Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 97. Bölüm
188 hadis, 7 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis23 dk okuma
Aişe r.anha "Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma" ayeti dua hakkında indi demiştir
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا} فِي الدُّعَاءِ.
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kur'an', teğanni etmeyen (Kur'an okurken sesini güzelleştirmeyen) bizden değildir" buyurmuştur. Ebu Hureyre'den başkası, "Kur'an'ı açıktan okumayan" şeklinde farklı bir rivayette bulunmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; Bilin ki 0, kalplerin içindekini bilmektedir. Hiç yaratan bilmez mi? ° en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır' sözü." İmam Buhari bu ayetle ayette geçen "kavl = söz" kelimesinin genel olup, hem Kur'an ve hem de başka sözleri kapsadığına işaret etmiştir. Eğer "söz"den maksat Kur'ansa, Kur'an Allah'ın kelamıdır ve onun zat! sıfatlarındandır. Dolayısıyla bu konuda kesin delil bulunduğu için mahluk değildir. Burada geçen "söz"den maksat, Kur'an'dan başkası olduğu takdirde "O, kalplerin içindekini bilmektedir" ayetinden sonra gelen "Hiç yaratan bilmez mi?"(Mülk 13,14) ayeti gereği mahluktur. İbnü'I-Müneyyir şöyle demiştir: Buhari bununla lafız meselesi ile sıkıntı çekmesine neden olan nükteye işaret etmiştir. Attığı başlıkla insanların okumalarının gizli ve açık sıfatıyla nitelendiğine ve bunun mahluk olması gerektiğine işaret etmiştir ve açıklamasını bu doğrultuda yapmıştır. Buhari Halk-u Ef'ali'I-İbad isimli eserinde buna delalet eden birçok hadise yer verdikten sonra Nebi s.a.v.'in insanların seslerinin, kıraatlerinin, tahsil yapmalarının, talimlerinin, dillerinin birbirinden farklı olduğunu, bazılarının daha güzel, daha süslü, daha tatlı, daha yüksek, daha tertiBi, daha lahinli, daha alçak, daha kısık, daha huşulu, daha açık, daha gizli, daha kısa, daha uzun, daha yumuşak olduğunu beyan etmiştir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَتَغَنَّ بِالْقُرْآنِ ". وَزَادَ غَيْرُهُ " يَجْهَرُ بِهِ ".
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hasedleşmek ancak şu iki kimse hakkında olur: a- Bir kimse ki Allah ona Kur'an (ilmi) vermiştir, o da gecenin saatlerinde, gÜndÜzÜn (muayyen) zamanlarında Kur'an okur. Onu kıskanan kimse de 'Keşke şu adama verilen Kur'an nimeti gibi bana da verilmiş olsaydı ve onun yapmakta olduğu gibi ben amel etseydim' der. b- Bir kimse ki Allah ona da mal vermiştir, o da malını hak yolda harcamaktadır. Onu kıskanan kimse de 'Keşke şuna verilen mal gibi bana da verilse idi de ben de o malda onun yapmakta olduğu gibi hak yolda harcama yapsaydım!' der
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَحَاسُدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْقُرْآنَ فَهْوَ يَتْلُوهُ آنَاءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ، فَهْوَ يَقُولُ لَوْ أُوتِيتُ مِثْلَ مَا أُوتِيَ هَذَا، لَفَعَلْتُ كَمَا يَفْعَلُ. وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَهْوَ يُنْفِقُهُ فِي حَقِّهِ فَيَقُولُ لَوْ أُوتِيتُ مِثْلَ مَا أُوتِيَ عَمِلْتُ فِيهِ مِثْلَ مَا يَعْمَلُ ".
Salim'in babasından nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hased ancak iki kimse hakkında caiz olur: Biri Allah kendisine Kur'an (ilmi) verdiği kimsedir ki gece saatlerinde ve gündüz zamanlarında Kur'an okur. Diğeri de o kimsedir ki Allah kendisine mal vermiştir. O da gece saatlerinde ve gündüz saatlerinde o malı (hak yolunda) harcar
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْقُرْآنَ فَهْوَ يَتْلُوهُ آنَاءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَهْوَ يُنْفِقُهُ آنَاءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ ". سَمِعْتُ سُفْيَانَ مِرَارًا لَمْ أَسْمَعْهُ يَذْكُرُ الْخَبَرَ وَهْوَ مِنْ صَحِيحِ حَدِيثِهِ.
Muğire bin Şu'be r.a. bize Nebiimiz Rabbimizin elçiliğinden olarak "Bizden cihadda öldürülen cennete gider" buyurdu demiştir
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، وَزِيَادُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ، قَالَ الْمُغِيرَةُ أَخْبَرَنَا نَبِيُّنَا، صلى الله عليه وسلم عَنْ رِسَالَةِ، رَبِّنَا " أَنَّهُ مَنْ قُتِلَ مِنَّا صَارَ إِلَى الْجَنَّةِ ".
Aişe r.anha şöyle demiştir: Her kim sana "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiyden herhangi bir şeyi gizledi" diye söylerse ona inanma. Çünkü Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun"(Maide)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَنْ حَدَّثَكَ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم كَتَمَ شَيْئًا وَقَالَ مُحَمَّدٌ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ مَنْ حَدَّثَكَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَتَمَ شَيْئًا مِنَ الْوَحْىِ، فَلاَ تُصَدِّقْهُ، إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ {يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ}
… Abdullah ibn Mes’ud (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Bir adam: Yâ Rasülallah! Yüce Allah katında günâhın hangisi en büyüktür? diye sordu. Rasûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah seni yarattığı hâlde Allah'a bir ortak uydurup dua etmendir" buyurdu. O zât: hangi (günâh en büyüktür)? diye sordu. Rasûlüllah: "Seninle beraber yemek yemesinden korkarak çocuğunu öldürmendir" buyurdu. O kimse: Bundan sonra hangisi? dedi. Rasûlüllah: "Komşunun halîlesi olan zevcesiyle zina edişmendir" buyurdu. dedi ki: Yüce Allah bunların tasdîki olan şu âyetleri indirdi : “Onlar ki Allah’ın yanına başka bir ilâh daha katıp tapmazlar. Allah 'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunları yaparsa, cezaya çarpar. Kıyâmet günü de azâbı katmerleşir ve o azabın içinde hor ve hakir ebedî bırakılır" (el-Furkaan:)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الذَّنْبِ أَكْبَرُ عِنْدَ اللَّهِ قَالَ " أَنْ تَدْعُوَ لِلَّهِ نِدًّا، وَهْوَ خَلَقَكَ ". قَالَ ثُمَّ أَىّ قَالَ " ثُمَّ أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ، أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ ". قَالَ ثُمَّ أَىّ قَالَ " أَنْ تُزَانِيَ حَلِيلَةَ جَارِكَ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَصْدِيقَهَا {وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَلاَ يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ} الآيَةَ.
