Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 62. Bölüm
117 hadis, 4 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis44 dk okuma
Ebu Said el-Hudri dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki insanlardan bir topluluk gazaya çıkacaklar ve (onlara): Aranızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sohbet etmiş kimse var mı, diyecekler. Onlar bu soruyu soranlara, evet diyecekler ve onlara fetih nasip olacak. Bundan sonra yine insanlar üzerinden bir zaman geçecek, insanlardan bir grup gazaya çıkacaklar. Aranızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashdbı ile arkadaşlık etmiş olanlar var mı, denilecek. Evet, diyecekler ve onlara fetih nasip olacak. Sonra yine insanlar üzerinden bir zaman geçecek, insanlardan bir kısmı gazaya çıkacak. Aranızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı ile arkadaşlık yapanlara arkadaşlık yapan kimse var mı denilecek, evet diyecekler ve onlara fetih nasip olacak
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيَقُولُونَ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ. فَيُفْتَحُ لَهُمْ. ثُمَّ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيُقَالُ هَلْ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ. فَيُفْتَحُ لَهُمْ، ثُمَّ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيُقَالُ هَلْ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ مَنْ صَاحَبَ أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ. فَيُفْتَحُ لَهُمْ ".
İmran b. Husayn r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ümmetimin hayırlıları benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelecekler, sonra onlardan sonra gelecekler. İmran dedi ki: Kendi çağdaşlarından sonra iki mi yoksa üç defa mı böyle zikrettiğini bilemiyorum. Daha sonra da sizin ardınızdan şahit!ik etmeleri istenmediği halde şahitlik edecek, emanete hainlik edecek, kendilerine güvenilmeyecek. Adaklarda bulunup, adaklarını yerine getirmeyecek kimseler gelecektir. Aralarında şişmanlık da baş gösterecektir
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، سَمِعْتُ زَهْدَمَ بْنَ مُضَرِّبٍ، سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَيْرُ أُمَّتِي قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ". قَالَ عِمْرَانُ فَلاَ أَدْرِي أَذَكَرَ بَعْدَ قَرْنِهِ قَرْنَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا " ثُمَّ إِنَّ بَعْدَكُمْ قَوْمًا يَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ، وَيَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ، وَيَنْذُرُونَ وَلاَ يَفُونَ، وَيَظْهَرُ فِيهِمُ السِّمَنُ ".
Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanların en hayırlıları benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler. Bundan sonra herhangi birileri yeminden önce şahit\ik edecek, şahitliğinden önce yemin edecek kimseler gelecektir." İbrahim dedi ki: Bizler henüz küçükken şahitlik ve verilen sözler dolayısıyla bizi dövüyorlardı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Resulullah ashabının faziletleri" (Yuniniyye nüshasında Resulullah değil Nebi şeklindedir) Yani önce genel olarak, sonra da etraflı olarak faziletleri ele alınacaktır. Genel olarak faziletlerine dair hadisler onların hepsini kapsar. Fakat Buhari bu hususta kendi şartına uygun bazı rivayetleri kaydetmekle yetinmiştir. Kişiler hakkında kaydettiği etraflı rivayetlerden de kendi şartına uygun olan rivayetleri almıştır. "Müslüman olarak onun sohbetinde bulunan ya da onu gören kimse onun ashabındandır." Yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından olma adı, kendisi ile sohbette bulunan kimselerin hak ettiği bir isimdir. Sözlükte bu isim, asgari süre kadar onunla sohbette bulunanlara verilir. Örfe göre bir süre birliktelik için kullanılsa dahi bu böyledir. Aynı şekilde uzaktan dahi olsa onu gören kimseler hakkında da bu isim kullanılır. Buhari'nin sözkonusu ettiği bu tanım, Ahmed'in ve muhaddislerin cumhurunun kabul ettiği görüştür. Buhari'nin "Müslüman olarak" kaydı ile de kafir olarak onun sohbetinde bulunan ya da onu gören kimseleri kapsarnın dışına çıkarmaktadır. Bu durumda olup, onun vefatından sonra Müslüman olanlara gelince, eğer Buhari'nin "Müslüman olarak" kaydı hal ifade ediyor ise, bu nitelikte olan kimseler de yine bu kapsarnın dışına çıkmaktadır. Kuwetli görülen görüş de budur. Ancak bu tanıma karşı mu'min olarak onun sohbetinde bulunan ya da onu gören bir kimsenin bundan sonra irtidad etmesi ve bir daha da İslama dönmemesi hali ile itiraz edilmiştir. Çünkü böyle bir kimsenin sahabe olmayacağı ittifakla kabul edilmiştir. O halde bu tarife "ve bu hal üzere ölen" kaydının da ilave edilmesi gerekmektedir. 3649- "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki insanlardan bir kesim gazaya çıkacaklar ... " Bu hadisten, son dönemlerde Nebiin ashabından -if olduğunu iddia eden kimselerin iddialarının batı! olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü hayırlı oluş, cihadın devamlılığını, kafirlerin yurtlarına askerler göndermeyi de ihtiva etmektedir. Onlar da: Aranızda onun ashabından kimse var mı, diye sorunca hayır diyeceklerdir. Tabii'n hakkında aynı durum sözkonusudur. Tabii'nin tabileri hakkında da. Bütün bunlar geçmişte gerçekleşmiş olaylardır ve bu dönemlerde ise kafirlerin diyarlarına asker göndermek kesintiye uğramış bulunmaktadır. Hatta bu hususta durum aksine dönmüştür. Uzun bir dönemden bu yana bilinen ve görülen budur. Özellikle de Endülüs ülkesinde durum böyledir. Hadis ehli ashab-ı kiram'dan en son vefat edenleri tespit etmişlerdir. Mutlak olarak en son vefat eden sahabi Leys oğullarından Ebu't-Tufeyl Amil b. Vasile'dir. Nitekim Müslim bunu Sahih'inde kat'i bir ifade olarak belirtmiştir. Vefatı h.lOO yılındadır. Vefatının h.l07 ve h.11O olduğu da söylenmiştir. Bu, Nebi sallall€ıhu aleyhl ve sellem'in vefatından bir ay önce söylemiş olduğu: "Yüz yılın başında bugün yeryüzünde bulunanlardan hiçbir kimse kalmayacaktır" buyruğuna da uygun düşmektedir. 3650- "Ümmetin en hayırlıları benim çağdaşlarımdır." Hadisteki "benim karn'ımdır" ifadesi benim karn'ımda bulunanlar (yani çağdaşlarım) demektir. Çünkü karn, maksat olarak gözetilen hususlardan birisinde ortak nitelikleri bulunan ve birbirine yakın zamanlarda yaşayan aynı zamanın (çağın) insanları demektir. Bunun, çağdaşları belli bir din, bir mezhep ya da bir iş etrafında toplayan bir nebi ya da bir başkan çağında bir araya gelmiş kimseler için özellikle kullanılan bir ad olduğu da söylenmiştir. Karn, aynı zamanda zamanın belli bir süresi hakkında da kullanılır. Fakat bu sürenin sınırının ne olduğu hususunda on yıldan başlayıp, yüzyirmi yıla kadar farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bu hadiste Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in karnı (çağdaşları) ile kastedilenler ise ashab-ı kiramdır. Nebisallallfıhualeyhivesellem'in niteliği sözkonusu edilirken: "Ve ben Ademoğullarının karn'larının en hayırlısında Nebi olarak gönderildi" buyruğu açıklanırken geçmiş bulunmaktadır. Hadis alimlerinin ittifak ettiğine göre etbau't-tabiinden sözü kabul edilebilir kimseler arasında olup en son vefat eden kişi yaklaşık 220 yılına kadar yaşamıştır. Bu dönemde bid'atler yaygın bir şekilde ortaya çıkmaya başlamış, Mutezile'nin dili çözülmüş, felsefeciler başlarını kaldırmış, ilim ehli Kur'an'ın yaratıldığını söylesinler diye mihnete tabi tutulmuş, durumlarda ileri ölçüde değişiklikler baş göstermiştir. Durum şu ana kadar gerileyip, durmaktadır ve nihayet Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem'in dediği şekilde: "Yalan bundan sonra yaygınlık kazanacaktır" sözü, olduğu gibi gerçekleşmiş ve o kadar açık bir yaygınlık kazanmış ki sözleri, fiilleri, inançları kapsayacak dereceye ulaşmıştır. Yardım Allah'tandır. "Sonra onlardan sonra gelenler." Yani onlardan sonra gelecek nesiller demektir ki, bunlar da tabiindir. "Sonra onlardan so..pra gelenler" Bunlar da etbau't-tabilndir. Bu hadise göre ashab tabiOndan, tabıOn da etbau't-tabilnden daha faziletlidir. Fakat bu faziletli oluş, genel toplam bakımından mıdır yoksa tek tek fertler hakkında mıdır? Bu da araştırılması gereken bir konudur. Cumhur ikinci görüşe meyletmiştir. Birincisi İbn Abdi'l-Berr'in görüşüdür. Anlaşıldığı kadarıyla Nebi sallallfıhu aleyhi ve selle m ile birlikte ya da onun zamanında onun verdiği emir ile savaşan yahut onun için malından bir şeyler infak etmiş bulunan bir kimseye, kim olursa olsun ondan sonra gelen hiçbir kimse fazilet itibariyle denk olamaz. Bununla birlikte bunların hiçbirisini yapmayan kimseler için durum araştırma konusudur. Bunda asıl dayanak ise yüce Allah'ın: "Aranızdan fetihten önce infak edip savaşanlar (ile diğerleri) bir olmaz. Onların dereceleri fetih sonrasında infak edip savaşanlardan daha büyüktür." (el-Hadid, 10) ayetidir. İbn Abdi'l-Berr şu hadisi de delil göstermiştir: "Benim ümmetimin misali yağmur gibidir. Onun öncesi mi hayırlıdır, sonrası mı hayırlıdır bilinmez." Bu hasen bir hadis olup, çeşitli rivayet yolları vardır ve bu yollar sayesinde hadis sıhhat derecesine dahi ulaşabilir. Yine İbn Abdi'l-Berr şunu delil göstermiştir: İlk karnın (çağın) diğer çağların en hayırlısı olmasının sebebi, onların o dönemde kafirlerin çokluğu sebebiyle imanları bakımından garip oluşlarıdır. Ayrıca kafirlerin eziyetlerine sabretmiş ve dinlerine sımsıkı sarılmışlardır. Onlardan sonrakiler de dini dosdoğru uygulayıp, masiyetlerin ve fitnelerin ortaya çıkması halinde dinlerine sımsıkı sarılıp, itaat üzere sabredecek olurlarsa, onlar da o takdirde garip olurlar. Öbürlerinin (ilk nesildekilerin) amelleri artış gösterdiği gibi, o dönemlerde yaşayacak olanların amelleri de artar ve çoğalır. Buna Müslim'in Ebu Hureyre'den Nebi Efendimize merfu olarak zikrettiği şu hadis tanıklık etmektedir: "İslam garip olarak başladı ve başladığı gibi garip olarak dönecektir. Garipler ne mutlu!" Ancak İbn Abdi'I-Berr'in açıklamalarına şu şekilde cevap verilmiştir: Onun bu sözleri ashab-ı kiram'dan sonra gelecekler arasında bazı sahabelerden daha faziletli kimselerin gelmesini de gerektirmektedir. Kurtubi de bunu açıkça ifade etmiştir. Fakat İbn Abdi'l-Berr'in sözleri bütün ashab-ı kiram hakkında mutlak olarak kullanılmış değildir. O bu sözlerinde Bedir ve Hudeybiye'ye katılanların müstesna olduğunu da açıkça ifade etmiştir. Evet, cumhurun benimsemiş olduğu sahabe olma faziletine denk hiçbir am el yoktur. Çünkü sahabe olan, Resulullah sallallahu aıeyhi ve sellern'i görmüştür. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellern'e gelecek zararlara karşı onu savunmak, erken dönemde ona hicret etmek yahut ona yardımcı olmak, ondan alınmış olan şeriati bellemek ve ondan sonra gelenlere de tebliğ etmek imkanına sahip olanlara daha sonra gelen hiçbir kimse denk olamaz. Çünkü sözü geçen bu hasletlerin her birisini yerine getiren bir kimseye mutlaka ondan sonra o hasleti yapan kimsenin ecri gibi ecir verilecektir. Böylelikle onların faziletli oldukları açıkça ortaya çıkmış olmaktadır. Tartrşma noktası az önce açıklandığı üzere sadece onu görmek faziletine sahip o!{n ve başka hiçbir üstün-'t lüğü olmayan kimseler hakkındadır. Şüphesiz sözü geçen çeşitli hadislerin arası telif edilirse ... 3651- "Sonra onlardan sonra bir kavim ... (gelecektir)."(2651 nolu hadis) Bu hadis, fazilet itibariyle konumları farklı olsa dahi ilk üç karn (nesil)in sınırlandırılmasına delil gösterilmiştir. Bu da çoğunluk görülen hakkında yorumlanmıştır. Ayrıca ashab-ı kiram arasında fazilet farkı gözetmenin caiz oluşuna da delil gösterilmiştir. Bu el-Mazeri'nin görüşü olup, hadisin diğer bölümlerine dair açıklamalar daha önce Şehadetler bölümünde geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ يَجِيءُ قَوْمٌ تَسْبِقُ شَهَادَةُ أَحَدِهِمْ يَمِينَهُ وَيَمِينُهُ شَهَادَتَهُ ". قَالَ إِبْرَاهِيمُ وَكَانُوا يَضْرِبُونَا عَلَى الشَّهَادَةِ وَالْعَهْدِ وَنَحْنُ صِغَارٌ.
