Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 64. Bölüm
484 hadis, 17 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis30 dk okuma
Yezid b. Ebi Ubeyd dedi ki: "Seleme b. el-Ekva'ı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedi gazve yaptım. Ayrıca göndermiş olduğu askeri birlikler arasında da dokuz gazvede bulundum: Bir sefer üzerimize Ebu Bekr'i kumandan tayin etmişti, bir sefer de üzerimize Usame'yi kumandan tayin etmişti." Bu Hadis 4271, 4272 ve 4273 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَلَمَةَ بْنَ الأَكْوَعِ، يَقُولُ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ، وَخَرَجْتُ فِيمَا يَبْعَثُ مِنَ الْبُعُوثِ تِسْعَ غَزَوَاتٍ، مَرَّةً عَلَيْنَا أَبُو بَكْرٍ، وَمَرَّةً عَلَيْنَا أُسَامَةُ.
Seleme dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedi gazvede bulundum. Göndermiş olduğu askeri birlikler arasında da dokuz gazveye katıldım. Bir defa üzerimize Ebu Bekr (kumandan olumuştu), bir sefer de Usame
وَقَالَ عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَلَمَةَ، يَقُولُ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ، وَخَرَجْتُ فِيمَا يَبْعَثُ مِنَ الْبَعْثِ تِسْعَ غَزَوَاتٍ، عَلَيْنَا مَرَّةً أَبُو بَكْرٍ، وَمَرَّةً أُسَامَةُ.
Seleme b. el-Ekva r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte dokuz gazvede bulundum. İbn Harise ile de gazveye katıldım, onu bize kumandan tayin etmiştL
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ، وَغَزَوْتُ مَعَ ابْنِ حَارِثَةَ اسْتَعْمَلَهُ عَلَيْنَا.
Seleme b. el-Ekva r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte dokuz gazvede bulundum. -Hayber, Hudeybiye, Huneyn günü ve elKared günü (gazvelerini) zikretti- Yezid dedi ki: Diğerlerini ise unuttum
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ مَسْعَدَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ. فَذَكَرَ خَيْبَرَ وَالْحُدَيْبِيَةَ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ وَيَوْمَ الْقَرَدِ. قَالَ يَزِيدُ وَنَسِيتُ بَقِيَّتَهُمْ.
UbeydulIah b. Ebi Rafi dedi ki: "Ali r.a.'i şöyle derken dinIedim: ResululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, Zubeyr'i ve el-Mikdad'ı göndererek dedi ki: Ravzatuhah denilen yere varıncaya kadar gidiniz. Orada beraberinde bir mektup bulunan bir kadın bulacaksınız. O mektubu ondan alınız. (Ali) dedi ki: Atlarımızı hlZlıca koşturarak yola koyulduk ve Ravda'ya vardık. Karşımızda o kadını buluverdik. Ona mektubu çıkart dedik. Beraberimde mektup yok, dedi. Biz ya mektubu çıkartırsın yahut da elbiselerini çıkartırız, dedik. (Ali) dedi ki: Saçlarının örüğünün arasından mektubu çıkardı. Onu alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdik. Mektupta şunlar yazılıydı: Hatıb b. Ebi Beltaa'dan -Mekke müşriklerinden birkaç kişiye- ResululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in durumunu onlara kısmen haber veriyordu. Bunun üzerine ResululIah: Ey Hatıb bu da ne, diye sordu. Hatıb: Ey Allah'ın Resulü bana (ceza vermekte) acele etme. Ben sonradan Kureyş arasına katılmış bir kişi idim -yani ben onlarla antlaşmalı birisi idim, Kureyşli değildim demek istiyor.- Beraberinde bulunan muhacirlerin ise Mekke'de hanımlarını, mallarını koruyacak akrabaları vardı. Ben de onlarla nesep akrabalığın olmazsa dahi bu vesile ile onlara akrabalarımı koruyacaklarına sebep olacak bir iyilikte bulunmak istedim. Ben bu işi ne dinimden irtidad ettiğim için, ne de Müslüman olduktan sonra küfre razı olduğum için yapmış değilim. Resulullah sallalliıhu aleyhi ve sellem: Bu size doğru söylüyor, diye buyurdu. Fakat Ömer: Ey Allah'ın Resulü, bana müsaade et de bu münafığın boynunu vurayım, dedi. Allah Resulü: Ama o Bedir'de bulundu. Allah'ın Bedir'de bulunmuş olanlara muttali olup, dilediğinizi yapınız, size mağfiret buyurdum, dememiş olduğunu nereden bileceksin dedi. Bunun üzerine yüce Allah: "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlan -kendilerine sevgi ile {haber} ulaştırarak ve onlar size gelmiş olan hakkı inkar etmişken- veliler edinmeyin ... Şüphesiz yolun ta ortasında sapmış olur. "[Mümtehine, 1] diye başlayan sureyi indirdi
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي رَافِعٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَالزُّبَيْرَ وَالْمِقْدَادَ فَقَالَ " انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا رَوْضَةَ خَاخٍ، فَإِنَّ بِهَا ظَعِينَةً مَعَهَا كِتَابٌ، فَخُذُوا مِنْهَا ". قَالَ فَانْطَلَقْنَا تَعَادَى بِنَا خَيْلُنَا حَتَّى أَتَيْنَا الرَّوْضَةَ، فَإِذَا نَحْنُ بِالظَّعِينَةِ قُلْنَا لَهَا أَخْرِجِي الْكِتَابَ. قَالَتْ مَا مَعِي كِتَابٌ. فَقُلْنَا لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَنُلْقِيَنَّ الثِّيَابَ، قَالَ فَأَخْرَجَتْهُ مِنْ عِقَاصِهَا، فَأَتَيْنَا بِهِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا فِيهِ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى نَاسٍ بِمَكَّةَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، يُخْبِرُهُمْ بِبَعْضِ أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا حَاطِبُ مَا هَذَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ تَعْجَلْ عَلَىَّ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مُلْصَقًا فِي قُرَيْشٍ ـ يَقُولُ كُنْتُ حَلِيفًا وَلَمْ أَكُنْ مِنْ أَنْفُسِهَا ـ وَكَانَ مَنْ مَعَكَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ مَنْ لَهُمْ قَرَابَاتٌ، يَحْمُونَ أَهْلِيهِمْ وَأَمْوَالَهُمْ، فَأَحْبَبْتُ إِذْ فَاتَنِي ذَلِكَ مِنَ النَّسَبِ فِيهِمْ أَنْ أَتَّخِذَ عِنْدَهُمْ يَدًا يَحْمُونَ قَرَابَتِي، وَلَمْ أَفْعَلْهُ ارْتِدَادًا عَنْ دِينِي، وَلاَ رِضًا بِالْكُفْرِ بَعْدَ الإِسْلاَمِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَا إِنَّهُ قَدْ صَدَقَكُمْ ". فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ دَعْنِي أَضْرِبْ عُنُقَ هَذَا الْمُنَافِقِ. فَقَالَ " إِنَّهُ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا، وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ اطَّلَعَ عَلَى مَنْ شَهِدَ بَدْرًا قَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ السُّورَةَ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ} إِلَى قَوْلِهِ {فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ }.
Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den rivayete göre İbn Abbas kendisine şunu haber vermiştir: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih gazvesini Ramazanda yaptı." (Zühri) dedi ki: Ben İbnu'l-Müseyyeb'i de bunun gibi derken dinledim. Ayrıca Ubeydullah b. Abdullah'ın da kendisine -yani ez-Zührı'ye- haber verdiğine göre İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (yolda) oruç tuttu. Nihayet Kudeyd ile Usfan arasındaki su olan el-Kedid'e varınca orucunu açtı ve ay bitene kadar oruç açmış haliyle devam ettL
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَزَا غَزْوَةَ الْفَتْحِ فِي رَمَضَانَ. قَالَ وَسَمِعْتُ ابْنَ الْمُسَيَّبِ يَقُولُ مِثْلَ ذَلِكَ. وَعَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ صَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا بَلَغَ الْكَدِيدَ ـ الْمَاءَ الَّذِي بَيْنَ قُدَيْدٍ وَعُسْفَانَ ـ أَفْطَرَ، فَلَمْ يَزَلْ مُفْطِرًا حَتَّى انْسَلَخَ الشَّهْرُ.
