Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 93. Bölüm
82 hadis, 3 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
22 hadis33 dk okuma
Enes b. Malik r.a. şöyle demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Ahzab savaşı esnasında) soğuk bir günün sabahında hendek kazılan yere çıktı ve Muhacirlerle Ensar hendek kazıyorlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Allahumme inne'l-hayra hayru'l-ahire, Fağfir li'l-ensari ve'l-muhacira Allah'ım hayır ancak hayrıdır ahiretin, Lutfeyle ensara ve muhacire mağfiretini" diye dua etti. Orada bulunan sahabiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e; Nahnullezine bayeu Muhammedu A!e'l-cihadi ma bakina ebeda Bizleriz bey'at eden Muhammed'e Cihada yaşadıkça devam edeceğiz. diye cevap verdiler
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي غَدَاةٍ بَارِدَةٍ وَالْمُهَاجِرُونَ وَالأَنْصَارُ يَحْفِرُونَ الْخَنْدَقَ فَقَالَ " اللَّهُمَّ إِنَّ الْخَيْرَ خَيْرُ الآخِرَهْ فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرَهْ " فَأَجَابُوا نَحْنُ الَّذِينَ بَايَعُوا مُحَمَّدَا عَلَى الْجِهَادِ مَا بَقِينَا أَبَدَا
Abdullah b. Ömer r.a. şöyle demiştir: Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e emirlerini dinlemek ve itaat etmek üzere bey'at ettiğimiz zaman O bizlere : "Gücünüzün yettiği kadar" buyurdu
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا إِذَا بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ يَقُولُ لَنَا " فِيمَا اسْتَطَعْتَ ".
Abdullah b. Dinar şöyle demiştir: İnsanlar Abdulmelik bin Mervan'ın halifeliği üzerinde birleştikleri zaman İbn Ömer'in yanında bulunuyordum. O: "Ben de Allah'ın ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti üzere Allah'ın kulu ve emiru'l-mu'minin Abdu'l-melik'e gücümün yettiği kadar emirlerini dinlemek ve itaat etmeye ikrar edip, söz veriyorum. Oğullarım da bu suretle bey'at ve ikrar vermişlerdir'' diye mektup yazdı
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ شَهِدْتُ ابْنَ عُمَرَ حَيْثُ اجْتَمَعَ النَّاسُ عَلَى عَبْدِ الْمَلِكِ ـ قَالَ ـ كَتَبَ إِنِّي أُقِرُّ بِالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ لِعَبْدِ الْمَلِكِ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى سُنَّةِ اللَّهِ وَسُنَّةِ رَسُولِهِ مَا اسْتَطَعْتُ، وَإِنَّ بَنِيَّ قَدْ أَقَرُّوا بِمِثْلِ ذَلِكَ.
Cerir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile emir ve yasaklarını dinlemek ve itaat etmek üzere bey'at ettim. O da bana: "Gücümün yettiği kadar" kaydını söylememi telkin etti. Bir de her Müslümana iyi niyetli olmak üzere bey'at ettim
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَايَعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ، فَلَقَّنَنِي، فِيمَا اسْتَطَعْتُ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ.
Abdullah b. Dinar şöyle anlatmıştır: İnsanlar Abdulmelik b. Mervan'a bey'at ettikleri zaman Abdullah b. Ömer de Allah'ın kulu, mu'minlerin emiri olan Abdulmelik'e bir mektup gönderip şöyle yazdı: "Allah'ın sünneti ve Resulünün sünneti üzere Allah'ın kulu, mu'minlerin emiri olan Abdulmelik b. Mervan'a emir ve yasaklarını dinleyip, itaat etmeyi ikrar edip söz veriyorum. Oğullarım da bunları ikrar edip söz vermişlerdir
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ لَمَّا بَايَعَ النَّاسُ عَبْدَ الْمَلِكِ كَتَبَ إِلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ عَبْدِ الْمَلِكِ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ إِنِّي أُقِرُّ بِالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ لِعَبْدِ اللَّهِ عَبْدِ الْمَلِكِ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، عَلَى سُنَّةِ اللَّهِ وَسُنَّةِ رَسُولِهِ، فِيمَا اسْتَطَعْتُ، وَإِنَّ بَنِيَّ قَدْ أَقَرُّوا بِذَلِكَ.
Yezid b. Ebi Ubeyd şöyle demiştir: Ben Seleme b. el-Ekva'a "Hudeybiye günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hangi şey üzere bey'at ettiniz?" diye sordum. O da "Ölmek üzere bey'at ettik" diye cevap verdi
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ، قَالَ قُلْتُ لِسَلَمَةَ عَلَى أَىِّ شَىْءٍ بَايَعْتُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ قَالَ عَلَى الْمَوْتِ.
Misver b. Mahreme şöyle anlatmıştır: Ömer b. Hattab'ın (kendisinden sonra halifeliği) kendilerine havale ettiği kimseler toplanıp, aralarında istişare ettiler. Abdurrahmanb. Avf onlara şöyle dedi: "Ben bu hilafet işi üzerine çekişecek değilim. Fakat şayet dilerseniz içinizden size birini seçeyim!" (Bu teklif üzerine) o topluluk bu tercihi Abdurrahman b. Avf'a bıraktı. Onlar kendilerinden birini tercih etme işlerini Abdurrahman'a havale edince insanlar Abdurrahman'a meylettiler, hatta ben insanlardan hiçbir kimseyi o topluluğa tabi olur ve onların izlerine basar diye düşünmüyordum. İnsanlar Abdurrahman'a meylettiler. Çünkü bu gecelerde halifelik işi üzerine istişare ediyorlardı. Nihayet sabahlayıp da Osman b. Affan'a bey'at ettiğimiz gece olunca Misver b. Mahreme şöyle dedi: Gecenin bir kısmı geçtikten sonra Abdurrahman b. Avf gelip, benim kapımı çaldı. Bunun üzerine uykudan uyandım. Bana "Seni uyumuş görüyorum. Allah'a yemin ederim ki benim gözüme bu üç geceden beri bir damla uyku girmedi. Hadi git, Zübeyr b. el-Awam ve Sa'd b. EbiVakkas'ı çağır!" dedi. Bunun üzerine ben de onun için bu iki sahabiyi çağırdım. Abdurrahman o ikisiyle istişare etti. Sonra beni tekrar çağırdı ve "Bana Ali b. Ebi Talib'i çağır!" dedi. Ben de Ali'yi çağırdım. Ali geldi. Abdurrahman b. Avf da gece yarısına kadar Ali ile gizli olarak konuştu. Sonra Ali b. Ebi Talib onun yanından kendisine (görev) verilmesi arzusuyla kalkıp gitti. Abdurrahman b. Avf da Ali tarafından fitneye yönelik bir muhalefet gelmesinden endişe ediyordu. Sonra Abdurrahman "Bana Osman'ı çağır!" dedi. Ben de Osman' ı çağırdım. Abdurrahman onunla da müezzin sabah eza nı ile aralarını ayırıncaya kadar gizli gizli konuştu. Nihayet insanlara sabah namazını kıldırdığı zaman bu Şura minberin yanında toplandı. Abdurrahman Muhacirlerden ve Ensardan hazır bulunan kimselere haber gönderip çağırttı. Ordu kumandanıarına da haber gönderip çağırttı. Bunların hepsi o yıl Ömer'le beraber Mekke'ye gelip buluşmuş ve birlikte hac yapmışlardı (ve Medine'ye de birlikte dönmüşlerdi). Bunlar toplandıkları zaman Abdurrahman (minber üzerinde oturup) şehadet kelimelerini söyledi. Bundan sonra "imdi" diyerek şu konuşmayı yaptı ve "Ya Ali! Ben insanların bu işteki tercihlerine iyice bakıp araştırdım. İnsanların Osman'a meylettiklerini gördüm. Onun için sen (benim Osman' i tercih etmemden dolayı) sakın kendin alyehine bir davranışa sebep olma!" dedi. Abdurrahman, Osman'a hitaben de "Ya Osman! Ben sana Allah'ın sünneti, Resulünün sünneti ve Resulünden sonra geçen iki halifesinin sünneti üzere bey'at ediyorum!" dedi ve bu konuşmanın ardından Abdurrahman, Osman'a bey'at etti. Bundan sonra bütün insanlar, Muhacirler, Ensar, ordu kumandanıarı ve bütün Müslümanlar da Osman'a bey'at ettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanların devlet başkanına nasıl bey'at edecekleri" Başlıkta yer alan "keyfiyet = nasıllık"tan maksat, burada yer verilen altı hadisin ışiğında fiilen nasıl hareket edileceği değil, bey'atın hangi sözcüklerle yapılacağıdır. Bu da (emir ve yasakları) dinleyip, itaat etmeye, hicrete, cihatta sabrederek ölmek pahasına bile olsa cihad meydanından kaçmamaya, kadınların bey'atını sağlamaya ve İslam'a tabi olmaya bey'at edip, söz vermek şeklindedir. Bütün bunlar onların arasında yapılan bey'at te sözlü olarak ifade edilmiştir. "İnsanlar Abdulmelik'in halifeliği üzerinde birleştikleri zaman." Burada adı geçen Abdulmelik'ten maksat, Abdulmelik b. Mervan b. el-Hakem'dir. "Birleşmek" kelimesinden maksat ise, söz birliği etmektir. İnsanların bundan önceki görüşleri ayrı ayrı idi. Bundan önce ortada iki kişi vardı ve bunlardan her biri halifeliğin kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Bunlar Abdulmelik b. Mervan ve Abdullah b. Zübeyr idi. Abdullah b. Zübeyr, Mekke'de ikamet ediyordu ve Muaviye'nin ölümünden sonra Beytullah'a sığındı. Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten kaçındı. Yezid ise defalarca onun için ordu hazırladı. Yezid, İbnü'z-Zübeyr'in üzerine gönderdiği orduları Mekke'yi kuşatmışken vefat etti. İbnü'z-Zübeyr, Yezid 61 yılının rebiul ewelinde vefat edinceye kadar halifelik iddiasında bulunmadı. İnsanlar Hicaz'da ona bey'at ettiler. Uzakta bulunan belde halkı ise Muaviye b. Yezid b. Muaviye'ye bey'at ettiler. Bu Muaviye sadece kırk gün kadar yaşadı ve sonra öldü. Etrafta bulunan halkın büyük çoğunluğu Abdullah b. Zübeyr'e bey'at etti. Hicaz, Yemen, Mısır, Irak, bütün doğu bölgesi, Dimeşk'e kadar tüm Şam beldesinin idaresi Abdullah'ın eline geçti. Ümeyye oğullarının tümü ve onların paralelinde olanlar hariç kimse Abdullah'a bey'atten geri durmadı. Muhalifler Filistin'de idiler ve Mervan b. el-Hakem'in başkanlığı altında bir araya gelip, halife olarak ona bey'at ettiler. Mervan kendisine itaat edenlerle birlikte Dimeşk tarafına doğru yola çıktı. ed-Dahhak b. Kays orada İbnü'z-Zübeyr'e bey'at etmişti. Taraflar Mercu'r-Rahit denilen yerde çarpışmaya başladılar. ed-Dahhak orada o yılın zilhicce ayında öldürüldü. Böylece Mervan Şam'a galip geldi. Sonra bütün Şam'ın idaresine hakim oldu. Buradan Mısır'a doğru hareket etti. Orada İbnü'z-Zübeyr'in valisi Abdurrahman b. Cahdar'ı kuşattı. Sonunda 65 senesinin Rebiul ewel ayında Mısır'a da galip geldi. Ardından aynı yıl içinde vefat etti. Onun iktidar süresi altı ay sürdü. Mervan halifeliği kendisinden sonra oğlu Abdulmelik b. Mervan'a verdi. Abdulmelik babasının yerine geçti ve Şam, Mısır ve batı bölgelerinin idaresi eline geçti. İbnü'z-Zübeyr ise Hicaz, Irak ve doğu kesimine hakimdi. Ancak el-Muhtar b. EbI' Ubeyd Kufe'ye hakim oldu. O ehl-i beytten el-Mehdl'ye davet ediyordu. el-Muhtar orada iki yıl kadar kaldı. Sonra Basra emiri Mus'ab b. Zübeyr onun üzerine yürüdü. Kendisini kuşattı ve 67 yılının Ramazan ayında onu katletti. Böylece Irak'ın tüm idaresi İbnü'z-Zübeyr'in eline geçti ve bu, 71 yılına kadar devam etti. Bundan sonra Abdulmelik, Mus'ab'ın üzerine yürüdü, onunla çarpıştı. Nihayet aynı yılın cemaziyelahirinde onu katletti. Böylece bütün Irak'ı ele geçirmiş oldu. İbnü'z-Zübeyr'in elinde sadece Hicazla Yemen kaldı. Abdulmelik ona karşı Haccac'ın emrinde bir birlik techiz etti. Haccac 72 senesinde İbnü'z-Zübeyr'i kuşattı. Sonunda 73 senesinin Cemaziyelewel'inde Abdullah b. Zübeyr şehid edildi. Abdullah b. Ömer bu süre zarfında İbnü'z-Zübeyr'e veya Abdulmelik'e bey'at etmekten kaçındı. Ayrıca o Ali veya Muaviye'ye bey'at etmekten de kaçınmıştı. İbn Ömer daha sonraları Muaviye, el-Hasen b. Ali ile anlaşmaya varıp, insanlar onun hilafeti üzerinde birleşince ona bey'at etti. Oğlu Yezid'e de Muaviye'nin vefatından sonra insanlar etrafında birleştikten sonra bey'at etti. Sonra ihtilaf olduğu sürece hiç kimseye bey'at etmedi. Nihayet İbnü'z-Zübeyr şehid edilip, idare tamamıyla Abdulmelik'in eline geçince ona bey'at etti. "İnsanlar Abdulmelik'in halifeliği üzerinde birleştikleri zaman" cümlesinin manası budur. Yakup b. Süfyan'ın Tarih'inde Said b. Harb el-Abdl"den naklen şöyle bir açıklaması yer almaktadır: "İbnü'z-Zübeyr'e bey'at edilince, İbn Ömer'e haber gönderdiler. İbn Ömer bey'at için elini uzattığında tir tir titriyordu. Şöyle dedi: 'Vallahi hiçbir fırkaya bey'atımı verecek değilim. Hiçbir topluluktan da onu esirgemeyeceğim.' İbn Ömer bey'atten kısa bir süre sonra aynı yıl içinde Mekke'de vefat etti. Daha önce Hac bölümünde geçtiği üzere Abdulmelik, Haccac'a hacda yapılması gereken ibadetler (menasik) konusunda İbn Ömer' e uymasını emretmişti. Iydeyn bölümünde açıklandığı üzere Haccac ona zehirli mızrağını sapladı ve vefatına sebep oldu. "Ömer b. Hattab'ın kendisinden sonra halifelik işini kendilerine havale ettiği kimseler." Yani belirlemiş olduğu kimseler. Hz. Ömer, halifenin onların arasından danışma yoluyla seçilmesini istemişti. Bir başka ifadeyle Hz. Ömer aralarında halife olacak kişi hakkında onları danışmalarda bulunmakla görevlendirmişti. Bu konunun geniş bir açıklaması Osman'ın menkıbeleri başlığı altında geçmişti. Hz. Ömer, Ebu Lü'lü tarafından hançerlenince insanlar kendisine "Yerine halife göster" dediler. Ömer "Bu göreve şu topluluktan daha layık kimse yoktur" dedi ve Ali, Osman, ez-Zübeyr, Talha, Sa'd ve Abdurrahman'ın ismini verdi. Orada "Hz. Ömer'in toprağa verilme işlemi bittikten sonra bu danışma heyeti toplandı" cümlesi de yer almaktadır. "Onun izinebasmaz." Yani onun arkasından yürür. Bu cümle "yüz çevirme" fiilinin kinayeli anlatımıdır. "İnsanlar Abdurrahman'a