İbn Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden önce geçen ümmetlere nispetle sizin (dünyadaki) kalma müddetiniz, (bütün güne nispetle) ikindi namazından güneşin batmasına kadar olan müddet gibidir. Tevrat ehline Tevrat verildi. Onlar Tevrat'la gündüzün yarısına kadar çalıştılar. Sonra çalışmaktan aciz kaldılar, fakat kendilerine yine birer kırat birer kırat (olarak gündelik) ücret verildi. Sonra İncil ehline de İncil verildi. Onlar da ikindi namazı kılınıncaya kadar İncil ile amel edip çalıştılar. Sonra onlar da çalışmaktan aciz oldular. Onlara da birer kırat birer kırat (olan gündelik ücret) verildi. Sonra size Kur'an verildi. Sizler de onunla güneş batıncaya kadar çalıştınız. Sizlere de ikişer kırat ikişer kırat (olarak gündelik ücret) verildi. Bunun üzerine Tevrat ehliyle, İncil ehli olanlar 'Bunların amelleri bizden daha az, ücretleri daha çoktur' dediler. Yüce Allah 'Ben sizin hakkınızdan bir şeyi eksik verip, size zulmettim mi?' diye sordu. Onlar 'Hayır (bir haksızlık etmedin)' dediler. Allah 'İşte bu benim fazlımdır ki ben onu dileyeceğim kimselere veririm!' buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'De ki: Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip, onu okuyun' emri." İmam Buharl'nin bu başlığı atmaktan maksadı "Tilavet" kelimesi. ile kastedilen mananın "kıraat" olduğunu vurgulamaktır. "Tilavet" "amel" kelimesiyle açıklanmıştır. "Amel", amel eden kimsenin fiilindendir. Buhari Halk-u Ef'ali'l-İbad isimli eserinde şöyle der: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların bir kısmının kıraat açısından diğerinden fazla olduğunu, bazılarının ise eksik bulunduğunu ifade etmektedir. Şu halde onlar çok veya az okuma açısından birbirlerinden üstün olmuşlardır. Okunan şeye -ki bu Kur'an'dır- gelince, onda fazlalık veya noksanlık yoktur. "Filancanın kıraati güzeldir, filan canın ki kötüdür" denilir de "Filancanın Kur'an'ı güzeldir, filancanın Kur'an'ı kötüdür" denmez. Kıraatin Kur'an'a değil de kullara isnad edilmesi şundandır: Kur'an, Yüce Allah'ın kelamıdır, kıraat ise kulun fiilidir. Bu gerçek, ancak Allah'ın başarı nasip etmediği kimselerce anlaşılamaz. İmam Buhari daha sonra şöyle der: Kişi "Asım'ın kıraatine göre okudum" veya "Senin kıraatin Asım'ın kıraati üzeredir" der. Asım, bugün okumadığına yemin etse ve sonra sen onun kıraati üzere okusan Asım yalandan yere yemin etmiş olmaz. Buhari şöyle devam eder: Ahmed b. Hanbel "Hamza'nın kıraatini beğenmiyorum" demiştir. Buhari şöyle der: "Kur'an'ı beğenmiyorum" denmez. Bu açıklama ile kıraatle, Kur'an arasındaki fark ortaya çıkmış oldu
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا بَقَاؤُكُمْ فِيمَنْ سَلَفَ مِنَ الأُمَمِ كَمَا بَيْنَ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى غُرُوبِ الشَّمْسِ، أُوتِيَ أَهْلُ التَّوْرَاةِ التَّوْرَاةَ فَعَمِلُوا بِهَا حَتَّى انْتَصَفَ النَّهَارُ، ثُمَّ عَجَزُوا فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُوتِيَ أَهْلُ الإِنْجِيلِ الإِنْجِيلَ فَعَمِلُوا بِهِ حَتَّى صُلِّيَتِ الْعَصْرُ، ثُمَّ عَجَزُوا فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُوتِيتُمُ الْقُرْآنَ فَعَمِلْتُمْ بِهِ حَتَّى غَرَبَتِ الشَّمْسُ، فَأُعْطِيتُمْ قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ، فَقَالَ أَهْلُ الْكِتَابِ هَؤُلاَءِ أَقَلُّ مِنَّا عَمَلاً وَأَكْثَرُ أَجْرًا. قَالَ اللَّهُ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ حَقِّكُمْ شَيْئًا قَالُوا لاَ. قَالَ فَهْوَ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ أَشَاءُ ".
İbn Mes'ud'un nakline göre adamın biri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Amellerin en faziletlisi nangisidir?" diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vakti içinde kılınan namazdır ve ana, babaya itaattir, sonra Allah yolunda cihad etmektir" buyurdu
حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْوَلِيدِ،. وَحَدَّثَنِي عَبَّادُ بْنُ يَعْقُوبَ الأَسَدِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبَّادُ بْنُ الْعَوَّامِ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ الْعَيْزَارِ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ " الصَّلاَةُ لِوَقْتِهَا، وَبِرُّ الْوَالِدَيْنِ، ثُمَّ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ".