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ramazan ayında Medine'den çıktı ve onbin kişi vardı. Bu da Medine'ye gelişinden sekiz buçuk yıl sonra olmuştu. Beraberindeki Müslümanlarla Mekke'ye yürüdü. O da oruçluydu, onlar da oruçluydu. Nihayet -Usfan ile Kudeyd arasında bir su olan- el-Kedid'e ulaşınca, kendisi de orucunu açtı, onlar da oruç açtılar." Zühri dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamaları arasında sırasıyla son yaptıkları (delil olarak) alınır
حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنِي مَعْمَرٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ فِي رَمَضَانَ مِنَ الْمَدِينَةِ، وَمَعَهُ عَشَرَةُ آلاَفٍ، وَذَلِكَ عَلَى رَأْسِ ثَمَانِ سِنِينَ وَنِصْفٍ مِنْ مَقْدَمِهِ الْمَدِينَةَ، فَسَارَ هُوَ وَمَنْ مَعَهُ مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلَى مَكَّةَ، يَصُومُ وَيَصُومُونَ حَتَّى بَلَغَ الْكَدِيدَ ـ وَهْوَ مَاءٌ بَيْنَ عُسْفَانَ وَقُدَيْدٍ ـ أَفْطَرَ وَأَفْطَرُوا. قَالَ الزُّهْرِيُّ وَإِنَّمَا يُؤْخَذُ مِنْ أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الآخِرُ فَالآخِرُ.
İbn Abbas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ramazan ayında Huneyn'e gitmek üzere çıktı. İnsanlar ise farklı farklı halde idiler. Kimisi oruçlu idi, kimisi oruçlu değildi. O bineğine binince içinde süt ya da su bulunan bir kap getirilmesini emretti. Onu avucuna -yahut da bineğin üzerine- koydu. Sonra insanlara baktı: Bunun üzerine oruç açanlar oruç tutmuş olanlara, orucunuzu açınız dediler
حَدَّثَنِي عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي رَمَضَانَ إِلَى حُنَيْنٍ، وَالنَّاسُ مُخْتَلِفُونَ فَصَائِمٌ وَمُفْطِرٌ، فَلَمَّا اسْتَوَى عَلَى رَاحِلَتِهِ دَعَا بِإِنَاءٍ مِنْ لَبَنٍ أَوْ مَاءٍ، فَوَضَعَهُ عَلَى رَاحَتِهِ أَوْ عَلَى رَاحِلَتِهِ، ثُمَّ نَظَرَ إِلَى النَّاسِ فَقَالَ الْمُفْطِرُونَ لِلصُّوَّامِ أَفْطِرُوا.
İbn Abbas r.a.'tan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih yılı (Mekke'ye gitmek üzere) çıktL
وَقَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ. وَقَالَ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ عِكْرِمَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ramazan ayında sefere çıktL Usfan'a varıncaya kadar oruç tuttu. Daha sonra içinde su bulunan bir kap getirilmesini istedi. İnsanlar kendisini görsün diye gündüzün su içti ve Mekke'ye varıncaya kadar oruç açmış haliyle devam etti'." (Tavus) İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferde hem oruç tutmuştur, hem oruç açmıştır. Buna göre isteyen oruç tutar, isteyen oruç açar," ,. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ramazan ayında fetih gazvesi." Bu gazve hicretin sekizinci yılı ramazan ayında olmuştur. Buna dair açıklamalar daha önce Oruç bölümünde İbn Abbas'ın bu başlıkta zikredilmiş hadisi açıklanırken yapılmıştır. Orada onların ramazan ayının onuncu günü yola çıktıkları da zikredilmiş bulunmaktadır. İbn İshak, ez-Zührl'den bu senedie şu fazlalığı da zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'de Ebu Ruhm el-Gıfari'yi yerine vekil bırakmışt!." Yakub b. Süfyan'ın, İbn İshak yoluyla onun rivayet aldığı bir grup hocalarından naklettiğine göre; Mekke'nin fethi Ramazan'ın kalan on gününde olmuştur. Eğer bunu söylediği sabit ise, bundan son on gün girmeden önceki ortadaki on günde gerçekleştiğini kastettiği şeklinde yorumlanır. İkinci rivayet yolunda zikrdilen "beraberinde onbin kişi olduğu halde" ifadesi "diğer kabilelerden (bu kadar kişi vardı)" demektir. Çünkü İbn İshak ile İbn Aiz tarafından zikredilen Urve'den gelen mürsel rivayette şöyle denilmektedir: "Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem muhacirlerden, ensardan Eslem, Gıfar, Muzeyne, Cuheyne ve Suleymlilerden onikibin kişi ile birlikte çıktı" denilmektedir. Bu iki rivayetin arası Medine'den onbin kişi ile birlikte çıktığı daha sonra diğer iki binin de bunlara katıldığı şeklinde telif edilir. "Bu onun Medine'ye gelişinden sonra sekiz buçuk yıl sonra olmuştu." Ma'mer'in rivayetinde bu şekilde olmakla birlikte bu bir yanılmadır. Doğrusu ise yedi buçuk sene sonra olduğudur. Bu yanılmanın sebebi Fetih gazvesinin sekizinci yılda olmasıdır. Rebiu'l-ewel'den, Ramazana kadar ise tam bir yarım senelik süre vardır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ سَافَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَمَضَانَ، فَصَامَ حَتَّى بَلَغَ عُسْفَانَ، ثُمَّ دَعَا بِإِنَاءٍ مِنْ مَاءٍ فَشَرِبَ نَهَارًا، لِيُرِيَهُ النَّاسَ، فَأَفْطَرَ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ. قَالَ وَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ صَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي السَّفَرِ وَأَفْطَرَ، فَمَنْ شَاءَ صَامَ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ.
Hişam, babasından rivayetle dedi ki: "Fetih yılı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkınca durum Kureyş'e ulaştı. Bu sefer Ebu Süfyan b. Harb ile Hakım b. Hizam ve Budeyl b. Verka, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dair haberleri öğrenmek üzere çıktılar. Yola koyuldular ve nihayet Merru'z-Zahran denilen yere vardılar. Orada Arafafta (hacılar tarafından) yakılan ateşleri andıran ateşler gördüler. Ebu Süfyan: Bunlar da ne? Sanki Arafat'ta yakılan ateşleri andırıyor, dedi. Budeyl b. Verka: Bunlar Amr oğullarının ateşleridir, dedi. Ebu Süfyan: Amr (oğulları) bundan daha azdır, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nöbetçilerinden bir takım kimseler onları görüp arkalarından yetiştiler ve onları yakalayarak ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna getirdiler. Ebu Süfyan Müslüman oldu. Yola çıkınca (Allah Resulü) Abbas'a: Ebu Süfyan'ı dağ geçidinin daraldığı bir yerde alıkoy ki Müslümanları görsün, dedi. Abbas da onu orada alıkoydu. Kabileler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte geçmeye başladı. Ebu Süfyan'ın yanından birlikler teker teker geçiyordu. Bir birlik geçince: Ey Abbas, bunlar kim diye sordu. Bunlar Gıfarlılardır dedi. Gıfar'dan bana ne, diye cevap verdi. Daha sonra Cuheyneliler geçti, yine bunun gibisini söyledi. Arkasından Sa'd b. Huzeym geçti, daha önce söylediğini tekrarladı. Suleym geçti, önce dediğini tekrarladı. Nihayet benzerini görmediği bir birlik geçince, bunlar kim dedi. Abbas: Bunlar ensardır. Başlarında da elinde sancağı tutan Sa'd b. Ubade vardır dedi. Sa'd b. Ubade: Ey Ebu Süfyan, bugün savaş günüdür, bugün Kabe('de kan dökmek) helalolacaktır, dedi. Ebu Süfyan: Ey Abbas bugün helak olacağımız gündür desene, dedi. Sonra bir başka birlik geldi. Bu, birliklerin sayıca en az olanıydı. Aralarında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı da bulunuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sancağı da Zubeyr b. el-Awam tarafından taşınıyordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Süfyan'ın yanından geçince: Sa'd b. Ubade'nin ne dediğini bilmiyor musun, diye sordu. Allah Resulü: Ne dedi diye sorunca, Ebu Süfyan şunları şunları söyledi, dedi. Allah Resulü: Sa'd doğru söylemiyor dedi. Aksine bugün Allah'ın Kabe'yi tazim edeceği bir gündür. Kabe'nin üstünün örtülerle kapatılacağı bir gündür." (Urve) dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sancağının el-Hacun'a dikilmesini emretti." Urve dedi ki: "Bana Nafi' b. Cubeyr b. Mut'im de haber vererek dedi ki:, elAbbas'ın, Zubeyr b. el-Awam'a şöyle dediğini dinledim: Ey Abdullah'ın babası, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana sancağı tam buraya mı dikmeni emretti?" (Urve) dedi ki: "O gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Halid b. Velid'e Mekke'nin üst tarafından Keda'dan girmesini emretti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da Kuda'dan girdi. Halid b. Velid r.a.