Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Müslim · 2. Bölüm
143 hadis, 5 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
23 hadis38 dk okuma
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir Hişam'dan, o da İbni Sîrîn'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayet etti: "Sakın sizden biriniz durgun suda küçük abdestini bozmasın sonra da kalkar ondan yıkanır" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَبُولَنَّ أَحَدُكُمْ فِي الْمَاءِ الدَّائِمِ ثُمَّ يَغْتَسِلُ مِنْهُ " .
Bize Muhammed b. Rafi'de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrezzak rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Hemmam b. Miinebbih'ten rivayet etti. dedi ki: Bu Ebu Hureyre'nin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Muhammed'den bize tahdis ettikleridir deyip, çeşitli hadisler zikretti. Bunlardan birisi de şudur: Ayrıca (Ebu Hureyre) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): '~kmayan durgun suda küçük abdest bozma, sonra kalkar ondan yıkanırsm" buyurdu. Diğer tahric: Tirmizi, 68; Tuhfetu'l-Eşraf, 14722 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadîsin bazı rivayetlerinde durgun suya bevl etmek te'kid edatı ile bazılarında te'kitsiz olarak zikir edilmiştir. Keza bazı rivayetlerde durgun su bazılarında onun yerine daim su denilmiş ve bundan murad akmayan durgun su olduğu nefs-i rivayette tefsir buyurulmuştur. NEVEVİ ŞERHİ (653-655): Bu babta (654) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden herhangi bir kimse durgun suda küçük abdest bozmasm sonra ondan kalkar yıkanır. " Diğer (655) rivayette: '~kmayan durgun suda küçük abdest bozmasm ... " Öbür (653) rivayette: "Durgun suda küçük abdest bozulmasını yasakladı" buyurulmaktadır. "Sonra kalkıp ondan yıkanır" buyruğundaki "yıkanır" rivayetinde mı merfudur; yani orada küçük abdestini bozma, sonra kalkıp ondan yıkanırsın demektir. Üstadımız Ebu Abdullah b. Malik (r.a.)'ın zikrettiğine göre bunun "küçük abdest bozmasm" anlamındaki fiilin mahalline atfen cezm ile okunmasının da caiz olduğunu söylemiştir. Ayrıca "en" edatı takdir ederek nasp ile de okunabilir. "Sonra" edatına ise atıf vav'ı hükmü ile değerlendirilir. Cezm ile okunması açıkça anlaşılır, nasb ile okunması ise caiz değildir. Çünkü yasak olanın bunlardan birisi değil, her ikisini birlikte yapmanın yasaklanmış olmasını gerektirmektedir. Bunu ise kimse söylemiş değildir. Aksine durgun suda küçük abdest bozmak içinde yahut ondan alınan su ile yıkanmak istesin ya da istemesin fark etmez. Allah en iyi bilendir. "Daim: durgun" suyu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: '~kmayan" ibaresi tefsir etmekte, anlamını açıklamaktadır. Böyle'likle havuz ve buna benzer kısmen akmayan durgun suyu dışarıda tutmak istemiş olma ihtimali de vardır. Buradaki yasak bazı sular hakkında haramlığı, bazıları hakkında da mekruh olmayı ifade eder. Bu da meselenin hükmünden çıkartılır. Eğer su çok miktarda ve akan bir su ise hadisin mefhumu dolayısıyla içinde küçük abdest bozmak haram olmaz ama daha uygunu ondan sakınmaktır. Şayet az miktarda akan bir su ise ashabımızdan bir topluluk mekruhtur demiştir. Tercih edilen ise haram olduğudur. Çünkü Şafil'nin ve başkalarının mezhebi olarak meşhur olan görüşe göre böyle bir iş onu kirletir ve necis eder. Başkasının da aldanmasına sebep olarak necis olmakla birlikte kullanmasına sebep olur. Şayet su durgun ve çok miktarda ise mezhep alimlerimiz mekruhtur, haram olmaz demişlerdir. Haram olduğu söylenmesi de uzak bir ihtimal değildir. (3/178) Çünkü nehy (yasaklama) muhakkiklere ve usul alimlerinin çoğunluğuna göre tercih edilen kanaate göre haram olmayı gerektirir. Ayrıca bu yasaklamadan onu kirlettiği anlaşılır, bazen de bu değişikliğe uğrayacağından icma ile necis olması sonucuna kadar götürür, yahut bir tarafının hareket ettirilmesi ile diğer tarafı da hareket eden su birikintisine bir necaset düşmesi sebebiyle necis olur, şeklindeki Ebu Hanife'nin ve ona muvafakat edenlerin kanaatine göre de necis olması sonucunu verir. Az miktardaki durgun su ile ilgili olarak mezhep alimlerimizden bir topluluk onun mutlak olarak mekruh olacağını söylemişlerse de doğru ve tercih olunan onda küçük abdest bozmanın haram olduğudur. Çünkü bundan dolayı necis olur ve malolma özelliği telef olur, onu kullanması sebebiyle başkasını da aldatmış olur. Allah en iyi bilendir. Mezhep alimlerimiz ve diğer ilim adamları ise suda büyük abdest bozmanın da küçük abdest bozmak gibi hatta daha çirkin olduğunu söylemişlerdir. Aynı şekilde bir kaba küçük abdestini bozup sonra onu suya dökmesinin hükmü de böyledir. Nehrin yakınında sidiği ona akacak şekilde küçük abdest bozması halinde de hüküm budur, bunların hepsi zem edilmiş, çirkin ve belirtilen açıklamalar çerçevesinde yasaklanmış bir iştir. Bu konuda ilim adamlarından herhangi bir kimse muhalefet etmiş değildir. Bundan tek istisna Davud b. Ali ez-Zahiri' den nakledilen burada yasak bizzat insanın küçük abdest bozması hakkında özeldir, büyük abdest de küçük abdest gibi değildir diye nakledilen kanaatidir. Aynı şekilde (ona göre) bir kaba küçük abdestini bozup sonra suya dökse yahut suyun yakınında küçük abdestini bozsa da hüküm böyledir; fakat Davud ez-Zahiri' nin benimsediği bu kanaat ilim adamlarının iemaına aykırıdır. Onun zahir ifadeden anlaşılan çerçevesinde donuklaşıp, kalmasına dair nakledilen en çirkin görüşlerindende birisidir. Allah en iyi bilendir. İlim adamları der ki: Suya varmayacak olsa dahi suyun yakınlarında küçük ve büyük abdest bozmak mekruhtur. Sebep ise Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in genelolarak suya gidip gelinen yerlerde abdest bozmayı yasaklamış olması ve bundan dolayı suya gidip gelenlerin rahatsız edilmesi ve bunun suya ulaşmasından korkulmasıdır. Allah en iyi bilendir. İstinca yapmayan bir kimsenin suyun içinde istinca yapmak üzere suya gömülmesine gelince, su içine necaset düşmesiyle necis olacak kadar az ise bu haramdır; çünkü ona bulaşmış bir necaset vardır ve su da necis edilir. Şayet içine necaset düşmesi sebebiyle necis olmayacak kadar çok ise eğer su akarsu ise bunda bir sakınca yoktur, durgun ise haram değildir, mekruh olduğu da açıkça görülmemektedir. Çünkü böyle bir iş küçük abdest demek değildir, ona yakın da sayılmaz ama bir kimsenin bundan sakınması da elbette ki daha güzeldir. Allah en iyi bilendir
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَبُلْ فِي الْمَاءِ الدَّائِمِ الَّذِي لاَ يَجْرِي ثُمَّ تَغْتَسِلُ مِنْهُ " .
