Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 78. Bölüm
248 hadis, 9 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis27 dk okuma
Semura İbn Cündüb r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bana iki adam'ın geldiğini (rüyamda) gördüm. (Sonra bana) dediler ki: Ağzının parçalanmakta olduğunu gördüğün o kişi var ya, o çok yalancı birisidir. Bir yalan söyler, sonra o yalan söz ondan alınıp sonunda ufuklara ulaşır. İşte buna kıyamet gününe kadar böyle yapılacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnu't-Tin dedi ki: Yüce Allah'ın: "Doğrularla beraber olun" buyruğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Onlar gibi olun, anlamında olduğu söylendiği gibi, onlardan olun, diye de açıklanmıştır. Derim ki: Zannederim musannıf (Buhari) ayeti zikretmek suretiyle Ka'b İbn Malik kıssasına ve onun doğru sözlü oluşunun onu ayet-i kerimede zikredilen hayra ulaştırmış olduğuna işaret etmek istemiştir. Oysa bundan önce, bilinen süre boyunca Müslümanlar onunla konuşmayı terk etmişlerdi ve nihayet yer bütün genişliğine rağmen ona dar gelmişti. Daha sonra yüce Allah, onun tevbesini kabul etmek suretiyle ona lütufta bulunmuştu. Ka'b'ın kendisi de başından geçen bu olay ile ilgili olarak şunları söylemiştir: Beyhaki Şuabu'l-İman'da sahih bir senedie Ebu Bekir es-Sıddik'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: el-Bezzar da Sa'd İbn Ebi Vakkas'tan Nebi efendimize merfu olarak şu hadisi rivayet etmektedir: Hadisin senedi kavidir. Nevevi dedi ki: İlim adamları şöyle demişlerdir: Hadis-i şerifte doğrunun araştınlması yani doğruyu kastedip ona gereken önemin verilmesi teşvik edilmekte, yalan söylemekten, yalan söyleme hususunda işi gevşek tutmaktan da sakındınlmaktadır. Çünkü kişi yalan söylemekte işi gevşek tutacak olursa çokça yalan söyler ve yalancı olarak tanınır
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " رَأَيْتُ رَجُلَيْنِ أَتَيَانِي قَالاَ الَّذِي رَأَيْتَهُ يُشَقُّ شِدْقُهُ فَكَذَّابٌ يَكْذِبُ بِالْكَذْبَةِ تُحْمَلُ عَنْهُ حَتَّى تَبْلُغَ الآفَاقَ فَيُصْنَعُ بِهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ".
Huzeyfe'den, diyor ki: "Şüphe yok ki, yapıp ettikleriyle, güzel görünüşüyle ve dini bakımdan yaşayışı ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e en çok benzeyen kişi, evinden çıktığı vakitten tekrar evine dönünceye kadarki halleriyle İbn Ümmü Abd (Abdullah İbn Mes'ud)dır. Evinde, ailesiyle başbaşa kaldığı vakit ise ne yaptığını bilmiyoruz
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أُسَامَةَ حَدَّثَكُمُ الأَعْمَشُ، سَمِعْتُ شَقِيقًا، قَالَ سَمِعْتُ حُذَيْفَةَ، يَقُولُ إِنَّ أَشْبَهَ النَّاسِ دَلاًّ وَسَمْتًا وَهَدْيًا بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَبْنُ أُمِّ عَبْدٍ، مِنْ حِينَ يَخْرُجُ مِنْ بَيْتِهِ إِلَى أَنْ يَرْجِعَ إِلَيْهِ، لاَ نَدْرِي مَا يَصْنَعُ فِي أَهْلِهِ إِذَا خَلاَ.
Tarık'tan, dedi ki: "Abdullah dedi ki: Şüphesiz sözün en güzeli Allah'ın kitabı, hedyin (önderliğin) en güzeli de Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği yoldur." Bu Hadis 7277 numara ilede geçiyor Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dell: Davranış, tutum". Yürüyüş, konuşma ve başka hallerde güzel hareket etmek demektir. Yol hakkında da kullanılır. "Semt: Dini hususlarda görünüş". Din ile ilgili hususlarda görünüşün güzelliği demektir. İşte mutedil olmak, yol ve cihet hakkında da kullanılır. "Hedy". Ebu Ubeyd dedi ki: AsIında el-hedy ve ed-dell birbirine yakın anlamIardadır. Sekinet ve vakar, heybet, görünüş ve şe mail (bedeni özellikler) hakkında da kullanılır. Semt genelde güzellik ve süs cihetiyle değil de hayır ve dil bakımından güzel görünüş ve güzel heyet anlamındadır. YOI hakkında da kullanılır. Kişinin İslam ehlinin yolu üzere, hayır ehlinin kılığında olması cihetiyle her ikisi de güzel anlamdır. Hadis-i şerifte İbn Mesud'un pek üstün bir fazileti sözkonusu edilmektedir. Çünkü Huzeyfe onun insanlar arasında bu özellikler bakımından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e en ileri derecede benzeyen birisi olduğuna tanıklık etmektedir. Bu ifadelerde kişinin bilmediği şeyler hakkında kanaat belirtmekten sakınmak da dile getirilmektedir. Çünkü Huzeyfe: "Evinden çıktığı zamandan döndüğü vakte kadar" demiş ve bu tanıklığında tanıklık etmesi mümkün olan bu kadarı ile yetinmiştir. Diğer taraftan: "Ailesi ile birlikte başbaşa kaldığında da ne yaptığını bilmiyoruz." demiştir. Çünkü ailesi ile başbaşa kaldığı takdirde, ailesi ile hoş geçinip onlarla rahat etmesinin, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları ile birlikteki halinden daha fazla ya da eksik olmasını mümkün görmüştür. Bu sözleri ile Abdullah radıyaııahu anh hakkında eksiltici bir ifade kullanmayı da kastetmiş değildir. Buhari el-Edebu'l-Müfred'de, Zeyd İbn Vehb yoluyla şu rivayeti nakletmektedir: "Ben İbn Mesud'u şöyle derken dinledim: Şunu bilin ki, ahir zamanda güzel bir yaşayış, bazı amellerden daha hayırlıdır." Hadisin senedi sahihtir. Böyle bir ifade de kişinin kendi görüşüne dayanarak söylenemez. Sanki İbn Mesud, bundan dolayı yaşayışının, hal ve hareketlerinin güzelolmasına çokça dikkat eder, gayret gösterirdi
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُخَارِقٍ، سَمِعْتُ طَارِقًا، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ إِنَّ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ، وَأَحْسَنَ الْهَدْىِ هَدْىُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم.