Amr b. Tağlib şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir mal geldi de ondan birtakım kimselere verdi, diğer bazılarına vermedi. Sonra haber aldı ki vermediği kimseler kendisine birtakım serzenişlerde bulunmuşlar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir konuşma yapıp, şöyle buyurdu: "Ben bazı kimselere veriyor, bazılarına vermiyorum. Vermeyip, terk etmekte olduğum kimse bana vermekte olduğum kimseden daha sevimlidir. Ben birtakım kimselere kalplerinde sabırsızlık ile hırs ve tama olduğu için mal veririm. Bazı kimseleri de Allah'ın kalplerinde yarattığı gönül zenginliği ve hayra havale ederim (de mal vermem). Amr b. Tağlib de bunlardan biridir. " Ravi Amr b. Tağlib: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözünü kırmızı develerim olmasına değişmem" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buharl'nin bu başlığı atmaktan maksadı, insanın canı sıkılması, sabretme, verme, vermeme gibi ahlakını Yüce Allah'ın yarattığını vurgulamaktır. Allah, bu kuraldan namaz kılanları istisna etmiştir ki onlar namazlarına devam etmekte, namaz tekerrür ettikçe canları sıkılmamakta, mallarında Allah'ın hakkını men etmemektedirler. Çünkü onlar, bu hareketlerinin sevabım Allah'tan beklemekte ve bununla ahirette karlı bir ticaret yapmaktadırlar. Öte yandan bu açıklamadan malı elinde tutma, cimrilik etme, canı sıkılma, fakirlik ve Allah'ın kaderine sabır azlığı gibi şeylerde kendi nefsinin kudreti ve gücü olduğunu iddia eden kimsenin alim olmadığı gibi, abid de olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü nefsine fayda vermeye veya ondan bir zararı gidermeye gücü olduğunu iddia eden kimse, Allah'a iftira etmiş olur
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنِ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ، قَالَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَالٌ فَأَعْطَى قَوْمًا وَمَنَعَ آخَرِينَ فَبَلَغَهُ أَنَّهُمْ عَتَبُوا فَقَالَ " إِنِّي أُعْطِي الرَّجُلَ وَأَدَعُ الرَّجُلَ، وَالَّذِي أَدَعُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنَ الَّذِي أُعْطِي، أُعْطِي أَقْوَامًا لِمَا فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ الْجَزَعِ وَالْهَلَعِ، وَأَكِلُ أَقْوَامًا إِلَى مَا جَعَلَ اللَّهُ فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ الْغِنَى وَالْخَيْرِ مِنْهُمْ عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ ". فَقَالَ عَمْرٌو مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي بِكَلِمَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُمْرَ النَّعَمِ.
Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbinden rivayet ederek şöyle dedi: "Kul bana bir karış yaklaştığı zaman ben de ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaştığı zaman ben ona bir kulaç yaklaşmm. O bana yürüyerek geldiği zaman ben ona koşarak varırım
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا أَبُو زَيْدٍ، سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ الْهَرَوِيُّ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ، قَالَ " إِذَا تَقَرَّبَ الْعَبْدُ إِلَىَّ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِذَا تَقَرَّبَ مِنِّي ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا، وَإِذَا أَتَانِي مَشْيًا أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً ".
Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den söz ederek 'Şöyle buyurdu' dedi: "(Yüce Allah şöyle buyurdu): Kul bana bir karış yaklaştığı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kul bana bir arşın yaklaştığında, ben ona bir kulaç yaklaşırım
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنِ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ ـ رُبَّمَا ذَكَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِذَا تَقَرَّبَ الْعَبْدُ مِنِّي شِبْرًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ ذِرَاعًا وَإِذَا تَقَرَّبَ مِنِّي ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا أَوْ بُوعًا ". وَقَالَ مُعْتَمِرٌ سَمِعْتُ أَبِي، سَمِعْتُ أَنَسًا، {عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،} عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ، عَزَّ وَجَلَّ.
Ebu Hureyre'nin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakline göre Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "(Masiyetlerden) herbir amel için bir kefaret vardır. Oruç doğrudan doğruya benim için yapılan bir ibadettir. Onun ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Yemin ederim ki oruçlu kimsenin ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّكُمْ، قَالَ " لِكُلِّ عَمَلٍ كَفَّارَةٌ، وَالصَّوْمُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَلَخَلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ ".
İbn Abbas r.a.'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakline göre Yüce Allah: "Hiçbir kul için 'Ben muhakkak Yunus b. Metta'dan daha hayırlıyım' demesi uygun olmaz" buyurmuş ve Yunus'u babası Metta'ya nispet etmiştir
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ،. وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ قَالَ " لاَ يَنْبَغِي لِعَبْدٍ أَنْ يَقُولَ إِنَّهُ خَيْرٌ مِنْ يُونُسَ بْنِ مَتَّى ". وَنَسَبَهُ إِلَى أَبِيهِ.
Abdullah b. Muğaffel el-Müzenı "Fetih günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi dişi devesi üzerinde el-Fetih suresini yahut el-Fetih suresinden bir kısmını okurken gördüm" demiştir .. Ravi Abdullah b. Muğaffel, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu okuyuşunda terd' yapıyordu. Yani sesini işittirecek şekilde yükseltiyor, dalgalandırıyordu demiştir. Şu'be dedi ki sonra Muaviye b. Kurre, İbn Muğaffel'in okuyuşunu uygulayarak okudu ve "Eğer insanların başınıza toplanmaları düşüncesi olmasaydı, Abdullah b. Muğaffel'in Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in okuyuşunu okuyarak gösterirken sesini yükselttiği gibi ben de muhakkak terd' yaparak sesimi yükseltirdim" dedi. Şu'be "Muaviye b. Kurre'ye 'Onun terd' yapması nasılolurdu?' diye sordum. O da, üç kere la, a, adedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onun terd' yapması nasılolurdu?" diye sordum. O da, üç kere "a, a, a" dedi. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis güzel sesle tercl' yaparak ve kalplere lezzet veren nağmelerle okumanın caiz olduğunu göstermektedir. Muaviye'nin "İnsanların başınıza toplanmaları düşüncesi olmasaydı" şeklindeki ifadesi, terd' ile kıraatin insanların gönüllerini toplayıp, ona kulak vermeye ve böylece meylettirmeye sebep olduğuna işaret edilmektedir. Hatta öyle ki insan aşk hikmetinin lezzetiyle karışık olan terci'i dinlemeye sabır edemez. "aI" ifadesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kıraatinde med ve vakıfları gözettiğini göstermektedir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي سُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ الْمُزَنِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْفَتْحِ عَلَى نَاقَةٍ لَهُ يَقْرَأُ سُورَةَ الْفَتْحِ، أَوْ مِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ ـ قَالَ ـ فَرَجَّعَ فِيهَا ـ قَالَ ـ ثُمَّ قَرَأَ مُعَاوِيَةُ يَحْكِي قِرَاءَةَ ابْنِ مُغَفَّلٍ وَقَالَ " لَوْلاَ أَنْ يَجْتَمِعَ النَّاسُ عَلَيْكُمْ لَرَجَّعْتُ كَمَا رَجَّعَ ابْنُ مُغَفَّلٍ ". يَحْكِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لِمُعَاوِيَةَ كَيْفَ كَانَ تَرْجِيعُهُ قَالَ آ آ آ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ.