Bana Harun b. Said el-EylI, Ebu't-Tahir ve Ahmed b. İsa da hep birlikte İbn Vehb'den tahdis etti. Harun dedi ki: Bize İbn Vehb tahdis etti, bana Amr b. el-Haris, Bukeyr b. el-Eşec'den haber verdiğine göre Hişam b. Zühre'nin azatlısı Ebu's-Saib kendisine Ebu Hureyre'yi şöyle derken dinlediğini tahdis etti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden bir kimse cünüp olduğu halde daimi (durgun olan) suda gusletmesin" buyurdu. Bunun üzerine (Bukeyr): O halde ey Ebu Hureyre nasıl yapsın, dedi. Ebu Hureyre: Suyu alarak dedi. Diğer tahric: Nesai, 220; İbn Mace, 605; Tuhfetu'I-Eşraf, 14936 NEVEVİ ŞERHİ: Babta, "Ebu's-Saib'in, Ebu Hureyre'yi şöyle derken dinlediği belirtilmektedir (3/188): Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ... buyurdu" diye rivayet ettiği hadis yer almaktadır. Ebu's-Saib'in adı bilinmemektedir. Bu meselenin hükümlerine gelince: 1- Bizim mezhebin ve başka mezheplerin alimlerinin dediklerine göre az ya da çok olsun durgun suyun içinde gusletmek mekruhtur. Aynı şekilde akan pınar içinde gusletmek de mekruhtur. Şafii (rahimehullah) el-B u veytf' de şöyle diyor: Cünüp olan bir kimsenin ister kaynak, ister durgun kuyuda olsun, ister akmayan durgun suda gusletmesini mekruh görüyorum. Şafii dedi ki: Durgun su ister çok, ister az olsun onda gusletmeyi de mekruh görüyorum. Onun ifadesi bu şekildedir. Aynı şekilde mezhep alimlerimiz ve başkaları da bu anlamı açıkça ifa- de etmişlerdir; fakat bütün bunların mekruh oluşu tahrimen değil, tenzihen mekruhtur. Suda cünüplükten dolayı gusledecek olursa müsta'mel (ibadet maksadıyla kullanılmış su) olur mu? Bu mesele hakkında mezhep alimlerimiz arasında bilinen etraflı hükümler sözkonusudur. Şöyle ki: Eğer su iki kulle ve daha fazla ise müsta'mel olmaz, isterse değişik zamanlarda birçok kimse tekrar tekrar onda gusletmiş olsun. Şayet su iki kulleden az olup, cünüp bir kimse niyet etmeksizin ona gömülüp sonra da suyun altına girdikten sonra niyet ederse cünüplüğü kalkar ve su müsta'mel olur. Eğer suyun içine mesela diz kapaklarına kadar indikten sonra vücudunun geri kalan kısmı suya gömülmeden önce niyet ederse su başkası için derhal müsta'mel bir su olur ve cünüplüğü vücudundan gömülen kadarının üzerinden -görüş ayrılığı sözkonusu olmaksızın- kalkar, aynı şekilde suya gömülmeyi tamamlayacak olursa geri kalan kısmının üzerinden de cünüplük -mezhepteki sahih tercih edilen açıkça ifade edilmiş meşhur görüşe göre- kalkar; çünkü su, o suda temizlenen kimseye nispetle içinden ayrılması ile müsta'mel bir su olur. Mezhep alimlerimizden Ebu Abdullah el-Hıdrı der ki: Vücudunun geri kalan kısmından cünüplük kalkın az ama doğrusu birincisidir. Bu hüküm ise ondan ayrılmaksızın tamamen dalmayı gerçekleştirmesi halinde sözkonusudur. Şayet ondan ayrılıp sonra tekrar suya geri dönecek olursa bundan sonra vücudunun geri kalan kısmını yıkamasının onun için yeterli olmayacağında da görüş ayrılığı yoktur. İki adam -şayet düşünülebilirse- iki kulleden az suyun altında kalacak olup, sonra da bir defada (ikisi aynı anda) niyet edecek olurlarsa ikisinin de cünüplüğü kalkar ve su da müsta'mel olur. Şayet biri diğerinden önce niyet ederse, niyet edenin cünüplüğü kalkar ve diğer arkadaşına nispetle su müsta'mel olur. Sahih ve meşhur olan mezhep görüşüne göre cünüplüğü ortadan kalkmaz. Bu hususta şaz bir görüş de vardır. O da cünüplüğünün kalkacağı şeklindedir. Eğer o suya diz kapaklarına kadar inip niyet ederlerse, o miktarın cünüplüğü kalkar ve su müsta'mel olur. Şaz olan görüş dışında vücutlarının geri kalan kısmı için cünüpluk kalkmaz. (3/189) Allah en iyi bilendir
وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، وَأَبُو الطَّاهِرِ، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، - قَالَ هَارُونُ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، - أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَشَجِّ، أَنَّ أَبَا السَّائِبِ، مَوْلَى هِشَامِ بْنِ زُهْرَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَغْتَسِلُ أَحَدُكُمْ فِي الْمَاءِ الدَّائِمِ وَهُوَ جُنُبٌ " . فَقَالَ كَيْفَ يَفْعَلُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ يَتَنَاوَلُهُ تَنَاوُلاً .
Bize Kuteybe b. Said tahdis etti. Bize Hammad -ki b. Zeyd'dir Sabit'ten tahdis etti. Enes'ten rivayet ettiğine göre bir bedevi mescitte küçük abdest bozdu. Oradakilerden bazıları ona doğru kalkınca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ona ilişmeyiniz ve onu yanda kesmeyiniz" buyurdu. (Enes) dedi ki: Adam işini bitirince (Allah Resulü) bir kova su getirilmesini istedi ve onu üzerine döktü. Diğer tahric: Buhari, 6025; Nesai, 53; İbn Mace, 528; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - وَهُوَ ابْنُ زَيْدٍ - عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَالَ فِي الْمَسْجِدِ فَقَامَ إِلَيْهِ بَعْضُ الْقَوْمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعُوهُ وَلاَ تُزْرِمُوهُ " . قَالَ فَلَمَّا فَرَغَ دَعَا بِدَلْوٍ مِنْ مَاءٍ فَصَبَّهُ عَلَيْهِ .
Bize Muhammed b. El-Müsenna rivayet etti (Dediki): Bize Yahya b. Saîd El-Kattan, Yahya b. Saîd El Ensariden rivayet etti. H. Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybetü'bnü Saîd hep birden Deraverdî'den rivayet ettiler. Yahya b. Yahya dediki: Bize Abdülaziz b. Muhammed El-Medeni, Yahya b. Saîd'den naklen haber verdiki Enes b. Malik'i şunu anlatırken dinlemiştir: Bir bedevi kalkıp mescidin bir tarafında küçük abdestini bozdu. İnsanlar ona bağırmaya başladılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: "Onu bırakın" buyurdu. Adam işini bitirince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) büyük bir kovanın getirilmesini emir buyurdu, o kova onun sidiği üzerine döküldü. Diğer tahric: Buhari, 221; Nesai, 54, 55; Tuhfetu'I-Eşraf, 1657 AÇIKLAMALAR 285.sayfada
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، جَمِيعًا عَنِ الدَّرَاوَرْدِيِّ، - قَالَ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَدَنِيُّ، - عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَذْكُرُ أَنَّ أَعْرَابِيًّا، قَامَ إِلَى نَاحِيَةٍ فِي الْمَسْجِدِ فَبَالَ فِيهَا فَصَاحَ بِهِ النَّاسُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعُوهُ " . فَلَمَّا فَرَغَ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَنُوبٍ فَصُبَّ عَلَى بَوْلِهِ .