Ebu Musa (el-Eş'ari) r.a.'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İşittiği eziyet verici söze karşı Allah'tan daha çok sabreden bir kimse -yahut bir şey- yoktur. Onlar onun evladı olduğunu ileri sürüyorlar. Halbuki o, onlara sıhhat ve rızık verip duruyor." Tekrar:
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي الأَعْمَشُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ أَحَدٌ ـ أَوْ لَيْسَ شَىْءٌ ـ أَصْبَرَ عَلَى أَذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ، إِنَّهُمْ لَيَدْعُونَ لَهُ وَلَدًا، وَإِنَّهُ لَيُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ ".
Abdullah dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yapageldiği paylaştırmalardan birisi gibi bir paylaştırma yaptı. Ensar'dan bir adam: Allah'a yemin ederim, şüphesiz ki bu, kendisiyle Allah'ın rızasının gözetilmediği bir paylaştırmadır, dedi. Ben de: Ama and olsun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e (bunu) söyleyeceğim deyip onun huzuruna gittim. Ashabı arasında bulunuyordu. Gizlice ona söyledim. Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ağır geldi, yüzü değişti ve kızdı. Öyle ki keşke ona haber vermeseydim diye arzu ettim. Daha sonra: Gerçekten Musa'ya bundan daha fazla eziyet edilmişti, ama o sabretti, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eziyete sabretmek". Yani sözlü yahut fiill eziyete karşılık vermekten kendisini alıkoymak. Bu, bazen hilm için de söylenir. Yüce Allah'ın: "Ancak sabredenlere edrleri hesapsız verilir."m buyruğu ile ilgili olarak kimi ilim ehli şöyle demiştir: Eziyetlere karşı sabretmek nefsin cihadıdır. Şam yüce Allah, nefisleri, kendisine yapılan ve hakkında söylenen şeylerden acı çekmek özelliğine sahip olarak yaratmıştır. Bundan dolayı onların ganimetieri paylaştırmakta Nebi s.a.v.'in haksızlık yaptığını söylemeleri ona ağır gelmiştir. Fakat o bu sözü söyleyene hilm ile mukabele ederek sabretmiştir. Çünkü sabredenlerin sevabının pek büyük olduğunu ve Allah'ın hesapsız olarak sabredene ecrini vereceğini biliyordu. Sabreden kişinin ecri, infak edenden daha fazladır. Çünkü infak edenin elde edeceği hasene yedi yüz kata kadar yükseltilir. Bir hasene ise aslı itibariyle on kat fazlasıyla mükafatlandırılır. Bununla birlikte yüce Allah dilediğine daha fazlasını da verir. İman bölümünün baş taraflarında İbn Mesud'un: "Sabır imanın yarısıdır." şeklinde rivayet ettiği hadis geçmiş bulunmaktadır. Eziyetlere karşı sabrın faziletine dair Buhari'nin şartına uymayan bir başka hadis de varid olmuştur. Bu hadisi İbn Mace hasen bir sened ile İbn Ömer'den merfu olarak rivayet etmiştir: "İnsanlarla oturup kalkıp onların eziyetlerine sabreden bir kimse, onlarla oturup kalkmayıp eziyetlerine sabretmeyen kimseden daha hayırlıdır." Hadisten imama ve fazilet ehline, haklarında -kendilerine yakışmayan türden- söylenen sözleri, -bu sözü söyleyenden sakınmaları için- haber vermenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Hadisten Çıkan Diğer Sonuçlar 1- Gıybet ve nemfme (kağuculuk, laf götürme)den mubah olan kısım, açıklık kazanmaktadır. Çünkü İbn Mesud'un bu yaptığında şeklen bunlar vardır, ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu yaptığına tepki göstermemiştir. Çünkü İbn Mesud'un maksadı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e samimi olarak öğüt vermek ve ona Müslüman olduğunu dışa vurmakla birlikte, içinde münafıklığı saklayanlar arasından kendisine dil uzatanları -ondan sakınsın diye- bildirmek istemişti. Bu ise kafirlerin hile ve tuzaklarından emin olmak amacı ile tecessüsün (casusluk yapmanın) caiz oluşu gibi caizdir. Diğer taraftan sözü geçen o adam, söylediği o sözlerle pek büyük bir günah işlemiştir. Dolayısıyla onun (bu hususta) riayet edilmesi gereken bir hakkı yoktur. 2- Kendilerinde olmayan nitelikler ile söz konusu edilmeleri, fazilet ehli kimseleri kızdırabilir. Bununla birlikte onlar bu işe sabır ve hilm ile karşılık verirler. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Musa aleyhisselam'a uyarak böyle yapmıştır. "Musa'ya eziyet edilmişti." sözleriyle de yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! Siz de Musa'yı incitenler gibi olmayın. " (Ahzab,69) buyruğuna işaret etmektedir. İsrailoğuııarı'nın Musa aleyhisselam'a eziyet edip incitmeleri hususunda üç kıssa naklediimiş bulunmaktadır: a- Onun hayalarının şişkin olduğunu söylemişlerdi. Bu lafız ve açıklamaları Enbiya ile ilgili hadisler bölümünde, Musa kıssasında geçmiş bulunmaktadır. b- Musa aleyhisselaın'ın kardeşi Harun'un ölümü kıssası ile ilgilidir. Bunu da Musa kıssasında açıklamış bulunuyoruz. c- Karun ile başından geçen olay ile ilgilidir. Karun kötü bir kadına Musa'nın kendisine tecavüz etmek istediğini iddia etmesini söylemişti. Nihayet bu, Karun 'un helak sebebi olmuştu. Bu da Enbiya ile ilgili hadislerin, Musa'ya dair haberlerin son taraflarında yer alan Harun kıssasında geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ شَقِيقًا، يَقُولُ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قِسْمَةً كَبَعْضِ مَا كَانَ يَقْسِمُ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ وَاللَّهِ إِنَّهَا لَقِسْمَةٌ مَا أُرِيدَ بِهَا وَجْهُ اللَّهِ. قُلْتُ أَمَّا أَنَا لأَقُولَنَّ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُهُ وَهْوَ فِي أَصْحَابِهِ فَسَارَرْتُهُ فَشَقَّ ذَلِكَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَتَغَيَّرَ وَجْهُهُ وَغَضِبَ، حَتَّى وَدِدْتُ أَنِّي لَمْ أَكُنْ أَخْبَرْتُهُ ثُمَّ قَالَ " قَدْ أُوذِيَ مُوسَى بِأَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ فَصَبَرَ ".