Süfyan b. Harb'ın nakline göre Bizans Kayser'i Herakleios kendi tercümanını çağırmış, sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mektubunu istemiş ve onu okutmuştur. Mektupta şu ifadeleryer almaktaydı: "Bismillahirrahmanirrahim. AIlah'ın kulu ve Resulü Muhammed'den Herakleus'a! Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yüz çevirirlerse, işte o zaman şahit olun ki biz Müslümanlarızi deyiniz. "(AI-i İmran)
وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَخْبَرَنِي أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ، أَنَّ هِرَقْلَ، دَعَا تَرْجُمَانَهُ، ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَهُ " بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى هِرَقْلَ، وَ{يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ }" الآيَةَ.
Ebu Hureyre şöyle demiştir: Ehl-i kitab, Tevrat'ı İbranice (metni) ile okurlar ve onu Müslümanlara Arap diliyle tefsir ederlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hususta Müslümanlara "Sizler ehl-i kitabı tasdik de etmeyin, tekzip de etmeyin. Ancak şunu söyleyin: 'Biz Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Esbat'a indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer Nebilere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk. "'(Bakara)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ بِالْعِبْرَانِيَّةِ، وَيُفَسِّرُونَهَا بِالْعَرَبِيَّةِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُصَدِّقُوا أَهْلَ الْكِتَابِ، وَلاَ تُكَذِّبُوهُمْ وَ{قُولُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ} الآيَةَ ".
Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Nebie Yahudilerden birbiriyle zina etmiş bir erkekle bir kadın getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Yahudilere "Sizler zina edenlere ne yapıyorsunuz?" diye sordu. Onlar "Bizler onların yüzlerine kömür sürüp karartıyor ve onları (bir merkeb üzerine ters bindirip sokaklarda dolaştırmak suretiyle) aşağılıyoruz" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip, onu okuyun"(Al-i İmran 93) ayetini okudu. Yahudiler Tevrat'ı getirdiler ve kendisinden razı bulundukları bir adama "Ya A'ver! oku!" dediler. O da Tevrat'tan recm ayetine kadar okudu ve oranın üstüne elini koydu. (Abdullah b. Selam ona) "Elini onun üstünden kaldır!" dedi. O da elini kaldırdı. Bir de baktık ki orada recm ayeti parlayıp durmaktadır. Bunun üzerine Abdullah b. Selam "Ya Muhammed! Şüphesiz bunlar üzerine taşlanmak cezası vardır. Fakat bizler recm ayetini aramızda gizliyorduk" dedi. Akabinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zina edenlerin taşa tutularak recm edilmelerini emretti. İbn Ömer "Ben onların recm edilmelerini gördüm. Erkek, kadını taşlardan korumak için üzerine eğiliyordu" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arapça ve başka dillere ... " Yani Arapça ve başka dillere tefsir edilmesi. Kısacası Arapça olan bir metni İbranice veya İbranice olan bir metni Arapça ifade etmek caizdir. Sözkonusu caizlik, o dili anlamama ile kayıtlı mıdır yoksa değil midir sorusuna çoğunluk, caizliğin bununla kayıtlı olduğunu söylemiştir. Çünkü Yüce Allah "Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun" buyurmuştur. Bu ayetin Tevrat'ın İbranice olduğuna delaleti şu açıdandır. Yüce Allah, Araplara İbranice bilmedikleri halde Tevrat'ın okunmasını emretmektedir. Bu, İbranice olan Tevrat'ın Arapça ifade edilmesine izin verildiği anlamını taşır. İmam Buhari daha sonra bu konuda üç hadise yer verir. Birinci hadis İbn Abbas'ın "Bana Süfyan b. Harb'ın nakline göre Bizans Kayser'i Herakleios kendi tercümanını çağırmış, şeklindeki ifadesidir." Küşm!henl'nin rivayetinde "tercümanehu" kelimesi "bi tercümanih!" şeklinde yer almaktadır. Buradaki hadis, Bed'ü'l-Vahy ve başka daha birçok yerde geçen uzunca hadisin bir kısmıdır. Bu hadisin açıklaması kitabın baş tarafında, Al-i İmran suresinin tefsirinde geçmişti. Hadisin başlığa delaleti şu açıdandır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Herakleios' e Arapça mektup yazmıştı. Herakleios'un dili Rumca idi. Hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mektupta yazılanları tebliğ etme durumunda mektubu gönderdiği kişinin anlaması için onun diline tercüme eden kimseye itimat ettiğine işaret vardır. İmam Buhari Halku Ef'ali'lİbad isimli eserinde Herakleios olayını, kıraatin okuyanın fiili olduğu yolundaki görüşüne delilolarak göstermiştir ve şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kayser' e yazdığı mektubunda; Bismillahirrahmanirrahim diye yazmış ve mektubu Kayser'in tercümanı Kayser'e ve arkadaşlarına okumuştur. Hiç kuşku yok ki kafirlerin kıraati onların kendi amelleridir. Okunana gelince o Allah Teala'nın kelamıdır ve mahluk değildir. İbn BattaI şöyIe demiştir: Kur'an'ı -meseIş.