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yunus EI-Hanefî rivayet etti. (Dedi ki) bize ikrimetü'bnü Ammar rivayet etti. (Dediki): Bize İshak b. Ebi Talha haber verdi. Bana Enes b. Malik -ki İshak'ın amcasıdır- tahdis edip dedi ki: Bizler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte mescitte iken bir bedevi çıkageldi. Kalkıp mescidin içinde küçük abdestini bozdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı: Dur, ne yapıyorsun dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır, onun işini yarıda kesmeyin, onu bırakın" buyurunca, onlar da işini bitirinceye kadar ona ilişmediler. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu çağırarak ona: "Bu mescitlerde bu şekilde küçük abdest bozmak da, pislik de uygun değildir. Çünkü buralar ancak Aziz ve Celil Allah'ı zikretmek, namaz kılmak ve Kur'an okumak içindir" buyurdu. -Yahut Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi.- (Enes) dedi ki: Sonra oradakilerden bir adama bir emir verdi. O da bir kova su getirip, onun üzerine döktü. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 186 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (657- 659) Bu bapta Enes (r.a.)'ın rivayet ettiği (657): "Bir bedevi mescitte küçük abdestini bozdu ... hadisi diğer rivayette (658) insanlar ona bağırmaya başladı. .. " denilmektedir. Arabi (bedevi) çölde yaşayan kimseye denir. "Onu bırakın, işini yanda kesmeyin" anlamındaki "la tuzrimuhu" ifadesindeki fiilin mastarı olan "izram" kesmek demektir. Kova anlamındaki "delv" kelimesi müzekker ve müennes olarak kullanılır. (658 nolu hadiste geçen) "zenab" de içi su dolu kova demektir. Bu Başlıktaki Hadislerden Çıkan Hükümler 1- Ademoğlunun sidiği necistir. Bu hususta icma vardır. İçtihadına itibar edilen herkesin de İcmaı ile büyük ile küçük arasında fark yoktur. Ama yüce Allah'ın izniyle bundan sonraki babta açıklayacağımız gibi, küçük çocuğun sidiğinin üzerine su serpmek yeterlidir. 2- Mescide saygı gösterilmeli, onun pislenmekten, kirlenmekten uzak tutulması gerekir. 3- Yer, üzerine su dökmekle temizlenir, ayrıca onu kazımak şartı yoktur. Bizim ve cumhurun görüşü budur (3/190). Ama Ebu Hanife -yüce Allah'ın rahmeti ona- yeri kazımadan temiz olmaz, demiştir. 4- Necasetin yıkanması neticesinde akan su temizdir; ama bu mesele hakkında ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Bizim mezhep alimlerimizin de üç farklı kanaati bulunmaktadır: Birincisi temiz olduğu, ikincisi necis olduğudur. Üçüncü görüşe göre ise eğer necis olan yer temizlenmiş olduktan sonra oradan ayrılırsa temizdir, necis olan yer henüz temizlenmeden ayrılmışsa necistir. İşte sahih olan bu üçüncü görüştür. Ama bu görüş ayrılığı da necasetin kendisiyle yıkandığı suyun niteliklerinin değişmeden ayrılması halinde sözkonusudur. Eğer nitelikleri değişmiş olarak ayrılmışsa Müslümanların icmaı ile necistir. İster tadı, ister rengi, isterse de kokusu değişmiş olsun nitelikteki bu değişme az ya da çok olsun fark etmez. Allah en iyi bilendir. 5- Bilmeyen kimseye -aykırı davranışı hafife alarak ya da inat olsun diye yapmamışsa- yumuşak davranmak onu azarlamadan ve eziyet etmeden onun için gerekli bilgileri öğretmek gerekir. 6- İki zarardan daha büyük olanı daha hafif olanına katlanarak önlenir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'onu bırakın" buyurmuştur. İlim adamları der ki: Rasfılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Onu bırakın" buyurmasının sebebi iki masıahattır. Birincisi küçük abdestini bozarken kesilmesinden dolayı zarar görmesi sözkonusudur. Yerin necis edilmesi ise esasen gerçekleşmiş bulunuyordu. Dolayısıyla necasetin artmasına katlanmak o kişiye zarar verecek bir davranıştan daha uygundur. İkincisi ise necaset mescidin az bir bölümünde sözkonusu olmuştu. Şayet küçük abdestini bozarken onu kaldırmış olsalardı elbisesi ve bedeni de mescidin birçok yeri de necis olacaktı. Allah en iyi bilendir. (659) "Bu mescitlerde ... uygun değildir. .. yahut Allah Rasfılü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi." Buradan mescitlerin korunması, pisliklerden, çöpten, tükürmekten (3/191), yüksek sesle konuşmaktan, tartışmaktan, alışveriş ve diğer akitlerde bulunmaktan ve benzeri hususlardan uzak tutulması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu hususta kısaca bazılarını zikretmemiz gereken çeşitli meseleler vardır: Mesciderde Yapılması Caiz Olan ve Olmayan Bazı Hususlar 1 - Muhaddisin mescitte oturmasının caiz olduğu üzerinde Müslümanlar icma etmişlerdir. Eğer oturuşu itikaf, ilim okumak, bir öğüdü (vaazı) dinlemek, namazı beklemek ve buna benzer herhangi bir ibadet için ise bu müstehap olur. Eğer bunlardan herhangi birisi için oturmuyorsa mübah olur. Mezhebimize mensup bazıları ise bu mekruhtur demişlerse de bu görüş zayıftır. 2- Mezhebimize göre mescitte uyumak caizdir. İmam Şafil (rahimehullah) el-Umm adlı eserinde bunu açıkça ifade etmiştir. İbnu'l-Munzir de el-İşraj adlı eserinde şöyle demektedir: İbnu'l-Müseyyeb, Hasan, Ata ve Şafil mescitte uyumaya ruhsat vermişlerdir. İbn Abbas da: Mescidi uyuyacak yer edinmeyiniz demiştir. Yine ondan eğer namaz kılmak için orada uyuyacaksan bunda bir sakınca yoktur dediği de rivayet edilmiştir. Evzai mescitte uyumak mekruhtur, Malik yabancılar için bunda bir sakınca yoktur. Bununla birlikte mukim kimseler için bunu uygun görmüyorum demişlerdir. Ahmed de: Şayet misafir ya da benzer durumda birisi ise bir sakıncası yoktur. Eğer orayı gündüzün ortasında dinlenecek yer ve gece kalacak yer edinecek olursa olmaz. Aynı zamanda bu İshak'ın da görüşüdür. İbnu'l-Münzir'in nakilleri bunlardır. Mescitte uyumanın caiz olduğunu söyleyenler Ali b. Ebi Talib (r.a.)'ın, İbn Ömer'in, Suffa ehlinin, kemer sahibi kadının, yabancıların, Sumame b. Usal'in, Safvan b. Umeyye ve başk~larının mescitte uyuduklarını delil gösterirler. Bunlar ile ilgili hadisler sahihte de meşhurdur. Allah en iyi bilendir. Müslümanların izni ile kafirin mescide girmesine imkan tanımak caizdir, izinsiz girmesi ise engellenir. 3- İbnu'l-Münzir der ki: Kendisinden ilim bellenmiş olan herkes mescitte abdest almayı mübah kabul etmiştir. Ancak ıslatacağı yahut insanların bundan dolayı rahatsız olacakları bir yerde abdest alması mekruhtur. Maliki İmam Ebu'l-Hasan b. Battal bu görüşü İbn Ömer, İbn Abbas, Ata, Tavus, Nehaı, Maliki İbnu'l-Kasım ve pek çok ilim adamından nakletmiştir. İbn Sirin, Malik ve Suhnun'dan ise mescidi korumak için bunu mekruh gördüklerini nakletmektedir. Allah en iyi bilendir. 4- Mezhebimize mensup bir topluluk hayvanların, delilerin ve mümeyyiz olmayan küçük çocukların belli bir maksat ve ihtiyaç olmaksızın mescide alınmaları mekruhtur. Çünkü onların mescidi necaset ile kirletmeyeceklerinden emin olunamaz ama haram değildir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) deve üzerinde tavaf etmiştir; fakat bu mekruh olmasını ortadan kaldırmaz. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu işi caiz olduğunu açıklamak için ya da başkaları tarafından görülüp, ona uyulması için yapmıştır. Allah en iyi bilendir. 5- Mescide necaseti sokmak haramdır. Bedeninde necaset bulunan kimsenin ise eğer necaseti mescide bulaştıracağından korkarsa mescide girmesi caiz olmaz. Eğer bundan yana emin olursa caiz olur. Mescitte kan aldırmaya gelince, şayet kan için bir kap yoksa haramdır. Eğer kanı bir kaba damlayacak olursa mekruhtur. Mescitte bir kabın içinde küçük abdest bozması hakkında iki görüş vardır. Daha sahih olana göre bu haramdır, ikincisine göre mekruhtur. 6- Mescitte sırtüstü yatmak, ayağı sallamak, parmakları birbirine kenetlemek, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bunları yaptığına dair sahih ve meşhur hadisler dolayısıyla caizdir. 7 - Mescitleri süpürmek ve temizlemek bu husustaki sahih ve meşhur hadisler dolayısıyla müekked müstehaptır. Allah en iyi bilendir. "Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı: Dur, ne yapıyorsun, dediler," Hadisteki "meh meh" yasaklamak, alıkoymak için söylenen bir sözdür. Behbeh olarak da söylenir. ilim adamları bu sükun üzere mebni bir isimdir, sus anlamındadır demişlerdir. Metali'sahibi de şöyle der: Bu bir azar, bir işten vazgeçirmek için söylenen sözdür. Bunun aslının "ma ha za: bu ne" olduğu sonra kolaylaştırmak için hazfedildiği söylenmiştir. Bu kelime tekrar edilerek "mehmeh" diye söylenir. Sadece bir defa meh olarak da söylenir. Behbeh demek de bunun gibidir. Yakub dedi ki: Bu söz işi tazim etmek için -noktah hı ile- "be h beh" gibidir. Kesreli ve tenvinli de söylenir. Bazı hallerde birincisi tenvinli, ikincisi ise tenvinsiz kesreli söylenir. Metali'sahibinin sözleri bunlardır. Bunu başkası da aynı şekilde zikretmiştir. Allah en iyi bilendir. "Bir kova su getirip, üzerine döktü." Buradaki "feşenneh" onu döktü fiili şın ve sin ile rivayet edilir ama asıl nüshaların ve rivayetlerin çoğunluğunda şın iledir, onu döktü demektir. Kimi ilim adamları ikisi arasında fark gözeterek sin ile kolayca dökmek, şın ile kısım kısım dökmek anlamındadır demiştir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ أَبِي طَلْحَةَ، حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، - وَهُوَ عَمُّ إِسْحَاقَ - قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ فَقَامَ يَبُولُ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَهْ مَهْ . قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُزْرِمُوهُ دَعُوهُ " . فَتَرَكُوهُ حَتَّى بَالَ . ثُمَّ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَعَاهُ فَقَالَ لَهُ " إِنَّ هَذِهِ الْمَسَاجِدَ لاَ تَصْلُحُ لِشَىْءٍ مِنْ هَذَا الْبَوْلِ وَلاَ الْقَذَرِ إِنَّمَا هِيَ لِذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَالصَّلاَةِ وَقِرَاءَةِ الْقُرْآنِ " . أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ فَأَمَرَ رَجُلاً مِنَ الْقَوْمِ فَجَاءَ بِدَلْوٍ مِنْ مَاءٍ فَشَنَّهُ عَلَيْهِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebu Kureyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Abdullah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam babasından, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe'den naklen rivayet ettiki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' e küçük çocuklar götürülür, o da onlar için mübarek olsunlar diye dua eder, onları tahnik ederdi. Bir sefer ona küçük bir çocuk getirilmiş, çocuk da onun üzerine işeyince bir su getirilmesini istedi ve o suyu onun sidiği üzerine serpti ve orayı yıkamadı. Diğer tahric: Müslim, 5584; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُؤْتَى بِالصِّبْيَانِ فَيُبَرِّكُ عَلَيْهِمْ وَيُحَنِّكُهُمْ فَأُتِيَ بِصَبِيٍّ فَبَالَ عَلَيْهِ فَدَعَا بِمَاءٍ فَأَتْبَعَهُ بَوْلَهُ وَلَمْ يَغْسِلْهُ .
