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Yahudiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiler. Ona aralarından bir erkek ve bir kadının zina ettiğini söylediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine: Recm ile ilgili olarak Tevrat'ta ne görüyorsunuz, dedi. Onlar: Biz bunu yapanları rezil ederiz ve onlara celde vururuz, dediler. Bunun üzerine AbduIlah b. Selam: Yalan söylediniz, dedi. Onda (Tevrat'ta) recm vardır. Bunun üzerine Tevrat'ı getirdiler ve yaydılar. Onlardan birisi elini recm ayeti üzerine koydu. Öncesini ve sonrasını okudu. AbduIlah b. Selam ona: Elini kaldır dedi. Elini kaldırınca Tevrat'ta recm ayetinin olduğunu gördüler. Muhammed doğru söylemiştir, onda recm ayeti varmış, dediler. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zina edenlerin recmedilmesini emir buyurdu. Abduııah (b. Ömer) dedi ki: Ben adamın kadının üzerine eğilerek taşlardan onu korumaya çalıştığını gördüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Kendi öz oğuııarını tanıdıkları gibi onu tanırlar" buyruğu ile ilgili olarak İbn Ömer'in rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Bu hadis zina eden iki Yahudi ile alakalı bir kıssayı ihtiva etmektedi İleride bu hadise dair yeterli açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Hadler bölümünde (6819. hadiste) gelecektir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ الْيَهُودَ، جَاءُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرُوا لَهُ أَنَّ رَجُلاً مِنْهُمْ وَامْرَأَةً زَنَيَا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَجِدُونَ فِي التَّوْرَاةِ فِي شَأْنِ الرَّجْمِ ". فَقَالُوا نَفْضَحُهُمْ وَيُجْلَدُونَ. فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ كَذَبْتُمْ، إِنَّ فِيهَا الرَّجْمَ. فَأَتَوْا بِالتَّوْرَاةِ فَنَشَرُوهَا، فَوَضَعَ أَحَدُهُمْ يَدَهُ عَلَى آيَةِ الرَّجْمِ، فَقَرَأَ مَا قَبْلَهَا وَمَا بَعْدَهَا. فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ ارْفَعْ يَدَكَ. فَرَفَعَ يَدَهُ فَإِذَا فِيهَا آيَةُ الرَّجْمِ. فَقَالُوا صَدَقَ يَا مُحَمَّدُ، فِيهَا آيَةُ الرَّجْمِ. فَأَمَرَ بِهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُجِمَا. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَرَأَيْتُ الرَّجُلَ يَجْنَأُ عَلَى الْمَرْأَةِ يَقِيهَا الْحِجَارَةَ.
Abdullah b. Mes'ud r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde ay iki parçaya ayrıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şahit olunuz, diye buyurdu." Bu Hadis 3869, 3871, 4864 ve 4865 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizi Tefsirul Kur’an; Müslim, Sıfat-il Kıyame
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شِقَّتَيْنِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اشْهَدُوا ".
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre onlara şunu anlatmıştır: "Mekkeliler Restilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den kendilerine bir ayet (mucize) göstermesini istediler. O da onlara ayın yarılmasını gösterdi." Bu Hadis 3868, 4867 ve 4868 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ،. وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ حَدَّثَهُمْ أَنَّ أَهْلَ مَكَّةَ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرِيَهُمْ آيَةً، فَأَرَاهُمُ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ.
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: Ay Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında (ikiye) yarıldı. Bu Hadis 3870 ve 4866 numara ile gelecektir. Ay'ın ikiye yarılmasına Şakk-ı kamer denir. 28. BAB
حَدَّثَنِي خَلَفُ بْنُ خَالِدٍ الْقُرَشِيُّ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ الْقَمَرَ، انْشَقَّ فِي زَمَانِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından iki adam karanlık bir gecede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından çıktıklarında beraberlerinde önlerini aydınlatan iki kandil gibi bir şey de vardı. Yolları ayrılınca onlardan her birisiyle bir tane kaldı ve her biri hanımının yanına varıncaya kadar bu böyle sürdü
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلَيْنِ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَا مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ وَمَعَهُمَا مِثْلُ الْمِصْبَاحَيْنِ، يُضِيآنِ بَيْنَ أَيْدِيهِمَا، فَلَمَّا افْتَرَقَا صَارَ مَعَ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا وَاحِدٌ حَتَّى أَتَى أَهْلَهُ.
Muğire bin Şu'be'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ümmetimden bir kısım insanlar üstün olarak kalmaya devam edecekler ve AIlah'ın emri onlara gelinceye kadar onlar bu üstünlüklerini sürdüreceklerdir. " Bu Hadis 7311 ve 7459 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَزَالُ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ ".