- Farsça okumak caizdir diyenIer bu hadisi görüşIerine delil oIarak göstermişIerdir. Bu görüşü, Yüce Allah'ın -Nuh aleyhisseli\m ve başkaIarı gibi- ana dili Arapça oImayan Nebilerin ifadeIerini apaçık Arapça oIan Kur'an'ın diliyIe nakIetmesi teyit etmektedir. OnIarın bir diğer deIilleri de Yüce Allah'ın "li unzirakum bihı ve men beIağ=Bu Kur'an, bana kendisiyIe sizi ve uIaştığı herkesi uyarmam için vahyoIundu"(En'am 19) ayetidir. İnzar, ancak onIarın anIadıkIarı kendi ana dilleriyIe yapıIabilir. Netice oIarak her dili konuşanın kıraati, kendi lisanıyIa oImalı ki o dil ile inzar gerçekleşmiş oIsun. İbn BattaI şöyIe der: Bunun caiz oImadığını düşünen bilginIer ise şöyle cevap vermişIerdir: Nebiler ancak Yüce Allah'ın Kur'an'da onIardan naklettiği şeyIeri konuşmuşIardır. Bunu kabuI ediyoruz. Fakat Yüce Allah'ın onların sözlerini Arap lisanıyIa aktarmış, sonra bizden de indirdiğini okuyup, onunIa ibadet etmemizi istemiş oIması mümkündür. İbn BattaI bundan sonra -meseIş'- Fars diliyIe kıraatte buIunan kimsenin kıIdığı namazın caiz oIup oImadığı noktasındaki ihtilafları nakIeder. Yabancı dille ibadete, Arapçasına gücü yettiği halde değil, aciz iken cevaz verenIer oIduğu gibi, geneI oIarak cevaz verenler de vardır. İbn BattaI bu konuyu uzun ;ızun ele alır. AnIaşıIan arada fazilet farkının oIduğudur. Kur'an okuyan kimse, Arap diliyIe okumaya kadir ise Arapçayı bırakıp, başka dilden Kur'an okuması caiz olmadığı gibi, namazı da caiz değildir. Arap dilini telaffuz edemiyor ise namaz dışında oIduğu takdirde kendi lisanıyla Kur'an'ı okuması yasak değildir, çünkü kişi mazurdur ve böyIece yapması ve yapmaması gereken şeyIeri bellemeye ihtiyacı vardır. Namaz içinde ise Yüce Allah ona kıraate bedeI başka bir yoI göstermiştir. Bu da zikirdir. Arap oImayan kimsenin zikrin her kelimesini teIaffuz etmekten aciz oIması sözkonusu değildir. Kişi o kelimeyi söyIer, tekrar eder ve namazda okuması gereken kimse açısından öğreninceye kadar bu caizdir. Buna göre bir kimse İslama girse veya girmek istese kendisine Kur'an okunsa ancak o bunu anIamasa Kur'an'ın ahkamını öğrenmesi veya kendisine deIil sunulup, böyIece İslama girmesi için Kur'an'ın kendi dilinde ifade edilmesinde bir sakınca yoktur
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِرَجُلٍ وَامْرَأَةٍ مِنَ الْيَهُودِ قَدْ زَنَيَا فَقَالَ لِلْيَهُودِ " مَا تَصْنَعُونَ بِهِمَا ". قَالُوا نُسَخِّمُ وُجُوهَهُمَا وَنُخْزِيهِمَا. قَالَ " {فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ} ". فَجَاءُوا فَقَالُوا لِرَجُلٍ مِمَّنْ يَرْضَوْنَ يَا أَعْوَرُ اقْرَأْ. فَقَرَأَ حَتَّى انْتَهَى عَلَى مَوْضِعٍ مِنْهَا فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهِ. قَالَ " ارْفَعْ يَدَكَ ". فَرَفَعَ يَدَهُ فَإِذَا فِيهِ آيَةُ الرَّجْمِ تَلُوحُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ عَلَيْهِمَا الرَّجْمَ. وَلَكِنَّا نُكَاتِمُهُ بَيْنَنَا. فَأَمَرَ بِهِمَا فَرُجِمَا، فَرَأَيْتُهُ يُجَانِئُ عَلَيْهَا الْحِجَارَةَ.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala hiçbir şeyi bir Nebiin Kur'an'ı açıktan, güzel sesiyle okumasını dinlediği kadar dinlememiştir
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَا أَذِنَ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِنَبِيٍّ حَسَنِ الصَّوْتِ بِالْقُرْآنِ يَجْهَرُ بِهِ ".
Yunus b. Şihab şöyle demiştir: Bana Urve b. ZUbeyr. Said b. el-Müseyyeb. Alkame b. Vakkas ve Ubeydullah b. Abdullah iftiracıların Aişe r.anha'ya söylediklerini söyledikleri zamanki hadisini haber verdiler. Bunlardan her biri. hadisten bir parçayı bana nakletti. Bu hadisin sonunda Aişe r.anha şöyle demiştir: "Ben Yakub'un sözünü söyledikten sonra yatağımın üzerine yan yattıffi. O zaman kendimin berı (suçsuz) olduğunu ve Allah'ın da benim suçsuz olduğumu ortaya çıkaracağını bilmekteydim. Fakat ben Allah'a yemin ederim ki Allah'ın benim durumum hakkında tilavet edilecek bir vahiy indiriceğini zannetmiyordum ve elbette benim şanım, benim nefsim de bana ait bir meselede Allah'ın Kur'an'la tilavet olunacak bir kelam söylemesinden çok hakir idi ve Yüce Allah "Bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur" şeklinde başlayan ayetten 21. ayete kadar indirdi.(Nur)
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةُ بْنُ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ حَدِيثِ، عَائِشَةَ حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ مَا قَالُوا ـ وَكُلٌّ حَدَّثَنِي طَائِفَةً مِنَ الْحَدِيثِ ـ قَالَتْ فَاضْطَجَعْتُ عَلَى فِرَاشِي، وَأَنَا حِينَئِذٍ أَعْلَمُ أَنِّي بَرِيئَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ يُبَرِّئُنِي، وَلَكِنْ وَاللَّهِ مَا كُنْتُ أَظُنُّ أَنَّ اللَّهَ يُنْزِلُ فِي شَأْنِي وَحْيًا يُتْلَى، وَلَشَأْنِي فِي نَفْسِي كَانَ أَحْقَرَ مِنْ أَنْ يَتَكَلَّمَ اللَّهُ فِيَّ بِأَمْرٍ يُتْلَى، وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {إِنَّ الَّذِينَ جَاءُوا بِالإِفْكِ} الْعَشْرَ الآيَاتِ كُلَّهَا.