Bize Züheyr b. Harb da rivayet etti (Dediki): Bize Cerîr Hişam'dan o da babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aişe şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e süt emen bir küçük çocuk getirildi, kucağına işeyince bir su getirilmesini istedi ve o suyu üzerine döktü. (H) Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصَبِيٍّ يَرْضَعُ فَبَالَ فِي حِجْرِهِ فَدَعَا بِمَاءٍ فَصَبَّهُ عَلَيْهِ .
Bize İshak b. İbrahim de tahdis etti. Bize İsa b. Haber verdi, bize Hişam bu isnad ile İbn Numeyr'in (660 numaralı) hadisinin aynısını nakletti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 17137 AÇIKLAMALAR 287.sayfada
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَ حَدِيثِ ابْنِ نُمَيْرٍ .
Bize Muhammed b. Runıh b. el-Muhacir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şihap'tan, o da Ubeydullah b. Abdillah'tan, o da Ümmü Kays binti Mihsan'dan naklen haber verdi ki Ümmü Kays: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e henüz yemek yemeye başlamamış bir oğlunu götürüp onun kucağına koydu. Çocuk da işecli. (Ravi) dedi ki: Su serpmekten fazla bir şey yapmadı. Diğer tahric: Buhari, 223; Müslim, 5766 -buna yakın-; Ebu Davud, 374; Tirmizi, 71 -buna yakın-; Nesai, 301; İbn Mace, 524 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أُمِّ قَيْسٍ بِنْتِ مِحْصَنٍ، أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا لَمْ يَأْكُلِ الطَّعَامَ فَوَضَعَتْهُ فِي حِجْرِهِ فَبَالَ - قَالَ - فَلَمْ يَزِدْ عَلَى أَنْ نَضَحَ بِالْمَاءِ .
Bu hadisi bize Yahya b. Yahya ile Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Amru'n-Nakıd ve Züheyr b. Harb dahî toptan İbni Uyeyne'den o da Zühri'den naklen bu isnadla rivayet ettiler. Ravî: ''Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) su istedi ve onu bevlin üzerine serpti'' demiş
وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَعَمْرٌو النَّاقِدُ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ فَدَعَا بِمَاءٍ فَرَشَّهُ .
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti (Dediki): Bize ibn-i Vehb haber verdi (Dediki): Bana Yunus b. Yezid İbn-i Şihab’dan haber aldı. Dediki: Bana Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ud haber verdi. onada Ümmü Kays binti Mıhsan haber vermiş. (Bu kadın Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e bey'at eden ilk muhacirlerdendir. Kendisi Ben-i Esed b. Huzeyme'den bir zat olan Ukaşetü'bnü Mıhsan'ın kız kardeşidir) Ubeydullah demişki: Ümmü Kays'ın bana haber verdiğine göre; kendisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e henüz yemek yiyecek yaşa gelmemiş bir oğlunu götürmüştü. Ubeydullah dedi ki: Um Kays'ın bana haber verdiğine göre o oğlu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kucağına işedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir su getirilmesini istedi, onu elbisesine serpti ve onu (bilinen) bir şekilde yıkamadı. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Sabî: Bazılarına göre süt emen çocuk demektir. Bazıları yeni doğan çocuğa hem sabi hemde velid ve tıfıl denildiğini söylerler. Cevherîye göre; sabî ile gulam mana itibarı ile müteradiftirler. Sabi'nin cem'i sıbyandır. Dara-Kutnî 'nin rivayetine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in kucağına bevl eden çocuk Abdullah b. Zübeyr'dir. Dare-Kutnî bu hadisi Haccac b. Ertad'dan rivayet etmiştir. Hadîsin devamında Hz. Aişe (Radıyallahu Anha) «Ben çocuğu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in kucağından Şiddetle çekip aldım. Bunun üzerine «O daha yemek yemeye başlamamıştır. Onun bevli zarar elmez.» buyurdular demektedir. Bazıları çocuğun Hz. Hasan bazılarıda Hz. Hüseyin (R.A.) olduğunu söylerler. Müslim'in Harmele tarikiyle Ubeydullah b. Abdillah 'tan tahriç ettiği Ümmü Kays hadîsinde bevleden çocuğun Ümmü Kays'ın oğlu olduğu tasrih edildiğine göre hadisenin müteaddid defalar vuku bulduğu anlaşılıyor. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) küçük çocuklara hayır ve bereket duasında bulunur. Başlarını mesh ederdi, Bereket: Hayırın sübutu ve çokluğudur. Tahnîk: Hurmayı çiğniyerek onunla çocuğun damağını ovmaktır. Bundan maksat yine teberrüktür. NEVEVİ ŞERHİ (660-665) : Bu babta (660) "Aişe (r.anha)'dan ... "; Diğer (661) rivayette: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e süt emen küçük bir çocuk getirildi. .. " Ummu Kays'ın (663) "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) henüz yemek yemeye başlamamış bir oğlunu getirdiğine dair" hadis; (664) rivayetinde "bir su getirilmesini istedi ve onu serpti" diğer (665) rivayette: "Suyu üzerine serpti ve orayı bir şekilde yıkamadı" buyurulmaktadır. "Sıbyfm:küçük çocuklar" sad harfinin kesreli okunması meşhur olan söyleyiştir. İbn Bureyd ötreli olarak subyan diye söylendiğini de nakletmektedir. "Onlara mübarek olmaları için dua ederdi." Yani onlara dua eder ve onların üzerlerini sıvazlardı. Bereketin asıl anlamı hayrın sabit olması ve çokluğudur. "Onları tahnik ederdi" sözü ile ilgili olarak dilbilginleri şöyle demektedir: Tahnik kuru hurma ya da ona benzer bir şeyi çiğnedikten sonra küçük çocuğun damağına ovalayarak çalmasıdır. Fiilin şeddesiz haneke ve şeddeli hanneke olarak telaffuzu meşhur iki söyleyiştir. Buradaki rivayet ise şeddelidir, iki söyleyişin daha meşhur olanıdır. "Süt emen çocuk" Henüz süt emen ve sütten kesilmemiş olan çocuk demektir. Babtaki Hadislerin İhtiva Ettiği Hükümler 1- Yeni doğmuş çocuğun tahnıki müstehaptır. 2- Salih ve fazilet sahibi kimseler ile teberrük caizdir. 3- Çocukları onlar için bereketle dua etmeleri maksadıyla fazilet sahibi kimselere taşıyıp götürmek müstehaptır. (3/194) Çocuğun yeni doğmuş olması ile doğumundan bir süre sonra götürülmesi arasında müstehaplık bakımından bir fark yoktur. 4- Küçük çocuklarla ve başkalarıyla güzel geçinmek, yumuşak davranmak, mütevazı ve şefkatli hareket etmek menduptur. 5- Bu babın maksadından anlaşıldığı üzere küçük çocuğun sidiği üzerine su serpmek yeterlidir. Küçük erkek çocuğu ile kız çocuğunun sidiğinin nasıl temizleneceği hususunda ilim adamlarının üç ayrı görüşü vardır. Aynı zamanda bunlar bizim mezhep alimlerimizin de üç görüşünü ifade eder. Sahih, meşhur ve tercih olunan görüşe göre küçük erkek çocuğun sidiği üzerine su serpmek yeterli olmakla birlikte kız çocuğun sidiği için bu yeterli değildir. Aksine onun da diğer necasetler gibi yıkanması zorunludur. İkinci görüş her ikisi için de su serpmek yeterlidir. Üçüncü görüş ise her ikisine de su serpmek yeterli değildir. Bu son iki şekli mezhep alimlerimizden et-Tetimme sahibi ve başkaları nakletmiş bulunmaktadır; ama bu iki görüş şaz ve zayıf görüşlerdir . Aralarında fark gözetileceğini söyleyenler arasında Ali b. Ebi Talib, Ata b. Ebi Rebah, Hasan-ı Basrı, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye, selef ve hadis ashabından bir topluluk ve Malik (r.a.)'