meylettiler." Abdurrahman b. Avf bu cümleyi insanların neden meylettiğini beyan etmek için tekrarladı. Bu sebep "Çünkü bu gecelerde halifelik işi üzerine istişare ediyorlardı" cümlesidir. ...... İbharra'l-leylu" gece yarısı oldu demektir. "Sonra Ali b. Ebi Talib onun yanından kendisine (görev) verilmesi arzusuyla kalkıp gitti." Yani kendisini göreve getirir arzusuyla kalkıp gitti. "Abdurrahman b. Avf da Ali tarafından fitneye ve karışıklığa nden olacak bir muhalefetin gelmesinden endişe ediyordu." İbn Hubeyre şöyle demiştir: Zannediyorum o Ali hakkındaki propagandaya ve buna benzer faaliyetlere işaret ediyordu. Bu cümleyi Abdurrahman'ın, Ali'den kendisine bir tehlike geleceği endişesi içinde olduğu şeklinde yorumlamak mümkün değildir. Bizim anladığımız kadarıyla Abdurrahman bir başkasına bey'at ederse Ali'nin ona itaat etmeyeceğinden endişe ediyordu. Nitekim "Sakın kendi aleyhinde olabilecek bir davranışa yeltenme!" cümlesi ile buna işaret ediyordu. "Sonra bana Osman' i çağır dedi." Abdurrahman'ın o gece Osman'dan önce Aliyle konuşmuş olduğu noktasında bu cümle gayet açık ve nettir. "Ordu kumandanıarına da haber gönderip çağırttı. Bunların hepsi o yıl Ömer'le beraber Mekke'ye gelip buluşmuş ve birlikte hac yapmışlardı." Yani tümü Mekke'ye gelmişler, Ömer'le birlikte haccetmişler ve Medine'ye de birlikte gitmişlerdi. Bunlar Şam emiri Muaviye, Hıms emiri Umeyr b. Sa' d, Kufe emiri Muğira b. Şube, Basra emiri Ebu Musa el-Eş'arı ve Mısır emiri Amr b. el-As' dı. "Sakın kendi aleyhinde olabilecek bir davranışa yeltenme!" Yani sakın çoğunluğa katılmayarak kendine kınanma yolu açma. Bu ifade, Abdurrahman'ın Osman'a bey'at konusunda tereddüt içinde olmadığını gayet açık olarak ifade etmektedir. Fakat Amr b. Meymun'un rivayetinde daha önce şöyle açık bir ifade geçmişti: "Abdurrahman işe Ali ile başladı. Onun elini tuttu ve 'Bilindiği üzere senin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e akraba olmak ve İslam' a ilk girenlerden bulunmak gibi bir özelliğin var. Sana yeminle söylüyorum ki seni emir tayin edersem adaletten şaşmayacaksın. Osman'ı emir tayin edersem emirlerini ve yasaklarını dinleyecek, ona itaat edeceksin' dedi. Abdurrahman bundan sonra diğer adayla başbaşa kaldı. Ona da Ali'ye söylediğinin aynısını söyledi. Adaylardan söz alınca 'Kaldır elini ey Osman' dedi ve ona bey'at etti. Ardından da Ali bey'at ettL" Bu iki rivayeti birbiriyle uzlaştırmak şöyle ce mümkün olur: Amr b. Meymun diğer ravinin ezberlemediğini ezberlemiş olabilir ya da diğer ravi de bu haberi ezberlemiştir, fakat bazı raviler bunu zikretmemiş olabilirler. İbnü'l-Müneyyir şöyie demiştir: Bu hadis yetki verilmiş olan vekilin -vekil açıkça belirtmemiş bile olsa- bir başkasını ve kil etmesinin caiz olduğunu göstermektedir. Zira danışma heyetinde bulunan beş kişi halife adayını belirleme işini Abdurrahman'a verdiler ve bu konuda onu tek yetkili kıldılar. Abdurrahman -Ömer danışma heyetine teker teker yetki vermediği halde- tek başına hareket etti. İbnü'l-Müneyyir şöyle devam eder: Bu hadis, İmam Şafil'nin şu görüşünü desteklemektedir: Bir kimse "Bu meselede iki görüş vardır" demişse, bunun anlamı benim nazarımda gerçek bu iki görüştedir. Ben bunlardan birini belirleme konusunda şu anda düşünmekteyım demektir. Hadise göre bir konuda ittifak edilen görüşün dışında bir başka görüş daha ortaya koymak caiz değildir. Danışma heyetine bir yedinci kişiyi katmak söylediğimize örnek teşkil eder. İbnü'lMüneyyir şöyle der: Abdurrahman'ın Osman'ın adaylığını, Ali'nin adaylığından sonraya bırakması güzel bir politikadır ve bu Hz. Yusuf'un kralın kaybolan su kabını arama olayında kardeşinin yükünü aramayı en sona bırakmasından alınmıştır. Abdurrahman'ın maksadı halife seçiminde taraflı davrandığı şeklindeki töhmeti ortadan kaldırmak ve firasetini gizlemekti. Zira o bey'at gerçekleşmeden önce Osman' i tercih ettiğinin ortaya çıkmaması görüşünde idi
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ حُمَيْدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ أَخْبَرَهُ. أَنَّ الرَّهْطَ الَّذِينَ وَلاَّهُمْ عُمَرُ اجْتَمَعُوا فَتَشَاوَرُوا، قَالَ لَهُمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ لَسْتُ بِالَّذِي أُنَافِسُكُمْ عَلَى هَذَا الأَمْرِ، وَلَكِنَّكُمْ إِنْ شِئْتُمُ اخْتَرْتُ لَكُمْ مِنْكُمْ. فَجَعَلُوا ذَلِكَ إِلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ، فَلَمَّا وَلَّوْا عَبْدَ الرَّحْمَنِ أَمْرَهُمْ فَمَالَ النَّاسُ عَلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَتَّى مَا أَرَى أَحَدًا مِنَ النَّاسِ يَتْبَعُ أُولَئِكَ الرَّهْطَ وَلاَ يَطَأُ عَقِبَهُ، وَمَالَ النَّاسُ عَلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ يُشَاوِرُونَهُ تِلْكَ اللَّيَالِيَ حَتَّى إِذَا كَانَتِ اللَّيْلَةُ الَّتِي أَصْبَحْنَا مِنْهَا، فَبَايَعْنَا عُثْمَانَ قَالَ الْمِسْوَرُ طَرَقَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بَعْدَ هَجْعٍ مِنَ اللَّيْلِ فَضَرَبَ الْبَابَ حَتَّى اسْتَيْقَظْتُ فَقَالَ أَرَاكَ نَائِمًا، فَوَاللَّهِ مَا اكْتَحَلْتُ هَذِهِ اللَّيْلَةَ بِكَبِيرِ نَوْمٍ، انْطَلِقْ فَادْعُ الزُّبَيْرَ وَسَعْدًا، فَدَعَوْتُهُمَا لَهُ فَشَاوَرَهُمَا ثُمَّ دَعَانِي فَقَالَ ادْعُ لِي عَلِيًّا. فَدَعَوْتُهُ فَنَاجَاهُ حَتَّى ابْهَارَّ اللَّيْلُ، ثُمَّ قَامَ عَلِيٌّ مِنْ عِنْدِهِ، وَهْوَ عَلَى طَمَعٍ، وَقَدْ كَانَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَخْشَى مِنْ عَلِيٍّ شَيْئًا، ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِي عُثْمَانَ، فَدَعَوْتُهُ فَنَاجَاهُ حَتَّى فَرَّقَ بَيْنَهُمَا الْمُؤَذِّنُ بِالصُّبْحِ، فَلَمَّا صَلَّى لِلنَّاسِ الصُّبْحَ وَاجْتَمَعَ أُولَئِكَ الرَّهْطُ عِنْدَ الْمِنْبَرِ، فَأَرْسَلَ إِلَى مَنْ كَانَ حَاضِرًا مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ، وَأَرْسَلَ إِلَى أُمَرَاءِ الأَجْنَادِ وَكَانُوا وَافَوْا تِلْكَ الْحَجَّةَ مَعَ عُمَرَ، فَلَمَّا اجْتَمَعُوا تَشَهَّدَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ ثُمَّ قَالَ أَمَّا بَعْدُ يَا عَلِيُّ، إِنِّي قَدْ نَظَرْتُ فِي أَمْرِ النَّاسِ فَلَمْ أَرَهُمْ يَعْدِلُونَ بِعُثْمَانَ، فَلاَ تَجْعَلَنَّ عَلَى نَفْسِكَ سَبِيلاً. فَقَالَ أُبَايِعُكَ عَلَى سُنَّةِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْخَلِيفَتَيْنِ مِنْ بَعْدِهِ. فَبَايَعَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ، وَبَايَعَهُ النَّاسُ الْمُهَاجِرُونَ وَالأَنْصَارُ وَأُمَرَاءُ الأَجْنَادِ وَالْمُسْلِمُونَ.