Bera' (b. Azib) dedi ki: "Ebu Bekir r.a. (babam) Azib'den onüç dirheme bir eğer aldı. Ebu Bekir, Azib'e: Bera'ya söyle de bu eğeri (takımını) benim için taşısın, dedi. Azib ise: Hayır, sen bize Mekke'den çıkıp da müşrikler arkanızdan sizi takip ettikleri vakit Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte neler yaptığınızı anlatmadıkça kabul etmem, dedi. Ebu Bekir dedi ki: Mekke'den yola çıktık. Gece boyunca ve ertesi gün öğle vaktine kadar yolumuza devam ettik. Etrafa sığınacağım bir gölge görür müyüm diye bir göz attım. Bir kaya görüverdim, yanına gittim. Onun gölgelendirdiği bölüme baktım ve orayı hazırlayıp düzenledim. Daha sonra orada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir yer açtım. Ona: Ey Allah'ın Nebii yat, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yattı. Sonra etrafıma bakmaya gittim. Acaba takip eden birisini görür müyüm diye. Önündeki koyunları kayaya doğru süren bir çoban görüverdim. O da bizim kayadan yararlandığımız gibi yararlanmak istiyordu. Ona: Delikanlı, sen kimin için çalışıyorsun diye sordum, o da Kureyş'ten adını verdiği bir kişi için çalıştığını söyledi. O dediği kişiyi tanıdım. Koyunlarında süt var mı, diye sordum. Evet, dedi. Peki bizim için süt sağabilir misin, diye sordum. Yine: Evet dedi. Ona süt sağmasını söyleyince, koyunlarından birisini yakaladı. Daha sonra ona memesindeki tozları silkelemesini emrettim. Sonra da ellerini silkelemesini emrettim. -O da şöyle yaptı deyip, ellerinin birini diğerine vurdu.- Benim için bir miktar süt sağdı. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ağzını bir bezle kapattığım bir matara ayırmıştım. Dibi ğu}lUl1taya kadar sütün üzerine (o mataradan su) döktüm. Onu alıp, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Uyanmış olduğunu gördüm. İç ey Allah'ın Reslilü dedim. Ben hoşnut olana kadar içti. Sonra da: Ey Allah'ın Reslilü, yola koyulma zamanı geldi mi, diye sordum. Evet, diye buyurdu. Bunun üzerine yola koyulduk. Onlar (Mekkeliler) de bizi takip ediyorlardı. Atı üzerinde (bizi takip eden) Süraka b. Malik b. Cu'şum dışında onlardan kimse bize yetişemedi. Ey Allah'ın Reslilü, işte bizi takip eden birisi bize yetişti, dedim. O: Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir dedi." (Nahl, 6. ayet-i kerime'de geçen) "turihlin" akşam getirişiniz, "tesrahlin" sabahleyin salıverişiniz, demektir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ اشْتَرَى أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ مِنْ عَازِبٍ رَحْلاً بِثَلاَثَةَ عَشَرَ دِرْهَمًا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ لِعَازِبٍ مُرِ الْبَرَاءَ فَلْيَحْمِلْ إِلَىَّ رَحْلِي. فَقَالَ عَازِبٌ لاَ حَتَّى تُحَدِّثَنَا كَيْفَ صَنَعْتَ أَنْتَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ خَرَجْتُمَا مِنْ مَكَّةَ وَالْمُشْرِكُونَ يَطْلُبُونَكُمْ قَالَ ارْتَحَلْنَا مِنْ مَكَّةَ، فَأَحْيَيْنَا أَوْ سَرَيْنَا لَيْلَتَنَا وَيَوْمَنَا حَتَّى أَظْهَرْنَا وَقَامَ قَائِمُ الظَّهِيرَةِ، فَرَمَيْتُ بِبَصَرِي هَلْ أَرَى مِنْ ظِلٍّ فَآوِيَ إِلَيْهِ، فَإِذَا صَخْرَةٌ أَتَيْتُهَا فَنَظَرْتُ بَقِيَّةَ ظِلٍّ لَهَا فَسَوَّيْتُهُ، ثُمَّ فَرَشْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِ، ثُمَّ قُلْتُ لَهُ اضْطَجِعْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ. فَاضْطَجَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ انْطَلَقْتُ أَنْظُرُ مَا حَوْلِي، هَلْ أَرَى مِنَ الطَّلَبِ أَحَدًا فَإِذَا أَنَا بِرَاعِي غَنَمٍ يَسُوقُ غَنَمَهُ إِلَى الصَّخْرَةِ يُرِيدُ مِنْهَا الَّذِي أَرَدْنَا، فَسَأَلْتُهُ فَقُلْتُ لَهُ لِمَنْ أَنْتَ يَا غُلاَمُ قَالَ لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ سَمَّاهُ فَعَرَفْتُهُ. فَقُلْتُ هَلْ فِي غَنَمِكَ مِنْ لَبَنٍ قَالَ نَعَمْ. قُلْتُ فَهَلْ أَنْتَ حَالِبٌ لَبَنًا قَالَ نَعَمْ. فَأَمَرْتُهُ فَاعْتَقَلَ شَاةً مِنْ غَنَمِهِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ ضَرْعَهَا مِنَ الْغُبَارِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ كَفَّيْهِ، فَقَالَ هَكَذَا ضَرَبَ إِحْدَى كَفَّيْهِ بِالأُخْرَى فَحَلَبَ لِي كُثْبَةً مِنْ لَبَنٍ، وَقَدْ جَعَلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِدَاوَةً عَلَى فَمِهَا خِرْقَةٌ، فَصَبَبْتُ عَلَى اللَّبَنِ حَتَّى بَرَدَ أَسْفَلُهُ، فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَوَافَقْتُهُ قَدِ اسْتَيْقَظَ، فَقُلْتُ اشْرَبْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَشَرِبَ حَتَّى رَضِيتُ ثُمَّ قُلْتُ قَدْ آنَ الرَّحِيلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " بَلَى ". فَارْتَحَلْنَا وَالْقَوْمُ يَطْلُبُونَا، فَلَمْ يُدْرِكْنَا أَحَدٌ مِنْهُمْ غَيْرُ سُرَاقَةَ بْنِ مَالِكِ بْنِ جُعْشُمٍ عَلَى فَرَسٍ لَهُ. فَقُلْتُ هَذَا الطَّلَبُ قَدْ لَحِقَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ " لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا ".
Ebu Bekir r.a. dedi ki: "Ben Nebi ile birlikte mağaradayken ona: Eğer onlardan birisi ayağının ucuna bakacak olsa şüphesiz bizi görecektir, dedim. O da şöyle: Ey Eba Bekr üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkındaki kanaatin nedir? diye buyurdu." Tekrar: 3922 ve 4663 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Muhacirlerin menkıbeleri ve faziletleri." Burada muhacirlerden kasıt, ensarın dışında kalanlar ile Mekke'nin fetih günü Müslüman olanlar ile sonradan Müslüman olanların dışında kalanlardır. Buna göre ashab-ı kiram üç türlüdür. Ensar, Evsliler, Hazrediler, onlarla hilfleri olanlar (kabilelerinden sayılmak üzere antlaşma yapmış olanlar) ile onların mevıalarıdır. (Köle azat etmek yoluyla kendilerine intisap edenlerdir.) "Ebu Bekir, Abdullah b. Ebi Kuhafe et-Teym'i onlardandır." Ebu Bekir'e "es-Sıdd'ik" lakabının verilmesi, Nebi sallallShu aleyhi ve sellem'i tasdik etmekteki önceliğinden dolayıdır. Ona ilk olarak bu adın verilişinin İsra gecesinin sabahı olduğu söylenmiştir. "Yüce Allah'ın: "Eğer siz ona yardım etmezseniz Allah ona yardım etmiştir" ayeti" ile musannıf, Ensarın faziletinin de sabit olduğuna işaret etmektedir. Çünkü onlar Allah Resulüne yardım etmek emrinin gereğini yerine getirmişlerdir. .\ Medine'ye gidişi esnasında Allah'ın Nebiine yardımı ise, onu maksadından geri döndürmek amacıyla takip eden müşriklerin eziyetine karşı koruması suretiyle olmuştur. Yine ayet-i kerimedeki Ebu Bekir es-Sıddik'in fazileti de dile getirilmektedir. Çünkü bu menkıbe sadece ona ait bir özelliktir. Zira bu yolculukta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e arkadaşlık etmiş ve kendi canı ile onu korumuştu. Yüce Allah da bu ayet-i kerim e ile onun Nebiine arkadaşlık ettiğine tanıklık etmektedir. Hadis-i Şeriften Şu Hususlar da Anlaşılmaktadır 1. Tabi olan kimse tabi olduğu zata uyanıkken hizmet ettiği gibi uyuduğu vakit de onu (gelebilecek zararlara karşı) himaye eder. 2. Ebu Bekir r.a.'ın Nebi sallallShu aleyhi ve sellem'e ileri derecedeki sevgisi, ona karşı edebi ve onu kendisine tercih etmesi. 3. Yeme, içme adabı ve yenilen ve içilen şeylerin temizlenmesinin müstehap olduğu• 4. Hadisten anlaşıldığına göre matara, sufra (yiyecek çıkını) gibi araçların beraberinde götürülebileceğine, bunun tevekküle aykırı olmadığına da hadiste delil vardır. İleride Hicret bahsinde (3906 nolu hadis'te) Suraka'nın kıssası yüce Allah'ın izniyle eksiksiz olarak gelecektir. 3. NEBİ S.A.V.'İN: "EBU BEKİR'İN KAPISI DIŞINDAKİ BÜTÜN KAPILARI KAPATINIZ" HADİSİ-Kİ BUNU İBN ABBAS (NEBİ S.A.V.'DEN DİYE RİVAYET ETMİŞTİR)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا فِي الْغَارِ لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ نَظَرَ تَحْتَ قَدَمَيْهِ لأَبْصَرَنَا. فَقَالَ " مَا ظَنُّكَ يَا أَبَا بَكْرٍ بِاثْنَيْنِ اللَّهُ ثَالِثُهُمَا ".