Mesruk'tan rivayete göre Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir iş yapmış ve o hususta insanlara ruhsat vermişti. Ama bazı kimseler bu işi yapmak istemedi. Bu husus Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca, bir hutbe vererek yüce Allah'a hamd ettikten sonra şöyle dedi: -Bazı kimselere ne oluyor ki benim yaptığım bir işten onlar kendilerini uzak tutuyorlar? Allah'a yemin ederim ki ben onlar arasında hem Allah'ı en iyi bilenleriyim, hem de onların Allah'a karşı haşyeti en ileri derecede olanlarıyım. " Bu Hadis 7301 numara ilede geçiyor
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَتْ عَائِشَةُ صَنَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا فَرَخَّصَ فِيهِ فَتَنَزَّهَ عَنْهُ قَوْمٌ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَخَطَبَ فَحَمِدَ اللَّهَ ثُمَّ قَالَ " مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَتَنَزَّهُونَ عَنِ الشَّىْءِ أَصْنَعُهُ، فَوَاللَّهِ إِنِّي لأَعْلَمُهُمْ بِاللَّهِ وَأَشَدُّهُمْ لَهُ خَشْيَةً ".
Ebu Said el-Hudri'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, evinde kendisine ayrılmış olan yerde duran bakire kızdan daha ileri derecede haya sahibi idi. Hoşuna gitmeyen bir şey gördü mü biz onu yüzünden anlardık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlara yüzlerine karşı" onlardan haya ettiği için "sitem etmeyen kimse." "Allah'a yemin ederim, onlar arasında hem Allah'ı en iyi bilenleriyim, hem ona haşyeti en ileri derecede olanlarıyım." Hem ilmin, hem de amelin gücünü bir arada dile getirmiş bulunmaktadır. Yani onlar, benim yaptığım bir işten yüz çevirmelerinin, kendilerini Allah'a daha çok yakınlaştıracağını vehmettiler. Oysa durum böyle değildir. Çünkü onlar arasında Allah'a yakınlığı en iyi bilen ve onun gereği olan ameli herkesten önce yapması gereken kişi odur. Bu hadisin ihtiva ettiği anlam, İman bölümünde (20 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetine karşı çok şefkatli idi. Bundan dolayı onlara çok hafif bir sitemde bulunmuştur. Çünkü onlar kendileri için yapmaları caiz olan ağır işi yapmışlardı. Eğer onların bu yaptıkları iş haram olsaydı, onlara kendisinin yaptığı işe dönmelerini emredecekti. Derim ki: Ama yaptıkları dolayısıyla, hiç şüphesiz bir şekilde onlara sitem etmiş oldu. Bizzat kendisinin yaptığı işi açıkça belirtmeyişi ise, onun bu işi örtüp saklamak istemesinden dolayıdır. Böylelikle o, onlara karşı yumuşak ve şefkatli davranmakla birlikte, yapması gereken sitemi de asla terk etmemiş oldu. İbn Battal'ın bunu, onların yaptıklarının haram olmadığına dair delil göstermesi ise, Nebi efendimizin, kendisinin yaptığı işi, onları da yapmaya zorlamamış olması açısından açıkça anlaşılan bir durumdur. Hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uymak teşvik edilmekte, ince eleyip sık dokumak ve mubahtan uzak durmak yerilmekte, öğüt verilirken güzel bir şekilde geçinme yolu ile birlikte bu hususta hem yapılanın reddedilip, hem de yumuşak bir üslup kullanılacağı gösterilmektedir
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي عُتْبَةَ مَوْلَى أَنَسٍ ـ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا، فَإِذَا رَأَى شَيْئًا يَكْرَهُهُ عَرَفْنَاهُ فِي وَجْهِهِ.
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bir kimse kardeşine: Ey kafir, dediği takdirde ikisinden birisi onunla dönmüş olur." İkrime İbn Ammar'dan, dedi ki: Kendisi Yahya'dan, o Abdullah İbn Yezid'den, o Ebu Seleme'yi bu hadisi naklederken dinlemiş, Ebu Seleme de Ebu Hureyre'yi onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye naklederken dinlemiştir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قَالَ الرَّجُلُ لأَخِيهِ يَا كَافِرُ فَقَدْ بَاءَ بِهِ أَحَدُهُمَا ". وَقَالَ عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، سَمِعَ أَبَا سَلَمَةَ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Herhangi bir adam kardeşine: Ey kafir diyecek olursa, o ikisinden birisi onunla döner
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَيُّمَا رَجُلٍ قَالَ لأَخِيهِ يَا كَافِرُ. فَقَدْ بَاءَ بِهَا أَحَدُهُمَا ".
Sabit İbn ed-Dahhak'tan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kim yalan söyleyerek İslam milletinden başkası adına yemin ederse o da dediği gibidir. Kim herhangi bir şeyle kendisini öldürürse cehennem ateşinde onunla azap edilir. mu'mine lanet etmek, onu öldürmek gibidir. Bir mu'mine iftira ederek küfür isnadında bulunmak da onu öldürmek gibidir." Buna dair açıklamalar daha önce "sövme ve lanetlemenin nehyedilmiş olduğu" başlığında (6047.hadiste) geçti
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ الضَّحَّاكِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ حَلَفَ بِمِلَّةٍ غَيْرِ الإِسْلاَمِ كَاذِبًا فَهْوَ كَمَا قَالَ، وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِشَىْءٍ عُذِّبَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، وَلَعْنُ الْمُؤْمِنِ كَقَتْلِهِ، وَمَنْ رَمَى مُؤْمِنًا بِكُفْرٍ فَهْوَ كَقَتْلِهِ ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan rivayete göre; "Muaz İbn Cebel r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte namaz kılar, sonra da kendi kavminin yanına döner ve o namazı onlara kıldırırdı. Bir keresinde onlara Bakara suresini okuyarak namaz kıldırdı. (Cabir) dedi ki: Bunun üzerine bir adam da namazı kısa kılmak isteyip kendi başına kısa bir namaz kıldı. Bu husus Muaz'a ulaşınca, o bir münafıktır, dedi. Bu söz daha sonra o adama da ulaştı. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek: Ey Allah'ın Rasulü, bizler ellerimizle çalışan, su çeken, develerimizle sulayan kimseleriz. Muaz da dün bize bir namaz kıldırdı ve Bakara suresini okudu. Ben de namazı kısa kesmek istedim. Bunun üzerine benim münafık olduğumu iddia etti, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Ey Muaz, sen insanları fitneye düşüren bir kimse misin, diye üç defa tekrarladı. Ve'ş-şemsi ve duhaha ve sebbihisme Rabbike'l-a'la ve benzerlerini oku, buyurdu
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَادَةَ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا سَلِيمٌ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ يَأْتِي قَوْمَهُ فَيُصَلِّي بِهِمُ الصَّلاَةَ، فَقَرَأَ بِهِمُ الْبَقَرَةَ ـ قَالَ ـ فَتَجَوَّزَ رَجُلٌ فَصَلَّى صَلاَةً خَفِيفَةً، فَبَلَغَ ذَلِكَ مُعَاذًا فَقَالَ إِنَّهُ مُنَافِقٌ. فَبَلَغَ ذَلِكَ الرَّجُلَ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا قَوْمٌ نَعْمَلُ بِأَيْدِينَا، وَنَسْقِي بِنَوَاضِحِنَا، وَإِنَّ مُعَاذًا صَلَّى بِنَا الْبَارِحَةَ، فَقَرَأَ الْبَقَرَةَ فَتَجَوَّزْتُ، فَزَعَمَ أَنِّي مُنَافِقٌ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مُعَاذُ أَفَتَّانٌ أَنْتَ ـ ثَلاَثًا ـ اقْرَأْ {وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا} وَ{سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الأَعْلَى} وَنَحْوَهَا ".
