Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 83. Bölüm
84 hadis, 3 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis30 dk okuma
Sabit bin Dahhak'tan nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İslam dışında bir din adına yemin eden kimse, söylediği gibidir. Bir kimse kendisini bir şeyle öldürürse cehennemde de o şey ile azap görür. Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Müminin kafir olduğunu söylemek onu öldürmek gibidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İslam dışında bir din adına yemin eden kimse: Din kelimesi tüm dinleri kapsar. Yahudilik, Hıristiyanlık, Mecusilik, Sabillik, puta tapınmak, Dehrilik, Muattıla, şeytana ve meleklere tapınmak ve diğerleri birer dindir. Musannif bu şekilde yemin eden kimsenin kafir olup olmayacağını kesin olarak belirtmemiştir. Ancak " Kim Lat ve Uzza adına yemin ederse, hemen Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylesin" hadisini mu allak olarak naklettikten sonra Nebi s.a.v.'in bu kimseleri küfre nispet etmediğini belirtmiştir. Bu şekilde yemin eden kimsenin sadece Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylemesi emrediimiş, şehadetin ikinci kısmını söylemesi istenmemiştir. Eğer küfre girmiş olsaydı iki şehadeti de söylemesi gerekirdi. İbnu'I-Münzir, deyip de daha sonra o işi yapan kimsenin durumunun ihtilaflı olduğunu söylemiştir. İbn Abbas, Ebu Hureyre, Ata, Katade ve fakihlerin çoğunluğu bu kimsenin kefaret vermesi gerekmediğini, kMir olmayacağını söylemişlerdir. Ancak küfrü kalbinde gizlemiş olması durumunu hariç tutmuşlardır. EI-Evzai, es-Sevri, Hanefiler, Ahmed İbn Hanbel ve İshak İbn Rahuye bunun da bir çeşit yemin olduğunu ve bu kimsenin kefaret vermesi gerektiğini belirtmişlerdir. İbnu'l-Münzir birinci görüşün daha doğru olduğu kanaatindedir. Zira hadiste buyrulmuş, ancak kefaretten söz edilmemiştir. Bir başkası şöyle demiştir: Bu nedenle hadiste buyrulmuş, kimse böyle bir yemine cür'et etmesin diye sert bir dil kullanılmıştır. Maliki ilim adamlarından Ebu'I-Hasan el-Kassar Hanefiler'in bu durumda kefareti gerekli görürken yeminin bir fiilden kaçınmak ve zikredilen lafızlarla İslam'ı yücelterek sözlerine kefil getirmek olmasından hareket ettiklerini nakletmiştir. Ancak daha sonra onların diyerek yemin edip bu yeminden dönen kimseye kefaret düşmeyeceğini, İslam'ı açıkça yücelterek yemin etme halinde kefaret gerekeceğini ancak bu yüceltmenin net olmadığı durumlarda kefaret gerekmediğini söylediklerini belirterek bu rivayeti sorgulamıştır. Bir kimse kendisini bir şeyle öldürürse cehennemde de o şey ile azap görür: İbn Dakik el-Id şöyle demiştir: Bu, dünyada işlenen suçların ahirette nasıl cezalandırılacağı ile ilgili rivayetlerden biridir. Bir insanın kendisini öldürmesi bir başkasını öldürmesi gibi günahtır. Çünkü canı kendi mülkü değildir. Aksine can Allah'ın mülküdür. İnsan canı hakkında ancak Allah'ın izin verdiği ölçüde tas arrufta bulunabilir. Bu hadis, kısası, hadlerde belirlenen şekilde vacip görenlerin hilafına, mümasil olarak vacip görenler için de delil teşkil etmektedir. Ancak İbn Dakik el-Id, Allah'ın ahkamının filleriyle kıyaslanamayacağını söyleyerek bu fikri reddetmiştir. Allah'ın ahirette yapacağını bildirdiği her şeyin dünyada kullar için meşru olacağı söylenemez. Ateşte yakmak, bağırsakları parçalayacak kadar kaynar su içirmek benzeri filler böyledir. Sonuç olarak, mümasil kısasa delil getirmek için bu hadis dışında başka bir delil gereklidir. Nitekim bu konuda " Bir kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür"(Şura, 40) ayeti ile istidlalde bulunulmuştur. Bu mesele, Allah dilerse, Kısas ve Diyetler Bölümünde açıklanacaktır
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ الضَّحَّاكِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ بِغَيْرِ مِلَّةِ الإِسْلاَمِ فَهْوَ كَمَا قَالَ ـ قَالَ ـ وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِشَىْءٍ عُذِّبَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، وَلَعْنُ الْمُؤْمِنِ كَقَتْلِهِ، وَمَنْ رَمَى مُؤْمِنًا بِكُفْرٍ فَهْوَ كَقَتْلِهِ ".
Ebu Hureyre r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle işittiğini nakletmiştir: "Allah İsrailoğullarından üç kişiyi sınamak istedi. Bunlardan alaca hastalığına tutulana bir melek gönderdi. Melek adama: "Yolda kaldım. Önce Allah'ın sonra senin yardımınla istediğim yere ulaşabilirim" dedi .. Fethu'l-Bari Açıklaması: Allah dilerse ve sen dilersen" demesin. Peki, "Önce Allah'ın sonra senin yardımın/a" diyebilir mi?: EI-Mühelleb şöyle demiştir: Buhari burada "Önce Allah sonra sen dilersen" demenin caiz olduğunu belirtmiş ve bu hususta meleğin "Önce Allah sonra senin yardımınla',' demesini delil getirmiştir. Bu ifadenin caiz olması arada zikredilen "sonra" lafzına bağlıdır. Bu konuda Nebi s.a.v.'den de hadis nakledilmiştir. Çünkü Allah'ın dilem?si insanın dilemesinden öncedir. Bu konuda nakledilen hadis kendi şartlarına uygun olmadığından Buhari, bu hadisi bölüm başlığında ele almış daha sonra kendi şartlarına uygun olan sahih hadisi delil getirmiştir
وَقَالَ عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي عَمْرَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ ثَلاَثَةً فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَبْتَلِيَهُمْ، فَبَعَثَ مَلَكًا فَأَتَى الأَبْرَصَ فَقَالَ تَقَطَّعَتْ بِي الْحِبَالُ، فَلاَ بَلاَغَ لِي إِلاَّ بِاللَّهِ، ثُمَّ بِكَ ". فَذَكَرَ الْحَدِيثَ.
Bera r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yeminimizi yerine getirmeyi emretti
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِإِبْرَارِ الْمُقْسِمِ.
Usame'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızlarından biri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e oğlunun can çekiştiği haberini gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanlarına gelmesini istedi. O sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında Usame İbn Zeyd, Said ve babam ya da Ubeyy vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kızına selam göndererek şöyle haber yolladı: "Alan da veren de Allah'tır. Onun katında her şey yazılıdır. Sabretsin ve sevabını Allah'tan beklesin." Ancak kızı yemin ile tekrar haber gönderdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı, biz de onunla beraber kalktık. Oraya varıp oturunca çocuk yanına getirildi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çocuğu kucağına oturttu. Çocuk zorlukla nefes alıp veriyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri doldu. Sa'd: "Neler oluyor ey Allah'ın elçisi" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu, Allah'ın dilediği kullarının kalbine yerleştirdiği merhamet duygusudur. Allah merhametli kullarına rahmet eder
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، سَمِعْتُ أَبَا عُثْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أُسَامَةَ، أَنَّ ابْنَةً لِرَسُولِ اللَّهِ، صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَيْهِ وَمَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ وَسَعْدٌ وَأُبَىٌّ أَنَّ ابْنِي قَدِ احْتُضِرَ فَاشْهَدْنَا. فَأَرْسَلَ يَقْرَأُ السَّلاَمَ وَيَقُولُ " إِنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ وَمَا أَعْطَى وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ مُسَمًّى فَلْتَصْبِرْ وَتَحْتَسِبْ ". فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ تُقْسِمُ عَلَيْهِ، فَقَامَ وَقُمْنَا مَعَهُ، فَلَمَّا قَعَدَ رُفِعَ إِلَيْهِ، فَأَقْعَدَهُ فِي حَجْرِهِ وَنَفْسُ الصَّبِيِّ تَقَعْقَعُ، فَفَاضَتْ عَيْنَا رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ سَعْدٌ مَا هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " هَذَا رَحْمَةٌ يَضَعُهَا اللَّهُ فِي قُلُوبِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ، وَإِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ ".
Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Üç evladını yitiren hiçbir müslümana cehennem ateşi isabet etmez. Ancak yemin kefareti borcu olması durumu müstesnadır
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَمُوتُ لأَحَدٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ثَلاَثَةٌ مِنَ الْوَلَدِ، تَمَسُّهُ النَّارُ، إِلاَّ تَحِلَّةَ الْقَسَمِ ".
Harise İbn Vehb Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle dinlediğini nakletmiştir: "Size cennet halkının kimler olduğunu söyleyeyim mi? Bunlar zayıf düşürülmüş kimselerdir. Allah adına yemin etseler Allah yeminlerini tutmalarını sağlar. Cehennem halkı ise kaba, batıl yolda başkaları ile mücadele eden, kendini beğenmiş kimselerdir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Allah Tealanın "Olanca güçleri ile Allah adına yemin ettiler" (el-En'am, 61109) buyurması: Ragıb el-Isfahanı şöyle demiştir: "Kasem yemin demektir. Kasem kelimesi 'kasame' kökünden gelmektedir. 'Kasame' ise maktulün velilerine yemin ettirmektir. Daha sonra bu kelime her tür yemin hakkında kuııanılmıştır. Ragıb şöyle demiştir: (Olanca güçleri ile yemin etmek) yemin ederken kapasitelerinin son haddinde yemin etmeye çalışmak anlamındadır. ibnu'l-Münzir şöyle demektedir: Allah adına yemin ettiğini söylemek ile sadece yemin ettiğini söylemek ile ilgili ihtilaf edilmiştir. Bazıları sadece yemin ettiğini söylemenin de yemin kastedilmese dahi yemin anlamına geleceğini belirtmişlerdir. Bu görüş İbn Ömer ve ibn Abbas'tan nakledilmiştir. İbrahim en-Nehaı, Süfyan es-Sevri ve Kufeliler bu kanaattedir. Çoğunluk ise, niyet edilmemişse, bunun yemin olmayacağı kanaatindedirler. İmam Malik şöyle demiştir: "Aııah'a yemin ederim demek yemindir. Ancak sadece yemin ederim demek ancak yemine niyet edilmişse yemindir." imam eş-Şafiı şöyle demiştir: "Sadece yemin ettiğini söylemek niyet etse dahi yemin sayılmaz. Allah'a yemin ederim demek de niyet edilirse yemindir." ibnu'l-Münir el-Haşiye'de şöyle demiştir: Buhari, 'yemin ederim' demenin yemin olmayacağını söyleyenlerin görüşünü reddetmektedir. Bu hususta, ilgili ayeti nakletmiştir. Bu ayette Allah adına kasem etmekten söz edilmiştir. Böylelikle kasem lafzı ile Allah lafzının bir arada zikredilmesinin hadislerde şart koşulmadığını açıklamıştır. Hadisler sadece kasem lafzının yemin anlamına geldiğine işaret etmektedir. Yemin eden kimsenin dışındakiler için de yemini yerine getirmek menduptur. Bu hadisin diğer bölümleri el-Cenaiz kitabında yer almaktadır. Hadiste söz edilen zayıf kimseler fakirler ve zayıf düşürülenlerdir. Bu hadisin şerhi Nur Süresinin tefsirinde genişçe anlatılmıştır. (Aııah adına yemin etseler Allah yeminlerini tutmalarını sağlar.) Bir şey yapmak için yemin etseler Aııah keremi ile onun yeminini yerine getirmesini ister, yeminınin gereğini ona yaptırır, böylece o da yeminini yerine getirmiş olur. Bu ifade kişinin duasının kabul edilmesi anlamında kinayedir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى أَهْلِ الْجَنَّةِ، كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعَّفٍ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ، وَأَهْلِ النَّارِ كُلُّ جَوَّاظٍ عُتُلٍّ مُسْتَكْبِرٍ ".
Abdullah'tan şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kimlerin en hayırlı insanlar olduğu soruldu. Şöyle cevap verdi: Benim dönemimde yaşayanlar. Sonra onların ardından gelenler, daha sonra da onların ardından gelenler. Daha sonra öyle bir topluluk gelir ki onların şahitlikleri yeminden, yeminleri şahitlikten öncedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ı şahit tutarım" ya da "Allah'ı şahit tuttum" demek: Bu ifadeler yemin anlamına gelir mi? Bu konuda ihtilaf edilmiştir. Hanefiler ve Hanbeliler bunun da yemin olduğunu söylemişlerdir. İbrahim en-Nehai ve Süfyan es-Sevri de bu kanaattedir. Hanbeliler'e göre tercihe şayan görüş Allah adı zikredilmese dahi şahit olmak yemin etmektir. Rebia ve el-Evzai bu kanaattedir. Şafiilere göre Allah lafzı zikredilerek şahit olunursa bu yemin sayılır. Aslında tercih edilmesi gerekli görüşe göre bu ifade bir kinayedir ve niyete gerek vardır. Şafii el-Muhtasar'da bu şekilde belirtmiştir. Çünkü Allah'ın emri ile veya O'nun birliği üzerine şahitlik ederim anlamındadır. Çoğunluk bu görüştedir. Bu hadis Şahitlikler kitabında ayrıntılı olarak şerh edilmiştir. (2652 no'lu hadis) (Onların şahitlikleri yeminden, yeminleri şahitlikten öncedir) Tahavi şöyle demiştir: O kadar çok yemin ederler ki yemin etmek bir alışkanlık haline gelir. Kendilerinden yemin etmeleri istenmeyen zamanlarda ve yemin etmeleri istenmeden önce dahi yemin ederler. Bir başka ilim adamı şöyle demiştir: Şahitliğinin doğru olduğunu belirtmek için henüz şahitlik etmeden önce ya da şahitlikten sonra yemin ederler. Şahitler hakemden önce böyle davranırsa şahitlikleri düşer. Bu ifadeden kastın şahitlik yapmak ve yemin etmek konusunda acele etmek ve hırslı olmak, tecrübesizlikten dolayı önce nasıl başlayacağını bilmemek anlamına geldiği de söylenmiştir. (Şahitlik ve anlaşma için yemin etmek) Birimizin 'Allah'ı şahit tutarım, Allah adına söz veririm' demesidir. İbn Abdilben bu görüştedir. Bu konu Şahitlikler kitabında ele alınmıştır
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ النَّاسِ خَيْرٌ قَالَ " قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ يَجِيءُ قَوْمٌ تَسْبِقُ شَهَادَةُ أَحَدِهِمْ يَمِينَهُ، وَيَمِينُهُ شَهَادَتَهُ ". قَالَ إِبْرَاهِيمُ وَكَانَ أَصْحَابُنَا يَنْهَوْنَا وَنَحْنُ غِلْمَانٌ أَنْ نَحْلِفَ بِالشَّهَادَةِ وَالْعَهْدِ.