ın mezhebine mensup ilim adamlarından İbn Vehb de vardır. Aynı zamanda bu görüş Ebu Hanife' den de rivayet edilmiştir. Her ikisinin de çişinin yıkanması gerektiğini söyleyenler arasında kendilerinden nakledilmiş meşhur rivayete göre Malik ve Ebu Hanife ile Kufeli alimler de bulunmaktadır. Şunu bilmek gerekir ki, buradaki görüş ayrılığı yalnızca küçük çocuğun üzerine çiş yaptığı şeyin temizlenme keyfiyeti ile ilgilidir. Onun çişinin necis olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Mezhebimize mensup bazı ilim adamları küçük çocuğun sidiğinin necis olduğu üzerinde icma bulunduğunu ve bu hususta Davud ez-Zahirl' den başka muhalefet edenin bulunmadığını nakledenler de vardır. Hattabı ve başkaları der ki: Küçük çocuğun çişi üzerine su serpmeyi caiz kabul edenler onun çişinin necis olmadığını kabul ettiklerinden dolayı değildir. Onun giderilmesinde yükümlülüğü n hafifletilmesi içindir. İşte doğrusu budur. Ebu'l-Hasan İbn Battal'ın sonra da Kadı lyaz'ın Şafii ve başkalarından küçük çocuğun çişi tahir olduğundan ötürü üzerine su serpilir diye yaptıkları nakil kesinlikle batıl bir nakildir. Burada sözü edilen su serpmenin gerçek mahiyetine gelince, bu hususta mezhep alimlerimizin farklı kanaatleri vardır. Şeyh Ebu Muhammed el-Cuveynı Kadı Hüseyn ve Beğavı'nin kanaatine göre bu çiş isabet eden şeyin diğer necasetler gibi üstünü n su ile kapatılması ile olur. Öyle ki sıkılacak olursa suyunun sıkılmaması gerekir. Görüşlerini şöyle açıklarlar: Bunun diğerinden farklılığı başkalarının iki görüşten birisine göre sıkılması şarttır ama bunda sıkma şartı ittifakla ön görülmemiştir. İmamu'l-Harameyn ve muhakkiklerin kanaatine göre su serpmek -diğer necasetlerde çokça kullanıldığı gibi- kullanılmayarak suyun akacak, gidip gelecek ve damlayacak dereceye ulaşmayacak şekilde kullanılması ve necasetin üstünün su ile kapatılması ile olur. Başka türlü necasetlerde kullanılan su miktarının ise suyunun kısmen akacak, döküldüğü yerden -sıkılması şart olmasa dahi- damlayacak kadar çok olması şarttır. Sahih ve tercih olunan görüş budur. Buna Aişe (r.anha)'nın: "Ona su serpti ama onu yıkamadı" sözü ile: "Üzerine su serpti" sözü delildir. Allah en iyi bilendir. Diğer taraftan su serpmek, küçük çocuk yalnızca süt emme ile yetindiği sürece sözkonusudur. Beslenecek şekilde yemek yemeye başlamış ise, o takdirde onun çişinin yıkanmasının gerektiğinde görüş ayrılığı yoktur. Allah en iyi bilendir
وَحَدَّثَنِيهِ حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، أَخْبَرَهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَمَّ قَيْسٍ بِنْتَ مِحْصَنٍ، - وَكَانَتْ مِنَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلِ اللاَّتِي بَايَعْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ أُخْتُ عُكَّاشَةَ بْنِ مِحْصَنٍ أَحَدُ بَنِي أَسَدِ بْنِ خُزَيْمَةَ - قَالَ أَخْبَرَتْنِي أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا لَمْ يَبْلُغْ أَنْ يَأْكُلَ الطَّعَامَ - قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ - أَخْبَرَتْنِي أَنَّ ابْنَهَا ذَاكَ بَالَ فِي حِجْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَاءٍ فَنَضَحَهُ عَلَى ثَوْبِهِ وَلَمْ يَغْسِلْهُ غَسْلاً .
Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dediki): Bize Halid b. Abdillah, Halid'den, o da Ebu Ma'şer'den, o da İbrahim'den, o da Alkame ile Esved'den naklen haber verdiki; Bir adam Aişe (r.anha)'ya misafir olmuş, sabah olunca elbisesini yıkamaya koyulmuş. Aişe (r.anha): Sen onu görürsen yerini yıkaman sana yeterdi. Eğer yerini görmezsen etrafına su serpersin. Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden onu ovaladığımı ve sonra da o elbiseyle namaz kıldırdığını görmüşümdür, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْشَرٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، وَالأَسْوَدِ، أَنَّ رَجُلاً، نَزَلَ بِعَائِشَةَ فَأَصْبَحَ يَغْسِلُ ثَوْبَهُ فَقَالَتْ عَائِشَةُ إِنَّمَا كَانَ يُجْزِئُكَ إِنْ رَأَيْتَهُ أَنْ تَغْسِلَ مَكَانَهُ فَإِنْ لَمْ تَرَ نَضَحْتَ حَوْلَهُ وَلَقَدْ رَأَيْتُنِي أَفْرُكُهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرْكًا فَيُصَلِّي فِيهِ .
Bize Ömer bin Hafs b. Gıyas da rivayet etti. (Dediki): Bize babam, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Esved ile Hemmam'dan onlarda Aişe'den menî hakkında rivayet ettiler: Aişe: ''Ben onu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in elbisesinden ovalardım'' demiş. Esved'in hadisini yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 15963; Hemmam'ın hadisinin kaynakları ise 669 numarada gösterilecektir
وَحَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، وَهَمَّامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي الْمَنِيِّ قَالَتْ كُنْتُ أَفْرُكُهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Kuteybe b. Said tahdis etti. Bize Hammad -yani ibn. Zeyd- Hişam b. Hassan'dan tahdis etti. (H) Bize İshak b. İbrahim de tahdis etti. Bize Abde b. Süleyman haber verdi. Bize İbn An1be tahdis etti, hepsi Ebu Ma'şer'den rivayet etti. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Huşeym, Muğire'den tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. Hatim de tahdis etti. Bize Abdurrahman b. Mehdi, Mehdi b. Meymun'dan tahdis etti. OVasıl el-Ahdeb'den rivayet etti (H). Bana İbn Hatim de tahdis etti, bize İshak b. Mansur tahdis etti, bize İsrail, Mansur ve Muğire' den tahdis etti. Bütün bunlar İbrahim' den, o Esved' den, o Aişe' den meninin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden kazınması hususunda Halid'in, Ebu Ma'şer'den diye rivayet ettiği (666 numaralı) hadisine yakın olarak rivayet ettiler. Diğer tahric: Muğire'nin rivayet ettiği hadisi Nesai, 300; İbn Mace, 539; Tuhfetu'I-Eşraf, 15976; Muhammed b. Hatim'in ve Mansur'un hadisini yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'lEşraf, 16004 ve
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي مَعْشَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مَهْدِيِّ بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ وَاصِلٍ الأَحْدَبِ، ح وَحَدَّثَنِي ابْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَمُغِيرَةَ، كُلُّ هَؤُلاَءِ عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي حَتِّ الْمَنِيِّ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ حَدِيثِ خَالِدٍ عَنْ أَبِي مَعْشَرٍ .
Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Uyeyne Mansur'dan, o da İbrahim'den, o da Hemmam'dan, o da Aişe'den naklen yukandakilerin hadisi gibi rivayette bulundu. Diğer tahric: Ebu Dawd, 371 buna yakın olarak uzunca; Nesai, 296, 297, 298; İbn Mace, 537 -bu anlamda-; Tuhfetu'I-Eşraf, 17676 AÇIKLAMALAR 290.sayfada
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Muhammed b. Bişr, Amr b. Meymun'dan şöyle dediğini tahdis etti: Süleyman b. Yesar'a bir adamın elbisesine isabet eden meni hakkında onu mu yıkar yoksa elbiseyi mi yıkar, diye sordum. O: Aişe'nin bana haber verdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkar, sonra o elbise üzerinde olduğu halde -ve ben elbisesinde yıkamanın izini görüyorken- namaza çıkardı. Diğer tahric: Buhari, 229, 230, 231, 232; Ebu Davud, 373; Tirmizi, 117; Nesai, 294; İbn Mace, 536 buna yakın uzunca; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ سَأَلْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ عَنِ الْمَنِيِّ، يُصِيبُ ثَوْبَ الرَّجُلِ أَيَغْسِلُهُ أَمْ يَغْسِلُ الثَّوْبَ فَقَالَ أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَغْسِلُ الْمَنِيَّ ثُمَّ يَخْرُجُ إِلَى الصَّلاَةِ فِي ذَلِكَ الثَّوْبِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى أَثَرِ الْغَسْلِ فِيهِ .
Bize Ebu Kamil el-Cahderi de tahdis etti. Bize Abdulvahid -yani Ziyad- tahdis etti (H). Bize Ebu Kureyb tahdis etti, bize İbnu'l-Mübarek ve İbn Ebu Zaide haber verdi. Hepsi Amr b. Meymun'dan bu isnad ile rivayet etti. İbn Ebu Zaide'nin hadisi, İbn Bişr'in şu hadisi gibidir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkardı. İbnu'l-Mubarek ve Abdulvahid ise hadislerinde Aişe: "Ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden yıkardım" dedi, şeklindedir. AÇIKLAMALAR 290.sayfada
وَحَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، - يَعْنِي ابْنَ زِيَادٍ ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، وَابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، كُلُّهُمْ عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ أَمَّا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ فَحَدِيثُهُ كَمَا قَالَ ابْنُ بِشْرٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَغْسِلُ الْمَنِيَّ وَأَمَّا ابْنُ الْمُبَارَكِ وَعَبْدُ الْوَاحِدِ فَفِي حَدِيثِهِمَا قَالَتْ كُنْتُ أَغْسِلُهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ahmed b. Cevvas el-Hanefi Ebu'l-Kasım da tahdis etti. Bize Ebu'l-Ahvas, Şebib'b. Garkade'den, o Abdullah b. Şihab el-Havlani'den şöyle dediğini tahdis etti: Aişe (r.anha)'ya misafir olmuştum. Elbisemde ihtilam oldu, onu suya batırdım. Aişe'nin bir cariyesi beni gördü, ona haber verince Aişe bana haber gönderip şöyle dedi: İki elbisene o yaptığını yapmaya seni iten ne oldu? Ben: Uyuyan kimsenin rüyasında gördüğünü gördüm (ihtilam oldum), dedim. O: Peki elbiselerinde bir şey gördün mü, dedi. Ben, hayır deyince, O: Bir şey görmüş olsaydın onu yıkar mıydın, çünkü ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden (4/3b) kuru iken tırnağımla kazıdığımı gördüğümü hatırlıyorum, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 16224 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (666-672): Bu babta (666) "bir adam Aişe'ye misafir olmuştu ... " Diğer rivayette (667): "Ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden ovalardım."; Öbür (670) rivayette: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkardı. Sonra ... " Diğer rivayette (672) ise Aişe (r.anha)'nın "elbiseleri üzerinde iken ihtilam olan kişiye ... " dedi, hadisleri yer almaktadır. İlim adamları Ademoğlunun menisinin temizliği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Malik ve Ebu Hanife necis olduğu kanaatindedirler. Ancak Ebu Hanife eğer kuru ise onu ovalamak temizlenmesi için yeterlidir, demektedir. (3/197) İmam Ahmed' den gelen bir rivayette böyledir. Malik ise: İster yaş, ister kuru olsun onu yıkamak zorunludur demektedir. Leys ise: O necistir ama ondan dolayı namaz iade edilmez. Hasan-ı Basri: Elbisedeki meniden dolayı çok dahi olsa namaz iade edilmez ama vücuttaki meniden dolayı az dahi olsa iade edilir, demiştir. Pek çok kimse ise meninin temiz olduğu kanaatindedir. Bu kanaat Ali b. Ebi Talib, Sa'd b. Ebi Vakkas, İbn Ömer, Aişe, Davud ve iki rivayetten daha sahih olanında Ahmed' den nakledilmiştir. Şafii ve hadis ashabının görüşü de budur. Onun temiz olduğunu imam Şafii'nin (yüce Allah'ın rahmeti ona) tek başına söylediği izlenimini veren kimseler yanlış yapmışlardır. Meninin necis olduğunu söyleyenlerin delili yıkanması ile ilgili rivayettir. Temiz olduğunu söyleyenlerin delili ise ovalanması ile ilgili rivayettir. Çünkü necis olsaydı kan ve benzeri diğer necasetler gibi onu ovalamak yeterli olmazdı. Bu kanaate sahip olanlar: Yıkanması ile ilgili rivayetler yıkamanın müstehap olduğu, pislikten korunmak ve temizliği tercih etmek anlamında olduğu şeklinde yorumlanır, demişlerdir. Allah en iyi bilendir. İnsanOğlunun menisinin hükmü işte budur ama bizim şaz ve zayıf bir görüşümüz de vardır. Buna göre erkeğin menisi necis olmamakla birlikte, kadının menisi necistir. Bundan daha da şaz görüş ise hem kadının, hem erkeğin menisinin necis olduğudur. Doğrusu her ikisinin de temiz olduğudur. Temiz (tahir) olan meninin yenilmesi helal olur mu? Bu hususta iki görüş vardır. Güçlü olan helal olmadığıdır; çünkü meni iğrenç bir şeydir. Bu sebeple o da bize haram kılınmış pislikler arasına girer. Ademoğlu dışında diğer canlıların menisine gelince, bunlar arasında köpek, domuz, ikisinden birisinden ve temiz bir hayvandan doğanların menisine gelince, necis olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Bunların dışındaki hayvanların menisinde ise üç görüş vardır. En sahih görüşe göre eti yensin yenmesin hepsinin temiz olduğudur, ikincisi ise necis olduklarıdır, üçüncüsü ise eti yenen hayvanların menisi temizdir, bunların dışındaki hayvanların menisi ise necistir. Allah en iyi bilendir. Bu babtaki lafızlara gelince (666) "Halid b. Abdullah, Halid'den, o Ebu Ma'şer'den." Adı Ziyad b. Kuleyb et-Temimi el-Hanzal1 el-Kufl'dir. Birinci Halid ise el-Vasıtl et-Tahhan olarak bilinir. İkinci Halid de Halid el-Hazza olup, adı Halid b. Mihran Ebu'l-Münazil el-Basri' dir. (672) "Bir şey görmüş olsaydın onu yıkar mıydın?" sorusu bir inkar (yapılanı reddetme) anlamında bir sorudur. Yani sen onu yıkanmasının vacip olduğuna inanarak yıkar mıydın? Bunu nasıl yaparsın? Halbuki ben bunu kuru iken tırnağımla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden kazırdım. Eğer necis olsaydı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bırakmaz ve tırnakla kazınmasıyla yetinmezdi, demektir. Allah en iyi bilendir. İlim adamlarından bir topluluk bu hadisi kadının fercinin ıslaklığının temiz olduğuna delil göstermişlerdir. Ancak bu hususta hem bizim mezhebimizde, hem başkalarının mezhebinde görüş ayrılığı vardır. Daha kuwetli görünen bunun temiz olduğudur. Bu hadisi delil gösterenler şöyle derler: İhtilam olmak, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında imkansız bir şeydir; çünkü ihtilam şeytan ın uyuyan ile oynamasının bir türüdür. Dolayısıyla Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesindeki meni ancak cimadan dolayı olabilir. (3/198) Bu ise meninin fercin nemine isabet ettiği bir yerin üzerinden geçmesini de gerektirmektedir. Eğer o nem necis olsaydı ondan dolayı meninin de necis olması sözkonusu olur ve onu elbisesinde bırakmaz, ovalamakla yetinmezdi. Kadının fercinin rutubetinin necis olduğunu söyleyenler ise, buna iki şekilde cevap vermişlerdir: 1- Bazılarının verdiği cevaba göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ihtilam olmasının imkansız olması ve ihtilamın şeytan ın oynamasından kaynaklanması doğru değildir. Aksine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında da ihtilam olmak caizdir ve bu şeytan ın oynaması türünden sayıImaz. Aksine ihtiIam meninin artan kısmının taşmasıdır, o herhangi bir vakitte çıkar. 2- İkinci cevap, elbisesindeki meni cimadan önceki hareketler neticesinde ortaya çıkmış ve onun bir kısmı elbisenin üzerine düşmüş oIabilir. Bu durumda eIbisenin üzerinde fercin rutubetine bulaşmış olan meninin varlığı sözkonusu olmaz. AlIah en iyi bilendir
وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ جَوَّاسٍ الْحَنَفِيُّ أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ شَبِيبِ بْنِ غَرْقَدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شِهَابٍ الْخَوْلاَنِيِّ، قَالَ كُنْتُ نَازِلاً عَلَى عَائِشَةَ فَاحْتَلَمْتُ فِي ثَوْبَىَّ فَغَمَسْتُهُمَا فِي الْمَاءِ فَرَأَتْنِي جَارِيَةٌ لِعَائِشَةَ فَأَخْبَرَتْهَا فَبَعَثَتْ إِلَىَّ عَائِشَةُ فَقَالَتْ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ بِثَوْبَيْكَ قَالَ قُلْتُ رَأَيْتُ مَا يَرَى النَّائِمُ فِي مَنَامِهِ . قَالَتْ هَلْ رَأَيْتَ فِيهِمَا شَيْئًا . قُلْتُ لاَ . قَالَتْ فَلَوْ رَأَيْتَ شَيْئًا غَسَلْتَهُ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنِّي لأَحُكُّهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَابِسًا بِظُفُرِي .