Seleme b. Ekva şöyle demiştir: (Hudeybiye'de) ağaç altında ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at etmiştik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Ya Seleme! Sen bey'at etmez misin?" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! Ben ilk başta bey'at ettim!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İkincide de bey'at et" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İki kere bey'at etme." Söylenmek istenen, bir durumda iki kez bey'at etmektir. "Ben ilk başta bey'at ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İkincide de bey'ot et" buyurdu. "İkinci"den maksat içinde bulundukları o vakittir. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Nebi s.a.v. Seleme'nin cesaretini, İslam uğruna çektiklerini ve sebatkarlıktaki şöhretini bildiği için onun bey'atı nı pekiştirmek istedi. Bundan dolayı bey'at ederek fazilet kazanması için bunu tekrarlamasını emretti. Bizim kanaatimiz ise şudur: Seleme önce bey'at etmeye davranmış, sonra yakın bir yere oturmuş, insanlar da son ferdi kalıncaya kadar bey'ata devam etmiş olabilirler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ondan kendisine yapılan bey'atın ardarda gelmesi ve arada boşluk olmaması için bey'at etmesini istemiş olabilir. Çünkü her şeyin başlangıcında adet, bunu yapanın çok olup, ardarda devam etmesidir. O görevi yapanlar sona erdiğinde son gelenle öncekiler arasında bir boşluk meydana gelebilir. Bu hadiste Seleme'nin zikredilen şeylerle ayrıcalıklı olduğu sonucu çıkmaz. Gerçek şu ki İbn Battal'ın Seleme hakkında işaret ettiği cesaret ve diğer vasıflar o sırada henüz ortaya çıkmamıştı. Zira bütün bu nitelikler daha sonra Zukared gazvesinde ortaya çıktı. Çünkü bu savaşta es-Serh denilen mevkii üzerine hücum eden müşriklerden geri aldı ve anıçırın elbiselerini ganimet olarak ele geçirdi. Sonunda Resulullah s.a.v. ona ganimetten bir süvari, bir de yaya hissesi tahsis etti. En uygun olanı şöyle demektir: Nebi s.a.v. ondaki bu özellikleri tespit etti ve o da iki kez bey'at etti. Resulullah s.a.v. bu hareketiyle Seleme'nin savaşta iki kişi yerini tutabileceğini işaret etti. Seleme gerçekten böyle idi
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ بَايَعْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَقَالَ لِي " يَا سَلَمَةُ أَلاَ تُبَايِعُ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ بَايَعْتُ فِي الأَوَّلِ. قَالَ " وَفِي الثَّانِي ".
Ebu Akll Zühre b. Mabed'in nakline göre Abdullah b. Hişam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanına yetişmiş ve annesi Zeynep binti Humeyd kendisini (Mekke'nin fethinde) Restilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürmüştü. Annesi "Ya Resulallah! Onunla bey'at etseniz" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "O küçüktür!" buyurdu ve çocuğun başını, eliyle dokunup okşayarak kendisine dua etti. Hadisi rivayet eden Zühre "(Büyük babam Abdullah b. Hişam) bütün ev halkı adına bir tek koyun kurban ederdi" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "çocuğun bey'atı." Yani çocuğun bey'atı meşru mudur yoksa değil midir? İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: İmam Buharl'nin attığı başlık bu konuda insanı yanılgıya düşÜrmektedir. Hadis ise bu yanılgıyı gidermektecj.ir. Hadis küçük çocuğun bey'atının geçerli olacağını göstermektedir. Buhari bu konuda Abdullah b. Hişam et-Teymı hadisine yer vermiştir. Buraya alınan, Şirket Bölümünde tamamı daha önce geçen hadisin bir kısmıdır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي أَيُّوبَ ـ قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو عَقِيلٍ، زُهْرَةُ بْنُ مَعْبَدٍ عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ هِشَامٍ، وَكَانَ، قَدْ أَدْرَكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَذَهَبَتْ بِهِ أُمُّهُ زَيْنَبُ ابْنَةُ حُمَيْدٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَايِعْهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هُوَ صَغِيرٌ " فَمَسَحَ رَأْسَهُ وَدَعَا لَهُ، وَكَانَ يُضَحِّي بِالشَّاةِ الْوَاحِدَةِ عَنْ جَمِيعِ أَهْلِهِ.
Cabir b. Abdullah'ın nakline göre bedevinin biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam üzere bey'at etmişti. Sonra bu kişiye Medine'de bir humma hastalığı isabet etti de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Ya Resulallah! Benim bey'at mı çöz de (çöle döneyim)!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu kabul etmedi. Sonra o kişi tekrar geldi ve yine "Benim bey'atımı çöz (de ben yine çöle döneyim!)" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu isteği yine kabul etmedi. Bunun üzerine bedevi (çöle dönmek üzere) çıkıp gitti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Medine demirci körüğü gibidir. Pislikleri dışarı atar, temiz olanı alıkor" buyurdu. İmam Buhari bu konuda bedevi ile ilgili olarak Cabir hadisine yer verdi. Bu hadisin açıklaması 45.bab da 2355.sayfada geçti
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ،. أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ فَأَصَابَ الأَعْرَابِيَّ وَعْكٌ بِالْمَدِينَةِ، فَأَتَى الأَعْرَابِيُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَقِلْنِي بَيْعَتِي، فَأَبَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي فَأَبَى، ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي فَأَبَى فَخَرَجَ الأَعْرَابِيُّ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ تَنْفِي خَبَثَهَا وَيَنْصَعُ طِيبُهَا ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Üç (kişi vardır ki) Allah kıyamet gününde onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz ve onlar için (yaptıklarına karşılık) elem verici bir azap vardır: (Bunlardan birincisi) yol üzerinde (ihtiyacından) fazla bir suyu bulunan ve onu yolculardan alıkoyan kimsedir. (İkincisi) devlet başkanına yalnız dünya menfaati için bey'at eden kimsedir. Devlet başkanı ona istediğini verirse kendisine vefakar olur, aksi takdirde ahdini yerine getirmez. (Üçüncüsü) malını ikindiden sonra bir adama satıp, Allah adına yemin ederek 'Bu mala şöyle şöyle fiyat verilmiştir' diyendir. Müşteri de o kimsenin sözüne-dediği kadar verilmediği halde- inanır da o malı kendisinden yüksek bedelle satın alır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Devlet başkanına sırf dünya menfaati için bey'at etme." Yani devlet başkanlığına layık olan kimseye bey'at etmede Allah'a itaatı hedeflemeyen kimse. İmam Nevevı şöyle demiştir: "Allah onlarla konuşmaz" cümlesinin manası Allah onlardan razı olduğunu göstererek, razı olduğu kimselerle konuştuğu gibi konuşmaz. Aksine gazap ettiğini gösteren bir ifadeyle konuşur demişlerdir. Bazılarına göre bu cümleden maksat, Cenab-ı Allah onlardan yüz çevirir demektir. Başka bazı bilginlere göre Allah onlarla kendilerini sevindirecek bir şey konuşmaz, demektir. Başka bazı bilginler ise Yüce Allah onlara selamı ile birlikte melekleri göndermez demişlerdir. ''Allah onlara bakmaz" (Bu cümle hadiste yok) cümlesinin manasına gelince, Allah onlardan yüz çevirir demektir. Allah'ın kullarına bakması, onlara rahmet etmesi ve lütufta bulunmasıdır. "Allah onları temize çıkarmaz" demek, onları günahlarından arındırmaz demektir. Bazılarına göre ise onları övmez an lamınadır. Hadiste geçen "İbnu's-Sebll" suya ihtiyaç duyan yolcu demektir. Fakat bundan harbi ve mürtedler -küfürde ısrarcı oldukları takdirde- istisna tutulmuştur. G:l nlara suyu alma müsadesi vermek gerekmez. Yeminle ikindi sonrasının birlikte zikredilmesi, bu vaktin gece ve gündüz meleklerinin toplanması ve başka ne'denlerle şerefli bir vakit olmasından dolayıdır. Hadiste sözü edilen şekliyle devlet başkanına bey'at eden kimsenin hadiste zikredilen tehdide layık olması Müslümanların liderini aldatmasından dolayıdır. Devlet başkanını aldatmanın ayrılmaz parçası halkı aldatmaktır. Zira bunda fitne uyandırmaya sebep olmak vardır. Özellikle o kişi bu konuda örnek alınan şahıslardan biri ise. Hattabi şöyle demiştir: Yalan yere yemin her vakit haram olduğu halde günahın büyüklüğünün ikindi vaktine tahsis edilmesi, Yüce Allah'ın bu vaktin şanını yüceltmesinden dolayıdır. Çünkü Allah bu vakitte melekleri bir araya toplar. İkindi amellerin sona erdiği vakittir. Her şey sonuna göre değerlendirilir. Netice olarak bu vakitteki günah, kulun cüret edip de buna atılmaması için ağır ve büyük olmuştur. Zira bu vakitte günah işlemeye cüret eden kimse, başka vakitte işlemeyi adet haline getirir. Selef bilginleri ikindiden sonra yemin ediyorlardı. Bu da hadiste yer almıştır. Bu hadis, bey'atını bozan ve devlet başkanına isyan eden kimselere ağır bir tehdit ihtiva etmektedir. Zira bu tavır, Müslümanların tefrikaya düşmelerine yol açar. Öte yandan ahde vefa, ırz, namus, mal ve canı korur. Devlet başkanına bey'at etmede asılolan, kişinin ona hakka göre hareket edeceği, şer'i cezaları uygulayacağı, iyiliği emredip, kötülüğü yasaklayacağı şartıyla bey'at etmesidir. Her kim bey'atını esas hedeflenen amacı göz önüne almaksızın devlet başkanının vereceği bir mala karşılık yaparsa apaçık bir hüsrana düşer ve hadiste sözü edilen tehdide muhatap olur. Yüce Allah onu yaptıklarından dolayı affetmezse bu cezaya maruz kalır. Hadise göre kişinin Allah rızasını hedeflemediği ve sadece dünya malını istediği her türlü amel fasittir ve bunu işleyen günahtadır. Başarıya ulaştıracak olan sadece Yüce Allah'tır
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ثَلاَثَةٌ لاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَلاَ يُزَكِّيهِمْ، وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ رَجُلٌ عَلَى فَضْلِ مَاءٍ بِالطَّرِيقِ يَمْنَعُ مِنْهُ ابْنَ السَّبِيلِ، وَرَجُلٌ بَايَعَ إِمَامًا لاَ يُبَايِعُهُ إِلاَّ لِدُنْيَاهُ، إِنْ أَعْطَاهُ مَا يُرِيدُ وَفَى لَهُ، وَإِلاَّ لَمْ يَفِ لَهُ، وَرَجُلٌ يُبَايِعُ رَجُلاً بِسِلْعَةٍ بَعْدَ الْعَصْرِ فَحَلَفَ بِاللَّهِ لَقَدْ أُعْطِيَ بِهَا كَذَا وَكَذَا فَصَدَّقَهُ، فَأَخَذَهَا، وَلَمْ يُعْطَ بِهَا ".