Abdullah İbn Mesud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle rivayet etmiştir: Kim Müslüman bir adam'ın -ya da kardeşinin malını elde etmek için yalan yere yemin ederse Allah'ı gazaplandırmış olarak huzuruna varır. Allah bu sözü tasdik etmek üzere şu ayeti indirmiştir: "Şüphesiz Allah'a olan ahidIerini ve yeminlerini az bir pahaya değiştirenler, işte onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur. Allah, Kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara (rahmet gözüyle) bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azab da vardır"(A.ı-i İmran)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، وَمَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ كَاذِبَةٍ، لِيَقْتَطِعَ بِهَا مَالَ رَجُلٍ مُسْلِمٍ أَوْ قَالَ أَخِيهِ لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَصْدِيقَهُ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ} قَالَ سُلَيْمَانُ فِي حَدِيثِهِ فَمَرَّ الأَشْعَثُ بْنُ قَيْسٍ فَقَالَ مَا يُحَدِّثُكُمْ عَبْدُ اللَّهِ قَالُوا لَهُ فَقَالَ الأَشْعَثُ نَزَلَتْ فِيَّ، وَفِي صَاحِبٍ لِي، فِي بِئْرٍ كَانَتْ بَيْنَنَا.
Enes İbn Malik r.a.'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Cehennem durmaksızın daha fazla yok mu der. Nihayet izzetin rabbi oraya kademini koyar, cehennem de "Yeter, yeter" der ve bir kısmı diğer kısmına yaklaşır. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA’DAN SONRA –Lİ UMRİLLAH BAB’I VAR Allah'ın izzeti, sıfatları ve kelimeleri adına yemin etmek: Bu başlıkta genel, özele, özel de genele atfedilmiştir. Çünkü sıfatlar izzetten ve kelimelerden geneldir. 'Atalar adına yemin etmeyin' başlığı altında bu duruma işaret edilmişti. Yeminler sarih, kinayeli ve ikisi arasında olmak üzere farklı kısımlara ayrılırlar. İkisi arasında olanlar sıfatlardır. Sıfatların sarih yemine dahil olup olmadığı, sıfatlarla yemin ederken niyete gerek olup olmadığı ihtilaflıdır. Tercih edilen görüşe göre, zati sıfatların bir kısmı sarih yemine dahildir. Kişi hakları ile ilgili böyle bir yemin edilmişse bu yeminde gizli saklı bir yön kalmamaktadır. Fiili sıfatlar ise kinayeye dahildir. Allah'ın izzeti zati sıfatlardandır. Celal ve azameti de öyledir. Beyhaki'nin Marife'de açıkladığına göre Şafii şöyle demiştir: "Kim Allah'ın hakkı, azameti, celali, kudreti adına yemin ederse yemin etmeyi ister kastetmiş olsun ister olmasın yemin etmiş sayılır." (Ebu Hureyre şöyle demiştir) Ebu Said şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Sana istediğin şeyin on katı verilecektir." Bu hadis haşır ile ilgili uzun bir hadisin özeti olup Rikak kitabının sonunda yeterince şerh edilmiştir. (6573 nolu hadis) "Senin izzetin adına yemin ederim ki senden başka bir şey istemeyeceğim." diyen adamın sözüne karşılıktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadeyi zikretmesi bu yemini takrir etmek olup böyle bir ifadenin yemin olacağına delalet etmektedir
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَزَالُ جَهَنَّمُ تَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ حَتَّى يَضَعَ رَبُّ الْعِزَّةِ فِيهَا قَدَمَهُ فَتَقُولُ قَطْ قَطْ وَعِزَّتِكَ. وَيُزْوَى بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ ". رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ.
Zühri'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Hz. Aişe'nin, ifk hadisesi ile ilgili dedikodular ve Allah'ın onun günahlardan uzak olduğunu buyurması ile ilgili rivayetini Urve İbn Zübeyr, Said İbn el-Müseyyeb, Alkame İbn Vakkas ve Ubeydullah İbn Abdullah'dan dinledi m. Bunların her biri bana hadisin bir kısmını anlattılar. Bu olayların ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalkıp Abdullah İbn Übey'in özür dilemesini istemişti. Üseyd İbn Hudayr Sa'd İbn Ubade'ye: "Allah'ın hayatı adına yemin ederim onu (İbn Übey'i) öldüreceğiz" demişti. Fethu'l-Bari Açıklaması: Kişinin liumrillah yani, "Allah'ın hayatı adına" demesi yemin sayılır mı? Bu sorunun cevabı li umri sözünün tefsirine bağlıdır. Bu nedenle musannif İbn Abbas'ın rivayetini nakletmiştir. Bu rivayet Hicr Suresinin tefsirinde geçmiştir. İbn Ebi Hatim bu rivayeti mevsul olarak nakletmiştir. İbn Ebi'I"Cevza'nın İbn Abbas'tan rivayetine göre de li umrike hayatın hakkı için anlamındadır. Ebu'I-Kasım ez-Zeccac şöyle demiştir: Ömür hayat demektir. Bu nedenle li umrillah diye yemin eden kimse Allah'ın bekası adına yemin etmiş demektir. Bu lafızda yer alan lam harfi te'kit içindir. Cümlenin haberi mahzuftur. Bu mahzuf haber ise "yemin ederim'' olarak edilir. Bu nedenle Malikiler ve Hanefiler bu lafızia yeminin geçerli olacağını, çünkü beka'nın Allah'ın zati sıfatlarından biri olduğunu söylemişlerdir. İmam Malik bu lafızIa yemin etmekten hoşlanmadığını söylemiştir. İshak İbn Rahuye Musannefinde Abdurrahman İbn Ebi Bekre'den şöyle rivayet etmiştir: Osman İbn Ebi'I-As li umri 'hayatım hakkı için' diye yemin ederdi. . Şafii ve İshak şöyle demiştir: Bu lafız ancak yemin niyetiyle kullanılırsa geçerli bir yemin olur. Çünkü ilim ve hak adına da yemin edilir ve ilimle ma'lum, hak ile de Allah'ın vacip kıldıkları kastedilir. Ahmed İbn Hanbel'den bu iki mezhebin görüşünün aynısı nakledilmiştir. Ahmed İbn Hanbel'in tercih edilmesi gereken görüşü ise İmam Şafii'nin görüşü ile aynı olandır. Allah kendi yarattıklarından dilediği adına yemin eder. Allah'ın bu şekilde yemin etmesi başkalarının Allah'tan başkası adına yemin edebileceğine delalet etmez. Musannifin burada ifk hadisini nakletme amacı Useyd İbn Hudayr'ın li umrillah Iafzı ile yemin ederek İbn Ubey'i öldüreceğini söylemesidir. Bu hadis Nur Suresi tefsirinde yeterince açıklanmıştır
حَدَّثَنَا الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، ح وَحَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ النُّمَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، وَسَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ حَدِيثِ، عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ مَا قَالُوا، فَبَرَّأَهَا اللَّهُ، وَكُلٌّ حَدَّثَنِي طَائِفَةً مِنَ الْحَدِيثِ ـ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَعْذَرَ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَىٍّ، فَقَامَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ فَقَالَ لِسَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ لَعَمْرُ اللَّهِ لَنَقْتُلَنَّهُ.
Hişam babasından naklen Aişe r.anha'nın "Allah sizi yeminlerinizdeki lağiv'den (yemin niyeti olmadan yemin sözlerini söylemek'ten) dolayı sorumlu tutmaz" ayetinin "hayır vallahi" gibi sözler hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Diğer tahric: Ebu Davud (3254); Nesa (s-kübra), 11084; İbn Hibban
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها {لاَ يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ} قَالَ قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي قَوْلِهِ لاَ، وَاللَّهِ بَلَى وَاللَّهِ.
Ebu Hureyre merfu olarak şöyle rivayet etmiştir: "Aııah ümmetime, kalbine giren vesveselere karşı, bunlarla amel etmedikçe ve bunlardan söz etmediği sürece, müsamaha göstermiştir
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا زُرَارَةُ بْنُ أَوْفَى، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَرْفَعُهُ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ تَجَاوَزَ لأُمَّتِي عَمَّا وَسْوَسَتْ أَوْ حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا، مَا لَمْ تَعْمَلْ بِهِ أَوْ تَكَلَّمْ ".