Bera şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yatsı namazı(nın bir rekatı) nda "ve't-tini ve'z-zeytuni" suresini okurken işittim. ondan güzel sesli yahut ondan güzel kıraatli hiçbir kimseyi dinlemiş değilim
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، أُرَاهُ عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الْعِشَاءِ {وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ} فَمَا سَمِعْتُ أَحَدًا أَحْسَنَ صَوْتًا أَوْ قِرَاءَةً مِنْهُ.
İbn Abbas radiyallahu anh şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de iken gizlenmişti. Namaz kıldınrken sesini yükseltirdi. Müşrikler Kur'an'ı işittikleri zaman hem Kur'an'a. hem onu getirene söverlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah Nebiine : "Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut"(İsra 110) buyurdu
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَوَارِيًا بِمَكَّةَ، وَكَانَ يَرْفَعُ صَوْتَهُ، فَإِذَا سَمِعَ الْمُشْرِكُونَ سَبُّوا الْقُرْآنَ وَمَنْ جَاءَ بِهِ، فَقَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لِنَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم {وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا}
Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a el-Ensari el-Mazini, oğlu Abdullah'a şöyle haber vermiştir: Ebu Said el-Hudrı kendisine "Seni görüyorum ki koyun beslemeyi ve çölde oturmayı seviyorsun. Davarların başında yahut çölünde iken namaz için ezan okuyacak olduğun zaman yüksek sesle nida et. Çünkü müezzin sesinin yetiştiği yere kadar insan, cin, hatta hiçbir şey yoktur ki ezanı duymuş olsun da kıyamet gününde müezzin için güzel şehadette bulunmasın" demiştir. Ebu Said, ben bu hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan işittim demiştir
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَهُ " إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ وَالْبَادِيَةَ، فَإِذَا كُنْتَ فِي غَنَمِكَ أَوْ بَادِيَتِكَ فَأَذَّنْتَ لِلصَّلاَةِ فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالنِّدَاءِ، فَإِنَّهُ لاَ يَسْمَعُ مَدَى صَوْتِ الْمُؤَذِّنِ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ، إِلاَّ شَهِدَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Aişe r.anha "Ben adet halinde iken başı kucağımda olduğu halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an okurdu" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'Güzelokumakta maharetli olan e'kiramu'l-berere ile beraberdij' sözü." Hadiste geçen "el-mahir" maharetli, işinin ehli demektir. Burada maksat güzel ezberle birlikte güzel tilavettir. "Mea sefereti'l-kirami'l-berere." Ebu Zerr'in rivayeti böyledir. Ancak elKüşmıhenı hadisi "mea's-sefera" şeklinde nakletmiştir. Çoğunluk muhaddislerin rivayetinde de nakil böyledir. Birincisi mevsufun sıfatına izafeti kabilindendir. "Sefera" den maksat katiplerdir. Kelimenin tekili katip örneğinde olduğu gibi "safir"dir. Kelime gerek vezin, gerek mana itibariyle katip iiI' aynı manayadır. Burada "el-Kiramu'l-berere"den maksat, Kur'an'ı levh-i mahfuzdan nakledenlerdir. Onlar "el-kiram" yani Allah katında değerli, şerefli olarak nitelenmişlerdir. "el-Berera" günahlardan arınmış, itaatkarlar demektir. "Kur'an'! seslerinizle zfnetlendiriniz." Buharl'nin maksadı, "tilavet"in "kulun fiili" olduğunu ispat etmektir. Çünkü kul, tilavetle süsleme, güzelleştirme ve coşturma katmaktadır. Bazen bunların zıtlı da vaki olmaktadır. Bütün bunlar, Buhari'nin maksadını göstermektedir. İbnü'l-Müneyyir buna işaret ederek şöyle demiştir: Hadisi şerh eden, İmam Buharl'nin maksadının Kur'an'ı güzel sesle okumanın caiz olduğunu vurgulamak olduğunu zannetmiştir. Oysa gerçek böyle değildir. Onun asıl maksadı, tilavetin güzelleştirme, terd', sesi alçaltma, yükseltme ve -Aişe r.anha'nın "Ben adet halinde iken başı kucağımda olduğu halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an okurdu" ifadesinde olduğu gibi- beşeri durumlarla birlikte bulunmak gibi daha önce geçen vasıflarına işaret etmektir. Bütün bunlar, tilavetin okuyan kimsenin fiili olduğunu ve onun, fiillerin nitelendiği şeylerle nitelEmdiğini zaman ve mekan zarflarıyla ilişkisi olduğunu ortaya koymaktadır
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَرَأْسُهُ فِي حَجْرِي وَأَنَا حَائِضٌ.