Bize Ebu Kureyb b. Ebu Şeybe de tahdis etti, bize Vek!' tahdis etti, bize Hişam b. Urve tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. Hatim -ki lafız onundur- de tahdis etti, bize Yahya b. Said, Hişam b. Urve'den şöyle dediğini tahdis etti: Bana Fatıma, Esma'dan şöyle dediğini tahdis etti: Bir kadın Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelip: Bizden herhangi bir kadının eIbisesine ay hali kanı buIaşırsa onu nasıl yapsın (temizlesin), dedi. Allah ResuIü: "Onu oualar, sonra onu su ile ovalayarak yıkar, sonra üzerine su dökerek yıkar, sonra da onunla namaz kılar" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 227 -buna yakın-, 307 -buna yakın-; Ebu Davud, 361, 362; Tirmizi, 138; Nesai, 292,392; İbn Mace, 629 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، قَالَ حَدَّثَتْنِي فَاطِمَةُ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِحْدَانَا يُصِيبُ ثَوْبَهَا مِنْ دَمِ الْحَيْضَةِ كَيْفَ تَصْنَعُ بِهِ قَالَ " تَحُتُّهُ ثُمَّ تَقْرُصُهُ بِالْمَاءِ ثُمَّ تَنْضَحُهُ ثُمَّ تُصَلِّي فِيهِ " .
Bize Ebu Kureyb de rivayet etti (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr rivayet etti. H. Bana Ebu't-Tahir'de rivayet etti. (Dediki): Bana İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yahya b. Abdillah b. Salim ile Malik b. Enes ve Amr b. Haris hep birden Hişam b. Urve'den bu isnadla Yahya b. Said hadisinin mislini haber verdiler. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: «Tehuttü» ovalar demektir «tekrusu» dahî ovalamak manasına gelirsede bazılarına göre aralarında fark vardır. «Tehuttu» elle ovmak «tekrusu» ise parmakların uçları ile oğuşturmaktır. Binaenaleyh «tekrusu» kelimesinde ötekinden daha ince bir dikkat manası vardır. «Tendahu» Hattabiye göre yıkar demektir. Kurtubî ise «Bundan murad: «üzerine su serpmektir.» demiştir. Hadis-i Şerifte evvela kan bulaşan elbisenin elle ovulacağı sonra su dökerek parmakların uçları ile ovalanarak yıkanacağı bildirildiğine göre ondan sonra zikredilen «tendahu» kelimesinin manası her halde su dökmek olacaktır. Onun için de bu kelimeye Kurtubî'nin verdiği mana daha makbul görülmüştür. Çünkü Hattabî'nin kavline göre yıkama.emri lüzumsuz olarak iki defa tekrar edilmiş olsun. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e gelen kadının Hz. Esma binti Ebi Bekr olduğu İmam-ı Şafiî 'nin Süfyan b. Uyeyne tarikiyle Hişamdan rivayet ettiği hadiste tasrih edilmiştir Nevevî bunu kabul etmemiş ve o rivayeti zayıf bulmuşsada kabul etmemek için sebep yoktur. Çünkü ravi kendi ismini mübhem bırakabilir. Bunun emsali bazı hadislerde görülmüştür. Binaenaleyh Hz. Esma: «Bir kadın geldi» demekle kendini kastetmiş olabilir. Bu hadisin rivayetleri muhteliftir. Bazılarında burada olduğu gibi kan bulaşan elbiseyi elle ve tırnak ucuyle ovuşturarak suyla yıkamak zikredilmiş diğer bazılarında suya sidr yani nebk ağacının yaprağını katarak yıkamak emredilmiş; hatta bir rivayette: «Sana su yeter, kanın eseri zarar etmez.» buyurulmuştur. NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta "Esma (radıyallahu an ha) , nın ... dedi, sonra o elbisesinde namaz kılar" hadisi yer almaktadır. "Hayda" hayız (ay hali) demektir. (673) "Onu ovalar yani onu kazır ve onu oradan giderir. Onu su ile yıkar. " Yani parmak uçları ile temizlenmesi için su ile toplayıp, bir araya getirerek su ile yıkar. (3/199) Hadisten Çıkan Hükümler 1- Necasetin su ile yıkanması kap eder. 2- Necaseti sirke ya da benzeri başka bir sıvı ile yıkamak yeterli değildir çünkü böyle yapan kişi emrolunanı terk etmiş olur. 3- Kan necistir. Bu hususta Müslümanlar icma halindedir. 4- Necasetin izale edilmesi için belli bir sayı şartı yoktur. Aksine temizlenmesi yeterlidir. 5- Bunun dışında daha başka hükümler de vardır. Şunu bilmek gerekir ki, necasetin giderilmesinde vacip olan ayıklanıp temizlenmesidir. Şayet necaset ise -sidik ve benzeri gözle görülmeyen necaset türünden olan- hükmı bir necaset ise onun bir defa yıkanması kap eder, fazlası vacip değildir ama ikinci ve üçüncü defa yıkanması da müstehaptır. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: "Biriniz uykusundan uyanacak olursa elini üç defa yıkamadan kaba daldırmasın." Açıklaması daha önceden geçmiş idi. Şayet necaset kan ve buna benzer aynı(maddi) bir necaset ise aynının giderilmesi zorunludur. Aynının giderilmesinden sonra ikinci ve üçüncü defa yıkanması ise müstehaptır. Elbiseyi yıkadıktan sonra sıkmak şart mıdır? Bu hususta iki görüş vardır: Daha sahih olan görüşe göre şart olmadığıdır. Aynı necaseti yıkadıktan sonra renginin kalmasının ona bir zararı olmaz. Hatta temizlik hasıl olur. Şayet necasetin tadı kalmış ise elbise de necis demektir, tadının mutlaka izale edilmesi gerekir. Eğer kokusu kalmışsa Şafil'nin bu hususta iki görüşü vardır. Daha sahih olan görüşü temiz olacağıdır, ikinci görüşü ise temiz olmaz. Allah en iyi bilendir
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَالِمٍ، وَمَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَعَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، كُلُّهُمْ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ .
Bize Ebu Said el-Eşec, Ebu Kureyb Muhammed b. el-Ala ve İshak b. İbrahim tahdis etti. İshak: Bize Veki' haber verdi derken, diğer ikisi, tahdis etti, dediler. Bize A'meş tahdis edip dedi ki: Mücahid'i Tavus'tan tahdis ederken dinledim. O İbn Abbas'tan şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçti ve: "Muhakkak bunlara azap edilmektedir. Ama büyük bir şey dolayısıyla azap olunmuyorlar. Bunların biri laf taşıyıp götürürdü, diğeri ise kendi sidiğinden korunmazdı" buyurdu. (İbn Abbas) dedi ki: Sonra yaş bir hurma dalı istedi, onu ikiye yardıktan sonra bunun üzerine birisini, diğerinin üzerine de ötekini dikti, sonra da: "Kurumadıkları sürece azaplarının hafifleti/eceği umulur" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 218, 1361, 1378,6052; Ebu Davud, 20; Tirmizi, 70; Nesai, 31, 2067, 2068; İbn Mace, 347; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، وَأَبُو كُرَيْبٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يُحَدِّثُ عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَبْرَيْنِ فَقَالَ " أَمَا إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ وَأَمَّا الآخَرُ فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنْ بَوْلِهِ " . قَالَ فَدَعَا بِعَسِيبٍ رَطْبٍ فَشَقَّهُ بِاثْنَيْنِ ثُمَّ غَرَسَ عَلَى هَذَا وَاحِدًا وَعَلَى هَذَا وَاحِدًا ثُمَّ قَالَ " لَعَلَّهُ أَنْ يُخَفَّفَ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا " .
Bana bunu Ahmed b. Yusuf el-Ezdî rivayet etti. (Dediki): Bize Mualla b. Esed rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvahid, Süleyman el-A'meş'den bu isnadla rivayet etti. Yalnız o: «Diğeri bevlden dolayı yahut bevlden temizlenmezdi.» demiş. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta İbn Abbas (r.a.)'ın: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçti. .. " diye rivayet ettiği hadis yer almaktadır. (3/200) Diğer rivayette ise: "Sidikten -yahut bevlden- kendisini korumazdı" denilmektedir. Hadiste geçen "asıb" hurma ağacı dalıdır. Nemıme (laf taşıyıcılık)nin gerçek anlamı insanlardan bazılarının söyledikleri sözleri bozgunculuk maksadıyla diğerlerine taşımaktır. İman kitabının nemımenin ağır haram olduğu babında açıklamaları açık ve etraflı bir şekilde geçmiş bulunmaktadır. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "La yestetiru (korunmazdı)" kelimesi "yestetiru", "yestenzihu" ve "yestebriu" olarak rivayet edilmiştir. Bu üç şekilde Buhari ve başka kaynaklarda da geçmektedir, hepsi de sahihtir. Üçünün de, ondan kendisini korumaz, ondan uzak durmazdı, demektir. Allah en iyi bilendir. "Büyük bir şeyden dolayı azap edilmiyorlar." Buhari'nin rivayetinde: "Büyük bir şeyden dolayı azap edilmiyorlar ama gerçekte o büyüktür. Onlardan birisi sidikten korunmazdı" şeklindedir. Hadisi Buhari, Kitabu'l-Edeb, Nemime Büyük Günahlardandır babında ve Vudu (abdest almak) kitabında "halbuki büyük bir günah sebebiyle azap edilmiyorlar, ama o aslında büyüktür" şeklinde zikredilmektedir. İşte bu sahih iki fazlalık ile bunun büyük bir günah olduğu sabit olmaktadır. Buna göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Büyük bir günah dolayısıyla onlara azap edilmiyor" buyruğunun tevili gerekmektedir. İlim adamları bu hususta iki tevil yapmışlardır: 1- Bu onların kendi yanlış kanaatlerine göre büyük günah değildi. 2- Bu günahları ferk etmek onlar için büyük bir iş değildi. Kadı İyaz -yüce Allah'ın rahmeti ona- üçüncü bir tevil nakletmektedir: Bu en büyük günahların en büyükleri değildir. Derim ki: Buna göre bu sözlerden kasıt, başkalarını alıkoymak ve sakındırmaktır. Yani herhangi bir kimse kabir az ab ın ın ancak helake götüren en büyük günahlardan dolayı olacağını zannetmesin, çünkü başka günahlar sebebiyle de olur demektir. Allah en iyi bilendir. Bu iki günahın büyük olmasının sebebine gelince, sidikten korunmamak namazın batıl olması sonucunu doğurur. O halde bunu (korunmayı) terk etlTek şüphesiz büyük bir günahtır. Nemime (laf taşıyıcılık) ve arayı bozmak için çalışmak ise en çirkin işlerdendir. Özellikle Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "(laf) taşırdı" lafzı ile çoğunlukla devamlılık bildiren bir hal için yapıldığını ifade eden bir kip kullanmıştır. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kabirlerin üzerine iki hurma dalı parçasını koymasına gelince (3/201) ilim adamları şöyle demektedir: Bu onun o kimseler için şefaat dileğinde bulunduğu şeklinde yorumlanır. O hurma dalları kuruyuncaya kadar azaplarının hafifletilmesi ile ilgili şefaati kabul olundu. Müslim -yüce Allah'ın rahmeti ona- kitabın sonlarında uzunca bir hadis olan Cabir (r.a.)'ın iki kabir sahibi hakkındaki bu hadisi zikretmekte ve: "Bu iki dal yaş kaldıkları sürece bu azabın üzerlerinden kaldırılması şeklindeki şefaatim kabulolundu." buyruğunu da kayd etmektedir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O süre boyunca o iki kişiye dua etmeyi sürdürüyor olması ihtimali vardır diye de açıklanmıştır. Bir diğer açıklama da şöyledir: Çünkü o hurma dalları yaş kaldıkları sürece tesbih ederlerdi. Kurumuş dalın ise tesbihi olmaz. Yüce Allah'ın: "Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur." (İsra, 17/44) buyruğu hakkında müfessirlerin pek çoğunun ya da çoğunluğunun benimsediği kanaat bu olup, canlı her bir şey mutlaka onu tesbih eder anlamındadır, demişlerdir. Sonra da şu açıklamaları eklerler: Her bir şeyin hayatı kendisine göredir. Ağacın hayatı kurumadığı sürece, taşın hayatı kesilmediği sürece devam eder. Muhakkik müfessirler ve müfessir olmayanların kanaatine göre ise buyruk genel anlamı üzerine alınmalıdırDiğer taraftan bu kanaatte olanlar gerçekten mi tesbih eder yoksa bunlarda yaratana delalet mi vardır, böylelikle kendi durumu ve sureti ile Allah'ı tesbih eden ve tenzih eden bir varlık olması mı demek olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Muhakkikler onun gerçek anlamda tesbih etmediği kanaatindedir. Yüce Allah da: "Öylesi de vardır ki Allah korkusundan yuvarlanır. " (el-Bakara, 2/74) diye haber vermektedir. Akıl bunlarda temyiz gücünün yaratılmasını imkansız kabul etmeyip, nas da bunu ifade ettiğine göre onun dediğinin kabul edilmesi icab eder. Allah en iyi bilendir. Bu hadis dolayısıyla ilim adamları kabrin yanında Kur'an okumayı müstehab kabul etmişlerdir. Çünkü hurma dalının tesbihi sebebiyle azabın hafifletilmesi umulabiliyorsa, Kur'an-ı Kerim tilaveti için bunun öncelikle sözkonusu olması gerekir. Allah en iyi bilendir. Buhari Sahih'inde sahabi Bureyde b. Husayb el-Eslemi'nin (r.a.) kabrine iki hurma dalı konulmasını vasiyet ettiğinden söz etmektedir. Buradan anlaşıldığına göre o (r.a.) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in yapmış olduğu bir işin benzerini yaparak bereketinden yararlanmak istemiştir. Hattabi bu hadise dayanarak insanların hurma yapraklarını, dallarını birbirine dolamaları şeklindeki uygulamalarını kabul etmeyip, reddetmiş, bunun aslı da yoktur, açıklanabilir bir tarafı da yoktur demiştir. Allah en iyi bilendir. Bu babtaki hadislerden çıkartılan fıkhi hükümlere gelince; 1- Kabir azabı sabittir. Mutezile'ye hilafen hak ehlinin görüşü budur. 2- İkinci rivayetteki: Kendisini idrardan korumazdı, ifadesinden ötürü sidik necistir. 3- Koğuculuk (nemime) büyük bir haramdır. 4- Ve bunun dışında daha önce sözkonusu edilen diğer hususlar. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنِيهِ أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " وَكَانَ الآخَرُ لاَ يَسْتَنْزِهُ عَنِ الْبَوْلِ أَوْ مِنَ الْبَوْلِ " .