Muaviye dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ümmetimden bir topluluk, Allah'ın emrini dimdik ayakta tutmaya devam edeceklerdir. Onları yardımsız bırakanların da, onlara muhalefet edenlerin de onlara zararı olmayacaktır. Onlar, Allah'ın emri kendilerine gelinceye kadar bu halleri üzere böyle devam edeceklerdir." Umeyr dedi ki: "Ve onlar Şam'da olacaklardır." Muaviye dedi ki: İşte bu Malik, onun Muaz'ı: 'Ve onlar Şam'da olacaklardır' derken işittiğini ileri sürmektedir
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ جَابِرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَيْرُ بْنُ هَانِئٍ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي أُمَّةٌ قَائِمَةٌ بِأَمْرِ اللَّهِ، لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ وَلاَ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ عَلَى ذَلِكَ ". قَالَ عُمَيْرٌ فَقَالَ مَالِكُ بْنُ يُخَامِرَ قَالَ مُعَاذٌ وَهُمْ بِالشَّأْمِ. فَقَالَ مُعَاوِيَةُ هَذَا مَالِكٌ يَزْعُمُ أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاذًا يَقُولُ وَهُمْ بِالشَّامِ.
Urve (el-Barikl)'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kendisine bir koyun satın almak üzere bir dinar vermişti. O da bir dinara onun için iki koyun aldı. Daha sonra o koyunlardan birisini bir dinara sattı. Ona bir dinar ve bir koyun getirince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem alışverişIerinin bereketli olması için ona dua etti. O bakımdan toprak dahi satın alsaydı, hiç şüphesiz ondan da kar ederdL" Diğer tahric edenler: Tirmizi Buyu; Ebu Davud, Buyu’ Tirmîzî bu hadisi rivayet etti ve dediki: Bazı ilim adamları bu hadisin hükmünü uygulayıp görüşlerini bu hadise göre ortaya koymuşlardır. Ahmed ve İshâk bunlardandır. Kimi ilim adamları ise bu hadisin hükmünü almamışlardır. Şâfii ve Hammad b. Zeyd’in kardeşi Saîd b. Zeyd bunlardandır. Ebû Lebîd’in ismi Limâze b. Zeyyad’tır. BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETİNDE İZAH VAR, DİLERSEN BURAYA TIKLA [-3643-] Fakat ben (Urve'den rivayette bulunan Şebib) onu şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hayır kıyamet gününe kadar atların perçemlerinde düğümlenmiştir." (Şebib) dedi ki: Ben onun evinde yetmiş tane at gördüm. Süfyan dedi ki: "(Urve) ona (Nebi efendimize) kurbanlık bir koyun satın alırdı
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا شَبِيبُ بْنُ غَرْقَدَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَىَّ، يُحَدِّثُونَ عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْطَاهُ دِينَارًا يَشْتَرِي بِهِ شَاةً، فَاشْتَرَى لَهُ بِهِ شَاتَيْنِ، فَبَاعَ إِحْدَاهُمَا بِدِينَارٍ وَجَاءَهُ بِدِينَارٍ وَشَاةٍ، فَدَعَا لَهُ بِالْبَرَكَةِ فِي بَيْعِهِ، وَكَانَ لَوِ اشْتَرَى التُّرَابَ لَرَبِحَ فِيهِ. قَالَ سُفْيَانُ كَانَ الْحَسَنُ بْنُ عُمَارَةَ جَاءَنَا بِهَذَا الْحَدِيثِ عَنْهُ، قَالَ سَمِعَهُ شَبِيبٌ مِنْ عُرْوَةَ، فَأَتَيْتُهُ فَقَالَ شَبِيبٌ إِنِّي لَمْ أَسْمَعْهُ مِنْ عُرْوَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَىَّ يُخْبِرُونَهُ عَنْهُ. وَلَكِنْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْخَيْرُ مَعْقُودٌ بِنَوَاصِي الْخَيْلِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ". قَالَ وَقَدْ رَأَيْتُ فِي دَارِهِ سَبْعِينَ فَرَسًا. قَالَ سُفْيَانُ يَشْتَرِي لَهُ شَاةً كَأَنَّهَا أُضْحِيَّةٌ.
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Atların perçeminde hayır kıyamet gününe kadar düğümlenmiş kalacaktIL
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ".
Enes b. Malik'ten rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Atların perçeminde hayır düğümlüdür
حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "At üç kişi içindir: Bir adam için ecirdir, bir adam için setredicidir, bir adam için de vebaldir. Atın kendisi için ecre sebep olduğu kişiye gelince: Bir adam atı Allah yolunda bağlamış ve bir meradan ya da bir bahçeden ona uzun bir yular salmış. Bu atın o yuları uzunluğunda meradan ya da bahçeden yediği her bir şey, onun için hasenat olarak yazılır. Eğer yularını koparıp bir ya da iki tur atacak olur ise çıkaracağı pislikler onun için hasenat olur. Eğer bir ırmağa uğrayıp,ordan su içse kendisi ona su içirmek istemese dahi bu onun için hasenat olur. Bir adam da atı muhtaç olmamak, iffetini korumak için bağlar ve atın kendisinde ve sırtında Allah'ın hakkını unutmazsa bu at, aynı şekilde onun için setredici olur . Bir diğer adam atı övünmek, riyakarIık ve Müslümanlara düşmanlık için bağlayacak olursa o da bir vebal olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşeklere dair de soru sorulunca şöyle buyurdu: Onlar hakkında bana sadece şu eşsiz ve kapsamlı ayet indirilmiş bulunmaktadır: "Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görecektir, kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görecektir."[Zilzal]
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ لِثَلاَثَةٍ لِرَجُلٍ أَجْرٌ، وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ وَعَلَى رَجُلٍ وِزْرٌ. فَأَمَّا الَّذِي لَهُ أَجْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَأَطَالَ لَهَا فِي مَرْجٍ أَوْ رَوْضَةٍ، وَمَا أَصَابَتْ فِي طِيَلِهَا مِنَ الْمَرْجِ أَوِ الرَّوْضَةِ كَانَتْ لَهُ حَسَنَاتٍ، وَلَوْ أَنَّهَا قَطَعَتْ طِيَلَهَا، فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ، كَانَتْ أَرْوَاثُهَا حَسَنَاتٍ لَهُ، وَلَوْ أَنَّهَا مَرَّتْ بِنَهْرٍ فَشَرِبَتْ، وَلَمْ يُرِدْ أَنْ يَسْقِيَهَا، كَانَ ذَلِكَ لَهُ حَسَنَاتٍ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا تَغَنِّيًا وَسِتْرًا وَتَعَفُّفًا، لَمْ يَنْسَ حَقَّ اللَّهِ فِي رِقَابِهَا وَظُهُورِهَا، فَهِيَ لَهُ كَذَلِكَ سِتْرٌ. وَرَجُلٌ رَبَطَهَا فَخْرًا وَرِيَاءً، وَنِوَاءً لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَهْىَ وِزْرٌ. وَسُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحُمُرِ فَقَالَ " مَا أُنْزِلَ عَلَىَّ فِيهَا إِلاَّ هَذِهِ الآيَةُ الْجَامِعَةُ الْفَاذَّةُ {فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ}
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sabahleyin erkenden Hayber'in önüne vardı. Oradakiler ellerinde çapalarıyla dışarı çıkmışlardı. Onu görünce: Muhammed ve ordu, dediler. Koşarak kaleye doğru gittiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini kaldırarak şöyle buyurdu: Allahu ekber harap oldu Hayber. Biz bir kavmin düzlüğüne indik mi uyarılanların sabahı pek kötü olur
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ مُحَمَّدٍ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ صَبَّحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ بُكْرَةً وَقَدْ خَرَجُوا بِالْمَسَاحِي، فَلَمَّا رَأَوْهُ قَالُوا مُحَمَّدٌ وَالْخَمِيسُ. وَأَحَالُوا إِلَى الْحِصْنِ يَسْعَوْنَ، فَرَفَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدَيْهِ وَقَالَ " اللَّهُ أَكْبَرُ، خَرِبَتْ خَيْبَرُ، إِنَّا إِذَا نَزَلْنَا بِسَاحَةِ قَوْمٍ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ ".
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü dedim. Senden çokça hadis dinledim ama onları unutuyorum. Sırtındaki ridanı (yere) yay, diye buyurdu. Ben de yaydım. Onun içine eliyle avuçlar gibi yaptı. Sonra: Bunu topla, dedi. Ben de topladım, ondan sonra hiçbir hadisi unutmadım." Fethu'l-Bari Açıklaması: (3629 numaralı hadiste geçen) "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından iki adam" Useyd b. Hudayr ile Abbad b. Bişr'dirler. Yüce Allah'ın izniyle az sonra Ashabın Faziletleri bölümünde buna dair açıklamalar gelecektir. 3642- "Ona alışverişierinin bereketli olması için dua etti." Hadis fuduli denilen alışverişin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. ŞafiI ise bu hususta açık bir hüküm belirtmeyerek bir sefer: Sahih değildir, çünkü bu hadis sabit değildir, demiştir. Müzeni'nin ondan naklettiği rivayet budur. Bir sefer de: Eğer bu hadis sahih ise ben de bu kanaatteyim, demiştir
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي الْفُدَيْكِ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي سَمِعْتُ مِنْكَ كَثِيرًا فَأَنْسَاهُ. قَالَ " ابْسُطْ رِدَاءَكَ ". فَبَسَطْتُ فَغَرَفَ بِيَدِهِ فِيهِ، ثُمَّ قَالَ " ضُمَّهُ " فَضَمَمْتُهُ، فَمَا نَسِيتُ حَدِيثًا بَعْدُ.