Ubade b. es-Samit şöyle demiştir: Bizler bir mecliste otururken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şöyle buyurdu: "Allah'a (ibadette) hiçbir şeyi ortak etmemek, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınzz hiçbir yalanla kimseye bühtan etmemek, hiçbir maruf işte isyan etmemek üzere bana bey'at ediniz. İçinizden her kim sözünde durursa, onun mükofatı Allah'zn üzerindedir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada cezaya uğrarsa bu onun için kefarettir. Bunlar0an birini yapıp da yaptığı o fiili Yüce Allah örtüp gizlerse onun işi Allah'a ka/zr. Isterse ona ceza verir, dilerse onu affeder." Biz de bu şart üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at ettik
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، وَقَالَ اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ، يَقُولُ قَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ فِي مَجْلِسٍ " تُبَايِعُونِي عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلاَ تَسْرِقُوا، وَلاَ تَزْنُوا، وَلاَ تَقْتُلُوا أَوْلاَدَكُمْ، وَلاَ تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ وَلاَ تَعْصُوا فِي مَعْرُوفٍ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ فِي الدُّنْيَا فَهْوَ كَفَّارَةٌ لَهُ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَسَتَرَهُ اللَّهُ فَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ إِنْ شَاءَ عَاقَبَهُ وَإِنْ شَاءَ عَفَا عَنْهُ "، فَبَايَعْنَاهُ عَلَى ذَلِكَ.
Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Allah' a hiçbir şeyi ortak koşmamalan '(Mümtehine 12) ayetinin sözleri ile kadınların bey'atlarını kabul ederdi. Aişe r.anha şöyle devam etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eli bey'at esnasında hiçbir kadının eline dokunmamıştır. Ancak (nikahına veya hürriyetine) malik olduğu kadınlar müstesna
حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُبَايِعُ النِّسَاءَ بِالْكَلاَمِ بِهَذِهِ الآيَةِ {لاَ يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا} قَالَتْ وَمَا مَسَّتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَ امْرَأَةٍ، إِلاَّ امْرَأَةً يَمْلِكُهَا.
Ümmü Atıyye şöyle demiştir: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at ettik. Bize ''Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları"(Mümtehine 12) ayet-i kerimesini okudu ve (ölü üzerine) çığlıkla matem tutmamızı yasakladı. Bunun üzerine kadınlardan birisi bey'at etmekten elini çekti ve "Ya ResulallahI Filanca kadın cahiliye mateminde bana yardım etmişti. Ben şimdi onun bendeki hakkını karşılayıp ödemek istiyorum!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kadına hiçbir şey söylemedi. Bunun üzerine kadın gitti. Sonra dönüp bey'at etti. Ümmü Atıyye şöyle demiştir: Benimle birlikte bey'at eden kadınlardan anca Ümmü Süleym, Ümmü'l-Na, Ebu Sebre'nin kızı Muaz b. Cebel'in hanımı yahut Ebu Sebre'nin kızı ve Muaz b. Cebel'in hanımından başkası bu bey'atteki feryatla ağlamama şartına riayet etmedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis yabancı bir kadının konuşmasını dinlemenin mubah olduğunu, sesinin avret olmadığını, zorunluluk yokken tenine değmenin yasak olduğunu göstermektedir
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ بَايَعْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَ عَلَىَّ {أَنْ لاَ يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا} وَنَهَانَا عَنِ النِّيَاحَةِ، فَقَبَضَتِ امْرَأَةٌ مِنَّا يَدَهَا فَقَالَتْ فُلاَنَةُ أَسْعَدَتْنِي وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أَجْزِيَهَا، فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا، ثُمَّ رَجَعَتْ، فَمَا وَفَتِ امْرَأَةٌ إِلاَّ أُمُّ سُلَيْمٍ وَأُمُّ الْعَلاَءِ، وَابْنَةُ أَبِي سَبْرَةَ امْرَأَةُ مُعَاذٍ أَوِ ابْنَةُ أَبِي سَبْرَةَ وَامْرَأَةُ مُعَاذٍ.
Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Bir bedevi Nebie gelerek "Ya Resulallah! Benimle İslam üzere bey'at et" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onunla İslam üzere bey'at etti. Sonra ertesi günü bu bedevi sıtma hastalığına tutulmuş olarak geldi ve "(Ya Resulallah!) Benim bey'atımı çöz!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu teklifini kabul etmedi. Adam arkasını dönüp gidince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Medine demireinin körüğü gibidir. Değersiz olan kiri pası dışarı atar, temiz olanı da ortaya çıkarır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yaptığı bey'atı Bozma." İmam Buhari bu konuda bedevi olayı ile ilgili olan Cabir hadisini zikretmiştir. Bu hadise Bedevilerin bey'atı başlığı ile 2355. sayfada işaret edilmişti. bey'ab bozma konusundaki tehditle ilgili olarak İbn Ömer hadisinde şu ifade geçmişti: "Bir kimsenin bir adama Allah'ın ve Resulünün bey'at emri üzere bey'at edilip de sonra savaş bayrağı dikilmesinden daha büyük bir sözden cayma bilmiyorum." Bu hadis fiten bölümünün sonlarında geçmişti. Bunun bir benzeri merfu olarak şu şekilde nakledilir: "Her kim bey'atını verir, sonra onu bozarsa (kıyamet günü) Yüce Allah'a yemini yanında olmadığı halde gelir." Bu hadisi Taberani ceyyid bir isnadla rivayet etmiştir. (Taberani, Mucemu'I-Evsat, iX, 50) Bu konuda Ebu Hureyre' den nakledilen merfu bir rivayet daha vardır: "Namaz üç şey hariç (yapılanlara) kefarettir. Bunlar Allah'a ortak koşmak, safkayı bozmak ve sünneti terk etmektir." Bu rivayette "safkayı bozmak" ifadesinin tefsiri "Safkayı bozmak bir kimseye bey'atını verip, sonra onunla çarpışmandır" şeklinde yer almaktadır. Hadisi Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II)
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعْتُ جَابِرًا، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ بَايِعْنِي عَلَى الإِسْلاَمِ. فَبَايَعَهُ عَلَى الإِسْلاَمِ، ثُمَّ جَاءَ الْغَدَ مَحْمُومًا فَقَالَ أَقِلْنِي. فَأَبَى، فَلَمَّا وَلَّى قَالَ " الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ، تَنْفِي خَبَثَهَا، وَيَنْصَعُ طِيبُهَا ".