-'ın atlılarından o gün Hubeyş b. el-Eş'ar ile Kurz b. Cabir el-Fihri adında iki adam öldürüldü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fetih günü Nebi s.a.v. sancağı nereye dikti?" Yani Nebi s.a.v.'in emriyle sancağın dikildiği yere dair açıklama. "Arafe'de yakılan ateşler" ifadesi ile Arapların Arafat'ta vakfe yapılacağı gece çokça ateş yakmak şeklindeki adetlerine işaret edilmektedir. İbn Sa'd'daki rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O gece ashabına emir vermesi üzerine onbin tane ateş yaktılar. "Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece koruyucularından bazı kimseler onları yetişip, yakaladı." İbn Aiz'deki rivayette: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem önünden casusları yakalayacak atlılar göndermişti. Huzaalılar da kimseyi yoldan geçirmiyorlardı. Ebu Süfyan ve arkadaşları Müslümanların karargahına girince gece karanlığında süvariler onları yakaladı, denilmektedir. "Ebu Süfyan'ı alıkoy." Musa b. Ukbe'nin rivayetinde belirtildiğine göre elAbbas, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ebu Süfyan'ın geri dönüp de kafir olmayacağından emin değilim. Bu sebeple onu Allah'ın askerlerini görsün diye alıkoy, dedi. Allah Resulü de bunu yaptı. Bunun üzerine Ebu Süfyan dedi ki: Ey Haşim oğulları, ahdi mi bozuyorsunuz? el-Abbas: Hayır. Fakat benim sana bir ihtiyacım var. Sabah olsun, Allah'ın müşrikler üzerine gidecek ordusunu ve Allah'ın müşrikler için neler hazırladığını görmeni istiyorum. Bu sebeple onu sabah oluncaya kadar Erak (denilen misvak ağacı)nın berisindeki dar geçitte tuttu. "Dağ geçidin yakınında" yani dağ yolunun daraldığı yerde. Onu orada tutmasının sebebi, bütün askerleri görebileceği ve onlardan görmedik hiçbir kimsenin kalmayacağı bir dar geçit oluşundan dolayıdır. "Beraberinde" ensarın "sancağı vardı." "Sa'd b. Ubade: Ey Ebu Süfyan, bugün savaş günüdür, dedi." Yani bugün hiçbir şekilde (kimsenin) kurtulmayacağı bir savaş günüdür. Yani ölüm günüdür. "Bugün Kabe'nin (hürmeti) helal kılınacak. Bunun üzerine Ebu Süfyan: Ey Abbas, bugün helak olacağımız bir gündür desene, dedi." Sa'd'ın "savaş günü (yevmu'l-melhama)" demekten kastı pek çok kimsenin öldürüleceği büyük gün olacağıdır. Ebu Süfyan'ın da: Desene bugün helak olacağımız gündür sözlerinden kastettiğiyle ilgili olarak da el-Hattabi şöyle demektedir: Ebu Süfyan bu sözünün kavmini koruyabileceği ve onlara gelecek zararı bertaraf edebileceği bir durumda olmayı temenni etmişti. Bundan kastın: Bugün namus için, aile için öfkelenilecek ve gücü yeten kimse için onlar adına intikam alınacak bir gündür. İbn İshak der ki: Sa'dlın: Bugün savaş günüdür, bugün Kabe'nin hürmetinin helal görüleceği gündür, demesini muhacirIerden birisi işitince: Ey Allah'ın Resulü, Said'in Kureyşlilere hücum etmeyeceğinden emin değilim, dedi. Allah Resulü bunun üzerine Ali'ye: Ona yetiş ve sancağı ondan aL. Sancakla (Mekke'ye) sen gir, diye buyurdu. İbn Hişam der ki: Sözü geçen adam Ömer'dir. Derim ki: Bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü zaten Ömer'in de onlara karşı ileri derecede acımasız olduğu bilinen bir husustur. el-Umevl'nin el-Me gazi adlı eserinde rivayet ettiğine göre Ebu Süfyan Nebi s.a.v. hizaasına gelince, ona: Sen kavminin öldürülmesini mi emrettin, diye sordu. Allah Resulü: Hayır deyince, Said b. Ubade'nin söylediklerini ona aktardı. Sonra da Allah'ı ve akrabalıklarını hatırlattı. Allah Resulü: Ey Ebu Süfyan, bugün merhamet günüdür. Bugün Allah'ın Kureyş'i aziz edeceği gündür, diye buyurdu. Sa'd'a haber göndererek ondan sancağı aldı ve sancağı oğlu Kays'a teslim etti. "Bugün Allah'ın Kabe'yi tazim edeceği bir gündür." Bununla İslamın açıkça ilan edilmesine Bilal r.a.'ın Kabe'nin damında ezan okumasına ve buna benzer Kabe'deki putların kaldırılarak içindeki suretlerin silinmesine ve daha başka diğer hususlara işaret etmektedir. "Kabeiye örtülerin giydirileceği bir gündür." Denildiğine göre Kureyşliler Kabe'nin örtülerini Ramazan ayında değiştiriyorIardı. F!Ztih de örtülerin değiştirilme gününe denk geldi yahut da günden kasıt zamandır. "Fetih günü" denildiği gibi. Nebi s.a.v. bu sözleriyle bu sene Kabe'yi kendisinin örteceğini işaret etmiş olmaktadır ve nitekim dediği gerçekleşmiştir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sancağının eI-Hacun denilen yere dikilmesini emretti." eI-Hacun Mekke'ye yakın bilinen bir yerdir. "Nebi s.a.v. O gün Halid b. Velid 'e Mekke'nin üst taraflarından Keda denilen yerden girmesini emretti." Nebi s.a.v. da Küda'dan girdLAncak bu ileride gelecek olan sahih hadislere muhaliftir. Çünkü orada belirtildiğine göre Halid, Mekke'nin aşağı tarafından, Nebi s.a.v. de üst tarafından girmiştir. İbn İshak da kesin bir ifade ile Halid'in Mekke'nin alt tarafından, Nebi s.a.v.'in de üst tarafından girdiğini ve orada ona bir çadır kurulmuş olduğunu ifade etmiştir. "Halid b. Velid radıyaIlilhu anh'ın süvarilerinden o gün iki adam öldürüldü." İbn İshak'ın zikrettiğine göre bu iki adam Halid'in askerlerinden ayrılarak tek başlarına ayrı bir yoldan gidince o gün müşrikler onları öldürdü. Yine İbn İshak'ın zikrettiğine göre Halid'in askerleri Kureyş'ten bir takım kimselerle karşılaştılar. Suheyl b. Amr ve Safvan b. Umeyye bunlar arasında idi. Bunlar Mekke'nin alt tarafında Müslümanlarla çarpışmak üzere el-Handeme denilen bir yerde toplanmışlardı. Bunlarla bir parça çarpıştılar ve Halid'in atlılarından Mesleme b. el-Meyla el-Cuhenı öldürüldü. Müşriklerden ise oniki ya da onüç kişi öldürüldükten sonra yenik düştüler. İşte bununla ilgili olarak Hamas b. Kays b. Halid el-Bekri -ki İbn Hişam der ki: Bu beyitler el-Mer'aş el-Huzll'ye aittir, denilmektedir.