Ömer b. el-Hattab şöyle demiştir: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatında bir kere Hişam b. Hakım'i namazda el-Furkan suresini okurken işittim. Onun kıraatini dinledim. Hişam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana okutup öğretmediği birçok Arap şivesiyle okuyordu. Az kaldı namazı bozacaktım, fakat selam verinceye kadar zor sabrettim ve selam verir vermez hemen ridasını göğsünün üzerinde toparlayıp "Bu sureyi okuduğunu işittiğim şekilde sana kim okuttu?" diye sordum. O da "Bunu bana Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem okuttu!" diye cevap verdi. Ben derhal "Yalan söylüyorsun! Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sureyi bana senin okuduğu n lugattan başka bir lehçeyle okutup öğretti" dedim ve onu sürükleyerek Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna götürdüm ve "Ya Resulailah! Ben bu adamın Furkan suresini senin bana öğrettiğin lugattan başka lugatlarla okuduğunu işittim!" diye şikayet ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Ömer! Hele onun yakasını bırak!" buyurdu ve Hişam'a "Ya Hişam! Oku bakayım!" diye emretti. O da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı benim kendisinden işittiğim okuyuşla okudu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine "Bu sure böyle indirildif" dedi. Sonra bana "Ya Ömer! Sen de oku bakayım!" buyurdu. Ben de kendisinin bana okutmuş olduğu okuyuşla okudum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana da "Bu sure böyle indirildi!" diye okuyuşumu doğru bUldu ve "Şüphesiz bu Kur'an yedi lugat üzerine indirilmiştir. Bunlardan kolayınıza gelen lugatı okuyunuz!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'O halde Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun' emri." Burada "kıraat"tan maksat "namaz kılmak" tır. Çünkü kıraat, namazın rükünlerinden biridir. İmam Buhari bu konuda Hz. Ömer'in, Hişam b. Hakım ile, el-Furkan suresinin kıraati konusunda düştükleri ihtilafa yer vermiştir. Bu hadisin geniş açıklaması sayfa 1766 hadis no: 4992 de geçmişti. Bu başlığın ve hadisinin bundan önceki bablarla olan ilişkisi, keyfiyetteki farklılık ve kıraatin onu okuyana nispet edilmesinin caizliği açısındandır
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَبْدٍ الْقَارِيَّ، حَدَّثَاهُ أَنَّهُمَا، سَمِعَا عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَمَعْتُ لِقِرَاءَتِهِ، فَإِذَا هُوَ يَقْرَأُ عَلَى حُرُوفٍ كَثِيرَةٍ لَمْ يُقْرِئْنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَكِدْتُ أُسَاوِرُهُ فِي الصَّلاَةِ، فَتَصَبَّرْتُ حَتَّى سَلَّمَ، فَلَبَبْتُهُ بِرِدَائِهِ فَقُلْتُ مَنْ أَقْرَأَكَ هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ تَقْرَأُ قَالَ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ كَذَبْتَ، أَقْرَأَنِيهَا عَلَى غَيْرِ مَا قَرَأْتَ. فَانْطَلَقْتُ بِهِ أَقُودُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى حُرُوفٍ لَمْ تُقْرِئْنِيهَا. فَقَالَ " أَرْسِلْهُ، اقْرَأْ يَا هِشَامُ ". فَقَرَأَ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ يَا عُمَرُ ". فَقَرَأْتُ الَّتِي أَقْرَأَنِي فَقَالَ " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ، إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ".
İmran b. Husayn şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! (Cennetlik ve cehennemlik ezelde belli olduğuna göre) çalışanlar neye çalışıyorlar?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herkes ne için yaratıldıysa ona kolaylaştırılıp, hazırlanmıştır" buyurdu
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ يَزِيدُ حَدَّثَنِي مُطَرِّفُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عِمْرَانَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فِيمَا يَعْمَلُ الْعَامِلُونَ قَالَ " كُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ ".
Ali r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenazede bulundu. Orada eline bir değnek aldı, onunla yere vurup çizmeye başladı ve "Aranızdan cennetteki veya cehennemdeki yeri takdir edilip yazılmamış hiç kimse yoktur!" dedi. Sahabiler "Öyle ise (ameli terk edip) bu takdir ve yazıya dayanamaz mıyız?" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" Sizler çalışınız! Çünkü herkes yaratılmış olduğu şeye kolaylaştırılıp, hazırlanmıştır!" buyurdu ve şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa biz de onu en zora hazırlarız."(Leyl 5- 10) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen "ez-zikr" kelimesinden maksat, ezkar ve öğüt almadır denilmiştir. Bazıları bunun "hıfz" manasına olduğunu söylemişlerdir ki Mücahid'in açıklamasının gereği de budur
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، سَمِعَا سَعْدَ بْنَ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ فِي جِنَازَةٍ فَأَخَذَ عُودًا فَجَعَلَ يَنْكُتُ فِي الأَرْضِ فَقَالَ " مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ كُتِبَ مَقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ أَوْ مِنَ الْجَنَّةِ ". قَالُوا أَلاَ نَتَّكِلُ. قَالَ " اعْمَلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى} ". الآيَةَ.
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ''Allah mahlukları hükmedip tamamladığı zaman yanında bulunan bir kitap yazdı ve orada 'Rahmetim gazabıma galebe etti' -veya- rahmetim gazabımın önüne geçti- hükmünü yazdı. O kitap arşın üstünde, Allah'ın yanındadır
وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ بْنُ خَيَّاطٍ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَمَّا قَضَى اللَّهُ الْخَلْقَ كَتَبَ كِتَابًا عِنْدَهُ غَلَبَتْ ـ أَوْ قَالَ سَبَقَتْ ـ رَحْمَتِي غَضَبِي. فَهْوَ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ ".