Ebu Hureyre'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden her kim yemin edip de yemininde Lat ve Uzza hakkı için diyecek olursa, hemen akabinde la ilahe illailah deyiversin. Her kim arkadaşına: Gel, seninle kumar oynayalım derse, hemen akabinde bir sadaka versin
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ مِنْكُمْ فَقَالَ فِي حَلِفِهِ بِاللاَّتِ وَالْعُزَّى. فَلْيَقُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَمَنْ قَالَ لِصَاحِبِهِ تَعَالَ أُقَامِرْكَ، فَلْيَتَصَدَّقْ ".
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre; "O, bir kafile ile birlikte yol almakta olan Ömer İbn el-Hattab'a arkadan yetişti. O sırada Ömer, babası adına yemin ediyordu. Bu sebeple Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle seslendi: Dikkat edin! Şüphesiz Allah sizlere babalarınız adına yemin etmenizi yasaklıyor. Her kim yemin edecekse Allah adına yemin etsin, aksi takdirde sussun." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bunu (Müslümana: Ey kafir sözünü) tevil ederek yahut bilmeyerek söyleyen kimsenin tekfir edilmeyeceği görüşünde olanlar." Bilmeyenden kasıt, hükmü yahut hakkında bu sözün söylendiği kimsenin durumunu bilmeyendir. Ömer, Hatıb İbn Ebi Beltaa.hakkında: "O münafıklık etti, dedi." Bu hadis daha önce şerhiyle birlikte mevsuı'senediyle el-Mumtahine suresinin tefsirinde (4890.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Daha sonra Cabir r.a.'ın rivayet ettiği Muaz İbn Cebel'in sabah namazını uzunca kıldırması üzerine o adamın ondan ayrılıp tek başına namaz kılmasını sözkonusu eden hadisi zikretmektedir. Muaz bunun üzerine o kişi için: Şüphesiz ki o bir münafıktır,demişti. Bu hadisin de yeterli açıklaması daha önce Cemaatle namaz bahsinde (701.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal, el-Mühelleb'den naklen dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Lat ve Uzza adına yemin eden kimseye la ilahe illailah demesini emretmiş olması, onun dediği şekilde halini sürdürmesinden korktuğundan ötürüdür. O vakit onun amelinin imandan sonra söylemiş olduğu bu küfür sözü sebebiyle boşa çıkacağından korkulur. Daha sonra şunları söylemektedir: Nebi efendimizin: "Zina eden kimse zina ettiği vakit mu'min olarak zina etmez." buyruğu da buna benzemektedir. Özelolarak zina halinde onun iman sahibi olmadığını söylemiştir. ---ibn Battal'dan nakil burada sona ermektedir. --- Bir başka yerde de şunları söylemiştir: Bu hadiste Allah'tan başkası adına yemin edildiğini anlatan bir ifade yoktur. Sadece burada unutarak yahut bilmeden bu şekilde yemin eden kimseye, yaptığı bu işin kefareti olacak bir şeyi hemen yapmaya dair bir yol gösterme ve öğretmedir. Bundan anlaşılacak da şudur: Söylememesi gereken bir sözü söyleyen kimseye eğer bu sözün anlamını kastederek söylemiş ise, onun üzerinden vebalin hangi yolla kaldırılacağını göstermektedir. Gel seninle kumar oynayalım diyene, sadaka vermesini emretmesinin bununla ilgisi ise, malın batıl bir yolla elden çıkarılmasını isteyişi açısındandır. Böylelikle malı hak yolda elinden çıkarmasını emretmiş olmaktadır. Daha sonra musannıf (Buhari), İbn Ömer'in rivayet ettiği Ömer'in babası adına yemin etmesi ile ilgili hadisi zikretmektedir. Bu hadiste böyle bir yemin de yasaklanmaktadır. İleride buna dair yeterli açıklamalar el-Eyman ve'n-Nuzur (Yeminler ve Adaklar) bölümünde (6646.hadiste) gelecektir. Hadisi burada zikretmekten maksadı ise, bazı rivayet yollarında varid olmuş: "Kim Allah'tan başkası adına yemin ederse şirk koşmuş olur" bölümüne işaret etmektir. Ama Ömer bu yasağı duymadan önce bu şekilde yemin ettiği için yaptığı işte mazur idi. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona bu şekilde yemin etmeyi yasaklamakla yetinmiş, bundan dolayı da onu sorumlu tutmamıştır. Çünkü babasının kendisi üzerindeki hakkı dolayısıyla onun adına yemin etmeyi de hak edeceği tevilinde bulunmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allah'ın, kulunun kendisinden başkası adına yemin etmesini sevmediğini beyan etmiş oldu. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّهُ أَدْرَكَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فِي رَكْبٍ وَهْوَ يَحْلِفُ بِأَبِيهِ، فَنَادَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ إِنَّ اللَّهَ يَنْهَاكُمْ أَنْ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، فَمَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ، وَإِلاَّ فَلْيَصْمُتْ ".