- Müslümanların önünden kaçışı dolayısıyla onu kınayan hanımına hitaben şöyle demiştir: "Eğer sen Handerne gününü görmüş olsaydın, O zaman Safvan da kaçmıştı, İkrime de kaçmıştı. ' Karşımıza Müslümanların kılıçları çıkmıştı Her bir kolu ve kelleyi koparıyorlardı Darbeleriyle, geriye sadece bir hırıltı duyuluyordu O vakit bizi kınamak için tek kelime dahi söylemezdin." Musa b. Ukbe'de de şöyle denilmektedir: Halid b. Velid yoluna devam etti ve Mekke'nin alt tarafından girdi. Orada Bekr oğulları Haris b. Abdi Menat oğulları ile Huzeylilerden ve Kureyşlilerin yardımlarını istedikleri Ehabiş'den bir takım kimseler toplanmıştı. Bunlar Halid ile çarpışınca o da onlarla çarpıştı. Yenik düşüp geri çekildiler. Bekir oğullarından yirmi kişi kadar, Huzeylilerden üç ya da dört kişi kadar öldürüldü. Nihayet çarpışma neticesinde mescidin kapısına yakın el-Cezura'ya kadar varıldı ve hatta evlerin içine girdiler. Onlardan bazıları da dağlara çıkmıştı. Ebu Süfyan ise yüksek sesle: Kim evinin kapısını kapatır, elini savaştan çekerse o güvenlik altındadır, diye seslendi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kılıç parıltılarını görünce: Bu da ne? Ben savaşmayı yasaklamamış mıydım, diye buyutunca, ona şu cevabı verdiler: Zannederiz Halid ile savaşıldı ve onlar tarafından savaş başlatıldı. O da onlarla çarpışmaktan başka bir çare bulamadı, diye cevap verdiler. (Musa b. Ukbe) daha sonra şunları söylemektedir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem güvenlik büsbütün sağlandıktan sonra Halid b. Velid'e: Ben sana savaşmayı yasakladığım halde niçin savaştın, diye sordu. Halid: Önce onlar bizimle savaşa başladılar ve bize silahları ile hücum ettiler. Ben de elimden geldiği kadarıyla silahlı çarpışmaya girmekten uzak kalmaya çalıştım, dedi. Bunun üzerine Allah Resulü: Allah'ın takdiri hayırlı olandır, diye buyurdu. Mekke Fethi'nde Kanı Heder Edilenler Taberani de İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: Resulullah s.a.v. kumandanıarına kendileri ile savaşanlar dışında kimseyi öldürmemelerini emretmişti. Ancak o -isimlerini verdiği- bir kaç kişinin de kanını heder etmişti. Ben bu kimselerin isimlerini çeşitli yerlerde dağınık olarak bulunan haberlerden toplayıp bir araya getirdim. Bu kimselerin isimleri şöyledir: Abdurrahman b. Hatal, Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh, İkrime b. Ebi Cehil, el-Huveyris b. Lukayt, Mikyes b. Subabe, Hebbar b. el-Esved, İbn Hatal'a ait Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hicveden şarkıcı iki cariye, Muttalib oğullarının azatlısı Sare -ki Hatıb b. Ebi Beltea'nın mektubu onunla yakalanmıştı-. İbn Ebi Serh önce Müslüman olmuş, sonra irtidad etmişti. Daha sonra Mekke'nin fethi günü Osman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda ona şefaatte bulunmuş, Allah Resuıü de kanını heder etmeyip, Müslüman oluşunu da kabul etmişti. İkrime Yemen'e kaçıp gitmişti. Hanımı el-Haris b. Hişam'ın kızı Üm mü Ha. kim arkasından giderek Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği em an ile hanımıyla geri dönmüştü. Huveyris ise Resulullaha Mekke'de çokça eziyet etmiş birisi idi. Mekke'nin fethedildiği günü onu Ali r.a. öldürdü. Mikyas b. Subabe önce Müslüman olmuş, sonra da ensardan bir adamın üzerine hücum edip onu öldürmüştü. Ensardan olan bu kişi de daha önce kardeşi Hişam'ı hata yoluyla öldürmüştü. Mikyas gelip diyetini aldıktan sonra ensardan olan o zatı öldürmüş, arkasından da irtidad etmişti. Onu Mekke'nin fethi günü Numeyleb. Abdullah kovdurdu. Hebbar da Müslümanlara çokça eziyet etmiş birisi idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Zeynep hicret edince onun karşısına çıkmış, devesini dürtmüş, bu sebeple Zeynep de karnındaki cenini düşürmüştü. Vefat edinceye kadar da bu hastalık onun yakasım bırakmamışt!. Mekke fethedilip, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kanının heder olduğunu bildirdikten sonra o da Müslüman olduğunu ilan etmişti. Allah Resuıü de onun Müslüman olduğunu kabul ederek onu affetti. Şarkıcı iki cariyeninisimleri Ferteni ve Kureyne'dir. Bunlardan birisi için eman istenmiş, o da Müslüman olmuş, diğeri de öldürülmüştü. Sare de Müslüman olmuş ve Ömer r.a.'ın halifeliği dönemine kadar ayakta kalmıştı. Hakim yine kanı heder edilenler arasında Ka'b b. Zuheyr'i de zikretmektedir. Onun başından geçen olay meşhurdur. Bundan sonra (Nebiin huzuruna) gelmiş, Müslüman olmuş ve övücü sözler söylemişti. Vahşi b. Harb'in durumu ise daha önce Uhud gazvesinde geçmiş bulunmaktadır. Ebu Süfyan'ın hanım ı Utbe'nin kızı Hind İslama girmiş idi. İbn Hatal'ın kölesi Erneb ise öldürülmüştü. Ümmü Said da -İbn İshak'ın naklettiğine göreöldürülmüştü. Böylelikle öldürülenlerin sayısı sekiz erkek ve altı kadını bulmuş olmaktadır. Ahmed, Müslim ve Nesai, Abdullah b. Rebah yolunda Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi. İki cenahtan birisinin başına Halid b. Velid, diğerinin başına da Zubeyr'i kumandan olarak tayin etmişti. Ebu Ubeyde ise silahsızların başında idi. Bana: Ey Ebu Hureyre, bana ensarı çağır, dedi. Ben de onları çağırdım. Ensar gelip etrafını kuşattılar. Onlara: Bugün Kureyşlilerin çeşitli kabilelerden topladıkları ile onların peşinden gelenler hakkındaki görüşün üz nedir? Daha sonra bir elini diğerinin üzerine koyarak Safa'da benimle buluşuncaya kadar onları ekin kırpanlar gibi biçiniz, diye buyurdu. Ebu Hureyre dedi ki: Biz de yola koyulduk. Onlardan istediğimiz herkesi öldürdük. Ebu Süfyan gelerek: Ey Allah'ın Resulü dedi. KureyşIilerin hayatta alanlarının kanları mubah kılındı. Bu durumda bugünden sonra Kureyş kalmayacak. (Ebu Hureyre) dedi ki: Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kapısını kapatan güven altındadır diye buyurdu. Mekke anvetan (savaşılarak) fethedilmiştir diyenler, bu olayı delil göstermişlerdir. Çoğunluğun görüşü de budur. Şafil'den ve Ahmed'den nakledilen bir rivayete göre Mekke böyle bir em an (güvence) verildiğinden ötürü evler de sahiplerine izafe edildiğinden barış yoluyla fethedilmiştir; ayrıca Mekke paylaştırılmamıştır. Bir diğer gerekçe de ganimet alan savaşçılar Mekke'nin evlerine malik olmadılar. Aksi takdirde ev sahiplerinin evlerinden çıkarılması caiz olurdu. Birinci görüşü savunanların delilleri açıkça savaşma emrinin verilmiş olması, Halid b. Velid'in fiilen savaşmış olması, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de açıkça bir günün bir saati kadar bir sürenin helal kılınmış olmasını, bu hususta kendisine uyulmasını da yasaklamış olmasını gösterirler. Mekke'nin evlrinin paylaştırılmamasına da şöyle karşılık verirler: Evlerin paylaştırılmamış olması oranın savaş yoluyla alınmamış olmasını gerektirmez. Çünkü bir şehir fethedilmekle birlikte şehir halkı serbest bırakılır, evleri ve ganimetıeri de onlara terk edilebilir. Çünkü ganimet alınan arazinin paylaştırılması üzerinde ittifak olunmuş bir husus değildir. Hatta ashab-ı kiramın ve onlardan sonra gelenlerin bu hususta farklı görüşlere sahip oldukları sabittir. Şehirlerin bir çoğu savaş yoluyla fethedilmiş olduğu halde şehirler paylaştırılmamıştır. Bu Ömer ve Osman zamanında böyle olmuştur. Üstelik ashab-ı