Sûre yükleniyor…
Sûre yükleniyor…
37. sûre · 182 âyet · Mekkî
Saf Saf Duranlar
الصَّافَّاتِ
الصَّافَّاتِ
Sâffât Sûresi
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا
فَٱلزَّٲجِرَٲتِ زَجْرًا
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا
إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٲحِدٌ
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ
1–5Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
6Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ
7Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
دُحُورًاۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
8–9Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
10Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبِۭ
11Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
12Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذْكُرُونَ
13Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
وَإِذَا رَأَوْاْ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
14Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
وَقَالُوٓاْ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
15–17"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٲخِرُونَ
18De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٲحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
19Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
وَقَالُواْ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
20Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
21Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
۞ ٱحْشُرُواْ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزْوَٲجَهُمْ وَمَا كَانُواْ يَعْبُدُونَ
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٲطِ ٱلْجَحِيمِ
22–23İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
وَقِفُوهُمْۖ إِنَّهُم مَّسْــُٔولُونَ
24"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
25Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
26Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
27Birbirlerine dönüp soruşurlar.
قَالُوٓاْ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
28İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
قَالُواْ بَل لَّمْ تَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ
29Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنِۭۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ
30"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
31"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ
32"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
33O gün hepsi azabda birleşirler.
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
34Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
إِنَّهُمْ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
35Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونِۭ
36"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُواْ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
38Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
39Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
40Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
أُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
فَوَٲكِهُۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
41–44İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينِۭ
بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
45–47Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٲتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
48–49Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
50Birbirlerine dönüp sorarlar:
قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
51–53İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
54Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
55Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
56Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
57"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
58–59"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
60İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ
61Çalışanlar bunun için çalışsın.
أَذَٲلِكَ خَيْرٌ نُّزُلاً أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
62Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ
63Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
64O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ
65Tomurcukları şeytan başı gibidir.
فَإِنَّهُمْ لَأَكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِــُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
66İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
67Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
68Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
إِنَّهُمْ أَلْفَوْاْ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
69Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
70Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
71Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
72And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
73Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
74Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
وَلَقَدْ نَادَٮٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
75And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
76Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
77Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْأَخِرِينَ
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ
78–79Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
80İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
81Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْأَخَرِينَ
82Sonra, diğerlerini suda boğduk.
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٲهِيمَ
83İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
84Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
85İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
86"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
87"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
88–89İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
فَتَوَلَّوْاْ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
90Onu bırakıp gittiler.
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
91–92O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبَۢا بِٱلْيَمِينِ
93Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
فَأَقْبَلُوٓاْ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
94Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
95–96İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
قَالُواْ ٱبْنُواْ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
97Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
98Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
99İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
100"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ
101Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
102Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٲهِيمُ
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآۚ إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
103–105Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُاْ ٱلْمُبِينُ
106Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
107Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْأَخِرِينَ
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٲهِيمَ
108–109Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
110İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
111Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
112Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
113Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
114And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
115İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُواْ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ
116Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
117Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٲطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
118Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْأَخِرِينَ
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
119–120Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
121Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
122İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
123Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
أَتَدْعُونَ بَعْلاً وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
124–126Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
127–128Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْأَخِرِينَ
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
129–130Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
131Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
132O, inanmış kullarımızdandı.
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
133Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ
134–135Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْأَخَرِينَ
136Sonra diğerlerini yok etmiştik.
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
وَبِٱلَّيْلِۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
137–138Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
139Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
140Dolu bir gemiye kaçmıştı.
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
141Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
142Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
143–144Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
145Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
146Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
147Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
فَـَٔـامَنُواْ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
148Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
149Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ
150Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
151–152Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
153Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
154Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
155Hiç düşünmez misiniz?
أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ
156Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
فَأْتُواْ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
157Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
وَجَعَلُواْ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًاۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
158Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
159Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
160Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
161–163Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
164–166Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
167–169Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
فَكَفَرُواْ بِهِۦۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
170Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
171And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
172Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ
173Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
174Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
175Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
176Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
177O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
178Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
179İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
180Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
181Ve selam, peygamberleredir.
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
182Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.
Sâffât Sûresini bitirdin
Allah kabul etsin. İstersen işaretle; yeniden dokunursan işaret kalkar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı · Tilavet: Mişârî Râşid el-Afâsî · Metin: Al Quran Cloud