Abdullah İbn Amr İbn eı-As şöyle rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kurban Bayramı hutbesi okurken bir adam ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın elçisi ben (hac menasikinin) şöyle şöyle yapılacağını sanıyordum" dedi. Ardından bir başka adam kalktı: "Ey Allah'ın elçisi ben şu üç rüknün (tıraş olma, kurban kesme ve şeytan taşlama) şöyle şöyle yapılacağını sanıyordum" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: "Bildiğiniz gibi yapın, bir sakınca yoktur, hepsinin günü aynıdır" buyurdu. O gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ne sorulduysa o: "Öyle de yapabilirsiniz, bir sakınca yoktur" diye cevap verdi
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ، أَوْ مُحَمَّدٌ عَنْهُ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ شِهَابٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي عِيسَى بْنُ طَلْحَةَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، حَدَّثَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَمَا هُوَ يَخْطُبُ يَوْمَ النَّحْرِ إِذْ قَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ فَقَالَ كُنْتُ أَحْسِبُ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَذَا وَكَذَا قَبْلَ كَذَا وَكَذَا. ثُمَّ قَامَ آخَرُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كُنْتُ أَحْسِبُ كَذَا وَكَذَا لِهَؤُلاَءِ الثَّلاَثِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " افْعَلْ وَلاَ حَرَجَ " لَهُنَّ كُلِّهِنَّ يَوْمَئِذٍ، فَمَا سُئِلَ يَوْمَئِذٍ عَنْ شَىْءٍ إِلاَّ قَالَ " افْعَلْ وَلاَ حَرَجَ ".
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Şeytan taşlamadan önce tavaf ettim" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir sakıncası yoktur" buyurdu. Bir .başkası: "Kurban kesmeden önce tıraş oldum" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir sakıncası yoktur" buyurdu. Bir başkası: "Şeytantaşlamadan önce kurban kestim" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Birsakıncası yoktur" buyurdu
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم زُرْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ. قَالَ " لاَ حَرَجَ ". قَالَ آخَرُ حَلَقْتُ قَبْلَ أَنْ أَذْبَحَ. قَالَ " لاَ حَرَجَ ". قَالَ آخَرُ ذَبَحْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ. قَالَ " لاَ حَرَجَ ".
Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir: Bir adam namaz kılmak için mescide geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de mescidin bir köşesindeydi. Adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Git, bir daha namaz kıl, sen namaz kılmadın" dedi. Adam geri döndü, bir daha namaz kıldı, ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem selama .J diye karşılık verdikten sonra: "Git, bir daha namaz kıl, sen namaz kılmadm» buyurdu. Bu durum üçüncü kez tekrarlayınca adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine namaz kılmayı öğretmesini istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Namaz kılacağm zaman güzelce abdest al, daha sonra kıbleye yönel, tekbir getir. Kur'an'dan kolayına geleni oku. Daha sonra tüm azaların yerli yerine oturacak şekilde rüko. et. Daha sonra dimdik ayakta duracak kadar başını kaldır. Daha sonra tüm azaların yerli yerine oturacak şekilde secde et. Daha sonra dimdik olacak ve azaların yerli yerine gelecek şekilde otur. Daha sonra yine azaların yerli yerine oturacak şekilde secde et. Daha sonra dimdik ayağa kalk. Bunları tüm namazın boyunca yap.»
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، دَخَلَ الْمَسْجِدَ يُصَلِّي وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَاحِيَةِ الْمَسْجِدِ، فَجَاءَ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ فَقَالَ لَهُ " ارْجِعْ فَصَلِّ، فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ ". فَرَجَعَ فَصَلَّى، ثُمَّ سَلَّمَ فَقَالَ " وَعَلَيْكَ، ارْجِعْ فَصَلِّ، فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ ". قَالَ فِي الثَّالِثَةِ فَأَعْلِمْنِي. قَالَ " إِذَا قُمْتَ إِلَى الصَّلاَةِ فَأَسْبِغِ الْوُضُوءَ، ثُمَّ اسْتَقْبِلِ الْقِبْلَةَ فَكَبِّرْ، وَاقْرَأْ بِمَا تَيَسَّرَ مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ، ثُمَّ ارْكَعْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ رَاكِعًا، ثُمَّ ارْفَعْ رَأْسَكَ حَتَّى تَعْتَدِلَ قَائِمًا، ثُمَّ اسْجُدْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ، سَاجِدًا ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَسْتَوِيَ وَتَطْمَئِنَّ جَالِسًا، ثُمَّ اسْجُدْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ سَاجِدًا، ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَسْتَوِيَ قَائِمًا، ثُمَّ افْعَلْ ذَلِكَ فِي صَلاَتِكَ كُلِّهَا ".
Aişe r.anha'dan şöyle rivayet edilmiştir: Müşrikler Uhud Savaşında çok bariz bir biçimde yenilgiye uğramışlardı. İblis: "Ey Allah'ın kulları, arkanıza bakın» diye seslendi. Öndeki askerler geri döndü ve arkadakilerle savaşmaya başladılar. (Müslümanlarla müşrikler birbirine karışmıştı) O esnada Huzeyfe İbn el-Yeman babasını gördü: "Babam, babam» diye (etrafındakilere) bildirmeye çalıştı. Aişe r.anha şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, Müslümanlar bunu anlamadı, uzaklaşmayıp Huzeyfe'nin babasını öldürdüler. Huzeyfe: "Allah sizi affetsin» dedi. Urve şöyle diyor: "Allah'a yemin ederim ki Huzeyfe vefat edinceye kadar üzerinde bu olayın tesiri vardı.»
حَدَّثَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هُزِمَ الْمُشْرِكُونَ يَوْمَ أُحُدٍ هَزِيمَةً تُعْرَفُ فِيهِمْ، فَصَرَخَ إِبْلِيسُ أَىْ عِبَادَ اللَّهِ أُخْرَاكُمْ، فَرَجَعَتْ أُولاَهُمْ فَاجْتَلَدَتْ هِيَ وَأُخْرَاهُمْ، فَنَظَرَ حُذَيْفَةُ بْنُ الْيَمَانِ فَإِذَا هُوَ بِأَبِيهِ فَقَالَ أَبِي أَبِي. قَالَتْ فَوَاللَّهِ مَا انْحَجَزُوا حَتَّى قَتَلُوهُ، فَقَالَ حُذَيْفَةُ غَفَرَ اللَّهُ لَكُمْ. قَالَ عُرْوَةُ فَوَاللَّهِ مَا زَالَتْ فِي حُذَيْفَةَ مِنْهَا بَقِيَّةٌ حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ.
Ebu Hureyre'den naklen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet etmiştir: "Kim oruçluyken unutarak yerse orucuna devam etsin. Onu yediren ve içiren Allah'tır.»
حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَوْفٌ، عَنْ خِلاَسٍ، وَمُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَكَلَ نَاسِيًا وَهْوَ صَائِمٌ فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، فَإِنَّمَا أَطْعَمَهُ اللَّهُ وَسَقَاهُ ".
Abduııah İbn Buhayne şöyle rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize namaz kıldırdı, ilk iki re kattan sonra oturmadan ayağa kalktı. Namaza devam etti. Namazı bitirince herkes onun selam vermesini bekledi 'ama o tekbir getirerek iki kez secdeye gitti. Ardından şöyle dedi: "Bu iki secde namazını uzun ya da kısa kıldığından emin olamayan kimse içindir. Bu kişi doğru olanı bulmaya çalışır, namazın kalanını tamamlar ve ardından bu iki secdeyi yapar.»
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ، قَالَ صَلَّى بِنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ فِي الرَّكْعَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ قَبْلَ أَنْ يَجْلِسَ، فَمَضَى فِي صَلاَتِهِ، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ انْتَظَرَ النَّاسُ تَسْلِيمَهُ، وَسَجَدَ قَبْلَ أَنْ يُسَلِّمَ، ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ، ثُمَّ كَبَّرَ وَسَجَدَ، ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ وَسَلَّمَ.