kiramın çoğunluğu da mevcuttu. Diğer taraftan Mekke bundan ayrı olarak diğer şehirler arasından kendisine ait bir özelliğe de sahip kabul edilebilir. Çünkü Mekke hac ibadetinin yapıldığı yer ve insanların ibadet mekanlarıdır. Yüce Allah orayı orada ibadete çekilenler için de, dışarıdan gelenler için de eşit olarak bir harem bölge kılmıştır. Ebu Hureyre'nin Nebi s.a.v.'in savaş emrini vermesine dair hadisi ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlara eman vermiş olduğuna dair hadisi şöyle ce telif edilebilir: Verilen eman bir şarta bağlı idi. O da Kureyşlilerin açıkça savaşmaya kalkışrrıamalarıdır. Kureyşliler kendi evlerine dağılınca ve sözü geçen emanı kabul edince, artık bunu kabul etmeyen Kureyşlilerin etrafında çeşitli yerlerden toplanmış olanlar bu emana uymadılar. Şehrin savaş yoluyla fethedilmiş olduğu anlamına gelecek şekilde Halid b. Velid ile ve beraberindekilerle savaşa giriştiler. O da onlarla çarpıştı. Nihayet onları (kimilerini) öldürdü ve onları yenik düşürdü. Ancak asıl muteber olan şehrin asıl halkını teşkil edenlerdir. Onlara uyanlar değildir. Muteber olan çoğunluktur, azınlık değildir. Fakat bununla birlikte Mekke'de ganimet paylaştırmanın ve fiilen savaşa katılan Mekke halkından herhangi bir kimsenin esir alınmadığı ittifakla kabul edilmiştir. İşte bu da Mekke anveten (savaşılarak) fethedilmemiştir diyenlerin görüşlerini destekleyen hususlardandır
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَمَّا سَارَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ فَبَلَغَ ذَلِكَ قُرَيْشًا، خَرَجَ أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ وَحَكِيمُ بْنُ حِزَامٍ وَبُدَيْلُ بْنُ وَرْقَاءَ يَلْتَمِسُونَ الْخَبَرَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلُوا يَسِيرُونَ حَتَّى أَتَوْا مَرَّ الظَّهْرَانِ، فَإِذَا هُمْ بِنِيرَانٍ كَأَنَّهَا نِيرَانُ عَرَفَةَ، فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ مَا هَذِهِ لَكَأَنَّهَا نِيرَانُ عَرَفَةَ. فَقَالَ بُدَيْلُ بْنُ وَرْقَاءَ نِيرَانُ بَنِي عَمْرٍو. فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ عَمْرٌو أَقَلُّ مِنْ ذَلِكَ. فَرَآهُمْ نَاسٌ مِنْ حَرَسِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَدْرَكُوهُمْ فَأَخَذُوهُمْ، فَأَتَوْا بِهِمْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَسْلَمَ أَبُو سُفْيَانَ، فَلَمَّا سَارَ قَالَ لِلْعَبَّاسِ " احْبِسْ أَبَا سُفْيَانَ عِنْدَ حَطْمِ الْخَيْلِ حَتَّى يَنْظُرَ إِلَى الْمُسْلِمِينَ ". فَحَبَسَهُ الْعَبَّاسُ، فَجَعَلَتِ الْقَبَائِلُ تَمُرُّ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَمُرُّ كَتِيبَةً كَتِيبَةً عَلَى أَبِي سُفْيَانَ، فَمَرَّتْ كَتِيبَةٌ قَالَ يَا عَبَّاسُ مَنْ هَذِهِ قَالَ هَذِهِ غِفَارُ. قَالَ مَا لِي وَلِغِفَارَ ثُمَّ مَرَّتْ جُهَيْنَةُ، قَالَ مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ مَرَّتْ سَعْدُ بْنُ هُذَيْمٍ، فَقَالَ مِثْلَ ذَلِكَ، وَمَرَّتْ سُلَيْمُ، فَقَالَ مِثْلَ ذَلِكَ، حَتَّى أَقْبَلَتْ كَتِيبَةٌ لَمْ يَرَ مِثْلَهَا، قَالَ مَنْ هَذِهِ قَالَ هَؤُلاَءِ الأَنْصَارُ عَلَيْهِمْ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ مَعَهُ الرَّايَةُ. فَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ يَا أَبَا سُفْيَانَ الْيَوْمُ يَوْمُ الْمَلْحَمَةِ، الْيَوْمَ تُسْتَحَلُّ الْكَعْبَةُ. فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ يَا عَبَّاسُ حَبَّذَا يَوْمُ الذِّمَارِ. ثُمَّ جَاءَتْ كَتِيبَةٌ، وَهْىَ أَقَلُّ الْكَتَائِبِ، فِيهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ، وَرَايَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَعَ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ، فَلَمَّا مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَبِي سُفْيَانَ قَالَ أَلَمْ تَعْلَمْ مَا قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ قَالَ " مَا قَالَ ". قَالَ كَذَا وَكَذَا. فَقَالَ " كَذَبَ سَعْدٌ، وَلَكِنْ هَذَا يَوْمٌ يُعَظِّمُ اللَّهُ فِيهِ الْكَعْبَةَ، وَيَوْمٌ تُكْسَى فِيهِ الْكَعْبَةُ ". قَالَ وَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُرْكَزَ رَايَتُهُ بِالْحَجُونِ. قَالَ عُرْوَةُ وَأَخْبَرَنِي نَافِعُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ قَالَ سَمِعْتُ الْعَبَّاسَ يَقُولُ لِلزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ، هَا هُنَا أَمَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تَرْكُزَ الرَّايَةَ، قَالَ وَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ أَنْ يَدْخُلَ مِنْ أَعْلَى مَكَّةَ مِنْ كَدَاءٍ، وَدَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ كُدَا، فَقُتِلَ مِنْ خَيْلِ خَالِدٍ يَوْمَئِذٍ رَجُلاَنِ حُبَيْشُ بْنُ الأَشْعَرِ وَكُرْزُ بْنُ جَابِرٍ الْفِهْرِيُّ.
Muaviye b. Kurra dedi ki: "Abdullah b. Muğaffel'i şöyle derken dinledim: Ben Mekke'nin fethedildiği günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i devesi üzerinde fetih suresini okuyup, terci' yaparken gördüm. Ayrıca (Abdullah) dedi ki: Şayet insanlar etrafımda toplanmayacak olsalardı, onun terci' yaptığı gibi ben de terci' yapardım." Bu Hadis 4835,5034,5047 ve 7540 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُغَفَّلٍ، يَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ عَلَى نَاقَتِهِ، وَهْوَ يَقْرَأُ سُورَةَ الْفَتْحِ يُرَجِّعُ، وَقَالَ لَوْلاَ أَنْ يَجْتَمِعَ النَّاسُ حَوْلِي لَرَجَّعْتُ كَمَا رَجَّعَ.
Usame b. Zeyd'den rivayete göre o Mekke fethi sırasında şöyle demiştir: Ey Allah'ın Resulü yarın (Mekke'de) nerede konaklayacaksın? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Akil bize konaklayabileceğimiz bir ev bıraktı mı ki, diye buyurdu." [-4283-] "Sonra da: mu'min kafire mirasçı olmaz, kafir de mu'minden miras almaz, diye buyurdu." Zühri'ye: Peki, Ebu Talib'e kim mirasçı oldu diye soruldu. Ona Akil ve Talib mirasçı oldu, dedi. Ma'mer de Zühri'den şöyle dediğini nakletmektedir: -Haecettiği sırada- yarın nerede konaklayacaksın (diye soruldu). Fakat (ravilerden) Yunus, haccettiği zamandan da, fetih zamanından da sözetmemiştir
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سَعْدَانُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي حَفْصَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّهُ قَالَ زَمَنَ الْفَتْحِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَيْنَ تَنْزِلُ غَدًا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَهَلْ تَرَكَ لَنَا عَقِيلٌ مِنْ مَنْزِلٍ ". ثُمَّ قَالَ " لاَ يَرِثُ الْمُؤْمِنُ الْكَافِرَ، وَلاَ يَرِثُ الْكَافِرُ الْمُؤْمِنَ ". قِيلَ لِلزُّهْرِيِّ وَمَنْ وَرِثَ أَبَا طَالِبٍ قَالَ وَرِثَهُ عَقِيلٌ وَطَالِبٌ. قَالَ مَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَيْنَ تَنْزِلُ غَدًا. فِي حَجَّتِهِ، وَلَمْ يَقُلْ يُونُسُ حَجَّتِهِ وَلاَ زَمَنَ الْفَتْحِ.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İnşallah Allah fethi nasip ettiğinde konaklagacağımız yer, küfür üzere yeminleştikleri yer olan el-Hayf olacaktır
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْزِلُنَا ـ إِنْ شَاءَ اللَّهُ، إِذَا فَتَحَ اللَّهُ ـ الْخَيْفُ، حَيْثُ تَقَاسَمُوا عَلَى الْكُفْرِ ".