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adama girdi. Evde, üzerinde suretler bulunan bir perde de vardı. Derhal Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün rengi değişti, sonra perdeyi alıp parçaladı. Aişe dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: Şüphesiz bu suretleri yapan kimseler kıyamet gününde insanlar arasında azabı en şiddetli olacak kimselerdendir, buyurdu
حَدَّثَنَا يَسَرَةُ بْنُ صَفْوَانَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَفِي الْبَيْتِ قِرَامٌ فِيهِ صُوَرٌ، فَتَلَوَّنَ وَجْهُهُ، ثُمَّ تَنَاوَلَ السِّتْرَ فَهَتَكَهُ، وَقَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مِنْ أَشَدِّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ الَّذِينَ يُصَوِّرُونَ هَذِهِ الصُّوَرَ ".
Ebu Mes'ud r.a.'dan dedi ki: Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ben filan kişinin bize çok uzun namaz kıldırdığından ötürü sabah namazını cemaatle kılmaktan geri kalıyorum, dedi. (Ebu Mesud) dedi ki: O gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemı'in, verdiği öğüt esnasında daha fazla kızdığını asla görmüş değilim. Bu vesileyle şöyle buyurdu: Ey insanlar! Şüphesiz aranızdan nefret ettiren kimseler vardır. Sizden herhangi bir kimse eğer başkalarına namaz kıldıracak olursa, namazı fazla uzatmasın. Çünkü aralarında hasta, yaşlı ve ihtiyacı bulunan kimseler vardır
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى رَجُلٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنِّي لأَتَأَخَّرُ عَنْ صَلاَةِ الْغَدَاةِ مِنْ أَجْلِ فُلاَنٍ مِمَّا يُطِيلُ بِنَا قَالَ فَمَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَطُّ أَشَدَّ غَضَبًا فِي مَوْعِظَةٍ مِنْهُ يَوْمَئِذٍ قَالَ فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ مِنْكُمْ مُنَفِّرِينَ، فَأَيُّكُمْ مَا صَلَّى بِالنَّاسِ فَلْيَتَجَوَّزْ، فَإِنَّ فِيهِمُ الْمَرِيضَ وَالْكَبِيرَ وَذَا الْحَاجَةِ ".
Abdullah İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaz kıldınrken mescidin kıble tarafındaki duvarında bir balgam görünce onu eliyle kazıdı. Bundan dolayı da kızdı, sonra da: Sizden bir kimse namazda iken şüphesiz Allah da onun yüzünün tam karşısındadır. Bundan dolayı kimse namazda iken yüzünün karşı tarafına sakın balgam çıkarmasın
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي رَأَى فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ نُخَامَةً، فَحَكَّهَا بِيَدِهِ، فَتَغَيَّظَ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا كَانَ فِي الصَّلاَةِ فَإِنَّ اللَّهَ حِيَالَ وَجْهِهِ، فَلاَ يَتَنَخَّمَنَّ حِيَالَ وَجْهِهِ فِي الصَّلاَةِ ".
Zeyd İbn Halid el-Cuheni'den rivayete göre; "Bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemı'e bulunan eşyanın hükmüne dair bir soru sordu. Allah Rasulü: Onu bir sene boyunca tanıt. Sonra onun kabını ve ağız bağını iyice belle, sonra da onu harca. Eğer sahibi gelirse onu sahibine ödersin. Adam: Ey Allah'ın Rasulü, peki ya kayıp koyuna ne yapayım, diye sordu. Allah Rasulü: Sen onu ai. Çünkü o ya senindir ya kardeşinindir yahut kurdundur. Adam: Ey Allah'ın Rasulü, ya kaybolmuş deveyi ne yapayım, diye sordu. (Zeyd) dedi ki: Bu sefer Resulullah yanakları kızarıncaya -yahut yüzü kızarıncaya- kadar öfkelendi, sonra da: Ondan sana ne? Onun ayakkabısı ve içeceği suyu onunla beraberdir. Sahibi onu buluncaya kadar (ona ilişme), buyurdu
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا رَبِيعَةُ بْنُ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ اللُّقَطَةِ فَقَالَ " عَرِّفْهَا سَنَةً، ثُمَّ اعْرِفْ وِكَاءَهَا وَعِفَاصَهَا، ثُمَّ اسْتَنْفِقْ بِهَا، فَإِنْ جَاءَ رَبُّهَا فَأَدِّهَا إِلَيْهِ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَضَالَّةُ الْغَنَمِ قَالَ " خُذْهَا، فَإِنَّمَا هِيَ لَكَ، أَوْ لأَخِيكَ، أَوْ لِلذِّئْبِ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَضَالَّةُ الإِبِلِ قَالَ فَغَضِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى احْمَرَّتْ وَجْنَتَاهُ ـ أَوِ احْمَرَّ وَجْهُهُ ـ ثُمَّ قَالَ " مَالَكَ وَلَهَا، مَعَهَا حِذَاؤُهَا وَسِقَاؤُهَا، حَتَّى يَلْقَاهَا رَبُّهَا ".
Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Güçlü, kuvvetli kişi rakiplerinin sırtını yerine getiren kişi değildir. Asıl güçlü kuvvetli kişi, öfkelendiği vakit nefsine hakim olabilendir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ ".
Süleyman İbn Surad'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda iki adam birbirine ağır sözler söyledi. Biz de onun yanında oturuyorduk. Onlardan birisi öfke ile arkadaşına söverken yüzü de kızarmış idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Şüphesiz ki ben bir söz biliyorum. Onu söyleyecek olsa, mutlaka o hissettiği hali çekip gidecektir. Eğer: Kovulmuş olan şeytandan Allah'a sığınırım, diyecek olsa 'bu hali kaybolup gider', buyurdu. Bunun üzerine orada bulunanlar adama: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ne dediğini duymuyor musun, dediler. Adam: Ben deli değilim, diye cevap verdi
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ صُرَدٍ، قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ عِنْدَهُ جُلُوسٌ، وَأَحَدُهُمَا يَسُبُّ صَاحِبَهُ مُغْضَبًا قَدِ احْمَرَّ وَجْهُهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ لَوْ قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ". فَقَالُوا لِلرَّجُلِ أَلاَ تَسْمَعُ مَا يَقُولُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِنِّي لَسْتُ بِمَجْنُونٍ.