İbrahim Alkame vasıtasıyla İbn Mesud'dan şöyle rivayet etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara öğle namazını kıldırmış, ancak bu namazı kısa ya da uzun kılmıştır. Mansur diyor ki: Bu hususta İbrahim mi Alkame mi yanıldı, bilemiyorum. Ashab Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Şöyle şöyle kıldın» deyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki secde yaptı ve şöyle buyurdu: "Bu iki secde namazını uzun ya da kısa kıldığını bilmeyen kimse içindir. Bu kimse doğruyu araştırır, namazını tamamlar daha sonra bu iki secdeyi yapar.»
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ عَبْدَ الْعَزِيزِ بْنَ عَبْدِ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى بِهِمْ صَلاَةَ الظُّهْرِ، فَزَادَ أَوْ نَقَصَ مِنْهَا ـ قَالَ مَنْصُورٌ لاَ أَدْرِي إِبْرَاهِيمُ وَهِمَ أَمْ عَلْقَمَةُ ـ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَقَصُرَتِ الصَّلاَةُ أَمْ نَسِيتَ قَالَ " وَمَا ذَاكَ ". قَالُوا صَلَّيْتَ كَذَا وَكَذَا. قَالَ فَسَجَدَ بِهِمْ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ قَالَ " هَاتَانِ السَّجْدَتَانِ لِمَنْ لاَ يَدْرِي، زَادَ فِي صَلاَتِهِ أَمْ نَقَصَ، فَيَتَحَرَّى الصَّوَابَ، فَيُتِمُّ مَا بَقِيَ، ثُمَّ يَسْجُدُ سَجْدَتَيْنِ ".
Ubey ibn Ka'b Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini işitmiştir: "Unuttuğum şeyden dolayı bana çıkışma; şu işimde de bana güçlük çıkarma!"(Kehf, 73) dedi. Musa bu ilk sözünü unutarak söylemiştir.»
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فَقَالَ حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم {لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلاَ تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا} قَالَ " كَانَتِ الأُولَى مِنْ مُوسَى نِسْيَانًا ".
Şa'bi şöyle demiştir: el-Bera' İbn A'zib bir misafirleri olduğunu ve hanımına kendisi eve gelmeden önce misafirin de yiyebilmesi için kurban kesmelerini söylemişti. Onlar da namazdan önce kurban kesmişlerdi. Bu durumu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattıklarında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yeniden kurban kesmeleri gerektiğini söyledi. El-Be ra ise iki kurbanlık koyun değerinde, süt veren besili dişi bir keçisi olduğunu söyledi
قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ كَتَبَ إِلَىَّ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ قَالَ الْبَرَاءُ بْنُ عَازِبٍ وَكَانَ عِنْدَهُمْ ضَيْفٌ لَهُمْ فَأَمَرَ أَهْلَهُ أَنْ يَذْبَحُوا قَبْلَ أَنْ يَرْجِعَ، لِيَأْكُلَ ضَيْفُهُمْ، فَذَبَحُوا قَبْلَ الصَّلاَةِ، فَذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يُعِيدَ الذَّبْحَ. فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عِنْدِي عَنَاقٌ جَذَعٌ، عَنَاقُ لَبَنٍ هِيَ خَيْرٌ مِنْ شَاتَىْ لَحْمٍ. فَكَانَ ابْنُ عَوْنٍ يَقِفُ فِي هَذَا الْمَكَانِ عَنْ حَدِيثِ الشَّعْبِيِّ، وَيُحَدِّثُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ بِمِثْلِ هَذَا الْحَدِيثِ، وَيَقِفُ فِي هَذَا الْمَكَانِ وَيَقُولُ لاَ أَدْرِي أَبَلَغَتِ الرُّخْصَةُ غَيْرَهُ أَمْ لاَ. رَوَاهُ أَيُّوبُ عَنِ ابْنِ سِيرِينَ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Cündeb şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bayram namazı kıldırdı, ardından hutbe okudu, sonra şöyle buyurdu: "Kim kurban kestiyse onun yerine bir daha kessin. Kesmeyenler de Allah'ın adıyla kessinier." Fethu'l-Bari Açıklaması: (Unutarak yemini bozmak) Kefaret gerektirir mi gerektirmez mi? , "Hata etmenizden dolayı size bir günah yoktur" Kasıtlı olmadıkça unutarak ya da zorlanarak yemininden dönen kişinin yemininin bozulmuş sayılmayacağı fikrini ileri sürenler bu ayete dayanmışlardır. Bu ayete dayanılarak kişiye şer'i anlamda yeminden dönme fiili nispet edilmemiştir. Zira ayette kişi böyle bir fiili işlememiş kabul edilerek haram hükmü kaldırılmıştır. Selef alimleri bu konuda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir: Boşama ve köle azadı yukarıdaki hükümden istisna edilmiştir. Bilmeden ya da unutarak dahi olsa bunlardan dolayı kefaret gerekir. Ancak yeminler konusunda unutma ya da bilmemek söz konusu ise kefaret gerekmez. İmam Şafii'den ve Ahmed İbn Hanbel'den nakledilen bir rivayet bu yöndedir. Şafiler'in tercih edilen görüşüne göre ise boşama, köle azadı ve yeminler bu konuda eşittir ve unutma söz konusu ise hiç biri için kefaret gerekemez. (Bunlarla amel etmedikçe ve bunlardan söz etmediği sürece) İsmalll şöyle demiştir: Bu hadiste unutmaktan söz edilmemiştir. Burada insanın hatırına gelenler kastediimiştir. Buhari'nin kastı, unutmaktan kaynaklanan davranışlara müsamaha ile bakmaktır. Çünkü unutmak kalbin amellerindendir. Kirmani şöyle demiştir: Buhari hata ve unutma ile vesveseyi kıyaslamıştır. Aynı şekilde alışkanlık haline getirmek söz konusu değilse hata ve unutmaya itibar edilmez. Unutan ve yanılan bunu alışkanlık haline getirmiş olmamalıdır. Hadisin zahirinden anlaşılan amelden kastın azalarla amel olmasıdır. Çünkü "amel etmedikçe" ibaresi başlangıç aşamasında hiçbir şeyden dolayı sorgu olmayacağı fikrini vermektedir. Bu konuyla ilgili Rikak Kitabının sonlarında yer alan "Kim bir günah işlemeyi aklına getirirse bu günah yazılmaz" hadisi etrafında açıklama yapılmıştı. Bu hadiste Hz. Muhammed'in ümmetinin, yüceliğine işaret edilmiştir. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah bana müsamaha gösterdi" buyurmuştur. Hadiste ümmetin bu konuda diğer ümmetlerden ayrıldığına işaret edilmiştir. Bazıları unutan kişinin durumunun günahı kasten işleyenle aynı olduğunu söylemiş bunun bizden önceki ümmetler için günah olan hususlardan olduğunu söylemişlerdir. Müslim'de Ebu Hureyre'den nakledilen •bir rivayet bu durumu desteklemektedir: "Nefislerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah ondan dolayı sizi hesaba çeker" ayeti nazil olunca bu hüküm sahabilere çok ağır geldi. Hadiste sahabilerin bu konudaki şikayetlerizikredilmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu şikayetler karşısında onlara "Siz de ehl-i kitap gibi işittik ve isyan ettik mi demek istiyorsunuz? Bilakis işittik ve itaat ettik deyiniz" buyurdu. Onlar da öyle dediler. Bunun üzerine "O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisine Rabbinden indirilene iman etti" diye başlayan ve içinde "Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme!" ifadesi yer alan el-Baka ra suresinin son ayetleri nazil oldu. Beşinci hadis Uhut Savaşı'nda Huzeyfe'nin babası el-Yeman'ın öldürülmesi hakkındadır. Bu hadis Menakıb Kitabı'nın sonlarında Uhut Gazvesi ile ilgili bölümde yeterince şerh edilmiştir. Huzeyfe vefat edinceye değin hayırlı bir kimse idi. Yanlışlıkla babasını öldüren müslümanlara "Allah sizi affetsin" demesinden ötürü hayırlı bir kimse olmuştu. Ölünceye değin de hayırlı bir kimse olarak kaldı. Hadisin sonunda belirtilen, Huzeyfe'nin üzerinde bu olayın tesirinin kalmasından kasıt bu durumdur
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا، قَالَ شَهِدْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى يَوْمَ عِيدٍ ثُمَّ خَطَبَ ثُمَّ قَالَ " مَنْ ذَبَحَ فَلْيُبَدِّلْ مَكَانَهَا، وَمَنْ لَمْ يَكُنْ ذَبَحَ فَلْيَذْبَحْ بِاسْمِ اللَّهِ ".