Ebu Hureyre' nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Yüce Allah mahlukları yarc.t"YJadan önce bir kitap yazmış (ve onda) 'Benim rahmetim gazabımın önüne geçmiştir!' diye yazmıştır. O kitap, arşın üstünde Yüce Allah'ın yanında yazılmış bir kitaptır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Hakikatte o levh-i mahfuzda bulunan şerefli Kur'an'dır' sözü." İmam Buhari Halk-u Ef'ali'l-İbad'da bu ve bundan sonraki ayete yer verdikten sonra şöyle der: Yüce Allah Kur'an'ın muhafaza edildiğini ve satır satır yazıldığını belirtmektedir. Kalplerde bellenmiş, insanların dillerinde okunan ve Mushaflara yazılmış olan Kur'an, Allah'ın kelamı olarak mahluk değildir. Fakat mürekkep, kağıt, mushafın cildi gibi şeyler mahluktur. "Halbuki Yüce Allah'ın kitaplarından bir kitabın lafzım izale edebilecek hiçbir kimse yoktur. Fakat onlar "kitabı tahrif ederler" yani onu tevilinden başka bir tevil ile tevil ederler." Son dönem şerh bilginlerinden biri şöyle demiştir: Bu meselede bilginler birkaç görüş halinde ihtilaf etmişlerdir. Bunlardan birincisine göre daha önceki kitapların tamamı değiştirilmiştir. Bu kitaplara değer vermemenin caizliği yolunda nakledilen görüşün gereği budur. Ancak bu görüş bir ifraddır. Bu konuda mutlak olarak söylenen sözü, çoğunluğun görüşüdür diye anlamak gerekir. Aksi takdirde bu bir kendi görüşünde diretmekten ibarettir. Oysa bu kitaplardan değişikliğe uğramamış birçok şeyin kaldığı noktasında ayet ve haberler çoktur. Bunlardan birisi şu ayettir: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Nebie uyanlar (var ya) işte o Nebi onlara iyiliği emreder ... "(Araf 157) İki yahudinin recm edilmesi olayı da bunlardan biridir. O Tevrat'ta recm ayetinin var olduğundan söz edilmişti. Bu görüşü "De ki eğer doğru sözlü iseniz, o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun"(AI-i İmran 93) ayet i teyid etmektedir. Bir diğer görüşe göre bu kitaplarda değiştirme yapılmıştır, fakat bu, kitapların büyük kısmı için sözkonusudur. Bunun delilleri çoktur. Birinci görüşü de bu doğrultuda anlamak uygundur. Üçüncüsü bu kitapların çok az bir kısmında değişiklik yapılmıştır ve büyük bir kısmı olduğu gibi durmaktadır. Şeyh Takıyyuddin b. Teymiye, er-Reddü'ssahıh ala men beddele dine'l-Mesıh isimli eserinde bu görüşü savunmaktadır. "Bu Kur'an bana kendisiyle sizi" yani Mekkelileri "ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu." Demek ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kıyamete kadar gelecek herkes için bir uyarıcı olmuştur. İbn Ebi Hatim, bu haberi yukarıda zikredilen isnadla İbn Abbas'a ulaştırmaktadır. İbnü't-Tın şöyle der: "Ve men belağa" cümlesi, "belağahu" şeklindedir. Fiilin sonundan "hO" zamiri hazfedilmiştir. Bazıları ayete şu manayı vermişlerdir: Bu Kur'an bana kendisiyle sizi ve ergenlik çağına erişmiş herkesi uyarmam için vahyolundu. Bu iki manadan birincisi daha meşhurdur. İbn Ebi Hatim'in er-Redd ale'l-Cehmiyye isimli eserde nakline göre Abdullah b. Davud el-Hureybı şöyle demiştir: Kur'an-ı Kerim'de Cehm b. Safvan'ın taraftarlarına "Kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu" ayetinden daha şiddetli bir ayet yoktur. Ayetteki "ve men belağ" Kur'an'ın ulaştığı kimse demektir. Dolayısıyla o kişi Kur'an'ı sanki Yüce Allah'tan duymuş gibi olmaktadır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي غَالِبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، أَنَّ أَبَا رَافِعٍ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ كِتَابًا قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ الْخَلْقَ إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي. فَهْوَ مَكْتُوبٌ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ ".
Zehdem şöyle demiştir: Cerm kabilesiyle Eş'arller arasında bir sevgi ve kardeşlik vardı. Cerm kabilesinden olan bizler Ebu Musa el-Eş'arl'nin yanında bulunuyorduk O sırada ona içinde tavuk eti olan bir yemek yaklaştmldı. Ebu Musa'nın yanında Teymullah oğuIIarından, Araplardan başka bir millete mensupmuş gibi olan bir zat vardı. Ebu Musa onu yeeğe çağırdı o da "Ben tavuğu bir kere tiksindiğim pis bir şeyi yerken gördüm, onun etini yememeye yemin ettim" dedi. Ebu Musa ona şöyle dedi: Gel de ben sana bu konuda bir hadis nakledeyim. Ben Eş'arllerden bir topluluk içinde Nebiin yanına gitmiş, kendisinden bizlere cihada gitmek üzere binek ve yük taşıma hayvanları vermesini istiyorduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "VAllahi ben sizleri develere yükleyemem. Benim yanımda sizleri yükleyeceğim develer yoktur" diye yemin etti. Bu arada Nebie bir miktar ganimet develeri getirildi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri sorup "O Eş'arfler topluluğu nerede?" dedi. Bizlere hörgüçleri beyaz birkaç tane deve verilmesini emretti. Bundan sonra gittik ve kendi aramızda "Biz ne yaptık? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri develere yüklemeyeceğine ve yanında bizi yükleyecek develer olmadığına yemin etti. Sonra bizleri develere yükledi. Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yeminini unutturduk. VaIIahi biz asla felah bulmayız!" dedik. Akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına döndük ve ona bu yeminini hatırlattık. Bunun üzerine o "Sizleri develere yükleyen ben değilim. Lakin sizleri Allah yüklemiştir. Bir de ben vAllahi bir şeye yemin eder de sonra yemin ettiğim şeyin zıttını daha hayırlı görürsem muhakkak o hayırlı olan işi yaparım ve yeminimden kefaretle çıkarım" buyurdu
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، وَالْقَاسِمِ التَّمِيمِيِّ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كَانَ بَيْنَ هَذَا الْحَىِّ مِنْ جُرْمٍ وَبَيْنَ الأَشْعَرِيِّينَ وُدٌّ وَإِخَاءٌ، فَكُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ فَقُرِّبَ إِلَيْهِ الطَّعَامُ فِيهِ لَحْمُ دَجَاجٍ، وَعِنْدَهُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَيْمِ اللَّهِ كَأَنَّهُ مِنَ الْمَوَالِي، فَدَعَاهُ إِلَيْهِ فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا ف��قَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ لاَ آكُلُهُ. فَقَالَ هَلُمَّ فَلأُحَدِّثْكَ عَنْ ذَاكَ، إِنِّي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ نَسْتَحْمِلُهُ قَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ وَمَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ ". فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبِ إِبِلٍ فَسَأَلَ عَنَّا فَقَالَ " أَيْنَ النَّفَرُ الأَشْعَرِيُّونَ ". فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، ثُمَّ انْطَلَقْنَا قُلْنَا مَا صَنَعْنَا حَلَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يَحْمِلُنَا، وَمَا عِنْدَهُ مَا يَحْمِلُنَا، ثُمَّ حَمَلَنَا، تَغَفَّلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، وَاللَّهِ لاَ نُفْلِحُ أَبَدًا، فَرَجَعْنَا إِلَيْهِ فَقُلْنَا لَهُ فَقَالَ " لَسْتُ أَنَا أَحْمِلُكُمْ، وَلَكِنَّ اللَّهَ حَمَلَكُمْ، إِنِّي وَاللَّهِ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ، وَتَحَلَّلْتُهَا ".