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Bana tavsiyede bulun, dedi. Allah Rasulü: Kızma, buyurdu. Adam istediğini defalarca tekrarladığı halde yine: Kızma, buyurdu." Diğer tahric eden: Tirmizi Birr Fethu'l-Bari Açıklaması: "Güçlü kuwetli kişi rakiplerinin sırtını yere getiren değildir." Yani gücüyle insanların sırtını çokça yere getiren kişi değildir. "Asıl güçlü kuwetli kişi, kızdığı zaman kendisine hakim olandır." Hadise dair açıklamalar daha önce "Sövüp saymak ve lanetlemek" başlığında geçmiş bulunmaktadır. el-Hattabi dedi ki: Nebi efendimizin: "Kızma" buyruğu, kızgınlığa götüren sebeplerden uzak dur, kızgınlığı getirecek hallerle kendi kendini karşı karşıya bırakma, demektir. Bizatihi kızmanın kendisinin yasaklanması zaten sözkonusu olamaz. Çünkü kızgınlık tabii bir durum olup insanın tabiatından gitmesi düşünülemez. Anlamının şöyle olduğu da söylenmiştir: Kızma, çünkü kızgınlığın çıkardığı en büyük şey, kibirdir. Kızmak, genelde kişinin istediği bir işe aykırılık halinde ortaya çıkar. Bunun sonucunda da kibir kişiyi kızmaya götürür. Ama nefsin kibri gidene kadar alçak gönüllü davranan kimse, kızgınlığın şerrinden kurtulur. Kızmanın sana emrettiği işi yapma, anlamında olduğu da söylenmiştir. İbn Battal dedi ki: Birinci hadiste nefse karşı mücahedenin düşmana karşı mücahededen daha zor olduğu anlatılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kızgınlık halinde kendisine hakim olan kimseyi, insanların en güçlüsü olarak değerlEmdirmiştir. Başkası da şöyle demektedir: Muhtemelen (başlıktaki 6116 nolu hadiste) sözü geçen soruyu soran kişi, çokça kızan birisi idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de soru soran herbir kimseye en uygun olan emri verirdi. Bundan dolayı Allah Rasulü, bu kişiye de kızmayı terk etmeyi tavsiyeyle yetindi. Kimi ilim adamı da şöyle demiştir: Allah kızgınlığı ateşten yarattı ve bunu insanın bir tabiatı kıldı. Kızgınlık ateşinin yanıp parlamasına sebep olan herbir hususta insana karşı çıkılıp yahut onunla tartışıldığı takdirde, onun da yüzü ve gözleri kandan dolayı kızarır. Çünkü insanın teni, arka tarafında gizlenen rengi anlatır. Böyle bir kimse, kendisinden daha alt mertebede bulunana gücünün yettiğini anlarsa bu hali alır. Eğer kendisinden daha yukarı bir mertebede ise, bundan dolayı derinin görünen tarafından kalbin iç tarafına doğru kan çekilmeye başlar ve üzüntüden dolayı rengi sararır. Eğer kendisine denk bir kimseye karşı bu halortaya çıkarsa, kan çekilmek ile yayılmak arasında gider gelir. Bundan dolayı kızarır ve sararır. Öfkenin sonucu olarak dış ve içte değişiklikler meydana gelir. Renk değişmesi, organların titremesi, gelişigüzel davranışların gösterilmesi, hilkatin farklı bir hal alması gibi. Hatta kızgın bir kimse, kendisini kızgın haliyle görecek olursa, suretinin çirkinliğinden ve hilkatinin değişime uğramasından utanarak öfkesi diner. Bütün bunlar zahiren görülen şeylerdir. İç dünyadaki çirkinliği ise, zahiren görünenden daha da ileridir. Çünkü kızgınlık, kalpte kini ve kıskançlığı doğurur, farklı türleriyle kötülükleri kalpte saklamaya neden olur. Hatta kızgınlık ilk olarak insanın iç dünyasını çirkinleştirir. Dışının değişikliğe uğraması ise, iç dünyasındaki değişikliğin bir neticesidir. Bütün bunlar, kızgınlığın bedendeki etkileridir. Dildeki etkilerine gelince, gelişigüzel sövüp sayar ve aklı başında kimsenin utanacağı, öfkesinin dinmesi esnasında söyleyenin pişman olacağı çirkin sözler söyler. Kızgınlık, dövmek yahut öldürmek gibi fiili davranışlarda da etkisini gösterir. Bütün bunlar ise, daha önce -bir önceki başlıkta- açıklandığı üzere dini anlamıyla gazapta değil, dünyevı gazapta sözkonusudur. Kızıp öfkelenmeyi terk etmeye yardımcı olan husus, öfkeyi yenmenin faziletine dair varid olmuş buyrukları hatırlamak, kızgınlığın semeresi olan şeylerin ortaya çıkması sonucundaki tehditleri hatıra getirmek, ayrıca Süleyman İbn Surad'ın rivayet ettiği hadiste geçtiği gibi, şeytandan Allah'a sığınmak, daha önce Atiyye hadisinde işaret edildiği gibi de abdest almak ile olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ ـ هُوَ ابْنُ عَيَّاشٍ ـ عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْصِنِي. قَالَ " لاَ تَغْضَبْ ". فَرَدَّدَ مِرَارًا، قَالَ " لاَ تَغْضَبْ ".
İmran İbn Husayn'dan, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Haya, hayırdan başka bir şey getirmez." buyurdu. Bunun üzerine (bunu duyan tabii) Buşeyr İbn Ka'b şöyle dedi: Hikmette: Şüphesiz hayanın bir kısmı vakar ve hayanın bir kısmı da sekinet (ağırbaşlılık)tır, diye yazılıdır, dedi. Böyle deyince İmran İbn Husayn ona: Ben sana Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hadis naklediyorum, sen bana kendi sahifenden bahsediyorsun öyle mi, diye çıkıştı
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي السَّوَّارِ الْعَدَوِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْحَيَاءُ لاَ يَأْتِي إِلاَّ بِخَيْرٍ ". فَقَالَ بُشَيْرُ بْنُ كَعْبٍ مَكْتُوبٌ فِي الْحِكْمَةِ إِنَّ مِنَ الْحَيَاءِ وَقَارًا، وَإِنَّ مِنَ الْحَيَاءِ سَكِينَةً. فَقَالَ لَهُ عِمْرَانُ أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتُحَدِّثُنِي عَنْ صَحِيفَتِكَ.