Kasım b. Muhammed şöyle demiştir: Aişe r.anha (bir keresinde şiddetli bir baş ağrısına tutuldu da) "Vay başım (ölüyorum')" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Eğer sen ölür de ben hayatta kalırsam senin için mağfiret diler ve sana dua ederim!" buyurdu. Bunun üzerine Aişe r.anha "Vay başıma gelen musibete! Vallahi öyle sanıyorum ki sen benim ölümümü istiyorsun. Eğer ben ölürsem muhakkak ki sen o son günün gecesinde kadınlarının birisiyle gerdek olup yaşarsın!" dedi. Aişe r.anha'nın bu sözü üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ya Aişe Asıl ben 'Vay başıma!' demeliyim. (Çünkü senden önce öleceğim). Ya Aişe! (hatta) şimdi ben Ebu Bekir'e ve oğluna haber göndermek ve -hilafet dedikoducularının sözlerinden ve hilafet umanların temennilerinden nefret ederek- hilafeti Ebu Bekir'e vasiyet etmeye karar verdim -veya istedim- fakat sonra düşündüm ki Allah (hilafeti Ebu Bekir'e nasip etmekten) çekinmez. mu'minler de (ondan başkasının) halife olmasını men ederler ya da Allah (Ebu Bekir'den başkasına halifeliği) nasip etmez, mu'minler de (Ebu Bekir'den başkasına bey'at ve uymaktan) kaçınırlar
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ وَارَأْسَاهْ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ذَاكِ لَوْ كَانَ وَأَنَا حَىٌّ فَأَسْتَغْفِرُ لَكِ وَأَدْعُو لَكِ ". فَقَالَتْ عَائِشَةُ وَاثُكْلِيَاهْ وَاللَّهِ إِنِّي لأَظُنُّكَ تُحِبُّ مَوْتِي وَلَوْ كَانَ ذَاكَ لَظَلِلْتَ آخِرَ يَوْمِكَ مُعَرِّسًا بِبَعْضِ أَزْوَاجِكَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَلْ أَنَا وَارَأْسَاهْ لَقَدْ هَمَمْتُ ـ أَوْ أَرَدْتُ ـ أَنْ أُرْسِلَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ وَابْنِهِ فَأَعْهَدَ أَنْ يَقُولَ الْقَائِلُونَ أَوْ يَتَمَنَّى الْمُتَمَنُّونَ ". ثُمَّ قُلْتُ يَأْبَى اللَّهُ وَيَدْفَعُ الْمُؤْمِنُونَ، أَوْ يَدْفَعُ اللَّهُ وَيَأْبَى الْمُؤْمِنُونَ.
Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Babam Ömer (vurulup, durumu ağırlaşınca dostları) "Yerine bir halife tayin etmez misin?" diye sordular. Ömer "Eğer yerime halife tayin ve tavsiye edersem (aykırı bir iş yapmış olmam). Çünkü benden hayırlı olan Ebu Bekir yerine halife tayin ve tavsiye etti. Eğer tayin etmez de (bu işi ümmete) bırakırsam, şüphesiz benden hayırlı olan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de (bu işi ümmete) bırakmıştı" dedi. İbn Ömer şöyle devam etti: Orada hazır bulunanlar Ömer'i övdüler. Bunun üzerine Ömer "Ben (hem) isterim ve (hem de) korkarım. Ben bu hilafet işinden ne karlı, ne de zararlı olmayarak, hayatımda ve ölümümde sorumluluğunu yüklenmeksizin sıyrılıp çıkmayı istedim
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قِيلَ لِعُمَرَ أَلاَ تَسْتَخْلِفُ قَالَ إِنْ أَسْتَخْلِفْ فَقَدِ اسْتَخْلَفَ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي أَبُو بَكْرٍ، وَإِنْ أَتْرُكْ فَقَدْ تَرَكَ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَثْنَوْا عَلَيْهِ فَقَالَ رَاغِبٌ رَاهِبٌ، وَدِدْتُ أَنِّي نَجَوْتُ مِنْهَا كَفَافًا لاَ لِي وَلاَ عَلَىَّ لاَ أَتَحَمَّلُهَا حَيًّا وَمَيِّتًا.
Zührı'nin nakline göre Enes b. Malik, Hz. Ömer'in minber üzerine oturup da yaptığı ikinci konuşmayı dinlemişti. Bu konuşma Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı gününün ertesinde olmuştu. Ömer şehadet kelimelerini söyledi. Ebu Bekir ise hiç konuşmuyor susuyordu. Ömer, "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaşayıp da bizden sonraya kalmasını ümit ederdim" dedi. Ömer bu sözüyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatının kendilerinden sonra olmasını kastediyordu. Ömer devamla şöyle dedi: "Muhammed ölmüş ise şüphesiz Allah sizin aranızda bir nur (Kur'an) bırakmıştır ki onunla Allah'ın Muhammed'e hidayet ettiği yolu bulacaksınız. Şüphesiz Ebu Bekir de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkadaşı ve (mağarada) 'iki kişiden birisidir.'(Tevbe 40) "Hiç şüphe yok ki o Müslümanların işlerini üzerine almaya en layık kimsedir. (Ey hazır bulunanlar!) Kalkınız ve ona bey'at ediniz!" Sahabilerden bir kısmı bundan önce Saide oğulları saklfesinde Ebu Bekir' e bey'at etmişti. Genel bey'at ise minber üzerinde yapılan bu bey'at olmuştu. Zührı'nin nakline göre Enes b. Malik şöyle demiştir: "O gün Ömer'in, Ebu Bekir'e ısrarla "minbere çık!" deyip durduğunu işittim ve sonunda Ebu Bekir minbere çıkınca tüm insanlar ona bey'at ettiler
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ خُطْبَةَ، عُمَرَ الآخِرَةَ حِينَ جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ، وَذَلِكَ الْغَدُ مِنْ يَوْمٍ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَشَهَّدَ وَأَبُو بَكْرٍ صَامِتٌ لاَ يَتَكَلَّمُ قَالَ كُنْتُ أَرْجُو أَنْ يَعِيشَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَدْبُرَنَا ـ يُرِيدُ بِذَلِكَ أَنْ يَكُونَ آخِرَهُمْ ـ فَإِنْ يَكُ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم قَدْ مَاتَ، فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَدْ جَعَلَ بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ نُورًا تَهْتَدُونَ بِهِ بِمَا هَدَى اللَّهُ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم وَإِنَّ أَبَا بَكْرٍ صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَانِي اثْنَيْنِ، فَإِنَّهُ أَوْلَى الْمُسْلِمِينَ بِأُمُورِكُمْ، فَقُومُوا فَبَايِعُوهُ. وَكَانَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ قَدْ بَايَعُوهُ قَبْلَ ذَلِكَ فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ، وَكَانَتْ بَيْعَةُ الْعَامَّةِ عَلَى الْمِنْبَرِ. قَالَ الزُّهْرِيُّ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ سَمِعْتُ عُمَرَ يَقُولُ لأَبِي بَكْرٍ يَوْمَئِذٍ اصْعَدِ الْمِنْبَرَ. فَلَمْ يَزَلْ بِهِ حَتَّى صَعِدَ الْمِنْبَرَ، فَبَايَعَهُ النَّاسُ عَامَّةً.
Muhammed b. CUbeyr b. Mut'im'in nakline göre babası şöyle demiştir: Bir keresinde Nebi'e bir kadın geldi ve bir şey konusunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemla konuştu. (Kadın dönerken) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona tekrar kendisine dönmesini emretti. Bunun üzerine kadın -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefat edebileceğini ima ederek- "Ya Resulallah! Ben gelir de seni bulamazsam?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Şayet beni bulamazsan Ebu Bekir'e gelip müracaat et!" buyurdu
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم امْرَأَةٌ فَكَلَّمَتْهُ فِي شَىْءٍ فَأَمَرَهَا أَنْ تَرْجِعَ إِلَيْهِ، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ جِئْتُ وَلَمْ أَجِدْكَ، كَأَنَّهَا تُرِيدُ الْمَوْتَ، قَالَ " إِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ ".