Ebu Said el-Hudri r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslüman cemaate irad ettiği bir hutbesinde dedi ki: Şüphesiz Allah bir kulu(nu) dünya ile nezdindekilerden birisini seçmek hususunda muhayyer bıraktı. O kul da Allah'ın nezdindekileri seçti. (Ebu Said) dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı. Biz de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in seçimde serbest bırakılan bir kula dair haber vermesi dolayısıyla onun niçin ağladığına hayret ettik. Meğer seçmekte serbest bırakılan kişi ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem imiş ve Ebu Bekir aramızda en bilgili olanımızmış. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz sohbetinde (arkadaşlığında) ye malında kendisine karşı en çok minnettar olduğum kişi Ebu Bekir'dir. Eğer Rabbimin dışında bir halil edinecek olsaydım şüphesiz Ebu Bekir'i edinirdim. Fakat İslamın kardeşliği ve sevgisi (zaten varolan bir şeydir). Mescidde Ebu Bekir'in kapısı dışında kapatılmadık hiçbir kapı kalmasın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Meğer Ebu Bekir bizim en bilgilimiz imiş." Malik'in rivayetinde: "Meğer Ebu Bekir onu" yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yahut da sözü geçen ifadeler ile neyin kastedildiğini "en iyi bilenimiz imiş" şeklindedir. "Arkadaşlığında ve malında insanlar arasında kendisine karşı en minnettar olduğum kişi Ebu Bekir'dir" buyruğundaki "emen{: en çok minnet altında bırakmış olan; tercümede: en çok minnettar olduğum kişi)" ifadesi bağışlamak, karşılıksız vermek anlamında "el-menn" kökünden tafdil ismidir. Yani karşılıksız olarak insanlar arasında canı ve malı ile bana en fedakar davranan kişi odur. Yoksa yapılan işi hükümsüz kılan minnet altında tutmaktan gelen bir tabir değildir. "Fakat İslam kardeşliği ve sevgisi" hasıl olmuş ve var olan bir şeydir, demektir. Malik'in rivayetinde "bab: kapı" yerine "havha" lafzı kullanılmıştır ki bu da ışığın girmesi için duvarda açılan bir gedik anlamındadır. Yerden yüksek olması da şart değildir. Aşağıda olması halinde istenen yere ulaşmak için yakınlık sağladığından (içinden) girmek mümkün olur. Burada da kastedilen budur. Bundan dolayı hakkında "bab: kapı" lafzı kullanılmıştır. Fakat kapatılıp kilitlenmesi mümkün olmadıkça da böyle bir boşluğa kapı adı verilmez. "Ebu Bekir'in kapısı dışında ... " Kapatmadık hiçbir kapı bırakmayınız. Ebu Bekir'in kapısı müstesna, onu kapatmaksızın bırakınız. Hattabı, İbn Battal ve başkaları der ki: Bu hadiste Ebu Bekir'e ait açık bir, özellik bulunmaktadır. Ayrıca bunda onun halifeliği hak ettiğine dair güçlü bir işaret de vardır. Bilhassa bu husus Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatının sonlarında sabit olmuştur. Bu da onlara Ebu Bekir dışında hiçbir kimsenin imamlık yapmamasını emrettiği vakit gerçekleşmiştir. Bazılarının iddia ettiğine göre burada "kapı" halifelikten kinayedir. Kapatılmasının emredilmesi ise, halifeliği istemekten kinayedir. Şöyle buyurmuş gibidir: Ebu Bekir dışında kimse halifeliğe talip olmasın. Onun böyle bir şeye talip olmasında bir sakınca yoktur. Nitekim İbn Hibban da bu hadisi kaydettikten sonra bu görüşe meylederek şöyle demektedir: Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra halifenin Ebu Bekir olacağına delil vardır. Çünkü o: "Mescide açılan bütün gedikleri kapatınız" buyruğu ile kendisinden sonra halife olmaya dair bütün insanların ümitlerini ortadan kaldırmış olmaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar Bu başlıktaki hadiste sözü geçenlerin dışında başka hususlar da anlaşılmaktadır: 1. Açıkça görüldüğü gibi Ebu Bekir'in bir fazileti, bir üstünlüğü vardır. O Nebi salı allah u aıeyhi ve selle m tarafından -sözü geçen engel olmasaydı- halil edinilmeye layık birisi idi. 2. "Halil"in, ortaklığın sözkonusu olmayacağı özel bir nitelik olduğu anlaşılmaktadır. 3. Mescitlerin önemli bir zorunluluk bulunmadığı sürece yol gibi kullanılmaktan korunması gerekir. 4. Dinleyenlerin anlama kabiliyetlerini harekete geçirmek için ve anlamak hususunda ilim adamlarının farklılıkları sebebiyle, açık ifade kullanmaksızın özel bilgiye işaret edilebilir. 5. Anlayışı itibariyle daha üstün olan bir kimse, daha alim, daha bilgili denilmeye de hak kazanır. 6.Ahirette olan iyilikleri tercih etmekle teşvik edilmektedir. 7. İyilik yapan kimseye teşekkür etmek, faziletini dile getirmek ve onu övmek yerinde bir davranıştır. 8. İbn Battal der ki: İmam olmaya (halifeliğe) adayalan bir kimsenin, -bu kıssada Ebu Bekir es-Sıddik hakkında görüldüğü gibi- bu liyakatına delil teşkil edecek özel bir üstünlük mertebesine sahip olmasına da işaret edilmektedir. 4. Nebi S.A.V.'DEN SONRA EBU BEKR'İN FAZİLETİ
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ وَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ خَيَّرَ عَبْدًا بَيْنَ الدُّنْيَا وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ فَاخْتَارَ ذَلِكَ الْعَبْدُ مَا عِنْدَ اللَّهِ ". قَالَ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ، فَعَجِبْنَا لِبُكَائِهِ أَنْ يُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدٍ خُيِّرَ. فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ الْمُخَيَّرُ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ أَعْلَمَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبَا بَكْرٍ، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً غَيْرَ رَبِّي لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ، وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ وَمَوَدَّتُهُ، لاَ يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِد ِباب إِلاَّ سُدَّ، إِلاَّ باب أَبِي بَكْرٍ ".
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Biz insanlar (ashab) arasında Nebi zamanında kimin hayırlı olduğunun sıralamasını yapar, önce Ebu Bekir'in sonra Ömer b. el-Hattab'ın, sonra Osman b. Affan r.a.'in hayırlı olduğunu söylerdik." Tekrar: 3697 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellern'den sonra Ebu Bekir'in fazileti." Kasıt, faziletteki mertebesidir. Yoksa zaman itibariyle sonralık kastedilmemektedir. Ebu Bekir'in fazileti bu başlıktaki hadisin de gösterdiği gibi, Nebi sallallahu aleyhi ve sellern'in hayatında da sabit idi. "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında insanlar (ashab) arasında hayırlı olanların sıralamasını yapardık." Yani filan kişi filandan hayırlıdır derdik. İleride Osman radıyallahuanh'ın Menkıbeleri başlığında gelecek olan UbeyduIlah b. Ömer'in Nafi'den yaptığı rivayette şöyle denilmektedir: "Kimseyi Ebu Bekir'e denk görmezdik. Ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman gelir diyordu k. Sonra da ResuluIlah salı allah u aleyhi ve sellem'in (diğer) ashabını bırakır, aralarında fazilet sıralaması yapmazdık." Hadisteki: "Ebu Bekir'e kimseyi denk görmezdik" ifadesi kimsenin onun gibi olduğu kanaatini taşımazdık, demektir. Ebu Oavud'da Salim'in İbn Ömer yoluyla yaptığı rivayette şöyle denilmektedir: "ResuluIlah sallallahu aleyhi ve sellern hayatta iken Nebi sallallahu aleyhi ve sellern'in ümmeti arasında ondan sonra en faziletli kişi Ebu Bekir'dir, sonra Ömer'dir, sonra Osman'dır, derdik." Taberani bir rivayette şunu eklemektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu işitir fakat buna karşı çıkmaz, reddetmezdL" Hadisi şerifte Ebu Bekir ve Ömer'den sonra Osman'ın geldiği belirtilmektedir. Nitekim ehl-i sünnetin cumhurunun kabul ettiği meşhur görüş budur. Seleften bazı kimseler Osman'dan önce Ali'nin geldiği kanaatindedir. Bu kanaati kabul edenler arasında Süfyan es-Sevrı de vardır. Onun bu görüşünden döndüğü de söylenir. İbn Huzeyme ile ondan önce ve ondan sonra bir kesim de bu görüştedir. Onların biri diğerinden faziletli değildir de denilmiştir. Bununla birlikte bu başlıktaki hadis cumhurun lehine bir delildir. Beyhaki "el-İtikad" adlı eserinde Ebu Sevr'e kadar ulaşan senediyle Şafiı'den şöyle dediğini nakletmektedir: Ashab-ı kiram ve onlara tabi olanlar önce Ebu Bekir'in, sonra Ömer'in, sonra Osman'ın, sonra da Ali'nin daha faziletli olduğu hususu üzerinde icma' etmişlerdir. 5. Nebi S.A.V.'İN: "EĞER HALİL EDiNECEK OLSAYDıM ... " SÖZÜ -Kİ BUNU EBU SAİD (AZ ÖNCE GEÇEN 3654. HADİSTE) SÖYLEMİŞTİR
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا نُخَيِّرُ بَيْنَ النَّاسِ فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنُخَيِّرُ أَبَا بَكْرٍ، ثُمَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، ثُمَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ رضى الله عنهم.
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Eğer bir halil edinecek olsaydım, elbetteki Ebu Bekir'i edinirdim. Fakat (o) benim kardeşim ve benim ashabımdan birisidir
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ أُمَّتِي خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ، أَبَا بَكْرٍ وَلَكِنْ أَخِي وَصَاحِبِي ".
Ebu Eyyub'un rivayetiyle Nebi buyurdu ki: "Eğer ben bir halil edinecek olsaydım, elbetteki onu halil edinirdim. Fakat İslam kardeşliği daha faziletlidir
حَدَّثَنَا مُعَلَّى، وَمُوسَى، قَالاَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، وَقَالَ، " لَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُهُ خَلِيلاً، وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ أَفْضَلُ ". حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ أَيُّوبَ، مِثْلَهُ.
Abdullah b. Ebi Muleyke dedi ki: Kufe halkı İbnu'z-Zubeyr'e dede(nin mirası) hakkında mektup yazdılar (ve sordular). O da dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğuna gelince: "Eğer ben bu ümmetten bir halil edinecek olsaydım, elbette ki onu edinirdim dediği zat, onu (yani dedeyi) baba gibi değerlendirmiştir. " Kastettiği kişi Ebu Bekir'dir
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ كَتَبَ أَهْلُ الْكُوفَةِ إِلَى ابْنِ الزُّبَيْرِ فِي الْجَدِّ. فَقَالَ أَمَّا الَّذِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُهُ ". أَنْزَلَهُ أَبًا يَعْنِي أَبَا بَكْرٍ.
Muhammed b. Cubeyr b. Mut'im, dedi ki: "Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi. Ona daha sonra yanına dönmesini emretti. Kadın -Sanki ölümü kastedercesine-: Ne dersin, gelir de seni bulamazsam (ne yapayım) dedi. Resulullah: Beni bulamazsan Ebu Bekir'e git, diye buyurdu." Tekrar: 7220 ve
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَتِ امْرَأَةٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهَا أَنْ تَرْجِعَ إِلَيْهِ. قَالَتْ أَرَأَيْتَ إِنْ جِئْتُ وَلَمْ أَجِدْكَ كَأَنَّهَا تَقُولُ الْمَوْتَ. قَالَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ " إِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ ".