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'e gitmek isteyince şöyle buyurdu: Yarın inşallah konaklayacağımız yer, küfür üzere yeminleştikleri yer olan Kinane oğullarının Hayri olacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tercı'" okuyanın harfi boğazında terdidi demektir. "Ona Akil ve Talib mirasçı oldu." Hac bahsinde ve Yunus'un, ez-Zühri'den naklettiği rivayette şu lafızia geçmişti: "Akiı, Talib ile birlikte Ebu Talib'e mirasçı olmuştu. Fakat Cafer de, Ali de ondan hiçbir miras almamışlardı. Çünkü onlar Müslüman idiler. Akil ile Talib kafirdiler." İşte bu, bu hükmün İslamın ilk dönemlerinde de bulunduğunun delilidir. Çünkü Ebu Talib hicretten önce ölmüştü. Hicret gerçekleştikten sonra Akil ile Talib'in, Ebu Talib'in geriye bıraktığı malları ellerine geçirmiş olması ihtimali de vardır. Ebu Talib Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in babası Abdullah'ın bıraktığı terikeyi de eline almıştı. Çünkü onun öz kardeşi idi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da dedesi Abdulmuttalib'in ölümünden sonra Ebu Talib'in yanında kalmıştı. Ebu Talib ölüp de arkasından hicret gerçekleşince Talib de Müslüman olmayıp, Akil'in Müslüman oluşu da gecikince her ikisi Ebu Talib'in geriye bıraktığı malı ellerine geçirdiler. Talib Bedir'den önce öldüğü halde Akil daha s.onra yaşadı. İslamın müslümanın kafirden miras almayacağı hükmü de ortaya gelince, bu mallar Akil'in elinde kalmaya devam etti. İşte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna işaret etmektedir. Akil de bütün bu evleri satmış bulunuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine ait olanları Akil'e bırakmış olması hususunda da görüş ayrılığı vardır. Onun bunları Akil'e bir lütuf olmak üzere Akil'in elinde bıraktığı söylendiği gibi, onu İslama yaklaştırıp kalbini ısındırmak için böyle yaptığı da söylenmiştir. Cahiliye dönemi nikahları sahih kabul edildiği gibi, o dönemin tasarruflarının da sahih kabul edileceği şeklinde de açıklanmıştır. "Küfür üzere" Kureyş'in "yeminleştikleri yer." Yani Kureyşliler Haşim oğulları ile alışveriş yapmamaya, onlardan kız alıp vermemeye, onları evlerinde barındırmamaya yeminleşmiş ve Haşim oğullarını Şi'b'e sığınmak zorunda bırakmışlardı. İkinci rivayet yolunda geçen: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'e gitmek isteyince ... buyurdu." Yani Mekke'nin fethi gazvesinde. Çünkü Huneyn gazvesi Mekke'nin fethi gazvesinin akabinde olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konaklamak için o yeri seçmesinin sebebi ile ilgili olarak şu açıklama yapılmıştır: Bu vesile ile önceki hallerini hatırlayıp, yüce Allah'ın kendisine vermiş olduğu bu pek büyük fetihle Mekke'ye onu oradan çıkarmak istemiş olanların burunlarının yere sürtülmesine rağmen muzaffer olarak girme imkanını bulma nimetine ve kötülük yapmış olanları affetmekteki ileri mertebesini onları karşılıksız serbest bırakmak ve onlara iyilikte bulunmak ile karşılık verebilme nimetine şükretmesi içindi. Bu ise Allah'ın lutfudur, onu dilediğine verir
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَرَادَ حُنَيْنًا " مَنْزِلُنَا غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِخَيْفِ بَنِي كِنَانَةَ، حَيْثُ تَقَاسَمُوا عَلَى الْكُفْرِ ".
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü Mekke'ye başında miğfer bulunduğu halde girdi. Miğferi başından çıkarınca bir adam ona gelerek: İbn Hatal Kabe'nin örtülerine asılmış bulunuyor dedi. Allah Resulü: Onu öldür dedi." (Ravilerden) Malik dedi ki: "Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, görüşümüze göre o gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı değildi
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ مَكَّةَ يَوْمَ الْفَتْحِ وَعَلَى رَأْسِهِ الْمِغْفَرُ، فَلَمَّا نَزَعَهُ جَاءَ رَجُلٌ فَقَالَ ابْنُ خَطَلٍ مُتَعَلِّقٌ بِأَسْتَارِ الْكَعْبَةِ. فَقَالَ " اقْتُلْهُ " قَالَ مَالِكٌ وَلَمْ يَكُنِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا نُرَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ يَوْمَئِذٍ مُحْرِمًا.
Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü Mekke'ye girdiğinde Beyt'in etrafında üçyüz altmış dikili put vardı. Elinde bulunan bir sopa ile o putları dürterken: Hak geldi, batıl da can çekişerek yok oldu. Hak geldi, batıl ise ne bir şeyi baştan var edebilir, ne de tekraren bir şeyi iade edebilir, diyordu
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ يَوْمَ الْفَتْحِ وَحَوْلَ الْبَيْتِ سِتُّونَ وَثَلاَثُمِائَةِ نُصُبٍ، فَجَعَلَ يَطْعُنُهَا بِعُودٍ فِي يَدِهِ وَيَقُولُ " جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ، جَاءَ الْحَقُّ، وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُعِيدُ ".
İbn Abbas r.a. rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye gelince içinde putlar bulunduğu halde Beyt'e girmek istemedi. Emir vererek o putlar dışarı çıkartıldı. Beytin içinden İbrahim'in ve İsmail'in suretleri ellerinde falokları bulunduğu halde çıkartılınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah kahretsin onları! Onlar da biliyor ki her ikisi de asla bu fal oklarıyla kısmet aramamlşlardır. Daha sonra Beyt'in içine girdi, Beyt'in etrafında tekbir getirdi ve içinde namaz kılmaksızın dışarı çıktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Hatal'ın Kabe'nin örtülerine asılmış olduğu halde öldürülmesi emri, Kabe'nin öldürülmesi gereken bir kimseyi koruma altına almayacağına delil gösterilmiştir. Aynı şekilde öldürülmesi gereken kimsenin Harem bölgesinde öldürülmesinin caiz olduğuna da delil gösterilmiştir. Fakat bunun delil gösterilmesi su götürür. Çünkü bu kanaate muhalif olanlar şunu delil göstermişlerdir: Bu ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Mekke'de savaşması helal kılınan o saat (kısa süre) zarfında meydana gelmiştir. Ondan sonra ise Allah Resulü onun hurmetinin önceki haline döndüğünü açıkça ifade etmiştir. Sözü geçen bu saate (süreye) gelince, Ahmed('in Müsned'in)de Amr b. Şuayb'ın, babasından, onun dedesinden naklettiği rivayete göre Mekke'nin fethedildiği günü sabahından ikindi vaktine kadar devam etmiştir. "360 tane dikili put." Bunlar yüce Allah'tan başkasına ibadet edilsin diye dikilmişti. "Elindeki bir sopa ile işaret ediyor ve hak geldi. .. diyordu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu yapması putları ve onlara ibadet edenleri zelil düşürmek ve putların hiçbir fayda ve zarar vermediklerini, kendilerini dahi hiçbir şekilde koruyamadıklarını açıkça göstermek içindi. "Falokları" Bunlar hayır ve şer için kendileri ile kısmet aradıkları oklardı. Hadisten anlaşıldığına göre suret bulunan bir mekanda namaz kılmak mekruhtur. Çünkü dışarıdan bir şirk izlenimi verir. Diğer taraftan ümmetierin çoğunlukla kafir olmaları, suret cihetiyle olmuştur