Abdullah İbn Amr Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Büyük günahlar Allah'a şirk koşmak, ana babaya isyan etmek, adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir. Bu hadis aynca 6780 ve 6920'de de yer almaktadır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yalan yere yemin etmek gamus yemini olarak adlandırılmıştır. Çünkü sahibini günaha ve daha sonra ateşe düşürür. İbnu't-Tin, yalan yere yemin etmenin kişiyi günaha düşüreceğini söylemiştir. Bu nedenle İmam Malik bu yeminin kefareti olmadığını belirtmiş ve "Sizi bağladığınız yeminlerden dolayı sorguya çeker" ayetine dayanmıştır. Yalan yere yE!min ise mun'akia (bağlı) değildir. Mun'akid yemin çözülmesi mümkün olan yemindir. Yalan yere yeminde hiçbir şekilde iyilik bulunmaz. Ebu Ubeyde şöyle demiştir: Ayette geçen ........ kelimesi her türlü fesadı ihtiva etmektedir. Taberi şöyle demiştir: Bu ayet 'yemin ederek söz verdiğiniz kişilere karşı bu yemini ihanet ve mağdur etme aracı olarak kullanmayın. Siz yemin edince onlar size güven duyarlar ancak siz içinizde onlara tuzak kurmayı hesap edersiniz' anlamındadır. Musannifin yalan yere yeminle ilgili başlığın altında bu ayet i zikretme nedeni ayet in kasten yalan yere yemin edeni tehdit etmesinden kaynaklanmaktadır. Muhammed İbn Nasr alimler arasındaki ihtilaftan söz ederken İbnu'l-Münzir ve daha sonra İbn Abdilber sahabenin, yalan yere yemin kefareti olmadığı konusunda ittifak ettiğini belirtmişledir. Adem İbn Ebi İyas, Şube'nin Müsned'inde, İsmail el-Kadı el-Ahkam'da İbn Mesud'dan naklen şöyle rivayet etmiştir: "Biz kefareti olmayan yeminin gamus yemini olduğunu kabul ederdik. Gamus yemini kişinin kardeşinin malından kendine bir payayırmak için yalan yere yemin etmesidir." Sahabiler arasında bu konuda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Onlar bu meselede yalan yere yemin etmenin küfürden daha büyük günah olmasına dayanmışlardır. Ancak Hakem, Ata, el-Evzai, Mamer ve Şafii kefaret gerektiği kanaatinde olup yalan yere yemin edenin diğerlerine göre kefarete daha muhtaç olduğunu, kefaret vermenin ona sadece hayır getireceğini söylemişlerdir. Bu kişiye düşen hakikate dönmek ve mazlumun hakkını vermektir. Böyle yapmayıp sadece kefaret verirse bu kefaret onun yaptığı haksızlığı gidermez sadece ona bir fayda getirmiş olur. Yeminler Kitabının başında yer alan hadisteki "Hayırlı olanı yapsın ve yemin kefareti versin" ifadesini Şafi'nin delilolarak kullanmış ve yeminden dönen kişinin kefaret vermesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu hadisten yemin edip yeminden dönen için kefaretin meşru olduğu neticesi çıkar
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا فِرَاسٌ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْكَبَائِرُ الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ، وَقَتْلُ النَّفْسِ، وَالْيَمِينُ الْغَمُوسُ ".
Abdullah İbn Mesud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kendisinden yemin etmesi istendiğinde bir müslümanın malından pay elde eden kişi, Allah'ı gazaplandırmış olarak onun huzuruna Çıkar." Allah Teala bunu tasdik etmek üzere "Şüphesiz Allah'a olan ahidlerini ve yeminierini az bir pahaya değiştirenler, işte onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur" ayetini indirdi. [-6677-] Eş'as bin Kays geldi ve "Ebu Abdurrahman size ne anlattı?" diye sordu. Onlar da şöyle şöyle anlattı, dediler. Eş'as şöyle dedi: "Bu ayet benim hakkımda nazil oldu. Amcamın oğlunun arazisindebana ait bir kuyu vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip durumu arz ettim, o da bana bu konuda ya benim delil getirmem ya da onun yemin etmesi gerektiğini söyledi. Ben de "Ya kendisine ait olduğuna dair yemin ederse?" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Kendisinden yemin etmesi istendiğinde günah işleyerek bir müslümanın malından payelde eden kişi, Allah'ı gazaplandırmış olarak onun huzuruna çıkar." Fethu'l-Bari Açıklaması: (Şüphesiz Allah'a olan ahitlerini ve yeminlerini az bir pahaya değiştirenler, işte onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur) Bu ayette yemin edilmeden yapılan ahit, yemine atfedilmiştir. Dolayısıyla bu kullanımı delil kabul ederek ahdin de yemin olduğunu söyleyenler olmuştur. Bazı Malikiler örfe göre ahit, misak, kefalet ve emanetin de yemin olduğunu, yeminin bunların ana vasfı olduğunu ve gizlenemeyeceğini söylemişlerdir. İbn Battal şöyle demiştir: Allah teala diğer yeminlerden önce ahitten söz etmiştir. Bu da ahitte yeminin varlığına delalet eder. Çünkü Allah'ın ahdi kullarına taahhüt ettiği ve verdiği şeylerdir. Nitekim ayette "Onların bir kısmı Allah'a verdiği sözü tutmuştur" buyrulmuştur. Allah'ın ahdi, vefasızlık barındırmayacağı için önce zikredilmiştir. (Allah'ı yeminlerinizle, iyilik etmenize, takva sahibi olmanıza ve insanların arasını bulmaya engel yapmayın.) İbnu't-Tin ve bir başka ilim adamı şöyle demiştir: Bu ayetin manasında ihtilaf edilmiştir. Zeyd İbn Eslem'den rivayet edildiğine göre mana şöyledir: "Doğru söylüyor olsanız da Allah'm adına çok yemin etmeyin" Bunun faydası kalplerde heybet oluşturmaktır. Allahu Teala'ın "Alabildiğine yemin eden aşağılık kimselerden hiçbirine boyun eğme"(Kalem 10) ayeti buna işaret etmektedir. Said b. Cubeyr'in görüşü ise şöyle nakledilmiştir: Mesela bir kimse akrabalarıyla ilişkisini keseceği ne yemin etse ve kendisine "Bu bağı koparma" denilse, o da "Ama yemin ettim" dese ayette yasaklık getirilen duruma düşmüş olur. Buna göre "en teberru", "kerahete en teberru = iyilik etmekten hoşlanmadığınız için" demektir. Buna göre kişinin hayırlı olan şeyi yapması ve yemininden dolayı kefaret vermesi uygundur. Taberl'nin, Ali b. Ebi Talha'dan nakline göre İbn Abbas ayete şu manayı vermiştir: "İyilik yapmamak için Allah'lIl adını yeminine engel kılma. Bunun yerine kefaretini ver ve o iyiliği yap." "Kim yalan yere kasten yemin ederse (yemin-i sabr)" Yemin-i sabr, kişinin etmesi gerekli ve yapmaya zorlandığı yemindir. Arapçada "asbarahu'l-yemine" denilir ki bunun manası kişinin hakkını almasının söz konusu oldu yerde yemin . etmesini talep etti demektir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Hakim, anlaşmazlık konusu olan şeyi davacı ve davalı nitelediklerirıcie, belirli hale getirdiklerinde ve tanıttıWarında kendisi gözüyle görmese bile o davaya bakabilir. 