Ebu Bekir (Nebi s.a.v.'in vefatından son irtidad eden) Büzaha heyetine hitaben) "Yüce Allah Nebiinin halifesine ve muhadrlere sizleri mazur kılacak bir durum gösterinceye kadar çöllerde develerin kuyruklarının ardından gidiniz" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA SONRASI BİR HADİS DAHA VAR Buharl'nin kullandığı başlıktaki "İstihlaf", bir halifenin vefat edeceği sırada kendisinden sonra gelecek halifeyi tayin etmesi veya aralarından birini seçmeleri için bir topluluğa yardımda bulunması demektir. "Fe a'hide" yani benden sonra bu işi görecek kimseye yardım edeyim. İmam Buharl'nin cümleden anladığı budur. Dolayısıyla hadiste geçen "el-ahd" kelimesi bundan daha genelolmakla birlikte Buhari bu başlığı kullanmıştır. Müslim'in naklettiği bir rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Aişe r.anha'ya "Bana EbU Bekir ve kardeşini çağır da bir mektup yazayım. Çünkü ben (halifeliği) temennf eden birisinin çıkacağından ve (halifeliğe) ben daha layığım diyeceğinden endişe ediyorum. Yüce Allah ve mu'minler ise EbU Bekir'den başkasına halifeliği nasip etmemekten çekinmez. "(Müslim, Fadailu's-Sahabe) Bezzar'ın rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah korusun! İnsanların Ebu Bekir hakkında ihtilafa düşmelerinden Allah'a sığınırım" buyurmuştur. Mühelleb bu konuda ileri 'giderek şöyle demiştir: Hadis, Ebu Bekir'in halifeliğine kesin bir delildir. İnsanı hayrette bırakanı onun bunu söyledikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yerine herhangi bir kimseyi halife olarak bırakmadığının sabit olduğunu ifade etmiş olmasıdır. "Eğer yerime halife tayin ve tavsiye edersem." Bizim bu konudaki görüşümüz şudur: Anlaşılan Hz. Ömer'in tercihi yerine herhangi bir kimseyi halife olarak bırakmamaktır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı uygulama, azimetin aksinedir. Bu, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in temettu haccına niyetlenip, ifrad haccı yapmasına benzer. Netice olarak o, ifrad haccını tercih etmiş oldu. "Orada hazır bulunanlar Ömer' i övdüler. Bunun üzerine Ömer 'Ben (hem) isterim ve (hem de) korkarım' dedi." İbn Battal şöyle der: Bu ifade iki manaya muhtemeldir: Birincisi beni övenler ya bu konudaki isabetli düşüncemi ve açıklamamı istemektedirler ya da içlerinde gizledikleri hoşlanmamayı artaya Çlkarmamdan korkmaktadırlar ya da bunlar benim yanımda olanı istemekte ve benden korkmaktadırlar veya insanlar hilafeti istemekte ve ondan korkmaktadırlar. Ben bunu isteyene verirsem kendisine (görevi başında) yardım edilmeyeceğinden endişe ederim. İstemeyene verdiğim takdirde onun da bu görevi yapmayacağından korkarım. Kadi iyad bu manalara bir başkasını katarak şöyle demiştir: Bu iki kelime Hz. Ömer'in niteliğidir. Buna göre Hz. Ömer ben Allah katındakini arzulamakta ve onun vereceği cezadan korkmaktayım. Sizin övgülerinize itibar etmem. Bu beni başınıza birini halife tayin ve tespit etme işiyle i1gilenmekten alıkoyuyar demiş olmaktadır. "Ben bundan" yani hilafetten onun kötülüğünden ve hayrından uzak olarak yakamı sıyırmak istiyorum. Nitekim kendisi bu ifadeyi hadiste "ne karlı, ne de zararlı olmayarak" cümlesiyle tefsir etmektedir. İbn Battal özetle şöyle demiştir: "Hz. Ömer bu konuda fitne korkusuyla orta bir yol tutmuştur." Ve böylece yerine birisini halife tayin etmenin Müslümanların işlerini daha çok sağlama alacağını görmüştür. Bundan dolayı meseleyi Hz. Nebie ve Ebu Bekir' e uymayı terk etmiş olmamak için altı kişiye havale etmiştir. O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamasının bir kısmını alarak yerine belli bir kimseyi tayin etmemiş, Ebu Bekır'in uygulamasından bir kısmını alarak -açıkça isim belirtmemekle birlikte- bu görevi altı kişiden birisine bırakmıştır. İbn Battal şöyle devam eder: Bu olay görevdeki halifenin bunu kendisinden sonra başka birisine bırakabileceğine, bu konuda bütün Müslümanlara emir vermesinin caiz olduğuna delildir. Zira sahabiler ve onların ardından gelenler Ebu Bekir'in görevi Ömer'e vermesi konusundaki uygulamada ittifak halindedirler. Aynı şekilde onlar Hz. Ömer'in altı kişiye emir vermesini kabul noktasında da ihtilaf etmemişlerdir. İbn Battal şöyle der: Bu, bir kimsenin bir başkasını kendi çocuğu üzerine -çocuğun menfaatleri konusunda düşünce tarzı bir başkasından daha mükemmelolduğu için- vasi tayin etmesine benzer. Halife de aynen böyledir. Nevevi ve başkalarının bu konudaki ifadelerine göre bilginler tayin ve tavsiye etme yoluyla halife olunabileceği noktasında icma ettikleri gibi bunun ehlü'lhal ve'l-akdin bir kimseyi -bir başkası tavsiye ve tayin edilmediği için- halife tayin edeceği, halifenin bu meseleyi belli sayıda kişiler veya başkaları arasında danışmayla yapılması emri verebileceği noktasında icma etmişlerdir. Yine onlar bir halife tayin etmenin gerekli olduğu, bunun aklen değil, şer'an vacip olduğu noktasında da görüş birliği etmişlerdir. "Enes b. Malik, Hz. Ömer'in minber üzerine oturup da yaptığı ikinci konuşmayı dinlemişti. Bu konuşma Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı gününün ertesinde olmuştu." Bu konuşma, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı gününün ertesinde olmuştu. Enes'in gördüm ve işittim diye naklettiği bu olay, -Muhsan Olup Zinadan Gebe Ka1an Kadının Recmedilmesi başlığı altında daha önce açıklandığı üzere- Ebu Bekir'e Saide oğulları sakifesinde bey'at edildikten sonra gerçekleşmiştir. Orada Ebu Bekir'e önce Muhacirlerin, sonra Ensarın bey'at ettiğinden söz edilmişti. Sahabiler orada bu işi sonlandırıp, Ebu Bekir'e bey'at konusunda tam birlik gerçekleşince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescidine geldiler ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in cenazesinin kaldırılması işiyle meşgul olmaya başladılar. Sonra Ömer Saide oğulları sakifesinde gerçekleşen bey'at akdinde hazır bulunmayan kimselere orada olup bitenleri haber verdi. Ardından onları Ebu Bekir'e bey'at etmeye davet etti ve orada hazır bulunmayanlar Ebu Bekir'e bey'at ettiler. Bütün bunlar aynı gün içinde gerçekleşti. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaşayıp da bizden sonraya kalmasını ümit ederdim." Yani bunu dilerdim. "Tüm insanlar ona bey'at ettiler." Yani ikinci bey'at Saide oğulları sakifesinde gerçekleşen bey'at ten daha genel, daha meşhur ve katılanlar itibarıyla daha kalabalıktı. "Ebu Bekir, (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra dinden çıkmış) Büzaha heyetine hitaben şöyle dedi." Büzaha, Esed ve Gatafan kabilelerindendi. Bu kabileler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra dinden dönmüşler, Tulayha b. Huveylid el-Esedı'ye tabi olmuşlardı. Tulayha, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra Nebi olduğunu iddia edince insanlar kendilerinden olduğu için ona itaat ettiler. Bunun üzerine Halid b. Velid, Yemame'de Müseylime'nin işini bitirdikten sonra onlarla çarpıştı. Bu kabileler yenilince heyetlerini Ebu Bekir'e gönderdiler. Tabert ve başka tarihçiler Ridde Olayları Bölümünde onların hikayelerine ve Ebu Bekir'in halifeliği döneminde sahabilerin onlarla yaptıkları çarpışmalara yer verirler. "Develerin kuyruklarının ardından gidiniz." İbn Battal şöyle demiştir: Bu kabileler önce dinden döndüler, sonra tövbe ettiler ve kendilerini mazur görmesi için elçilerini Ebu Bekir' e gönderdiler. Ebu Bekir danışmalarda bulunmadan onlar hakkında hüküm vermek istemedi ve onlara "Şimdi dönün ve çöllerde develerin kuyruklarının ardından gidiniz" dedi. Öyle anlaşılıyor ki Ebu Bekir'in onlara bu mühleti vermekten maksadı tövbe ettiklerinin ve İslamı güzel bir şekilde yaşayarak salih kimseler olduklarının ortaya çıkmasıdır
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لِوَفْدِ بُزَاخَةَ تَتْبَعُونَ أَذْنَابَ الإِبِلِ حَتَّى يُرِيَ اللَّهُ خَلِيفَةَ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْمُهَاجِرِينَ أَمْرًا يَعْذِرُونَكُمْ بِهِ.