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا قَدِمَ مَكَّةَ أَبَى أَنْ يَدْخُلَ الْبَيْتَ وَفِيهِ الآلِهَةُ، فَأَمَرَ بِهَا فَأُخْرِجَتْ، فَأُخْرِجَ صُورَةُ إِبْرَاهِيمَ، وَإِسْمَاعِيلَ فِي أَيْدِيهِمَا مِنَ الأَزْلاَمِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " قَاتَلَهُمُ اللَّهُ لَقَدْ عَلِمُوا مَا اسْتَقْسَمَا بِهَا قَطُّ ". ثُمَّ دَخَلَ الْبَيْتَ، فَكَبَّرَ فِي نَوَاحِي الْبَيْتِ، وَخَرَجَ وَلَمْ يُصَلِّ فِيهِ. تَابَعَهُ مَعْمَرٌ عَنْ أَيُّوبَ. وَقَالَ وُهَيْبٌ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ عَنْ عِكْرِمَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü bineği üzerinde arkasına Usame b. Zeyd'i bindirmiş olduğu halde Mekke'nin üst tarafından geldi. Onunla beraber Bilal ve yine onunla beraber Haciblerden Osman b. Talha da vardı. Nihayet mescidde (devesini) çöktürdü. (Osman'a) Beyt'in anahtarlarını getirmesini emretti. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Usame b. Zeyd, Bilal ve Osman b. Talha bulunduğu halde (Beyt'e) girdi. Orada gündüzün uzun bir süre kaldıktan sonra çıktı. İnsanlar da birbirleriyle yarışırcasına ileri atıldılar. İçeriye ilk giren kişi Abdullah b. Ömer oldu. Bilal'in kapının arkasında ayakta durduğunu görünce ona: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nerede namaz kıldı, diye sordu. Bilal ona Allah Resulünün namaz kıldığı yeri işaret etti. Abdullah: Ona kaç rekat namaz kıldığını sormayı unuttum dedi
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقْبَلَ يَوْمَ الْفَتْحِ مِنْ أَعْلَى مَكَّةَ عَلَى رَاحِلَتِهِ، مُرْدِفًا أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ وَمَعَهُ بِلاَلٌ وَمَعَهُ عُثْمَانُ بْنُ طَلْحَةَ، مِنَ الْحَجَبَةِ حَتَّى أَنَاخَ فِي الْمَسْجِدِ، فَأَمَرَهُ أَنْ يَأْتِيَ بِمِفْتَاحِ الْبَيْتِ، فَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ وَبِلاَلٌ وَعُثْمَانُ بْنُ طَلْحَةَ، فَمَكَثَ فِيهِ نَهَارًا طَوِيلاً ثُمَّ خَرَجَ، فَاسْتَبَقَ النَّاسُ، فَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ أَوَّلَ مَنْ دَخَلَ، فَوَجَدَ بِلاَلاً وَرَاءَ الْبَابِ قَائِمًا، فَسَأَلَهُ أَيْنَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَشَارَ لَهُ إِلَى الْمَكَانِ الَّذِي صَلَّى فِيهِ. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَنَسِيتُ أَنْ أَسْأَلَهُ كَمْ صَلَّى مِنْ سَجْدَةٍ
Hişam b. Urve, babasından rivayete göre "Aişe r.anha'nın kendisine haber verdiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi yılında Mekke'nin üst tarafındaki Keda denilen yerden girdi." Ebu Usame ve Vuheyb "Keda" lafzında ona (Hafs b. Meysere'ye) mutabaat etmişlerdir
حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ خَارِجَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَامَ الْفَتْحِ مِنْ كَدَاءٍ الَّتِي بِأَعْلَى مَكَّةَ. تَابَعَهُ أَبُو أُسَامَةَ وَوُهَيْبٌ فِي كَدَاءٍ.
Hişam, babasından rivayetine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi yılında Mekke'nin üst taraflarından Keda'dan girmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in" orayı fethettiğinde "Mekke'nin üst tarafından girişi." Hakim, Ca'fer b. Süleyman'dan, o Sabit b. Enes yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'nin fethi günü huşu'undan dolayı çenesi devesinin üzerindeki eğere değmiş olduğu halde girdi." "Ona Beyt'in anahtarını getirmesini emretti." Abdurrezzak ve Taberanı onun yoluyla fakat ez-Zührl'nin mürseli olarak şunu rivayet etmektedirler: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'nin fethi günü Osman'a: Bana Kabe'nin anahtarını getir, dedi. Ancak getirmekte biraz gecikti. Resulullah da onu bekleyip durdu. Öyle ki üzerinden inci taneleri gibi ter damlıyor ve: Niçin gelmiyor, diye soruyordu. Bir adam koşup yanına gitti. Anahtarın yanında bulunduğu kişi olan ve Said kızı Sülafe adındaki Osman'ın annesi şöyle demeye koyuldu: Eğer onu sizden alırsa ebediyyen onu size geri vermeyecektir. Fakat anahtarı vermesi için ısrar edip durdu ve nihayet anahtarı verdi. Anahtarı getirdi ve kapıyı açtı. Sonra Beyt'e girdi, sonra dışarı çıktı. Zemzem suyu verilen yere yakın oturdu. Ali dedi ki: Bize nübüwet de, sikayet de, hicabet de verildi. Payı bizden daha büyük hiçbir kavim daha yoktur. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu sözlerinden hoşlanmadı. Daha sonra Osman b. Talha'yı çağırdı ve anahtarı ona verdi. İbn İshak der ki: İlim ehli birisinin bana anlattığına göre Nebi s.a.v. Kabe'nin kapısında durdu ... Ve hadisin geri kalan böıür.ıünü zikretti. Hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Sonra: Ey Kureyş topluluğu, sizce ben size ne yapacağım? Onlar: Hayır, sen kerim bir kardeşsin ve kerim bir kardeşin oğlusun. Allah Resulü: Gidin, siz Tulaka (serbest bırakllanlar)sınız, dedi
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ مِنْ أَعْلَى مَكَّةَ مِنْ كَدَاءٍ.
Amr b. Ebi Leyla dedi ki: "Ümmü Hani dışında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kuşluk namazını kılarken gördüğümü bize hiç kimse haber vermiş değildir. O, onun Mekke'nin fethedildiği günü evinde yıkandıktan sonra sekiz rekat namaz kıldığını söylemiştir ve şunları eklemiştir: Onun bu namazdan daha çabuk namaz kıldığını görmüş değilim. Bununla birlikte o rüku' ve süclidunu da eksiksiz yapardL" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mekke'nin fethi günü Nebi s.a.v.'in konakladığı yer." Az önce üçüncü hadis (4282 no'lu hadis) açıklanırken onun el-Muhassab'da konakladığına dair açıklamalar geçmişti. Burada ise onun Ümmü Hani'nin evinde konakladığı belirtilmektedir. Her iki hadis arasında bir farklılık yoktur. Çünkü o Ümmü Hani'nin evinde ikamet etmemiş, sadece yıkanıncaya kadar orada konaklamıştır. Daha sonra ise Ebu Talib'in Şi'b'i yakınında çadırının kurulduğu yere dönmüştür. Burası ise Kureyşlilerin Müslümanları muhasara ettiği yerdir. 51. BAB
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، مَا أَخْبَرَنَا أَحَدٌ، أَنَّهُ رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الضُّحَى غَيْرَ أُمِّ هَانِئٍ، فَإِنَّهَا ذَكَرَتْ أَنَّهُ يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ اغْتَسَلَ فِي بَيْتِهَا ثُمَّ صَلَّى ثَمَانِيَ رَكَعَاتٍ، قَالَتْ لَمْ أَرَهُ صَلَّى صَلاَةً أَخَفَّ مِنْهَا غَيْرَ أَنَّهُ يُتِمُّ الرُّكُوعَ وَالسُّجُودَ.
Aişe r.anhas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem rüku' ve sücudunda: سبحانك اللهم ربنا وبحمدك، اللهم اغفر لي 'Subhanekellahumme Rabbena ve bi hamdike Allahummağfirli' derdi. Meali: Allah'ım, Rabbimiz seni hamd ile tesbih ederiz. Allah'ım, bana mağfiret et
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي رُكُوعِهِ وَسُجُودِهِ " سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ، رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ".