2- Hakim, davacı olan tarafa delili olup olmadığını sorar. İmam Buhari Şehadat Bölümünde "Konusu MalOlan Bütün Davalarda Delil Getirme Yükümlülüğü Davacıya Düşer" şeklinde bir başlık atmıştır. Bu rivayet İmam Malik'in şu görüşüne delil olarak gösterilmiştir: Bir kimse borçlusunun yeminini kabul etse, akabinde de delil getirmek istese bu davaya bakılmaz. Ancak karşı tarafın yemininitalep etmeden önce delil getirmemesine uygun bir mazeret ileri sürmesi durumu, bundan müstesnadır. 3- Lehine hüküm verilen kişi esasen haksız bile olsa hükümler zahire göre verilir. 4- Bu hadis, -Ebu Hanife'nin görüşünün aksine- hakimin hükmünün bir kimseye esasen helal olmayan bir şeyi mubah kılmayacağını savunan çoğunluğa delildir. İmam Nevevi bu hükmün mutlak olduğunu söylemiştir. Ancak bu görüş, İbn Abdulberr'in hakimin hükmünün mal davalarında esasen haram olan bir şeyi helal kılmayacağı yolunda icma olduğu şeklindeki nakliyle tenkit edilmiştir. İbn Abdilberrşöyle demiştir: Bilginler iç yüzü itibariyle aksi geçerli olduğu halde zahiren bir kadınla nikahlanan kimsenin bu nikahının helal olup olmadığı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk, kadınların anlaşmazlığa konu olduğu davalar, mal davaları gibidir derken İmam Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve bazı Maliki alimler, bu sadece mal davalarında böyledir demişlerdir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. 5- Hadis bir Müslümanın hakkını almak için haksız yere yemin eden kimseye ağır ifadeler kullanmaktadır. Bu ifade çoğunluğa göre geçerli bir tövbe etmek-, sizin ölen kimse için söz konusudur derken ehl-i sünnet hadiste ifade edilen ceza Allahu Teala'ın azap etmeyi dilediği kimselere yöneliktir demişlerdir. 6- Hadise göre yalan yere yapılan yemin ile davalıya karşı açılan dava düşer. Onun dininde günahkar olması hacr edilmesini gerektirmediği gibi ikrarını da iptal etmez. Böyle olmasaydı yapılan yeminin hiçbir anlamı olmazdı. 7 - Hakim davalıdan yemin etmesini istediğinde yalandan yere yemin etmesi endişesiyle kendisine öğüt verir. Böylece onun öğütle hakka dönmesini hedefler. 8- Hadis yemin etmek için özel bir mekan gerektiğine işaret etmektedir. Çünkü bu hadisin bazı rivayet yollarında "Yemin etmek için yola çıktı" ifadesi yer almaktadır. Nebi s.a.v.'in döneminde onun minberinin yanında yemin edildiği bilinmektedir
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ، يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَصْدِيقَ ذَلِكَ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً} إِلَى آخِرِ الآيَةِ. فَدَخَلَ الأَشْعَثُ بْنُ قَيْسٍ فَقَالَ مَا حَدَّثَكُمْ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ، فَقَالُوا كَذَا وَكَذَا. قَالَ فِيَّ أُنْزِلَتْ، كَانَتْ لِي بِئْرٌ فِي أَرْضِ ابْنِ عَمٍّ لِي فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " بَيِّنَتُكَ أَوْ يَمِينُهُ ". قُلْتُ إِذًا يَحْلِفُ عَلَيْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ، وَهْوَ فِيهَا فَاجِرٌ، يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ، لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ".
Ebu. Musa el-Eş'arı şöyle anlatmıştır: Arkadaşlarım (Eş'arfler Tebük seferinde) kendilerine binek ve yük hayvanı istemek üzere beni Nebi'e gönderdiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vaılahi ben sizleri hiçbir hayvana bindiremem" dedi. O sırada ben kendisini öfkeli bir halde bulmuştum. (Bir süre sonra Bilal tarafından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına çağrıldım.) Bu sefer Resulullah'a geldiğimde bana "Arkadaşlarına git ve onlara 'Allah -veya- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizleri (develere) yükleyecektir!' de" buyurdu
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ أَرْسَلَنِي أَصْحَابِي إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَسْأَلُهُ الْحُمْلاَنَ فَقَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ عَلَى شَىْءٍ ". وَوَافَقْتُهُ وَهْوَ غَضْبَانُ فَلَمَّا أَتَيْتُهُ قَالَ " انْطَلِقْ إِلَى أَصْحَابِكَ فَقُلْ إِنَّ اللَّهَ ـ أَوْ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ يَحْمِلُكُمْ ".
Zühri şöyle anlatmıştır: Urve b. Zubeyr, Said b. elcMüseyyeb,Alkame b. Kays, Ubeyduııah b. Utbe'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Aişe olayını, yani iftira edenlerin kendisi aleyhinde söylediklerini söyledikleri zaman Aııah'ın Aişe'yi onların dedikodularından temize çıkarıp beri kılması olayını işittim. Bu dört kişinin her biri bana bu hadisin bir kısmını naklettiler. Aişe şöyle demiştir: Allah (({Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur"(Nur 11) cümlesiyle başlayan bu on ayeti benim suçsuzluğum hakkında indirdi. Bunun üzerine babam Ebu Bekir es-Sıddık hısımlığından dolayı nafaka vermekte bulunduğu Mıstah hakkında "Kızım Aişe'ye bu iftirayı attıktan sonra vallahi ben Mıstah'a ebediyyen bir şey vermem" diye yemin etti. Bunun üzerine Yüce Aııah "Içinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere {mallarından} vermeyeceklerine yemin etmesinler"(Nur 22) ayet-i kerimesini indirdi. Ebu Bekir şöyle dedi: "Vaııahi ben Aııah'ın beni mağfiret etmesini muhakkak severim" dedi ve Mıstah'a veregeldiği nafakayı tekrar vermeye başladı. Ve "Ben bu nafakayı ondan ebediyyen koparmaml" dedi
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، ح وَحَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ النُّمَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ الأَيْلِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، وَسَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ حَدِيثِ، عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ مَا قَالُوا، فَبَرَّأَهَا اللَّهُ مِمَّا قَالُوا ـ كُلٌّ حَدَّثَنِي طَائِفَةً مِنَ الْحَدِيثِ ـ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {إِنَّ الَّذِينَ جَاءُوا بِالإِفْكِ} الْعَشْرَ الآيَاتِ كُلَّهَا فِي بَرَاءَتِي. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ ـ وَكَانَ يُنْفِقُ عَلَى مِسْطَحٍ لِقَرَابَتِهِ مِنْهُ ـ وَاللَّهِ لاَ أُنْفِقُ عَلَى مِسْطَحٍ شَيْئًا أَبَدًا، بَعْدَ الَّذِي قَالَ لِعَائِشَةَ. فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَلاَ يَأْتَلِ أُولُو الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ أَنْ يُؤْتُوا أُولِي الْقُرْبَى} الآيَةَ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ بَلَى وَاللَّهِ إِنِّي لأُحِبُّ أَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لِي. فَرَجَعَ إِلَى مِسْطَحٍ النَّفَقَةَ الَّتِي كَانَ يُنْفِقُ عَلَيْهِ وَقَالَ وَاللَّهِ لاَ أَنْزِعُهَا عَنْهُ أَبَدًا.