Abdullah İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, haya konusunda kardeşine serzenişte bulunan bir adam'ın yanından geçti. Kardeşine: Şüphesiz ki sen utanıyorsun, diyordu. -Sanki: Bu kadar utangaçlık sana zarar veriyor, der gibi idi.- Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bırak onu! Şüphesiz haya imandandır, buyurdu
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى رَجُلٍ وَهْوَ يُعَاتَبُ فِي الْحَيَاءِ يَقُولُ إِنَّكَ لَتَسْتَحْيِي. حَتَّى كَأَنَّهُ يَقُولُ قَدْ أَضَرَّ بِكَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعْهُ فَإِنَّ الْحَيَاءَ مِنَ الإِيمَانِ ".
Ebu Said'den, diyor ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, odasında kendisine ayrılan yerde bulunan bakire kızdan daha ileri derecede haya sahibi idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Haya". Hayanın tarifi, İman bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. İbn Dakiki'l-'Id, Şerhu'l-Umde adlı eserinde şunları söylemektedir: Hayanın asıl anlamı, imtina etmektir. Daha sonra bu inkibad (geri durmak) hakkında kullanılmaya başlanmıştır. Gerçek şu ki, imtina da hayanın gereklerindendir. Bir şeyin gereği, onun aslı olmaz. İmtina, hayanın gereklerinden olduğuna göre hayayı elden bırakmamaya dair yapılan teşvik, aynı zamanda ayıplanan şeyleri işlemekten imtina etmeye de teşvik olur. Bu lafız sonuna, uzatan bir hemze getirilmeyip, "haya" şeklinde söylenecek olursa yağmur demek olur. "Haya, hayırdan başka bir şey getirmez." Taberani, Kurra İbn Iyasitan şu hadisi rivayet etmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Haya dinden (mi)dir, diye soruldu. O: Aksine o dinin tamamıdır, buyurdu." "Şüphesiz hayanın bir kısmı vakardır. Şüphesiz hayanın bir kısmı sekinettir. " Kurtubi dedi ki: Buşeyr'in sözünün anlamı şudur: Hayanın bir kısmı, sahibini başkasına saygı göstermek ve kendisinin de saygı gösterilecek birisi olması suretiyle vakarlı olmaya iter. Hayanın bir kısmı da sahibini şahsiyetli, mert bir kimseye yakışmayan birtakım işleri yapmakta harekete geçmekten alıkoyarak sakinleştirir. İmran'ın onun bu söylediklerine bu kadar tepki göstermesi, sözlerinin anlamı açısından değildir. Ona bu sözlerini Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözüne başkasının sözüyle karşılık vermek anlamına gelecek şekilde söylediği için tepki göstermiştir. "Haya imandandır." İbnu't-Tin'in, Ebu Abdulmelik'ten nakletliğine göre bundan maksat, imanın kemalidir. Ebu Ubeyd el-Herevi de şöyle demektedir: Yani hayalı bir kimse, takvalı olmasa dahi hayası sayesinde masiyetlerden uzak durur. Böylelikle haya kendisini masiyetler işlemekten engellemek bakımından iman gibi olur. İyad ve başkaları da şöyle demektedir: Haya, insanın tabiatında olan bir şey olmakla birlikte, imandan diye değerlendirilmesinin sebebi, hayanın şeriatın kanununa göre kullanılmasının belli bir maksada, o alanda fiil işlemeye (kesbe) ve ilme ihtiyacının olmasından dolayıdır. Tamamıyla hayır olup onun ancak hayır getirmesine gelince, bunun genelolarak yorumlanması zor bir durumdur. Çünkü haya bazı hallerde kişiyi kötülükler işleyen kimseye karşı çıkmaktan alıkoyabilir ve bazı hakları ihlal edip yerine getirmemeye itebilir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Bu hadislerde kastedilen haya, şer'i alandır. Hakların ihlal edilmesi sonucunu veren haya şer'i bir haya değildir, aksine o bir acizlik ve bir küçüklüktür. Buna haya adının verilmesi, şer'i hayaya benzerliğinden ötürüdür. O da kişiyi çirkin olan işi terk etmeye iten bir ahlaktır. Derim ki: Bununla, hayayı ahlak edinen bir kimsenin bu hayasının çoğunlukla hayra götüren türden olana işaret edilme ihtimali de vardır. Böylelikle haya sebebiyle yaptığı hayırların yanında, sözü geçen türden yapması muhtemel olumsuzlukların pek değeri olmaz. Yahut haya hayra götüren bir sebep olduğu için haya sahibinin huyu ve adeti haline geldiği takdirde, bu haya sebebiyle bizatihi hayır ve hayra sebep olan işleri yapar. Ebu'I-Abbas el-Kurtubi dedi ki: Kesbi haya, şeriat koyucunun imandan kabul ettiği hayadır. Kendisiyle mükellef kılınan haya da budur. Tabiatla bulunan haya değildir. Şu kadar var ki, tabiatında bir miktar haya bulunan kimsenin sahip olduğu bu tabii haya, kesbi hayaya sahip olmakta ona yardımcı olur. Bazen kesbi haya tabiatta yer edinceye kadar bir karakter haline de gelebilir. Devamla dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hayanın her iki türünü de kendi şahsında toplamıştır. Onun tabiatında bulunan haya, perdesi arkasında saklanan bakire kızdan daha ileri idi. Kesbi hayası itibariyle de en yüksek zirveye ulaşmıştı. ---Ebu'I-Abbas el-Kurtubl'den iktibas burada sona ermektedir. --- Böylelikle burada üçüncü hadisin zikredilmesinin alakası da anlaşılmış olmaktadır. Buna dair açıklamalar da daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nitelikleri başlığında geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مَوْلَى، أَنَسٍ ـ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي عُتْبَةَ ـ سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ، يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا.