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ömer beni Bedir'e katılmış yaşlılarla birlikte (meclisine) sokuyordu. Onlardan birisi: Bu genç delikanlıyı -bizim onun gibi oğullarımız varken- ne diye bizimle birlikte (meclisine) sokuyorsun, dedi. Ömer: Bu sizin de bildiğiniz bir sebepten dolayıdır, dedi. Bir gün onları çağırdı. Beni de onlarla birlikte çağırdı. (İbn Abbas) dedi ki: Kanaatime göre o günde beni çağırmasının tek sebebi benim durumumu onlara göstermekti. Sizler "Allah'ın yardımı ve fethi geldiğinde insanların da Allah'ın dinine fevc fevc girdiklerini gördüğünde ... " -diye sureyi sonuna kadar okuduktan sonra- buyruğu hakkında ne dersiniz, diye sordu. Onlardan birisi: Bize yardım edilip, zafer nasip edildiği takdirde Allah'a hamdetmemiz, ondan mağfiret dilememiz emredildi, dedi. Bir başkaları: Bilemiyoruz dedi -ya da onlardan kimisi bir şey demedi-o Bunun üzerine (Ömer) bana: Ey İbn Abbas, sen de böyle mi diyorsun, diye sordu. Ben: Hayır, dedim. Peki, sen ne diyorsun dedi. Ben: Bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ecelidir. Allah ecelini ona Allah'ın yardımı geldiği zaman diyerek (yaklaştığını) bildirmiş oldu dedim. Buradaki fetih ise Mekke'nin fethidir. Mekke'nin fethi onun ecelinin alameti idi. "Rabbini hamd ile tesbih et ve ondan mağfiret dile. Çünkü o tövbeleri pek çok kabul edendir." Ömer de: Ben de bunun hakkında senin bildiğinden başkasını bilmiyorum, dedi
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ عُمَرُ يُدْخِلُنِي مَعَ أَشْيَاخِ بَدْرٍ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِمَ تُدْخِلُ هَذَا الْفَتَى مَعَنَا، وَلَنَا أَبْنَاءٌ مِثْلُهُ فَقَالَ إِنَّهُ مِمَّنْ قَدْ عَلِمْتُمْ. قَالَ فَدَعَاهُمْ ذَاتَ يَوْمٍ، وَدَعَانِي مَعَهُمْ قَالَ وَمَا رُئِيتُهُ دَعَانِي يَوْمَئِذٍ إِلاَّ لِيُرِيَهُمْ مِنِّي فَقَالَ مَا تَقُولُونَ {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ} حَتَّى خَتَمَ السُّورَةَ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ أُمِرْنَا أَنْ نَحْمَدَ اللَّهَ وَنَسْتَغْفِرَهُ، إِذَا نُصِرْنَا وَفُتِحَ عَلَيْنَا. وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ نَدْرِي. أَوْ لَمْ يَقُلْ بَعْضُهُمْ شَيْئًا. فَقَالَ لِي يَا ابْنَ عَبَّاسٍ أَكَذَاكَ تَقُولُ قُلْتُ لاَ. قَالَ فَمَا تَقُولُ قُلْتُ هُوَ أَجَلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْلَمَهُ اللَّهُ لَهُ {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} فَتْحُ مَكَّةَ، فَذَاكَ عَلاَمَةُ أَجَلِكَ {فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} قَالَ عُمَرُ مَا أَعْلَمُ مِنْهَا إِلاَّ مَا تَعْلَمُ.
Ebu Şureyh el-Adevl'den rivayete göre o, Amr b. Said'e Mekke üzerine asker birlikleri gönderirken şöyle dedi: Ey emir, bana müsaade et de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke fethinin ertesi günü ayağa kalkıp söylediği sözleri sana nakledeyim. O bu sözlerini söylerken bu iki kulağı m onu işitmiş, kalbim o sözlerini bellemiş, gözlerim kendisini görmüştü: O Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: Şüphesiz Allah Mekke'yi haram kılmıştır. Fakat insanlar onun haram kılınmış olmasına riayet etmediler. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin Mekke'de bir kan dökmesi helal değildir. Mekke'nin bir ağacını koparamaz. Eğer herhangi bir kimse Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu şehirde savaşmış olduğunu ileri sürerek buna dair bir ruhsat olduğunu kabul edecek olursa ona deyiniz ki: Şüphesiz Allah, Resulüne izin verdiği halde size izin vermemiştir. Hem ona bir günün bir saatinde izin vermiştir. Artık dünkü haramlığı ne ise bugün de hürmeti aynı şekilde geri gelmiştir. Burada hazır olan, hazır olmayana bildirsin." Ebu Şureyh'e: Peki, Amr sana ne dedi, diye soruldu. Ebu Şureyh dedi ki: "Bana: Ey Ebu Şureyh, ben bunu senden daha iyi biliyorum dedi. Şüphesiz harem bölgesi bir isyankarı, bir kan davasıyla kaçmış olan birisini yahut da bir tahribat yaparak kaçmış olanı himaye etmez." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: Tahribat'tan kasıt beliyedir
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ شُرَحْبِيلَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْعَدَوِيِّ، أَنَّهُ قَالَ لِعَمْرِو بْنِ سَعِيدٍ وَهْوَ يَبْعَثُ الْبُعُوثَ إِلَى مَكَّةَ ائْذَنْ لِي أَيُّهَا الأَمِيرُ أُحَدِّثْكَ قَوْلاً قَامَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْغَدَ يَوْمَ الْفَتْحِ، سَمِعَتْهُ أُذُنَاىَ وَوَعَاهُ قَلْبِي، وَأَبْصَرَتْهُ عَيْنَاىَ، حِينَ تَكَلَّمَ بِهِ حَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ مَكَّةَ حَرَّمَهَا اللَّهُ وَلَمْ يُحَرِّمْهَا النَّاسُ، لاَ يَحِلُّ لاِمْرِئٍ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ يَسْفِكَ بِهَا دَمًا، وَلاَ يَعْضِدَ بِهَا شَجَرًا، فَإِنْ أَحَدٌ تَرَخَّصَ لِقِتَالِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهَا فَقُولُوا لَهُ إِنَّ اللَّهَ أَذِنَ لِرَسُولِهِ، وَلَمْ يَأْذَنْ لَكُمْ. وَإِنَّمَا أَذِنَ لِي فِيهَا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ، وَقَدْ عَادَتْ حُرْمَتُهَا الْيَوْمَ كَحُرْمَتِهَا بِالأَمْسِ، وَلْيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ ". فَقِيلَ لأَبِي شُرَيْحٍ مَاذَا قَالَ لَكَ عَمْرٌو قَالَ قَالَ أَنَا أَعْلَمُ بِذَلِكَ مِنْكَ يَا أَبَا شُرَيْحٍ، إِنَّ الْحَرَمَ لاَ يُعِيذُ عَاصِيًا، وَلاَ فَارًّا بِدَمٍ، وَلاَ فَارًّا بِخَرْبَةٍ.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "Mekke fethi yılında Mekke'de iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken dinlemiştir: Şüphesiz Allah da, Resulü de içki alışverişini haram kılmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "O sizin" faziletini "bildiğiniz kimselerdendir" demektir: "Benden onlara" faziletinin bir kısmını "göstermek için
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَامَ الْفَتْحِ وَهْوَ بِمَكَّةَ " إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ حَرَّمَ بَيْعَ الْخَمْرِ ".
Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte on gün ikamet ettik. (Bu sürede) hep namazı kısaıtarak kılardık
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ،. حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَقَمْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَشْرًا نَقْصُرُ الصَّلاَةَ.
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de 19 gün ikamet etti. (Dört rekatlı farzları) ikişer rekat olarak kılıyordu
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما قَالَ أَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ تِسْعَةَ عَشَرَ يَوْمًا يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ.
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir seferde ondokuz gün ikamet ettik, namazı hep kasrettik. Bizler de ondokuz güne kadar (ikamet ettiğimiz takdirde) hep kasr ile kılarız. Daha fazla ikamet edersek tamam kılanz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in Mekke fethi sırasında Mekke'deki ikameti" Benim kanaatime göre Enes'in rivayet ettiği hadis Veda haccı ile ilgilidir. Çünkü Nebi s.a.v.'in Mekke'de on gün süre ile ikamet ettiği yolculuk Veda haccıdır. Zira o Mekke'ye (Zilhiccenin) dördüncü günü girdi ve ondördüncü günü çıktı. İbn Abbas'ın hadisi ise Mekke'nin fethi ile alakalı olandır. Ben bunu delilleriyle birlikte daha önce Kasru's-salat bölümünde (1080 nolu hadiste) açıklamış bulunuyorum. 53. BAB
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَقَمْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ تِسْعَ عَشْرَةَ نَقْصُرُ الصَّلاَةَ. وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَنَحْنُ نَقْصُرُ مَا بَيْنَنَا وَبَيْنَ تِسْعَ عَشْرَةَ، فَإِذَا زِدْنَا أَتْمَمْنَا.
İbn Şihab: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Fetih yılı yüzünü sıvazladığı kişi olan Abdullah b. Sa'lebe b. Suayr bana haber verdi. .. " dedi. Bu Hadis 6356 numara ile gelecektir
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ ثَعْلَبَةَ بْنِ صُعَيْرٍ، وَكَانَ النَّبِيُّ، صلى الله عليه وسلم قَدْ مَسَحَ وَجْهَهُ عَامَ الْفَتْحِ.