Zehdem şöyle anlatmıştır: Ebu Musa el-Eş'arl'nin yanında bulunuyorcluk. Bize şöyle dedi: Eş'arllerden bir topluluk içinde Nebi'e geldim. Onu bu sırada öfkeli bir halde buldum. Kendisinden bizlere binecek deve vermesini istedik. Resuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri (develere) yükleyemeyeceğine dair yemin etti. Bir süre sonra da "Vallahi inşallah ben bir şeye yemin eder ve sonra ondan başkasını yemin ettiğim şeyden daha hcyırlı görürsem, muhakkak o hayırlı olanı yapar, yeminimi de kefaretle çözer, kurtulurum" dedi: Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: İbn Battal, İmam Buhari'nin attığı bu başc lıkla bir kadının nikahına malik olmadan önce talakını veya bir köleye sahip olmadan önce hürriyetini ta'lik etmenin caiz olduğu görüşüne meylettiği sonucunu çıkarmıştır. O bu konuda meydana gelen ihtilafları nakletmiş ve bu husustaki görüşleri ve delilleri uzun uzadıya açıklamıştır. Öyle anlaşılıyor ki İmam Buharl'nin maksadı onun dediğinden başkadır. Buharl'nin eğilimi şu yöndedir: Nebi s.a.v. kendisinden binecek deve isteyenlere onları bindiremeyeceğine dair yemin etmiştir. Bir süre sonril kendilerini develere bindirince onlar ettiği yemini hatırlatmak için Nebie başvurmuşlardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Sizleri yükleyen ben değilim. Fakat sizleri Allah yüklemiştir" demiş ve yemininin, malik olduğu hususlarda geçerli olduğunu beyan etmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları malik olduğu deveye bindirseydi yeminini bozmuş olurdu ve kefaret verirdi. Fakat o Eş'arileri özelolarak malik olmadığı Allah'ın malı olan develere bindirdi. Böylece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yeminini bozmuş duruma düşmemiş oldu. Nebi s.a.v.'in Eş'arileri develere bindirdikten sonra "Bir şeye yemin eder ve sonra ondan başkasını yemin ettiğim şeyden daha hayırlı görürsem muhakkak o hayırlı olanı yapar, yeminimi de kefaretle çözer kurtulurum" şeklindeki ifadesi, yeni bir hüküm kurucu, başlı başına bir kaideyi ifade etmektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta şöyle demektedir: Eğer ben yemin eder, sonra yemin ettiğim şeyi terk etmeyi ondan daha hayırlı görürse m yeminimi bozar ve ona karşılık kefaret veririm. İbnü'I-Müneyyir şöyle devam eder: Eş'arilerin Hz. Nebi'den binecek hayvan istemeleri, onun binek ve yük hayvanına malik olduğunu zannetmelerindendir. Bu taleplerinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini malik olduğu herhangi bir hayvana bindiremeyeceğine yemin etmiştir. Çünkü kendisi o esnada böyle bir hayvana malik değildi. İbnü'l-Müneyyir sözüne devamle şöyle der: Bir kimse mülkünde olmayan bir şey üzerine o şeye bağlayarak herhangi bir fiili yapmayacağına yemin etse ... Bunu bir örnekle açıklamak daha iyi olur: Bir kimse sahip olmadığı bir deveyi kastederek "Şu deveye binersem şöyle şöyle yapmak boynuma borç olsun" diye yemin etse ve daha sonra o deve ye malik olup binse, bu yeminini bozmuş olduğu noktasında bilginler arasında ihtilaf yoktur. Bu, yeminin mülkiyete bağlanması kabilinden değildir. Bizim bu konudaki görüşümüz ise farklıdır: İbnü'I-Müneyyir'in dile getirdiği görüş ihtimale açıktır. İbn Battal'ın görüşü de uzak bir ihtimal değildir. Aksine daha doğrudur. Şöylesine; Nebi s.a.v.'den binek ve yük hayvanı isteyen sahabiler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemin ettiğini, yapmayacağım diye yemin ettiği şeyin aksini yaptığını anlamışlar, bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendileri için binek ve yük hayvanı verilmesini emrettiğinde "Resulullah'a yeminini unutturduk" demişler ve onun daha önce ettiği yemini unuttuğunu zannetmişlerdir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara bunu unutmadığını, fakat yaptığının ettiği yeminden daha hayırlı olduğu, yemin ettiğinde ve yemininden daha hayırlısını gördüğünde yapmayacağım diye yemin ettiği şeyi yaptığı ve yeminini kefaret vererek çözüp kurtulduğu şeklinde cevap vermiştir. Bu konu "Yemini Bozmadan Önce Kefaret Verme" başlığı altında daha açık olarak gelecektir. Bir Kimsenin Malik Olmadığı Hususta Nezirde Bulunması başlığı altında insanın malik olmadığı hususta yemini meselesi hakkında daha fazla açıklama inşallah gelecektir
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، فَوَافَقْتُهُ وَهْوَ غَضْبَانُ فَاسْتَحْمَلْنَاهُ، فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا ثُمَّ قَالَ " وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ وَتَحَلَّلْتُهَا ".
Said b. eI-Müseyyeb'in babasından nakline göre Ebu Talib'e ölüm aIametIeri geIdiği zaman ResuIullah s.a.v. onun yanına girdi ve "(Amca!) La ilahe illallah kelimesini söyle ki bununla Allah katında senin için hüccet getireyim" dedi
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَمَّا حَضَرَتْ أَبَا طَالِبٍ الْوَفَاةُ جَاءَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " قُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ كَلِمَةً. أُحَاجُّ لَكَ بِهَا عِنْدَ اللَّهِ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyIe 'demiştir: "Subhanallahi ve bihamdihi, subhannallahi'l-azim, dile hafif, mizanda ağır, Rahman'a sevgili iki kelimedir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ ".
Abdullah b. Mesud şöyIe demiştir: ResuIuIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kelime söyIedi, ben de başka bir kelime söyIedim. O 'llah'a bir şeyi eş kılarak ölen kimse ateşe sokulacaktır" dedi. Ben de "Allah'a hiçbir şeyi eş klImayarak ölen kimse cennete girdirilir" dedim. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kimse 'Vaııahi bugün konuşmam' dediği ve akabinde namaz kıldığı zaman bunun kendi niyeti üzere olduğu." İmam Buhari'nin bu başlıkta söylemek istediği şudur: Bir kimse vallahi bugün konuşmayacağım diye yemin eder, "kıraat" ve "zikir"i konuşmasına katmaya niyet ederse okuduğunda veya zikirde bulunduğunda yeminini bozmuş olur. Bunları katma niyetinde bulunmazsa bozmuş olmaz. İmam Buhari kişinin herhangi bir niyete dayalı olmaksızın mutlak olarak kıraatte ve zikirde bulunması durumuna değinmemiştir. Çoğunluk, bu durumda da o kişinin yemininin bozulacağı kanaatini benimsemiştir. Hanemerden nakledilen bir görüşe göre ise bu takdirde yemini bozulmaz. Bazı Şafiı alimleri Kur'an'ı ayrı değerlendirmişler ve böyle bir yemini ettikten sonra Kur'an okuyanın yemininin bozulmayacağını ama zikirde bulunanın bozulacağını söylemişlerdir. Çoğunluğun delili örfe göre "kelam" dendi mi bundan insariların sözlerinin anlaşıldığıdır. Bundan dolayı kişi namaz kılarken "kıraat"ta bulunup, "zikir"yaptığında yemini bozulmaz. Namaz dışında da hükmün böyle olması gerekir. Bu konudaki deliııerden birisi Müslim'de yer alan şu hadistir: "Bizim şu namazımızda insan sözlerinden bir şey konuşmak uygun olmaz. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur'an okumaktan ibarettir"(Müslim, Mesacid) Hadis-i şerifte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "zikir" ve "kıraat" için "insanların sözleri"nden başka bir hüküm vermektedir. Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "Subhanallahi ve bihamdihi, subhannallahi'l-azfm, dile hafif, mizanda ağır; Rahman'a sevgili iki kelimedir" hadisinin geniş bir açıklaması bu bölümün sonunda gelecektir
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَلِمَةً وَقُلْتُ أُخْرَى " مَنْ مَاتَ يَجْعَلُ لِلَّهِ نِدًّا أُدْخِلَ النَّارَ ". وَقُلْتُ أُخْرَى مَنْ مَاتَ لاَ يَجْعَلُ لِلَّهِ نِدًّا أُدْخِلَ الْجَنَّةَ.