Ammar'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beraberinde sadece beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir'den başka kimse yokken gördüm." Bu Hadis 3857 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي الطَّيِّبِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُجَالِدٍ، حَدَّثَنَا بَيَانُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ وَبَرَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ هَمَّامٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَمَّارًا، يَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا مَعَهُ إِلاَّ خَمْسَةُ أَعْبُدٍ وَامْرَأَتَانِ وَأَبُو بَكْرٍ.
Ebu'd-Derda r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyordum, aniden Ebu Bekir'in -elbisesinin eteğini diz kapağı görününceye kadar toplamış olarak- geldiğini gördüm. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizin bu arkadaşınız tartışmış bulunuyor. Ebu Bekir selam vererek: Ey Allah'ın Resulü dedi. Benimle Hattab'ın oğlu arasında bir anlaşmazlık oldu. Ben de acelecilik ederek ona bir şeyler söyledikten sonra pişman oldum. Beni affetmesini istediğim halde kabul etmedi. Ben de senin yanına geldim. Allah Resulü: -Üç defa- Allah sana mağfiret etsin ey Ebu Bekir, dedi. Daha sonra Ömer pişman oldu, Ebu Bekir'in evine gitti ve: Ebu Bekir burada mıdır, diye sordu. Hayır, dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemin yanına gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (kızgınlığından) yüzünün rengi değişmeye başladı. Hatta Ebu Bekir korktu, bunun üzerine dizleri üzerine çökerek: Ey Allah'ın Resulü dedi. Allah'a yemin ederim ben daha çok haksızlık yaptım. Bu sözlerini iki defa tekrarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah beni size (Nebi olarak) gönderdi. Sizler, yalan söylüyorsun dediniz. Ebu Bekir ise doğru söylüyor dedi, canıyla, malıyla beni koruyup gözetti. Benim arkadaşımı bana bırakmayacak mısınız (onu rahatsız edecek şeyler yapmaktan vazgeçmeyecek misiniz), sözünü iki defa tekradadı ve bundan sonra onu rahatsız edecek bir şey yapılmadı." Bu Hadis 4640 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ وَاقِدٍ، عَنْ بُسْرِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عَائِذِ اللَّهِ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ أَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ آخِذًا بِطَرَفِ ثَوْبِهِ حَتَّى أَبْدَى عَنْ رُكْبَتِهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمَّا صَاحِبُكُمْ فَقَدْ غَامَرَ ". فَسَلَّمَ، وَقَالَ إِنِّي كَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ ابْنِ الْخَطَّابِ شَىْءٌ فَأَسْرَعْتُ إِلَيْهِ ثُمَّ نَدِمْتُ، فَسَأَلْتُهُ أَنْ يَغْفِرَ لِي فَأَبَى عَلَىَّ، فَأَقْبَلْتُ إِلَيْكَ فَقَالَ " يَغْفِرُ اللَّهُ لَكَ يَا أَبَا بَكْرٍ ". ثَلاَثًا، ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ نَدِمَ فَأَتَى مَنْزِلَ أَبِي بَكْرٍ فَسَأَلَ أَثَمَّ أَبُو بَكْرٍ فَقَالُوا لاَ. فَأَتَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَسَلَّمَ فَجَعَلَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَتَمَعَّرُ حَتَّى أَشْفَقَ أَبُو بَكْرٍ، فَجَثَا عَلَى رُكْبَتَيْهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَاللَّهِ أَنَا كُنْتُ أَظْلَمَ مَرَّتَيْنِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ بَعَثَنِي إِلَيْكُمْ فَقُلْتُمْ كَذَبْتَ. وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ صَدَقَ. وَوَاسَانِي بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ، فَهَلْ أَنْتُمْ تَارِكُو لِي صَاحِبِي ". مَرَّتَيْنِ فَمَا أُوذِيَ بَعْدَهَا.
Amr b. eı-As r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini Zatu's-Selasil'e gönderdiği askeri birliğin kumandanı olarak tayin etmişti. Onun yanına vardım, en sevdiğin insan kimdir, diye sordum. O: Aişe'dir dedi. Erkeklerden (kimdir), dedim. Babasıdır dedi. Sonra kimdir, diye sordum. Sonra Ömer b. el-Hattab'dır dedi ve başka kimseleri saydı." Bu Hadis 4358 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، قَالَ خَالِدٌ الْحَذَّاءُ حَدَّثَنَا عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَهُ عَلَى جَيْشِ ذَاتِ السَّلاَسِلِ، فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ أَىُّ النَّاسِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ " عَائِشَةُ ". فَقُلْتُ مِنَ الرِّجَالِ فَقَالَ " أَبُوهَا ". قُلْتُ ثُمَّ مَنْ قَالَ " ثُمَّ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ". فَعَدَّ رِجَالاً.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Bir çoban koyunlarının yanıbaşında bulunuyor iken bir kurt üzerine saldırarak koyunlar arasından bir koyun aldı. Çoban onun arkasına takıldı. Kurt ona dönerek: Benden başka çobanının bulunmayacağı bir gün olan kıyamet gününde onu kim kurtaracak? Yine bir adam bir ineğin üzerine yük yüklemiş sürerken inek ona dönüp onunla konuştu ve dedi ki: Ben bunun için yaratılmadım, ben yeri sürmek için yaratıldım. İnsanlar: Subhanallah dediler (ve hayretlerini ifade ettiler.) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz buna ben, Ebu Bekir ve Ömer b. el-Hattab r.a. iman ediyoruz, diye buyurdu
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " بَيْنَمَا رَاعٍ فِي غَنَمِهِ عَدَا عَلَيْهِ الذِّئْبُ، فَأَخَذَ مِنْهَا شَاةً، فَطَلَبَهُ الرَّاعِي، فَالْتَفَتَ إِلَيْهِ الذِّئْبُ فَقَالَ مَنْ لَهَا يَوْمَ السَّبُعِ، يَوْمَ لَيْسَ لَهَا رَاعٍ غَيْرِي، وَبَيْنَا رَجُلٌ يَسُوقُ بَقَرَةً قَدْ حَمَلَ عَلَيْهَا، فَالْتَفَتَتْ إِلَيْهِ فَكَلَّمَتْهُ فَقَالَتْ إِنِّي لَمْ أُخْلَقْ لِهَذَا، وَلَكِنِّي خُلِقْتُ لِلْحَرْثِ ". قَالَ النَّاسُ سُبْحَانَ اللَّهِ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَإِنِّي أُومِنُ بِذَلِكَ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضى الله عنهما ".
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Ben uyurken rüyada kendimi üzerinde kovası bulunan bir kuyunun başında gördüm. O kuyudan Allah'ın dilediği kadar su çektim. Daha sonra Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) kovayı benden aldı, o da onunla bir ya da iki kova çekti. Çekişinde bir parça zayıflık da vardı. Allah onun zayıflığını gidersin. Daha sonra bu büyükçe bir kovaya dönüştü. Onu İbnu'l-Hattab aldı. İnsanlar arasında Ömer'in çekişi gibi çeken bir dahi görmedim. Nihayet insanlar etrafında yerleştiler. " Bu Hadis 7021, 7022 ve 7475 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي عَلَى قَلِيبٍ عَلَيْهَا دَلْوٌ، فَنَزَعْتُ مِنْهَا مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ، فَنَزَعَ بِهَا ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ، وَفِي نَزْعِهِ ضَعْفٌ، وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ ضَعْفَهُ، ثُمَّ اسْتَحَالَتْ غَرْبًا، فَأَخَذَهَا ابْنُ الْخَطَّابِ، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا مِنَ النَّاسِ يَنْزِعُ نَزْعَ عُمَرَ، حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ بِعَطَنٍ ".
Abdullah b. Ömer r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim kibirlenerek elbisesini çekecek olursa kıyamet gününde Allah ona bakmayacaktır. Ebu Bekir dedi ki: Gereken dikkati göstermeyecek olursam elbisemin iki ucundan birisi gevşeyebiliyor. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sen bu işi büyüklenmek için yapmazsın diye buyurdu." Musa dedi ki: Ben Salim'e: Abdullah: "Kim izarını çekerse" diye mi zikretti, diye sordum. O: Ben onun ancak "elbisesini" derken işitmişimdir, dedi. Bu Hadis 5783,5784,5791 ve 6062 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلاَءَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ". فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ أَحَدَ شِقَّىْ ثَوْبِي يَسْتَرْخِي إِلاَّ أَنْ أَتَعَاهَدَ ذَلِكَ مِنْهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّكَ لَسْتَ تَصْنَعُ ذَلِكَ خُيَلاَءَ " قَالَ مُوسَى فَقُلْتُ لِسَالِمٍ أَذَكَرَ عَبْدُ اللَّهِ مَنْ جَرَّ إِزَارَهُ قَالَ لَمْ أَسْمَعْهُ ذَكَرَ إِلاَّ ثَوْبَهُ.
Ebu Hureyre dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Her kim Allah yolunda herhangi bir şeyden iki avuç infak ederse cennetin kapılarından: Ey Allah'ın kulu bu (daha) hayırlıdır diye davet edilir. Namaz ehlinden olan kimse namaz kapısından davet olunur. Cihad ehlinden olan kimse cihad kapısından çağrılır. Sadaka ehlinden olan kimse sadaka kapısından davet edilir. Oruç ehlinden olan kimse oruç kapısından ve reyyan kapısından çağırılır: Ebu Bekir dedi ki: Bu kapılardan (herhangi birisinden) davet edilen için herhangi bir sıkıntı olmaz. Devamla dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, acaba bir kimse bütün bunlardan davet olunur mu? Şöyle buyurdu: Evet, umarım -ey Ebu Bekirsen de onlardan olursun
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ مِنْ شَىْءٍ مِنَ الأَشْيَاءِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ دُعِيَ مِنْ أَبْوَابِ ـ يَعْنِي الْجَنَّةَ ـ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ، فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ باب الصَّلاَةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ باب الْجِهَادِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ باب الصَّدَقَةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ باب الصِّيَامِ، وَبَابِ الرَّيَّانِ ". فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ مَا عَلَى هَذَا الَّذِي يُدْعَى مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ، وَقَالَ هَلْ يُدْعَى مِنْهَا كُلِّهَا أَحَدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " نَعَمْ، وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ يَا أَبَا بَكْرٍ ".
Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.a.a'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde Ebu Bekir, es-Sunh denilen yerde idi. -(Ravilerden) İsmail: eı-Aliye 'yi kastetmektedir, demiştir.- Ömer ayağa kalkıp: Allah'a yemin ederim, Resulullah ölmedi, demeye koyuldu. Aişe dedi ki: Ve Ömer, Allah'a yemin ederim (o an için) içimde başka bir kanaat doğmamıştı, dedi. (Ömer sözlerine şöyle devam etmişti): Andolsun Allah onu gönderecek ve o bir takım kimselerin ellerini ve ayaklarını kesecektir. Derken Ebu Bekir geldi. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (yüzünün) üzerini açtı, onu öptü ve: Anam babam sana feda olsun dedi. Hayatta iken de hoştun, vefat etmiş halinle de hoşsun. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, Allah ölümü sana iki defa tattırmayacaktır. Daha sonra dışarı çıktı ve: Ey yemin eden kişi yavaş ol, dedi. Ebu Bekir konuşmaya başlayınca Ömer oturdu." [-3668-] "Sonra Ebu Bekir Allah'a hamd-u sena edip dedi ki: Dikkat edin, kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemle ibadet ediyor idiyse şüphesiz Muhammed ölmüş bulunuyor. Kim de Allah'a ibadet ediyorsa muhakkak Allah haydır, ölmez. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir."[Zümer, 30] "Muhammed ancak bir resuldür. Ondan önce resuller gelip geçmiştir. Şimdi eğer o ölür ya da öldürülürse siz ökçelerinizin üzerine gerisin geri mi döneceksiniz.? Kim ökçelerinin üzerine gerisin geri dönerse asla Allahla hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır."[Al-i İmran, 144] Oradakilerin hepsi içlerini çeke çeke ağlamaya başladılar. Ensar Ben-i Saide Sakifesinde Said b. Ubade'nin etrafında toplanarak: Bizden bir emir, sizden bir emir (olsun) dediler. Yanlarına Ebu Bekir, Ömer b. el-Hattab ve Ebu Ubeyde b. el-Cerrah gitti. Ömer konuşmak istediyse de Ebu Bekir onu susturdu. Ömer (sonraları) şöyle derdi: Allah'a yemin ederim konuşmak isteyişimin tek sebebi uygun görüp beğendiğim bir konuşma tasarlamış olmamdl. Ebu Bekir'in bunu ifade edemeyeceğinden korkmuştum. Daha sonra Ebu Bekir konuşunca insanların en belağatlisi olarak konuştu. Sözleri arasında şunları da söyledi: Bizler emirleriz, sizler de vezirlersiniı. Hubab b. el-Munzir: Hayır, Allah'a yemin ederim böyle yapmayınız. Bizden bir emir, sizden bir emir (olsun), dedi. Ebu Bekir dedi ki: Hayır bizler emirleriz, sizler vezirlersiniz. Çünkü onlar hane olarak Arapların en üstünleri, soy sop olarak Arapların hususiyetlerini kendilerinde en çok toplayanlardır. Bu sebeple ya Ömer'e, ya da Ebu Ubeyde'ye bey'at ediniz. Bunun üzerine Ömer: Hayır, sana bey'at ederiz, sen bizim efendimiz, bizim en hayırlımız, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de aramızda en sevdiği kişisin. Ömer elini yakalayarak ona bey'at etti, arkasından diğer insanlar da ona bey'at etti. Oradakilerden birisi: SaId b. Ubade'yi öldürdünüz deyince, Ömer: Onu öldüren Allahltır ,dedi." [-3669-] Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri yukarı doğru baktı, sonra da -üç defa-: Fi’r-Refiki’l a’la (En yüce dost) la beraber dedi ve (ravilerden el-Kasım b. Muhammed b. Ebi Bekr es-Sıddik) hadisin geri kalan kısmını nakletti. (Aişe) dedi ki: O gün ikisinin söyledikleri her bir sözü Allah mutlaka faydalı kıldı. Ömer aralarında münafıklar da varken insanları korkuttu ve bununla Allah onları geri çevirdi." [-3670-] "Sonra andolsun Ebu Bekir insanlara hidayeti göstermiş, onlara üzerlerindeki hakkın ne olduğunu öğretmişti. Böylelikle onlar onunla birlikte çıktıklarında: "Muhammed ancak bir resuldür. Ondan önce resuller geçip gitmiştir ... Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır."[Al-i İmran, 144] ayetini okuyarak çıktılar
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَاتَ وَأَبُو بَكْرٍ بِالسُّنْحِ ـ قَالَ إِسْمَاعِيلُ يَعْنِي بِالْعَالِيَةِ ـ فَقَامَ عُمَرُ يَقُولُ وَاللَّهِ مَا مَاتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَتْ وَقَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ مَا كَانَ يَقَعُ فِي نَفْسِي إِلاَّ ذَاكَ وَلَيَبْعَثَنَّهُ اللَّهُ فَلَيَقْطَعَنَّ أَيْدِيَ رِجَالٍ وَأَرْجُلَهُمْ. فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ فَكَشَفَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَبَّلَهُ قَالَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي طِبْتَ حَيًّا وَمَيِّتًا، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُذِيقُكَ اللَّهُ الْمَوْتَتَيْنِ أَبَدًا. ثُمَّ خَرَجَ فَقَالَ أَيُّهَا الْحَالِفُ عَلَى رِسْلِكَ. فَلَمَّا تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ جَلَسَ عُمَرُ. فَحَمِدَ اللَّهَ أَبُو بَكْرٍ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ أَلاَ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَإِنَّ مُحَمَّدًا قَدْ مَاتَ، وَمَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ. وَقَالَ {إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُمْ مَيِّتُونَ} وَقَالَ {وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ} قَالَ فَنَشَجَ النَّاسُ يَبْكُونَ ـ قَالَ ـ وَاجْتَمَعَتِ الأَنْصَارُ إِلَى سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ فَقَالُوا مِنَّا أَمِيرٌ وَمِنْكُمْ أَمِيرٌ، فَذَهَبَ إِلَيْهِمْ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَأَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ، فَذَهَبَ عُمَرُ يَتَكَلَّمُ فَأَسْكَتَهُ أَبُو بَكْرٍ، وَكَانَ عُمَرُ يَقُولُ وَاللَّهِ مَا أَرَدْتُ بِذَلِكَ إِلاَّ أَنِّي قَدْ هَيَّأْتُ كَلاَمًا قَدْ أَعْجَبَنِي خَشِيتُ أَنْ لاَ يَبْلُغَهُ أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ فَتَكَلَّمَ أَبْلَغَ النَّاسِ فَقَالَ فِي كَلاَمِهِ نَحْنُ الأُمَرَاءُ وَأَنْتُمُ الْوُزَرَاءُ. فَقَالَ حُبَابُ بْنُ الْمُنْذِرِ لاَ وَاللَّهِ لاَ نَفْعَلُ، مِنَّا أَمِيرٌ وَمِنْكُمْ أَمِيرٌ. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ لاَ، وَلَكِنَّا الأُمَرَاءُ وَأَنْتُمُ الْوُزَرَاءُ هُمْ أَوْسَطُ الْعَرَبِ دَارًا، وَأَعْرَبُهُمْ أَحْسَابًا فَبَايِعُوا عُمَرَ أَوْ أَبَا عُبَيْدَةَ. فَقَالَ عُمَرُ بَلْ نُبَايِعُكَ أَنْتَ، فَأَنْتَ سَيِّدُنَا وَخَيْرُنَا وَأَحَبُّنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَأَخَذَ عُمَرُ بِيَدِهِ فَبَايَعَهُ، وَبَايَعَهُ النَّاسُ، فَقَالَ قَائِلٌ قَتَلْتُمْ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ. فَقَالَ عُمَرُ قَتَلَهُ اللَّهُ.
Muhammed b. el-Hanefiyye dedi ki: "Ben babama sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra insanların hayırlısı kimdir? O: Ebu Bekir'dir dedi. Sonra kimdir, diye sordum, sonra Ömer'dir dedi. Daha sonra Osman'dır diyeceğinden korktuğum için: Sonra sen misin deyince: Ben ancak Müslümanlardan bir adamım, dedi
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا جَامِعُ بْنُ أَبِي رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو يَعْلَى، عَنْ مُحَمَّدِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أَىُّ النَّاسِ خَيْرٌ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ. قُلْتُ ثُمَّ مَنْ قَالَ ثُمَّ عُمَرُ. وَخَشِيتُ أَنْ يَقُولَ عُثْمَانُ قُلْتُ ثُمَّ أَنْتَ قَالَ مَا أَنَا إِلاَّ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ.
Aişe r.a. dedi ki: "Seferlerinden birisinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte çıktık. Nihayet biz Beyda'da ya da ordugahta iken bir gerdanlığım koptu. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu aramak üzere kaldı, onunla birlikte bulunanlar da kaldı. Bir suyun yanı başında da değillerdi. Beraberlerinde su da yoktu. Orduda bulunanlar Ebu Bekir'e gelerek: Aişe'nin yaptığını görmez misin, dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i de onunla beraber diğer insanları da alıkoydu. Üstelik su kenarında da değiller, beraberlerinde su da yok. Ebu Bekir geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de başını uyluğumun üzerine koymuş uyumuştu. Resulullahı da, diğer insanları da alıkoydun dedi. Üstelik suyun başında olmadıkları gibi beraberlerinde su da yok. Aişe dedi ki: (Babam) bana sitem etti ve Allah'ın söylemesini dilediği şeyleri söyleyip durdu. Eliyle böğrümden dürtmeye koyuldu. Hareket etmekten beni alıkoyan tek sebep de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başını uyluğumun üzerine koymuş olması idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlar susuz olarak sabahı edinceye kadar uykusuna devam etti. Yüce Allah da teyemmüm ayetini: "...teyemmüm ediniz."[Nisa, 4] diye buyurarak indirdi. Useyd b. el-Hudayr dedi ki: Ey Ebu Bekir hanedanı, bu sizin ilk bereketiniz değildir. Aişe dedi ki: Yolculukta üzerine bindiğim çökmüş deveyi kaldırınca gerdanlığı onun altında bulduk
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْبَيْدَاءِ أَوْ بِذَاتِ الْجَيْشِ انْقَطَعَ عِقْدٌ لِي، فَأَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْتِمَاسِهِ، وَأَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَأَتَى النَّاسُ أَبَا بَكْرٍ، فَقَالُوا أَلاَ تَرَى مَا صَنَعَتْ عَائِشَةُ أَقَامَتْ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِالنَّاسِ مَعَهُ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاضِعٌ رَأْسَهُ عَلَى فَخِذِي قَدْ نَامَ، فَقَالَ حَبَسْتِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسَ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ قَالَتْ فَعَاتَبَنِي، وَقَالَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، وَجَعَلَ يَطْعُنُنِي بِيَدِهِ فِي خَاصِرَتِي، فَلاَ يَمْنَعُنِي مِنَ التَّحَرُّكِ إِلاَّ مَكَانُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى فَخِذِي، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَصْبَحَ عَلَى غَيْرِ مَاءٍ فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ التَّيَمُّمِ، فَتَيَمَّمُوا، فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ الْحُضَيْرِ مَا هِيَ بِأَوَّلِ بَرَكَتِكُمْ يَا آلَ أَبِي بَكْرٍ. فَقَالَتْ عَائِشَةُ فَبَعَثْنَا الْبَعِيرَ الَّذِي كُنْتُ عَلَيْهِ فَوَجَدْنَا الْعِقْدَ تَحْتَهُ.
Ebu Said el-Hudrı r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ashabıma sövmeyiniz. Sizden herhangi bir kimse Uhud dağı kadar altın infak edecek olsa dahi onlardan herhangi birisinin bir mud veya onun yarısı kadar (infak)ına ulaşmaı
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ سَمِعْتُ ذَكْوَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَسُبُّوا أَصْحَابِي، فَلَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا مَا بَلَغَ مُدَّ أَحَدِهِمْ وَلاَ نَصِيفَهُ ". تَابَعَهُ جَرِيرٌ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ وَأَبُو مُعَاوِيَةَ وَمُحَاضِرٌ عَنِ الأَعْمَشِ.
Ebu Musa el-Eş'arı'den rivayete göre o evinde abdest aldıktan sonra dışarı çıktı. (Kendi kendime) dedim ki: Andolsun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmayacağım. Bir gün boyunca onunla beraber olacağım, dedi. Mescide geldi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sordu. Dışarı çıktı, dediler ve şu tarafa doğru gittiğini söylediler. Ben de onun arkasından gittim. Onu sorup durdum. Nihayet Eris kuyusun(un bulunduğu bahçey'e girdi. Ben de kapının yanında oturdum. -Kapısı hurma dallarındandı.- Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyacını gördü, sonra abdest aldı. Yanıbaşında durdum. Onun Eris kuyusunun başında oturduğunu gördüm. Kuyunun ağzının ortasına oturdu ve baldırlarını açarak kuyuya sarkıttı. Ona selam verdikten sonra geri çekildim, kapının yanında oturdum. Andolsun bugün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kapıcısı olacağım, dedim. Ebu Bekir geldi, kapıyı itti. Bu kim, dedim. Ebu Bekir dedi. Biraz bekle, dedim. Sonra gittim. Ey Allah'ın Resulü Ebu Bekir izin istiyor, dedim. O: Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Ben de yanına geldim ve Ebu Bekir'e: Gir, hem Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebu Bekir girdi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağ tarafına kuyunun ağzında oturdu ve o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı gibi ayaklarını kuyuya sarkıttı ve baldırlarını açtı. Daha sonra geri döndüm ve oturdum. (Evden çıkmadan) kardeşimi abdest alsın ve bana yetişsin diye bırakmıştım. (Kendi kendime) dedim ki: Eğer Allah filan hakkında --kardeşini kastediyor-- hayır murad etmişse onun buraya gelmesini sağlar. Bir de baktım ki birisi kapıyı oynatıyor. O kim dedim, Ömer b. el-Hattab dedi. Ben biraz bekle dedim. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Ona selam verdim. Ömer geldi, izin istiyor, dedim. Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Ben de gelip içeri gir, dedim. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni cennetle müjdeledi. O da içeri girdi. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kuyunun ağzı başında sol tarafına oturdu ve o da ayaklarını kuyuya sarkıttı. Sonra geri döndüm yine oturdum. (Kendi kendime): Allah filan hakkında hayır murad ettiyse onun buraya gelmesini sağlar, dedim. Birisi gelip kapıyı oynattı. O kim dedim. Osman b. Affan dedi. Biraz bekle dedim. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelerek ona haber verince şöyle buyurdu: Ona izin ver ve ona isabet edecek bir bela üzerine onu cennetle müjdele. Ben de yanına geldim ve ona: İçeri gir dedim. Ayrıca Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana isabet edecek bir bela üzerine seni cennetle müjdeliyor. O da içeri girdi. Kuyunun ağzının dolmuş olduğunu görünce onun karşısında diğer tarafta oturdu. Şerik b. Abdullah dedi ki, Said b. el-Müseyyeb dedi ki: Ben bunu onların kabideri diye tevil ettim." Bu Hadis 3693, 6216, 7079, 7262 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Menakîb; Müslim, Fedail-üs Sahabe Tirmizî dediki: Bu hadis hasen sahihtir. Değişik bir şekilde Ebû Osman en Nehdî tarafından da rivâyet edilmiştir. Bu konuda Câbir ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِسْكِينٍ أَبُو الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو مُوسَى الأَشْعَرِيُّ، أَنَّهُ تَوَضَّأَ فِي بَيْتِهِ ثُمَّ خَرَجَ، فَقُلْتُ لأَلْزَمَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلأَكُونَنَّ مَعَهُ يَوْمِي هَذَا. قَالَ فَجَاءَ الْمَسْجِدَ، فَسَأَلَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا خَرَجَ وَوَجَّهَ هَا هُنَا، فَخَرَجْتُ عَلَى إِثْرِهِ أَسْأَلُ عَنْهُ، حَتَّى دَخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ، وَبَابُهَا مِنْ جَرِيدٍ حَتَّى قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَاجَتَهُ، فَتَوَضَّأَ فَقُمْتُ إِلَيْهِ، فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى بِئْرِ أَرِيسٍ، وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ وَدَلاَّهُمَا فِي الْبِئْرِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ، فَقُلْتُ لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْيَوْمَ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ فَدَفَعَ الْبَابَ. فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ. فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ. ثُمَّ ذَهَبْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ. فَقَالَ " ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ". فَأَقْبَلْتُ حَتَّى قُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ ادْخُلْ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُبَشِّرُكَ بِالْجَنَّةِ. فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ فَجَلَسَ عَنْ يَمِينِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ فِي الْقُفِّ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ فِي الْبِئْرِ، كَمَا صَنَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأُ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ إِنْ يُرِدِ اللَّهُ بِفُلاَنٍ خَيْرًا ـ يُرِيدُ أَخَاهُ ـ يَأْتِ بِهِ. فَإِذَا إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ الْبَابَ. فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ. فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ. ثُمَّ جِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَقُلْتُ هَذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسْتَأْذِنُ. فَقَالَ " ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ". فَجِئْتُ فَقُلْتُ ادْخُلْ وَبَشَّرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْجَنَّةِ. فَدَخَلَ، فَجَلَسَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْقُفِّ عَنْ يَسَارِهِ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ فِي الْبِئْرِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ، فَقُلْتُ إِنْ يُرِدِ اللَّهُ بِفُلاَنٍ خَيْرًا يَأْتِ بِهِ. فَجَاءَ إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ الْبَابَ، فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ. فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ. فَجِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ. فَقَالَ " ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُهُ " فَجِئْتُهُ فَقُلْتُ لَهُ ادْخُلْ وَبَشَّرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُكَ. فَدَخَلَ فَوَجَدَ الْقُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وُجَاهَهُ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ. قَالَ شَرِيكٌ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ فَأَوَّلْتُهَا قُبُورَهُمْ.
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Bekir, Ömer ve Osman ile birlikte Uhud'a çıktılar. Onlar üzerinde iken Uhud sarsıldı. Sağlam dur Uhud! Çünkü senin üzerinde bir nebi, bir sıddik ve iki şehit vardır, diye buyurdu." Bu Hadis 3686 ve 3699 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَعِدَ أُحُدًا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ فَرَجَفَ بِهِمْ فَقَالَ " اثْبُتْ أُحُدُ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ ".
Abdullah b. Ömer r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir kuyunun başında su çekiyor iken yanıma Ebu Bekir ve Ömer geldi. Ebu Bekir benden kovayı aldı. Su çekmesinde bir parça zayıflık olmakla birlikte bir ya da iki kova çekti. Allah ona mağfiret buyurasıca. Daha sonra Hattab'ın oğlu kovayı Ebu Bekir'in elinden aldı. Elinde büyük bir kovayla döndü. Ben insanlar arasında onun çekişi gibi çeken bir başkasını daha görmedim. O kadar su çekti ki nihayet insanlar etrafında yerleşti." Vehb dedi ki: (İnsanlar etrafına yerleşti anlamı verilen) el-atan kelimesi, develerin çöktükleri yer demektir. Nihayet develer suya kandı ve çöktü, demek istemektedir
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا صَخْرٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَمَا أَنَا عَلَى بِئْرٍ أَنْزِعُ مِنْهَا جَاءَنِي أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ الدَّلْوَ، فَنَزَعَ ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ وَفِي نَزْعِهِ ضَعْفٌ، وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا ابْنُ الْخَطَّابِ مِنْ يَدِ أَبِي بَكْرٍ، فَاسْتَحَالَتْ فِي يَدِهِ غَرْبًا، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا مِنَ النَّاسِ يَفْرِي فَرِيَّهُ، فَنَزَعَ حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ بِعَطَنٍ ". قَالَ وَهْبٌ الْعَطَنُ مَبْرَكُ الإِبِلِ، يَقُولُ حَتَّى رَوِيَتِ الإِبِلُ فَأَنَاخَتْ.
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ben bir topluluk arasında ayakta duruyorken Ömer b. el-Hattab'a -teneşiri üzerine yerleştirilmiş iken- dua ettiler. Bir de ne göreyim, arkamdan bir adam dirseğini omzumun üzerine koymuş şöyle diyordu: Allah sana rahmet eylesin. Gerçekten ben Allah'ın seni iki arkadaşın ile birlikte kılacağını ümit ediyorum. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Ben, Ebu Bekir ve Ömer ile şöyle idik. Ben, Ebu Bekir ve Ömer şunu yaptık. Ben, Ebu Bekir ve Ömer gittik dediğini çokça işitirdim. Gerçekten ben Allah'ın seni onlarla birlikte bir araya getireceğini ümit ederim. Dönüp baktığımda onun Ali b. Ebi Talib olduğunu gördüm
حَدَّثَنِي الْوَلِيدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحُسَيْنِ الْمَكِّيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنِّي لَوَاقِفٌ فِي قَوْمٍ، فَدَعَوُا اللَّهَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَقَدْ وُضِعَ عَلَى سَرِيرِهِ، إِذَا رَجُلٌ مِنْ خَلْفِي قَدْ وَضَعَ مِرْفَقَهُ عَلَى مَنْكِبِي، يَقُولُ رَحِمَكَ اللَّهُ، إِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ، لأَنِّي كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ كُنْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَفَعَلْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَانْطَلَقْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ. فَإِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَهُمَا. فَالْتَفَتُّ فَإِذَا هُوَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ.
Urve b. ez-Zubeyr dedi ki: "Ben Abdullah b. Amr'a müşriklerin ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıkIarı en ağır muameIenin ne oIduğunu sordum. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaz kıIarken Ukbe b. Ebi Muayt'ın yanına geIdiğini gördüm. Ridasını onun boynuna doIadı ve boğazını o ridası ile aIabildiğine sıktı. Ebu Bekir geIdi ve onu Allah ResuIünün üzerinden itip uzakIaştırarak: "SizIer -Rabbinizden size apaçık deliller getirmiş oIduğu haIde- Rabbim Allah'tır dediği için bir adamı mı öIdüreceksiniz?"[Mu'min, 28] dedi." Bu Hadis 3856 ve 3815 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: 3659- "ÖIümü kastedereesine: Gelir de seni buIamazsam" hadisinden, Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in vermiş oIduğu sözIerin kendisinden sonra halifelik makamına gelenIer tarafından yerine getirilmesinin bir görev oIduğu anIaşılmaktadır. Ayrıca bu hadis, Şia'nın Nebi efendimizin Ali ile Abbas'ın halife tayin edilmesine dair açık nassının ve ifadeIerinin buIunduğu şeklindeki iddiaIarı da reddetmektedir. İleride yüce AlIah'ın izniyIe Ahkam bahsinde İstihIaf (halifenin tayini) başlığında buna dair bir kısım açıkIamalar geIecektir. 3660- "Beş köIe, iki kadın ve Ebu Bekir" ifadeIerinde sözü geçen köIeIer: BilaI, Zeyd b. Harise, Ebu Bekir'in azatlısı Amir b. Fuheyre bunIar arasındadır. Amir ilk zamanIarda, Ebu Bekir ile MüsIüman oImuştur. Taberanl'nin Urve yoIuyIa nakIettiği rivayetine göre Allah için azaba uğratıIanlardan idi. Ebu Bekir onu satın alıp aza d etmişti. (DördüncüIeri) Safvan b. Umeyye b. Halef'in köIesi Ebu Fukeyhe'dir. İbn İshak'ın nakIettiğine göre o da BilaI MüsIüman oIunca MüsIüman oImuş, Umeyye ona işkence etmiş, Ebu Bekir onu satın aIarak hürriyetine kavuşturmuştur. Beşinci köIenin de Şukran diye açıkIanması ihtimali vardır. İki kadının biri Hatice, diğeri ise Ümmü Eymen ya da Sumeyye'dir. Bu hadisten anIaşıIdığına göre, Ebu Bekir kayıtsız ve şartsız oIarak Müslüman olan ilk hür kişidir. Fakat Ammar'ın bundan maksadı Müslümanlığını açığa vuranlar arasındakileri saymaktır. Yoksa o dönemde İslam'a girmiş bir topluluk vardı. Fakat akrabalarından Müslüman olduklarını gizliyarlardı. 3661- "Yüzünün rengi değişti" öfkeden yüzünün parlaklığı gitti. "Nihayet Ebu Bekir korktu." Muhammed b. el-Mubarek "Resulullah sallalltıhu aleyhi ve sellem'in Ömer'e hoşuna gitmeyecek bir şey yapacağından korktu" ibaresini ilave etmektedir. "Dizleri üzerine çöktü." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1.Ebu Bekir bütün ashabtan daha faziletlidir. 2. Fazilet sahibinin kendisinden daha faziletli olan kimseyi öfkelendirmemesi gerekir. 3. Kişiyi yüzüne karşı övmek caizdir. Ancak onun fitneye düşmesinden ve gurura kapılmasından emin olmak gerekir. 4. Beşeri tabiatı gereği olarak öfke bazen insanı daha uygun olanın dışında bir işi işlemeye itebilir. Fakat dinde fazilet sahibi olan kimsenin daha uygun olana dönmekte de elini çabuk tutması gerekir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Takva sahiplerine şeytandan bir vesvese geldiğinde iyice düşünürler. Bakarsın ki onlar görüp bilmişler bile."[A'raf 201] 5. Nebi sallalltıhu aleyhi ve sellem'in dışındaki bir kimse faziletin en ileri derecesine ulaşsa dahi masum değildir. 6.Zulmedilen kimseden bağışlanma ve helallık dilemek müstehaptır. 7. Arkadaşına kızıp öfkelenerek onu babasına ya da dedesine nispet edip kendi adını anmayabilir. Çünkü Ebu Bekir, Ömer'den kızarak geldiğinde: "Be_ nimle Hattab'ın oğlu arasında bir şeyler oldu" demiş ve ondan adı ile sözetmemiştir. Bunun bir benzeri de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in: "Şunu bilin ki Ebu Talib'in oğlu eğer onların kızlarını nikahlamayı istiyorsa ... " sözü de buna benzemektedir. 8. Diz kapağı, avret değildir. 3663- "Seb' (tercümede kıyamet) günü" maksat, bilinen hayvandır (arslan). İbnu'l-Cevzı der ki: Yani arslan koyunu yakaladığı takdirde onu arslandan kimse kurtaramaz. İşte o vakit benden başkası da ona çobanlık yapmaz. Yani sen ondan kaçarsın, fakat ben ona yakın olurum, ondan artanı da ben yerim. ed-Davudi der ki: Yani arslanın onu kapacağı gün onun yardımına kim koşabilir? Sen o arslandan kaçar gidersin, o da koyundan istediğini alır. Ben de geri kalırım. İşte'o vakit onun benden başka çobanı olmaz. Bir diğer açıklamaya göre bu, fitneler ile meşgulolunacağı vakit olacaktır. O zaman koyunlar ihmal edilecek, yırtıcı hayvanlar onları kapıp gidecek, kurt da onlarla baş başa kalacağından ötürü koyunların çobanı gibi görülecek. "Bir adam bir inek sürerken" buna dair açıklamalar daha önce Muzaraa bölümünde geçmiş bulunmaktadır. (2324 nolu hadiste) 3666- "Senin onlardan olacağını ümit ederim." İlim adamları derler ki: Allah tarafından ve Nebii tarafından kullanılan "ümit etmek", o şeyin fiilen tahakkuk edecek olması demektir. Bu açıklama ile hadis, Ebu Bekir'in faziletlerini zikreden hadisler arasına girmektedir. Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar 1. Herhangi bir işi çokça yapan bir kimse onunla tanınır. İyilik amellerinin bütün çeşitleriyle aynı kişide aynı seviyede bulunması pek nadirdir. Melekler, Adem oğulları arasındaki salih insanları sever ve onlardan dolayı memnun olurlar. 2.İnfak ne kadar çok olursa fazileti o kadar çoktur. 3. Dünya da da, ahirette de hayr temenni etmek istenen bir şeydir. 3667- "Allah sana iki ölüm tattırmayacaktır." Buna dair açıklamalar Cenazeler bahsinin baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Kabil'de hayatın olduğunu kabul etmeyenler buna delil diye yapışmışlardır. Ancak kabil' hayatını kabul eden ehl-i sünnet adına bunlara şöyle cevap verilmiştir: Maksat, Ömer'in şu sözleriyle ifade ettiği ve kaçınılmaz olan ölümün ikinci bir defa sözkonusu olmayacağını vurgulamaktır: "Allah, dünyada onun öldüğünü söyleyenlerin ellerini kessin diye gönderecektir." Halbuki bunda berzahda meydana gelecekler ile alakalı bir ifade bulunmamaktadır. Bundan daha güzel bir cevap şudur: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in kabil'deki hayatından sonra ölüm sözkonusu olmayacaktır. Aksine o hayatta kalmaya devam edecektir. Nebiler de kabirlerinde diridirler. "İki ölüm" anlamındaki lafzın tarif harfiyle zikredilmesindeki hikmet de muhtemelen budur. Ebu Bekir r.a.'ın: "Allah sana iki ölümü (el-meyteteyn) tattırmayacaktır" sözü, Nebiler dışında sözkonusu olan, bilinen ve meşhur olan iki ölümü tattırmayacaktır. Hadisten anlaşıldığına göre Ebu Bekir'in ilmi Ömer'den ve ondan daha aşağıdaki mertebede bulunanlardan daha fazla idi. Aynı şekilde böyle büyük bir hadise karşısındaki sebatı dolayısıyla onlardan üstündür. "Ey yemin eden kişi yavaş ol!" Acele etme (dedi). Cenazeler bölümündeki rivayet yolunda, "Ebu Bekir'in dışarı çıktığında Ömer'in insanlar ile konuşmakta olduğu, bunun üzerine ona: Otur dediği halde oturmadığı, Ebu Bekir'in şahadet getirmesi üzerine insanların Ömer'i terk ederek ona yöneldikleri" belirtilmektedir .. 3668- "Herkes hıçkırarak ağladı." Ses çıkarmadan ağladı, diye de açıklanmıştır. "Ömer dedi ki: Hayır, sana bey'at ediyoruz. Çünkü sen bizim efendimiz, bizim en hayırlımızsın, aramızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en sevdiği kişi sensin." Bazı raviler bu hadisin bu kadarını münferid olarak rivayet etmişlerdir. Bunu da Tirmizi rivayet etmiştir. Ömer, Ebu Bekir'e: "Sen bizim efendimizsin ... dedi." Bunu da İbn Hibban rivayet etmiş olup, bu konuda bu hadisten daha açık bir delildir. "Birisi: Sa'd b. Ubade'yi öldürdünüz, dedi." Az kalsın onu öldürecektiniz, demektir. Yüz çevirmekten ve onu desteklememekten kinaye olduğu da söylenmektedir. Ancak Musa b. Ukbe'nin, İbn Şihab yoluyla naklettiği rivayetteki ifadeler bu açıklamayı reddetmektedir: "Ensardan birisi: Sa'd b. Ubade'ye dikkat ediniz, onu ezmeyiniz, deyince Ömer: Onu öldürün, Allah onun canını alsın, dedi." Evet, Ömer gerçek manasıyla onun öldürülmesini kastetmemiştir. "Allah onun canını alsın" ifadesi de ona bir bedduadır. Birinci açıklamaya göre ise bu onun ihmal edilmesi ve ondan yüz çevirilmesine dair haber vermek anlamındadır. Malik'in rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Ben öfkeli halimle: Allah Sa'd'ın canını alsın, çünkü o bir şerre ve fitneye sebep olan bir kişidir, dedim." İbnu't-Tın der ki: Ensarın: "Bizden bir emir, sizden bir emir olsun" demeleri, Araplar arasında herhangi bir kabilenin başına kendisinden olmayan bir kimsenin emir olmadığı şeklindeki adeti bildiklerinden dolayıdır. Fakat onlar: "İmamlar Kureyş'tendir" hadisini işitince bu kanaatlerinden vazgeçtiler ve boyun eğdiler. Derim ki: "İmamlar Kureyş'tendir" hadisinin bu lafızia kimin tarafından rivayet edildiğine dair açıklamalar ileride Ahkam bölümünde gelecektir. Ensarın: "Bizden bir emir, sizden bir emir olsun" sözü Nebi salı allah u aleyhi ve sellem'in bir halife tayin etmediğine delil gösterilmiştir. İleride geleceği üzere Ömer de bunu açıkça ifade etmiştir. Kurtubı, el-Müfhim adlı eserinde şöyle demektedir: Eğer Muhacir1erden ve Ensardan herhangi bir kimse, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in muayyen bir kimsenin halifeliğine dair açık bir ifade kullandığını bilen olsaydı, hiç şüphesiz bu hususta anlaşmazlığa düşülmez ve bu konu üzerinde görüşme yapmazlardı. Devamla der ki: Ehl-i sünnetin cumhurunun görüşü budur. Bunun Ebu Bel;ir'in halifeliğini açıkça bildirdiğini söyleyenler ise bu hususta onun imamlığı daha bir hak ettiği, halifelik makamına getirilmeye daha bir layık olduğu anlamının çıkartılmasını gerektiren genel bir takım usullere ve halden çıkartılan bir takım karinelere dayanırlar. Derim ki: Ebu Bekir'in hayatı ile ilgili (tercümesi) açıklamalar yapılırken bunların bir kısmı geçmiş bulunmaktadır. Bunların bir diğer kısmı da yüce Allah'ın izniyle Meğazi bölümünün sonlarında Nebi Efendimizin vefatı anlatılırken gelecektir.(4445 nolu hadiste) 3671- "Babama insanların en hayırlısı kimdir, diye sordum." Muhammed b. Suka'nın Münzir'den, onun Muhammed b. Ali'den naklettiği rivayetinde şöyle denilmektedir: "Babama: Babacığım Resulullah sallallahu aleyhi ve sellern'den sonra insanların en hayırlısı kimdir, diye sordum. O, bilmiyor musun oğlum, dedi. Ben, hayır deyince, Ebu Bekir'dir dedi." Bunu Darakutnı rivayet etmiştir. el-Hasen b. Muhammed b. el-Hanefiyye'nin babasından rivayetinde de: "Subhanallah, e\.Tladım Ebu Bekir'dir, dedi" şeklindedir. Kurtubı, el-Mufhim adlı eserinde özetle şunları söylemektedir: "el-Fedail" lafzı fadile'nin çoğulu olup, kendisi sebebiyle ona sahip olanın şerefinin ve mevkiinin yükseldiği güzel haslet demektir. İster hak, ister halk nezdinde olsun. (Fazilet) birincisine ulaştırmadığı takdirde, ikincisine itibar edilmez. Filan kişi faziletlidir dediğimiz takdirde, bu onun Allah nezdinde belli bir yeri vardır demektir. Böyle bir bilgiye ancak Resulullah'tan gelen bir nakil ile ulaşılabilir. Ondan gelen bu nakil eğer kat'i ise biz de bu hususta bunu kat'i olarak biliriz. Zanni ise gereğince amel ederiz. Eğer bu hususta bir haber bulamayacak olursak yüce Allah'ın hayır işlemek hususunda yardımcı olduğunu ve hayır işlemenin sebeplerini kolaylaştırdığını gördüğümüz kimse için şeriatte bu hususta varid olmuş deliller dolayısı ile onun böyle bir mevkiye kavuşacağını da ümit ederiz. (Kurtubi devamla) dedi ki: Bu husus böylece anlaşıldığına göre, ehl-i sünnet arasında kat'i olarak bilinen husus Ebu Bekir'in fazilette ilk sırada olduğu, ona an sonra da Ömer'in geldiğidir. Ama ikisinden sonra kimin geldiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhur Osman'ın önceleneceği kanaatindedir. Malik'ten bu hususta kanaat belirttiği nakledilmemiştir. Mesele idihadı bir meseledir. Dayanağına gelince; bu dört kişiyi yüce Allah Nebiine halifelik etsinler ve dinini dosdoğru uygulasınlar dfye seçmiştir. Bu sebeple onun nezdil1de onların konumu halifelik sıralarına göredir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3673- "Eğer sizden herhangi bir kimse ... " hadisinde ilk olarak "ashabım" sözü ile özel bir takım ashabı olduğu hissettirilmektedir. Yoksa hitap zaten ashaba idi. Ayrıca "sizden biriniz ... infak etse" diye buyurmuştur. Bu da yüce Allah'ın: "Aranızdan fetihten önce infak edip savaşanlar (diğerleriyle) bir olmaz."[Hadid, 10] buyruğunu hatırlatmaktadır. Bununla birlikte Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'e yetişmiş ve bu şekilde ona hitap etmiş bazı kimselere, kendilerinden önce gelenlere ağır sözler sarfetmelerinin yasaklanmış olması, Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'e yetişmeyip, onunla muhatap olmamış kimselerin kendilerinden öne geçmiş olanlara ağır sözler söylemelerinin yasaklanmış olmasının öncelikli olmasını gerektirmektedir. Burada hitab, ashabtan başkasınadır. Maksat sadece zihinselolarak var olacakları sayılan Müslümanlardır. Böylelikle ileride var olacaklar fiilen var olmuş gibi sözkonusu edilerek bunun gerçekleşeceğinin kesin olarak ifade edilmesi cihetine gidilmiştir, diyen kimseler yanılmaktadır. Bu görüşe yapılan itiraz şöylece açıklanır: Aynı rivayette açıkça muhatap olanın Halid b. el-Velid olduğu da ifade edilmektedir. O ise ittifakla o dönemde fiilen var olan ashab-ı kiram'dan idi. Beydavı der ki: Hadisin anlamı şudur: Sizden herhangi bir kimse Uhud kadar altın infak etse, onlardan herhangi birisinin bir mud ya da onun yarısı kadar buğday infak etmesinin faziletine ve ecrine erişemez. Bu farklılığın sebebi ise, infakı daha faziletli olanın daha ihlaslı ve niyetinin daha samimi oluşudur. Derim ki: Daha faziletli oluşta bundan da daha büyük bir sebep, o infaka duyulan ileri derecedeki ihtiyaçtır. İnfak sebebiyle daha faziletli oluşa işaret etmek suretiyle savaş sebebiyle de daha faziletli oluşa işaret etmiş olmaktadır. Nitekim ayet-i kerime'de: "Fetihten önce infak edenler ve savaşanlar" [Hadid, 10] diye bu" yurulmaktadır. Burada da sözünü ettiğim sebebin önemine işaret edilmektedir. Çünkü Mekke'nin fethinden önce infak ve kıta! pek büyük bir işti. Buna sebep ise ona olan ileri derecedeki ihtiyaç ile buna önem verenlerin azlığı idi. Oysa bundan sonra ortaya çıkan durum böyle değildir. Çünkü Müslümanlar Mekke'nin fethinden sonra çoğaldılar ve insanlar Allah'ın dinine büyük kalabalıklar halinde girmeye başladılar. Elbetteki bu dönemde yapılanlar öncekilerin değerine ulaşamaz. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Tamamlayıcı Bir Bilgi: Ashaba Küfreden Kimsenin Durumu Sahabeye küfreden kimsenin durumu hakkında görüş ayrılığı vardır. Iyad der ki: Cumhurun kanaatine göre tazir edilir. Bazı Maliki alimlerine göre ise öldürülür. Şafiiler ise bu cezayı Ebu Bekir ve Ömer ile Hasan ve Hüseyin'e sövenler hakkında özelleştirmişlerdir. Kadı Hüseyn bu hususta iki görüş olduğunu nakletmiştir. es-Sübkı ise Ebu Bekir ve Ömer'i tekfir eden kimseler hakkında bunun kuwetli bir görüş olduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, iman sahibi olduğunu açıkça ifade ettiği ya da cennet ile müjdelediği kimseleri -buna dair haber Nebiden tevatür yoluyla nakledilmiş olması halinde- tekfir edenlerin durumu da böyledir. Çünkü böyle bir davranış ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yalanlamayı ihtiva eder. 3674- "Eris kuyusu (bahçesine) girinceye kadar." Eris, Medine'de bilinen bir bahçedir. Kuba'ya yakın bir yerdedir. Buradaki kuyuya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mührü Osman r.a.'ın parmağından düşmüş idi. "Kuyunun ağzının ortasına oturdu." Ağzın ortası ise kuyunun etrafında yapılan tümsektir. "Kardeşimi (evde) abdest alsın ve bana yetişsin diye bırakmıştım." Ebu Musa (el-Eş'ari)'nin Ebu Ruhm ve Ebu Burde adında iki kardeşi vardı. Onun Muhammed adında bir başka kardeşinin olduğu da söylenmiştir. En meşhurları ise Ebu Burde olup, adı Amir'dir. "Bir kişinin kapıyı hareket ettirdiğini gördüm." Burada izin isternek hususunda güzel bir edebe işaret vardır. İleride Ömer'in Menkıbeleri başlığının sonlarında Ebu Osman en-Nehdı yoluyla Ebu Musa'dan diye şu lafızIa rivayeti gelecektir: "Bir adam glerek kapının açılmasını istedi." Böylelikle "kapıyı hareket ettirme" ifadesinin, izinsiz olarak girmek amacıyla ittiğini değil, izin isternek üzere kapıyı hareket ettirdiği anlamında olduğu anlaşılmaktadır. 3676- "Kuyudan su çekiyordum." Yani kuyudan suyun kovaya dolmasını sağlayarak çekiyordum. "Bir ya da iki kova çekti." Kova (delv, içinde su bulunan büyük kova için kullanılır. Bu hadisi şerhedenler sözü geçen kova sayısının onun halifelik müddetine işaret olduğu hususunda görüş birliği etmişlerdir. Ancak bu kanaat tartışılır. Çünkü onun halifeliği iki küsur yıl sürmüştür. Eğer kas ıt bu olsaydı, iki ya da üç kova çekti, demesi gerekirdi. Benim anladığıma göre bu, onun döneminde yapılmış büyük fetihlere bir işarettir. Bunlar da üç fetih idi. Bundan dolayı Ömer hakkında çektiği kovaların sayısıyla ilgili bir şey sözkonusu etmemiştir. Sadece onun su çekişini azametli olmakla nitelendirmiştir. Bu da onun halifeliği döneminde meydana gelmiş olan fetihlere bir işarettir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Şafii bu hadisi açıklarken, el-Um m adlı eserinde hadisi zikrettikten sonra şunları söylemektedir: "Onun su çekişinde bir parça zayıflık vardı" sözü (halifelik) müddetinin kısalığına, erken öldüğü ne ve mürtedler ile savaşmakla fetihlerle uğraşamadığına, buna karşılık Ömer'in uzun halifelik döneminde fetihlerinin arttığına işaret vardır. "Su çekişinde bir parça zayıflık vardı." O, ağır ve yumuşaklıkla bu işi yapıyordu, demektir. "Allah ona mağfiret etsin" buyruğu ile ilgili olarak derim ki: Bunun, onun herhangi bir kusuru olmaksızın döneminde gerçekleşecek fütuhatın azlığına işaret olma ihtimali vardır. Çünkü fütuhatın azlığının sebebi, halifelik süresinin kısalığıdır. Ona mağfiret dilemenin anlamı ise, bundan dolayı kınanmayacağıdır. "Onun (Ömer'in) elinde o kova büyük bir kovaya dönüştü. Onun gibi su çeken" yaptığı ileri derecedeki büyük işler seviyesinde iş yapan "bir dahi görmedim." Dahi (abkarı), her hususta en ileri dereceye ulaşmış olan şey demektir. "Nihayet insanlar etrafında konakladı." el-Atan (etrafında konaklamak), lafzı develerin su içtikten sonra gidip çöktükleri yer demektir. Ek Bir Bilgi: Ebu Bekir r.a.'m Vefatı Ebu Bekir r.a., ezcZubeyr b. Bekkar'ın dediğine göre verem hastalığından vefat etmiştir. el-Vakidı'den rivayete göre o, soğuk bir günde yıkanmış ve onbeş gün süre ile yüksek ateşlerde kalmıştır. Yahudilerin bir çorba ya da başka bir yemeğe attıkları zehir ile öldüğü de söylenmiştir. Sahih rivayete göre o, h. 22 Cumade'lahire'nin, 13. gününde vefat etmiştir. Halifelik süresi iki yıl, üç ay ve birkaç gün sürmüştür. Başka görüşler de vardır. Bununla birlikte onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaşı olan 63 yaşını tamamlayıp, vefat ettiği hususunda görüş ayrılığı yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو عَنْ أَشَدِّ، مَا صَنَعَ الْمُشْرِكُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ رَأَيْتُ عُقْبَةَ بْنَ أَبِي مُعَيْطٍ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُصَلِّي، فَوَضَعَ رِدَاءَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ بِهِ خَنْقًا شَدِيدًا، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى دَفَعَهُ عَنْهُ فَقَالَ أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ. وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "(Rüyamda) cennete girdiğimi gördüm. Karşımda Ebu Talha'nın hanım ı Rumeysa'yı görüyordum. Diğer taraftan bir hareket duydum. Bu kimdir dedim. Bu Bilal'dir dedi. Avlusunda bir cariyenin durduğu bir köşk gördüm. Bu köşk kimindir, dedim. Ömer'indir dedi. Köşkün içerisine girip, içine bakmak istedim, fakat (ey Ömer) senin kıskançlığını hatırladım. Ömer dedi ki: Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü, senden mi kıskanacağım?" Bu Hadis 5226 ve 7024 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " رَأَيْتُنِي دَخَلْتُ الْجَنَّةَ، فَإِذَا أَنَا بِالرُّمَيْصَاءِ امْرَأَةِ أَبِي طَلْحَةَ وَسَمِعْتُ خَشَفَةً، فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ هَذَا بِلاَلٌ. وَرَأَيْتُ قَصْرًا بِفِنَائِهِ جَارِيَةٌ، فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا فَقَالَ لِعُمَرَ. فَأَرَدْتُ أَنْ أَدْخُلَهُ فَأَنْظُرَ إِلَيْهِ، فَذَكَرْتُ غَيْرَتَكَ ". فَقَالَ عُمَرُ بِأُمِّي وَأَبِي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعَلَيْكَ أَغَارُ
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunuyorken o şöyle deyiverdi: Ben uyurken kendimi cennette gördüm. Bir köşkün yanında abdest alan bir kadın gördüm. Bu köşk kimindir, dedim. Ömer'indir, dediler. Ben de onun kıskançlığını hatırlayınca geri dönüp gittim. Ömer ağladı ve: Ey Allah'ın Resulü, senden mi kıskanacağım, dedi
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ قَالَ " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي فِي الْجَنَّةِ، فَإِذَا امْرَأَةٌ تَتَوَضَّأُ إِلَى جَانِبِ قَصْرٍ، فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ قَالُوا لِعُمَرَ فَذَكَرْتُ غَيْرَتَهُ فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا ". فَبَكَى وَقَالَ أَعَلَيْكَ أَغَارُ يَا رَسُولَ اللَّهِ
Hamza'nın, onun babasından rivayetine gör'e Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben uyurken --sütü kastederek-- içtim. Nihayet süte kanmışlığımın tırnağımda -ya da tırnaklarımda- aktığını hissettim. Sonra Ömer'e verdim. Ey Allah'ın Resulü, ne diye yorumladın, diye sordular. O da: İlim, diye cevap verdi
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الصَّلْتِ أَبُو جَعْفَرٍ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَمْزَةُ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ شَرِبْتُ ـ يَعْنِي اللَّبَنَ ـ حَتَّى أَنْظُرُ إِلَى الرِّيِّ يَجْرِي فِي ظُفُرِي أَوْ فِي أَظْفَارِي، ثُمَّ نَاوَلْتُ عُمَرَ ". فَقَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ قَالَ " الْعِلْمَ ".