Cabir b. Semure'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "On iki emir olacaktır" buyurmuştur. -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birkelime daha söyledi ama işitme di m dediğimde- babam "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Bunların tümü Kureyş'tendir' buyurdu dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Davud'un el-Esved b. Said vasıtasıyla Cabir b. Semura'dan yaptığı benzer bir nakilde şöyle bir farklılık vardır: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evine dönünce Kureyş geldi ve 'Sonra ne Olacak?' diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sonra katı (herc) olacak" diye cevap verdi.(Ebu Davud, Mehdi) Bezzar ise bu farklılığı bir başka yönden nakletmiştir. Onun nakline göre Cabir şöyle demiştir: "Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evine döndü. Ben de onun yanına geldim ve 'Sonra ne olacak?' diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Sonra katı (herc) olacak' diye cevap verdi. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Bu hadisin manası hakkında kesin kanaat sahibi olan hiç kimseye rastlamadım. Bazıları sözkonusu emirler peşpeşe gelecek derken, bazıları bunlar aynı zamanda ortaya çıkıp, her biri emir olduğunu iddia edecek demişlerdir. Mühelleb şöyle devam etmiştir: Ağır basan zanna göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisinden sonra son derece acaip fitneler meydana geleceğini hatta aynı zaman dilimi içinde halkın on iki emirin arkasına takılarak fırkalara ayrılacağını haber vermiştir. Mühelleb sözüne şöyle devam etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan başka bir manayı kastetmiş olsaydı, "On iki emir çıkacak ve bunlar şöyle şöyle yapacaklar" ifadesini kullanırdl. Onları haberden soyutladığına göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu kimselerin aynı zamanda ortaya çıkacaklarını ifade etmek istediğini anladık. Bu, hadis yollarından Buhari' de yer alan rivayet dışında hiçbir şeye vakıf olmayan kimselerin ifadesidir. Benim Müslim ve başkalarından naklettiğim rivayetlerden anladığım şudur: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların idareciliklerine mahsus olan nitelikten söz etmiştir. Bu, İslamın aziz ve sağlam olmasıdır. Bir başka rivayette bir başka nitelik yer almaktadır. Bu da Ebu Davud'da yer alan rivayette olduğu üzere insanların tümünün bunların etrafında toplanacaklarıdır. Ebu Davud bu hadisi İsmail b. Ebi Halid, babası ve Cabir b. Semura isnadıyla şu şekilde nakletmektedir: "Bu din başınıza on iki halife gelinceye kadar ayakta durmaya devam edecektir. Bunların tümü etrafında ümmet bir araya gelecektir. "(Ebu Davud, Mehdi) Aynı rivayeti Taberani el-Esved vasıtasıyla bir başka yönden Semura'dan şöyle nakleder: "Onlara düşmanlık edenlerin düşmanlığı kendilerine zarar vermeyecektir. " Kadı Iyaz, bunu özetleyerek şöyle demiştir: Hadisten şu kastedilmiş olabilir: Bu on iki kişi hilafetin aziz, İslam'ın güçlü, dosdoğru, hilafet görevini yürüten kimselerin etrafında toplanıldığı bir sürede çıkacaklardır. Bu görüşü hadisin bazı rivayetlerinde yer alan "Ümmetin tümü bunların etrafında toplanacaktır" cümlesi teyid etmektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in haber verdiği bu gerçek insanların etraflarında toplandığı halifeler hakkında ortaya çıkmıştır. Bu, Emevi oğullarının yönetiminde çalkantılar başlayıncaya ve el-Velid b. Yezid zamanındaki o fitne ortaya çıkıncaya kadar devam etmiştir. Sözkonusu emirler, Abbasi devleti kurulup Emevllerin kökünü kazıyıncaya kadar ardarda gelmişlerdir. Hadiste sözü edilen sayının incelendiğinde doğru olduğu görülecektir. Kadı Iyaz şöyle demiştir: Bu hadis, başka manaya da muhtemeldir. Nebiinin maksadının ne olduğunu en iyi Yüce Allah bilir. Bunun açıklaması şudur: "İdima" kelimesinden maksat insanların kendisine bey'at etmek için boyun eğmeleridir. Tarihte gerçekleşen de şudur: İnsanlar sırasıyla Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali'ye boyun eğip bey'at etmişlerdir. Bu durum, Sıffın'da hakem olayına kadar böylece sürmüştür. O gün Muaviye'ye halife ismi verilmiştir. Sonra insanlar Hz. Hasan'ın barışı esnasında Muaviye'ye boyun eğip bey'at etmişlerdir. Ardından onun oğlu Yezid'e bey'at etmişlerdir. Halifelik Hüseyin'in eline geçmemiştir. Tam tersine o bundan önce katledilmiştir. Daha sonra Yezid ölünce ihtilaf baş göstermiş ve İbnü'z-ZUbeyr'in katlinden sonra Abdulmelik b. Mervan'a bey'at edilinceye kadar bu durum sürmüştür. Bundan sonra onun dört çocuğu sırasıyla el-Velid, Süleyman, Yezid ve son olarak Hişam'a bey'at edilmiştir. Süleyman'la, Yezid arasında Ömer b. Abdulaziz vardır. Buraya kadar Hulefa-yı Raşidinden sonra yedi kişi saymış olduk. On ikinci emir ise elVelid b. Yezid b. Abdulmelik'tir. el-Velid'in amcası Hişam ölünce insanlar ona bey'at etmişlerdir. el-Velid yaklaşık dört sene halifelik yapmış, sonra ona isyan etmişler ve kendisini öldürmüşlerdir. O günden itibaren fitneler yayılmış, durum değişmiştir. Bu tarihten sonra insanlar bir halifenin etrafında bir daha bir araya gelmemişlerdir. Çünkü amcaoğlu el-Velid b. Yezid'e karşı gelen Yezid b. el-Velid' in halifeliği uzun sürmemiştir. Tam tersine babasının amcaoğlu Mervan b. Muhammed b. Mervan o daha ölmeden kendisine isyan etmiştir. Yezid ölünce yerine kardeşi İbrahim geçmiş ve Mervan da ona galip gelmiştir. Sonra Abbas oğulları Mervan'a isyan etmişler ve sonunda Mervan öldürülmüştür. Bundan sonra hilafete Abbas oğullarının ilk halifesi Ebü'l-Abbas es-Seffah geçmiştir. Ona isyan edenlerin çokluğu yanında halifeliği uzun sürmemiştir. Sonra yerine kardeşi el-Mansur geçmiş, onun halifeliği uzun sürmüştür. Fakat Mervanilerin el-Endülüs'ü ele geçirmeleri nedeniyle uzak mağrib bölgesi ona itaatten çıkmıştır. Endülüs, zorla ele geçirdikleri bir bölge olarak ellerinde kalmaya devam etmiştir. Ancak idareciler, bundan sonra da kendilerine halife ismini almayı sürdürmüşlerdir. Yeryüzünün bütün bölgelerinde bir tefrika baş göstermiş ve bazı beldelerde hilafetten geriye isimden başka bir şey kalmamıştır. Oysa Abdulmelik b. Mervan'ındöneminde yeryüzünün her tarafında Müslümanların hakim oldukları doğu, batı, sağ, sol her bölgede halife adına hutbe okunuyordu. Bu beldelerden hiçbirinde halifenin emri olmaksızın hiç kimse hiçbir göreve gelemiyordu. Bunların tarihlerini inceleyen kimse söylediklerimizin doğru olduğunu görecektir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'Sonra katı (herc) olacak' cümlesinin manası şu olur: Bundan sonra fitnelerden kaynaklanan öldürme olayları olacaktır. Bu, yaygınlaşacak ve sürüp giderek zaman durdukça artacaktır. Nitekim aynen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in haber verdiği gibi olmuştur. Yardım dilenecek tek varlık Yüce Allah'tır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ سَمُرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَكُونُ اثْنَا عَشَرَ أَمِيرًا ـ فَقَالَ كَلِمَةً لَمْ أَسْمَعْهَا فَقَالَ أَبِي إِنَّهُ قَالَ ـ كُلُّهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ ".
Ka'b b. Malik Tebuk savaşına katılmayıp, geri kaldığı olayı anlatırken şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların bizimle konuşmasını yasakladı. Bu hal üzere elli gün kaldık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (sabah namazı kıldığı zaman) Allah'ın tövbemizi kabul ettiğini ilan etmişti. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Devlet başkanının suçluları ve günah işleyenleri kendisi ile konuşmaktan, kendilerini ziyaret i3tmekten ve benzeri şeylerden men edip, edemeyeceği." İmam Buhari burada Ka'b b. Malik'in Tebuk savaşına katılmaması ve tövbesiyle ilgili hadisinin bir kısmına yer vermiştir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Meğa.zı Bölümünün sonlarında -hamdolsun Allah'a- geçmişti
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ ـ وَكَانَ قَائِدَ كَعْبٍ مِنْ بَنِيهِ حِينَ عَمِيَ ـ قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا تَخَلَّفَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ ـ فَذَكَرَ حَدِيثَهُ ـ وَنَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمُسْلِمِينَ عَنْ كَلاَمِنَا، فَلَبِثْنَا عَلَى ذَلِكَ خَمْسِينَ لَيْلَةً، وَآذَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِتَوْبَةِ اللَّهِ عَلَيْنَا.