Ebu Mes'ud'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphe yok ki önceki Nebilerin sözleri arasında insanların idrak ettiği sözlerden birisi de: Utanmazsan dilediğini yapabilirsin sözüdür, buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: " ... Dilediğini yapabilirsin.'' el-Hattabi dedi ki: Burada hadisin haber anlamı ile değil de emir lafzı ile ifade edilmesindeki hikmet şudur: İnsanı şerre düşmekten alıkoyan şey hayadır. Kişi hayayı terk edecek olursa, tabiatı itibariyle herbir şerri işlemele ile emredilen gibi olur. Bu hadise ve kısmen açıklamasına daha önce Enbiya'ya dair hadisler bölümünün sonlarında İsrailoğulları ile ilgili başlıkta (3483.hadiste) işaret edilmiş idi. Burada da bundan daha fazlasına işaret edilmiş bulunmaktadır. Nevevi, el-Erbain adlı eserinde şunları söylemektedir: Buradaki emir (dilediğini yap emri) mubahlık ifade etmektedir. Yani bir işi yapmak istediğin takdirde onu yapman halinde, Allah'tan ve insanlardan utanmayacak isen o işi yap, değilse yapma. İslam da zaten bu esas etrafında dönüp durmaktadır. Bu da şöyle açıklanır: Emrolunan vacip ve mendub işlerin terk edilmesinden dolayı utanılır. Yasak kılınan haram ve mekruh olan şeylerin ise işlenmesinden dolayı utanılır. Mubah olan bir işin yapılmasından utanmak da caizdir, terkinden utanmak da böyledir. Böylelikle hadis, bu beş şer'! hükmü de ihtiva etmiş olmaktadır. Bir görüşe göre de daha önce açıklandığı üzere buradaki emir, tehdit içindir. Yani: Eğer senden haya alınmış ise dilediğini yap. Çünkü Allah ondan dolayı seni cezalandıracaktır. Hadiste hayanın ne kadar büyük olduğuna işaret edilmektedir. Emrin haber anlamında olduğu da söylenmiştir. Yani utanmayan bir kimse istediğini yapar
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ الأُولَى إِذَا لَمْ تَسْتَحِي فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ ".
Ümmü Seleme r.anha'dan, dedi ki: "Ümmü Süleym, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulül Şüphesiz Allah haktan haya etmez. Kadın ihtilam olduğu takdirde gusletmesi gerekir mi, diye sordu. Allah Rasulü: Suyu gördüğü takdirde evet, buyurdu
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ جَاءَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحِي مِنَ الْحَقِّ، فَهَلْ عَلَى الْمَرْأَةِ غُسْلٌ إِذَا احْتَلَمَتْ فَقَالَ " نَعَمْ إِذَا رَأَتِ الْمَاءَ ".
İbn Ömer'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Mu'min'in misali, yaprakları düşmeyen ve dökülmeyen yeşil bir ağaca benzer. Bazıları: O şu ağaçtır, o bu ağaçtır, dedi. Ama ben onun hurma ağacı olduğunu söylemek istedim. -O sırada da genç bir çocuk olduğumdan- haya ettim (söylemekten çekindim). Daha sonra Allah Rasulü: O hurma ağacıdır, buyurdu." Yine (Hafs İbn Asım), İbn Ömer'den hadis olarak benzerini nakletti ve ayrıca şunu ekledi: "Ben de bunu Ömer'e anlatınca, babam: Eğer onu söylemiş olsaydın, benim şundan ve şundan daha çok sevdiğim bir iş olurdu, dedi
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَارِبُ بْنُ دِثَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ شَجَرَةٍ خَضْرَاءَ، لاَ يَسْقُطُ وَرَقُهَا، وَلاَ يَتَحَاتُّ ". فَقَالَ الْقَوْمُ هِيَ شَجَرَةُ كَذَا. هِيَ شَجَرَةُ كَذَا، فَأَرَدْتُ أَنْ أَقُولَ هِيَ النَّخْلَةُ. وَأَنَا غُلاَمٌ شَابٌّ فَاسْتَحْيَيْتُ، فَقَالَ " هِيَ النَّخْلَةُ ". وَعَنْ شُعْبَةَ حَدَّثَنَا خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ مِثْلَهُ وَزَادَ فَحَدَّثْتُ بِهِ عُمَرَ فَقَالَ لَوْ كُنْتَ قُلْتَهَا لَكَانَ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنْ كَذَا وَكَذَا.
Enes r.a.'dan rivayete göre "Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip kendisini ona arzederek: Bana bir ihtiyacın var mı (benimle evlenmek ister misin), dedi. Bu sefer Enes'in kızı: Hayası ne kadar da az imiş, deyince, Enes: O senden hayırlı bir kadındı. Kendisini Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arz etti, diye cevap verdi." Fethu’l-Bari Açıklaması: "Dinde bilgi sahibi olmak için hakk(a dair soru sormak)dan utanılmaması." Buhari bu başlık altında daha önce geçmiş bulunan ve bu başlıkla ilişkileri açıkça ortada olan üç hadis zikretmiş bulunmaktadır. Bunların birincisi, Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği Ümmü Süleym'in, kadının ihtilam olmasına dair sorduğu soru ile ilgili hadistir. Buna dair açıklamalar Taharet bölümünde (282.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, İbn Ömer'in "mu'minin misali yeşil bir ağaca benzer" diye rivayet ettiği hadistir. Buna dair açıklama da daha önce İlim bölümünde (61 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bunların üçüncüleri de Enes'in rivayet ettiği hadis olup bu hadisin de açıklaması daha önce Nikah bölümünde geçmişti
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مَرْحُومٌ، سَمِعْتُ ثَابِتًا، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَعْرِضُ عَلَيْهِ نَفْسَهَا فَقَالَتْ هَلْ لَكَ حَاجَةٌ فِيَّ فَقَالَتِ ابْنَتُهُ مَا أَقَلَّ حَيَاءَهَا. فَقَالَ هِيَ خَيْرٌ مِنْكِ، عَرَضَتْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهَا.
Said İbn Ebu Burde'den, o babasından, o dedesinden (Ebu Musa el-Eş'ari'den) dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisini Muaz İbn Cebel ile birlikte gönderince, kendilerine: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, uzaklaştırmayın. Birbirinizle de uyumlu hareketlerde bulunun, buyurdu. Ebu Musa dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, bizler baldan yapılan ve kendisine elbit' adı verilen bir şarabın yine arpadan yapılan ve kendisine el-mizr adı verilen bir şarabın (içkinin) yapıldığı bir ülkede bulunuyoruz. (Bunların hükmü nedir?) dedi. Bu sefer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Sarhoşluk verici herbir şey haramdır, buyurdu
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ لَمَّا بَعَثَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ قَالَ لَهُمَا " يَسِّرَا وَلاَ تُعَسِّرَا، وَبَشِّرَا وَلاَ تُنَفِّرَا، وَتَطَاوَعَا ". قَالَ أَبُو مُوسَى يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا بِأَرْضٍ يُصْنَعُ فِيهَا شَرَابٌ مِنَ الْعَسَلِ، يُقَالُ لَهُ الْبِتْعُ، وَشَرَابٌ مِنَ الشَّعِيرِ، يُقَالُ لَهُ الْمِزْرُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, sükuna kavuşturun ve nefret ettirip uzaklaştırmayın, buyurdu
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا، وَسَكِّنُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا ".