Hadisler yükleniyor…
Hadisler yükleniyor…
Sahîh-i Buhârî · 60. Bölüm
154 hadis, 6 sayfada. Arapça asılları ve Türkçe tercümeleriyle.
30 hadis20 dk okuma
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İbrahim aleyhisselam seksen yaşında iken el-Kaddum denilen yerde sünnet olmuştur." Ebu'z-Zinad, dal harfi şeddesiz olarak. "el-Kadum" diye rivayet etmiştir. Tekrar:
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقُرَشِيُّ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اخْتَتَنَ إِبْرَاهِيمُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ وَهْوَ ابْنُ ثَمَانِينَ سَنَةً بِالْقَدُّومِ ". حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ " بِالْقَدُومِ ". مُخَفَّفَةً. تَابَعَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ عَنْ أَبِي الزِّنَادِ. تَابَعَهُ عَجْلاَنُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ. وَرَوَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ.
Bize Ebu'z-Zinâd, şeddesiz olarak "Kadûm’la" diye tahdîs etti. Bu hadîsi Ebu'z-Zinâd'dan rivayet etmekte Abdurrahmân ibnu İshâk, Şuayb'e mutâbaat etmiştir. bunu Ebû Hureyre'den rivayet etmekte Şuayb'e yahut Abdurrahmân ibn İshâk'a Aclân mutâbaat etmiştir. yine bu hadîsi Muhammed ibn Amr da Ebû Seleme'den; o da Ebû Hureyre'den olmak üzere rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ الرُّعَيْنِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَمْ يَكْذِبْ إِبْرَاهِيمُ إِلاَّ ثَلاَثًا ".
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle' buyurdu: "İbrahim aleyhisselam sadece üç tane yalan söylemiştir." [-3358-] Ebu Hureyre r.a. dedi ki: İbrahim aleyhisselam yalnızca üç tane yalan söylemiştir. Bunların ikisi yüce Allah için idi. "Ben hastayım" buyruğu ile "hayır bu işi onların bu büyükleri yaptı" sözleridir. Devamla şöyle buyurdu: Bir gün Sara ile birlikte zorbalardan birisinin bulunduğu yere gitti. O zorbaya: Burada bir adam var, onunla beraber en güzellerinden bir kadın vardır, denildi. Ona (bir elçiyle) haber gönderdi. Kadının kim olduğunu sordu. Bu kimdir, dedi. İbrahim: Kızkardeşimdir dedi. Sara'nın yanına gidince: Ey Sara dedi, yeryüzünde benden ve senden başka mu'min kimse yoktur. Bu bana senin kim olduğunu sordu. Ben de ona kızkardeşimdir, dedim. Beni yalancı çıkarma. Zorba, Sara'ya haber gönderdi. Sara onun yanına girince, eliyle onu yakalamak istedi, fakat bunu yapamadı. Bu sefer: Benim için Allah'a dua et, benim sana zararım olmayacak, dedi. Sara Allah'a dua edince, eli eski haline geldi. İkinci bir defa onu yakalamak istedi yine bir önceki gibi, hatta daha da şiddetli bir şekilde ona engelolundu. Yine: Benim için Allah'a dua et, sana zararım olmayacak dedi. Sara da Allah'a dua edince eski haline döndü. Bu sefer yakın görevlilerinden birisini. çağırarak dedi ki: Siz bana bir insan getirmediniz. Bana bir şeytan getirdiniz. Daha sonra ona hizmet etmek üzere Hacer'i verdi. Sara, İbrahim'in yanına vardığında namaz kılıyordu. Eliyle işaret ederek: Ne oldu diye sordu. Sara: Allah, o kafirin -yahut facirin (günahkarın)tuzağını başına geçirdi ve Hacer'i de (bana) hizmetçi verdi, dedi." Ebu Hureyre dedi ki: "Ey yağmurun çocukları işte anneniz budur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَحْبُوبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمْ يَكْذِبْ إِبْرَاهِيمُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ إِلاَّ ثَلاَثَ كَذَبَاتٍ ثِنْتَيْنِ مِنْهُنَّ فِي ذَاتِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، قَوْلُهُ {إِنِّي سَقِيمٌ } وَقَوْلُهُ {بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا}، وَقَالَ بَيْنَا هُوَ ذَاتَ يَوْمٍ وَسَارَةُ إِذْ أَتَى عَلَى جَبَّارٍ مِنَ الْجَبَابِرَةِ فَقِيلَ لَهُ إِنَّ هَا هُنَا رَجُلاً مَعَهُ امْرَأَةٌ مِنْ أَحْسَنِ النَّاسِ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ، فَسَأَلَهُ عَنْهَا. فَقَالَ مَنْ هَذِهِ قَالَ أُخْتِي، فَأَتَى سَارَةَ قَالَ يَا سَارَةُ، لَيْسَ عَلَى وَجْهِ الأَرْضِ مُؤْمِنٌ غَيْرِي وَغَيْرُكِ، وَإِنَّ هَذَا سَأَلَنِي، فَأَخْبَرْتُهُ أَنَّكِ أُخْتِي فَلاَ تُكَذِّبِينِي. فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا، فَلَمَّا دَخَلَتْ عَلَيْهِ ذَهَبَ يَتَنَاوَلُهَا بِيَدِهِ، فَأُخِذَ فَقَالَ ادْعِي اللَّهَ لِي وَلاَ أَضُرُّكِ. فَدَعَتِ اللَّهَ فَأُطْلِقَ، ثُمَّ تَنَاوَلَهَا الثَّانِيَةَ، فَأُخِذَ مِثْلَهَا أَوْ أَشَدَّ فَقَالَ ادْعِي اللَّهَ لِي وَلاَ أَضُرُّكِ. فَدَعَتْ فَأُطْلِقَ. فَدَعَا بَعْضَ حَجَبَتِهِ فَقَالَ إِنَّكُمْ لَمْ تَأْتُونِي بِإِنْسَانٍ، إِنَّمَا أَتَيْتُمُونِي بِشَيْطَانٍ. فَأَخْدَمَهَا هَاجَرَ فَأَتَتْهُ، وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي، فَأَوْمَأَ بِيَدِهِ مَهْيَا قَالَتْ رَدَّ اللَّهُ كَيْدَ الْكَافِرِ ـ أَوِ الْفَاجِرِ ـ فِي نَحْرِهِ، وَأَخْدَمَ هَاجَرَ. قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ تِلْكَ أُمُّكُمْ يَا بَنِي مَاءِ السَّمَاءِ.
Ümmü Şerik r.anha'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kelerin öldürülmesini emredip, şöyle buyurdu: "O, İbrahim aleyhisselam'a karşı ateşi üffüyordu
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، أَوِ ابْنُ سَلاَمٍ عَنْهُ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أُمِّ شَرِيكٍ ـ رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِقَتْلِ الْوَزَغِ وَقَالَ " كَانَ يَنْفُخُ عَلَى إِبْرَاهِيمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ".
Abdullah r.a.'dan dedi ki: "İman eden ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar ... "[En'am, 82] buyruğu nazil olunca, bizler: Ey Allah'ın Resulü, hangimiz nefsine zulmetmez ki, dedik. O şöyle buyurdu: "Durum dediğiniz gibi değildir. "İmanlarına zulüm bulaştırmayanlar"dan kasıt, şirk karıştırmayanlardır. Hem siz Lukman'ın oğluna: "Oğulcuğum Allah'a şirk koşma. Muhakkak şirk büyük bir zulümdür. "[Lukman, 13] dediğini duymadınız mı?
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتِ {الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ} قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُّنَا لاَ يَظْلِمُ نَفْسَهُ قَالَ " لَيْسَ كَمَا تَقُولُونَ {لَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ} بِشِرْكٍ، أَوَلَمْ تَسْمَعُوا إِلَى قَوْلِ لُقْمَانَ لاِبْنِهِ {يَا بُنَىَّ لاَ تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ }".
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir gün bir miktar et getirildi. Şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah kıyamet gününde öncekileri de, sonrakileri de aynı düzlükte bir araya getirecektir. Davetçi onlara sözlerini işittirir, göz de onları görür. Güneş onlara yaklaşır -deyip, şefaat hadisini zikretti. Devamında dedi ki-: İbrahim'e giderler ve sen Allah'ın Nebisi, yeryüzündeki halilisin, Rabbinin huzurunda bizim için şefaat et, derler. O da onlara der ki: - ... deyip, kendisinin onlara vaktiyle söylemiş olduğu yalanları zikretti-: "Ben kendimi kurtarmaya bakıyorum kendimi. Siz Musa'nın yanına gidiniz." Bu rivayette, Enes de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diyerek ona (Ebu Hureyre'ye) mutabaat etmiştir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ أَبِي حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بِلَحْمٍ فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ يَجْمَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي، وَيُنْفِدُهُمُ الْبَصَرُ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ مِنْهُمْ ـ فَذَكَرَ حَدِيثَ الشَّفَاعَةِ ـ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنَ الأَرْضِ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ. فَيَقُولُ ـ فَذَكَرَ كَذَبَاتِهِ ـ نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى ". تَابَعَهُ أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah İsmail'in annesine rahmetini ihsan etsin. Şayet acele etmemiş olsaydı Zemzem yer üstünde akan bir pınar olacaktı." [-3363-] el-Ensari dedi ki: Bize İbn Cüreyc anlattı, dedi ki: Kesir b. Kesir de bana anlatıp dedi ki: Ben ve Osman b. Ebi Süleyman, Said b. Cubeyr ile birlikte oturuyorken dedi ki: İbn Abbas hadisi bana böyle nakletmedi. Aksine' o dedi ki: İbrahim -henüz süt emmekte olan- İsmail ile annesini (hepsine selam olsun) getirip geldi. Annesi ile birlikte derisi kurumuş bir kırba (su) vardı. -Ancak hadisi (Allah Resulüne nispet ederek) onun buyurmuş olduğunu belirtmedi.- Daha sonra İbrahim onu ve oğlu İsmail'i getirdi
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَرْحَمُ اللَّهُ أُمَّ إِسْمَاعِيلَ، لَوْلاَ أَنَّهَا عَجِلَتْ لَكَانَ زَمْزَمُ عَيْنًا مَعِينًا ". قَالَ الأَنْصَارِيُّ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَمَّا كَثِيرُ بْنُ كَثِيرٍ فَحَدَّثَنِي قَالَ إِنِّي وَعُثْمَانَ بْنَ أَبِي سُلَيْمَانَ جُلُوسٌ مَعَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، فَقَالَ مَا هَكَذَا حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ أَقْبَلَ إِبْرَاهِيمُ بِإِسْمَاعِيلَ وَأُمِّهِ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ وَهْىَ تُرْضِعُهُ، مَعَهَا شَنَّةٌ ـ لَمْ يَرْفَعْهُ ـ ثُمَّ جَاءَ بِهَا إِبْرَاهِيمُ وَبِابْنِهَا إِسْمَاعِيلَ.
Said b. Cubeyr'den rivayete göre İbn Abbas dedi ki: "Kadınlar arasında ilk kuşak bağlayan İsmail'in annesidir. O Sara'ya izini kaybettirmek için bir kuşak edinmişti. Daha sonra İbrahim onu ve süt emzirmekte olduğu oğlu İsmail'i getirip Beytin yanında mescidin yukarılarında Zemzem'in üzerinde büyükçe bir ağacın yanında yerleştirdi. O gün Mekke'de kimse yoktu. Orada su da bulunmuyordu, fakat her ikisini de orada bıraktı. Yanlarında da içinde biraz hurma bulunan bir torba ve içinde bir miktar su bulunan bir kırba bıraktı. Daha sonra İbrahim geri dönüp gitti. İsmail'in annesi arkasından giderek: Ey İbrahim! Hiçbir şeyin bulunmadığı bu vadide bizi bırakıp nereye gidiyorsun, dedi. Ona bu sözlerini birkaç defa söyledi. İbrahim dönüp ona bakmıyordu. Ona: Sana bunu Allah mı emretti, diye sordu. İbrahim: Evet dedi. İsmail'in annesi: O vakit o bizi sahipsiz bırakmayacaktır, deyip, geri döndü. İbrahim yoluna devam etti. Nihayet onu göremeyecekleri tepenin yanına varınca yüzünü Ka'be'ye çevirerek ellerini yukarıya kaldırıp: "Rabbimiz, ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes Ev'inin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim ... Şükrederler diye."[İbrahim, 37] diye dua etti. İsmail'in annesi İsmail'i emzirmeye ve o sudan içmeye başladı. Nihayet kırbadaki su bitti. Kendisi de susadı, oğlu da susadı. Susuzluktan kıvranan ve kendisini yerden yere atan oğluna bakıp durdu. Onu görmek istemediğinden yanından kalkıp gitti. Bulunduğu yere Safa'nın en yakın bir tepe olduğunu gördü. Onun üzerinde ayağa dikildi, daha sonra vadiye yönelip kimseyi görür mü yüm diye baktı, kimseyi göremedi. Safa'dan indi, vadiye ulaştı. Elbisesinin ucunu eliyle kaldırdı, sonra da oldukça yorgun bir kimsenin koşuşu ile koştu. Nihayet vadiyi geçti. Merve'ye geldi. Merve'nin üstünde ayağa kalktı, kimseyi görür müyüm diye baktı, kimseyi göremedi. Bu işi yedi defa yaptı. İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İşte insanların bu iki tepe arasındaki sa'yi böyle başladı. Merve'ye çıkınca bir ses duydu. -Kendi kendisine-: Sus, dedi. Sonra da etrafa kulak kabarttı ve dedi ki: Sen sesini duyurmuş oldun, eğer imdadımıza yetişebileceksen (gel). Bir de ne görsün? Melek Zemzem'in bulunduğu yerde duruyor. Topuğu ile yeri eşti -yahut kanadı ile böyle yaptı- ve nihayet su çıktı. O da suyun önünde çukur açmaya başladı ve eliyle şöyle yaparak sudan avuçlayıp, kırbasına doldurmaya koyuldu. O avuçladıkça suda kaynayıp duruyordu. İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah İsmail'in annesine rahmet ihsan buyursun. Eğer Zemzem'i bıraksaydı -ya da: Sudan auuçlamamış olsaydı, diye buyurdu- Zemzem yer üzerinde akan bir pınar olurdu. (Devamla) dedi ki: Kendisi de içti, oğluna da süt emzirdi. Melek ona: Telef olmaktan korkmayınız. Bu çocuk babası ile birlikte burada Allah'ın Ev'ini bina edeceklerdir. Şüphesiz Allah da kendi ehlini telef etmez, dedi. Beyt (Ka'be'nin yeri) bir tepeyi andırır şekilde yerden tümsekçe idi. Akan seller gelip sağından, solundan toprak götürüyordu. İsmail'in annesi bu haliyle kaldı. Nihayet Cürhümlülerden bir arkadaş grubu -yahut da Cürhümlü bir aile halkı- Keda yolundan onlara doğru geldiler. Mekke'nin alt tarafında konakladılar. Suyun bulunduğu yerlerde uçan bir kuş gördüler. Dediler ki: Şüphesiz bu kuş suyun olduğu bir yerde uçar, döner durur. Bizim de bildiğimiz kadarıyla bu vadide su bulunmamaktadır. Bu sebeple bir ya da iki kişiyi görevlendirip gönderdiler. Onlar da gidip arkadaşlarına su bulunduğu haberini verdiler. Arkadaşları da geldiler. (İbn Abbas) dedi ki: İsmail'in annesi de suyun yanında bulunuyordu. Ona: Senin yakınında konaklamamıza izin verir misin, dediler. Onlara: Evet, ama su da bir hakkınız yok, diye cevap verdi. Onlar da kabul dediler. İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Onların bu izin istemeleri İsmail'in annesinin başkaları ile de teselli bulmayı arzu ettiği bir zamana denk gelmişti. Cürhümlüler gelip konakladılar. Ondan sonra da akrabalarına haber gönderdiler. Akrabaları da gelip onlarla birlikte konakladılar. Sonunda orada Cürhümlülerden bazı aileler buldu., Çocuk gençlik yaşına erişti. Onlardan Arapça'yı öğrendi. Gençlik yaşına erişince bunlar ondan hoşlandılar ve onu beğendiler. Olgunluk yaşına gelince, kendilerinden bir hanımla onu evlendirdiler. İsmail'in annesi vefat etti. İsmail'in evlenmesinden sonra İbrahim gelip, geride bıraktıklarının halini görmek istedi. İsmail'i bulamadı. Hanımına kocasını sordu. Hanımı: Bizim için bir şeyler almak üzere çıktı, diye cevap verdi. Daha sonra hanımına geçimlerini, hallerini sordu. Hanımı: Kötü bir haldeyiz, darlık ve sıkıntı içindeyiz, deyip ona şikayette bulundu. İbrahim dedi ki: Kocan gelirse ona selam söyle ve kendisine kapısının eşiğini değiştirmesini söyle. İsmail gelince bir şeyler hisseder gibi olduğundan: Kimse geldi mi, diye sordu, hanımı evet dedi. Bize şöyle şöyle bir yaşlı geldi. Bize seni sordu. Ben de ona söyledim. Geçimimizin nasıl olduğunu da sordu, ben de kendisine darlık ve sıkıntı içerisinde olduğumuzu bildirdim. İsmail: Sana her hangi bir tavsiyede bulundu mu, diye sordu. Hanımı: Evet dedi. Bana sana selam söylememi söyledi ve kapının eşiğini değiştir, dedi. İsmail dedi ki: O kişi benim babamdır. Bana da senden ayrılmamı emretti. Haydi, ailenin yanına git, deyip onu boşadı. Cürhümlülerden bir başka kadın ile evlendi. İbrahim Allah'ın dilediği kadar bir süre yanlarına geri dönmedi. Sonraları yanlarına geldi. Yine İsmail'i bulamadı. Hanımının yanına gitti, ona İsmail'i sordu. Bizim için bir şeyler aramak üzere çıktı, dedi. Nasılsınız deyip, ona geçimlerini, durumlarını sordu. Hanımı: İyi haldeyiz, bolluk içindeyiz, dedi ve Allah'a hamdetti. Ona ne yersiniz, diye sordu. Et, dedi. Ne içersiniz diye sordu, su dedi. Bunun üzerine İbrahim şu duayı yaptı: Allah'ım, onlar için eti ve suyu bereketli kıl! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (devamla) buyurdu ki: O gün için (buğday ve bu gibi) taneli şeyleri yoktu. Eğer bu taneli şeyler olsaydı, onlar hakkında da kendilerine dua ederdi. (Devamla) buyurdu ki: Bu sebeple Mekke dışında herhangi bir kimse sırf onları yiyip içecek olursa onu uygun görmezler. İbrahim dedi ki: Kocan gelirse ona selam söyle ve kendisine evinin eşiğini sağlamlaştırmasını emret. İsmail gelince: Yanınıza kimse geldi mi, diye sordu, hanımı: Evet, bize güzel görünümlü bir yaşlı adam geldi, deyip ondan övgüyle söz etti. Bana seni sordu, ben de ona söyledim. Nasıl yaşadığımızı sordu, ben de iyi ve bolluk içerisinde olduğumuzu söyledim .. İsmail: Sana bir tavsiyesi oldu mu, diye sordu. Hanımı: Evet dedi. Sana selamı var ve sana kapının eşiğini sağlamlaştırmanı istiyor. İsmail, o gelen babamdır, eşikten kastı da sensin. Seni nikahım altında tutmama devam etmemi emretti, dedi. Allah'ın dilediği kadar bir süre daha yanlarına gelmedi. Bundan sonra geldiğinde İsmail, Zemzem'e yakın büyükçe bir ağacın altında oklarını sivriltmekle uğraşıyordu. Babasını görünce, kalktı ve babanın evladına, evladın babasına yaptığı gibi birbirlerini karşıladılar. Daha sonra: Ey İsmail, dedi. Allah bana bir emir vermiş bulunuyor. İsmail: Rabbinin sana emrettiğini yap, dedi. İbrahim: Bana yardım edecek misin, diye sordu. İsmail: Sana yardım edeceğim, dedi. İbrahim dedi ki: Allah bana burada bir ev yapmamı emretti -ve etrafına göre daha yüksekçe bir yere işaret etti.- (Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem devamla) buyurdu ki: İşte o vakit Evin temellerini yükselttiler. İsmail taş getiriyor, İbrahim de bina ediyordu. Nihayet bina yükselince şu taşı getirdi ve onun için yere bıraktı. İbrahim de binayı yükseltmek üzere onun üzerine Çıktı. İsmail de ona taş uzatıyordu. Her ikisi birlikte: "Rabbimiz, bizden kabul buyur. Şüphesiz sen her şeyi işitensin, hakkıyla bilensin. "[Bakara,127] diyorlardı. Onlar binayı yaparlarken Beyt'in etrafında dönüyorlar ve: "Rabbimiz bizden kabul buyur çünkü sen her şeyi işitensin, herşeyi bilensin" diyorlardı
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، وَكَثِيرِ بْنِ كَثِيرِ بْنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ أَبِي وَدَاعَةَ،، يَزِيدُ أَحَدُهُمَا عَلَى الآخَرِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَوَّلَ مَا اتَّخَذَ النِّسَاءُ الْمِنْطَقَ مِنْ قِبَلِ أُمِّ إِسْمَاعِيلَ، اتَّخَذَتْ مِنْطَقًا لَتُعَفِّيَ أَثَرَهَا عَلَى سَارَةَ، ثُمَّ جَاءَ بِهَا إِبْرَاهِيمُ، وَبِابْنِهَا إِسْمَاعِيلَ وَهْىَ تُرْضِعُهُ حَتَّى وَضَعَهُمَا عِنْدَ الْبَيْتِ عِنْدَ دَوْحَةٍ، فَوْقَ زَمْزَمَ فِي أَعْلَى الْمَسْجِدِ، وَلَيْسَ بِمَكَّةَ يَوْمَئِذٍ أَحَدٌ، وَلَيْسَ بِهَا مَاءٌ، فَوَضَعَهُمَا هُنَالِكَ، وَوَضَعَ عِنْدَهُمَا جِرَابًا فِيهِ تَمْرٌ وَسِقَاءً فِيهِ مَاءٌ، ثُمَّ قَفَّى إِبْرَاهِيمُ مُنْطَلِقًا فَتَبِعَتْهُ أُمُّ إِسْمَاعِيلَ فَقَالَتْ يَا إِبْرَاهِيمُ أَيْنَ تَذْهَبُ وَتَتْرُكُنَا بِهَذَا الْوَادِي الَّذِي لَيْسَ فِيهِ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ فَقَالَتْ لَهُ ذَلِكَ مِرَارًا، وَجَعَلَ لاَ يَلْتَفِتُ إِلَيْهَا فَقَالَتْ لَهُ آللَّهُ الَّذِي أَمَرَكَ بِهَذَا قَالَ نَعَمْ. قَالَتْ إِذًا لاَ يُضَيِّعُنَا. ثُمَّ رَجَعَتْ، فَانْطَلَقَ إِبْرَاهِيمُ حَتَّى إِذَا كَانَ عِنْدَ الثَّنِيَّةِ حَيْثُ لاَ يَرَوْنَهُ اسْتَقْبَلَ بِوَجْهِهِ الْبَيْتَ، ثُمَّ دَعَا بِهَؤُلاَءِ الْكَلِمَاتِ وَرَفَعَ يَدَيْهِ، فَقَالَ {رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ} حَتَّى بَلَغَ {يَشْكُرُونَ}. وَجَعَلَتْ أُمُّ إِسْمَاعِيلَ تُرْضِعُ إِسْمَاعِيلَ، وَتَشْرَبُ مِنْ ذَلِكَ الْمَاءِ، حَتَّى إِذَا نَفِدَ مَا فِي السِّقَاءِ عَطِشَتْ وَعَطِشَ ابْنُهَا، وَجَعَلَتْ تَنْظُرُ إِلَيْهِ يَتَلَوَّى ـ أَوْ قَالَ يَتَلَبَّطُ ـ فَانْطَلَقَتْ كَرَاهِيَةَ أَنْ تَنْظُرَ إِلَيْهِ، فَوَجَدَتِ الصَّفَا أَقْرَبَ جَبَلٍ فِي الأَرْضِ يَلِيهَا، فَقَامَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ اسْتَقْبَلَتِ الْوَادِيَ تَنْظُرُ هَلْ تَرَى أَحَدًا فَلَمْ تَرَ أَحَدًا، فَهَبَطَتْ مِنَ، الصَّفَا حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْوَادِيَ رَفَعَتْ طَرَفَ دِرْعِهَا، ثُمَّ سَعَتْ سَعْىَ الإِنْسَانِ الْمَجْهُودِ، حَتَّى جَاوَزَتِ الْوَادِيَ، ثُمَّ أَتَتِ الْمَرْوَةَ، فَقَامَتْ عَلَيْهَا وَنَظَرَتْ هَلْ تَرَى أَحَدًا، فَلَمْ تَرَ أَحَدًا، فَفَعَلَتْ ذَلِكَ سَبْعَ مَرَّاتٍ ـ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَذَلِكَ سَعْىُ النَّاسِ بَيْنَهُمَا ". ـ فَلَمَّا أَشْرَفَتْ عَلَى الْمَرْوَةِ سَمِعَتْ صَوْتًا، فَقَالَتْ صَهٍ. تُرِيدَ نَفْسَهَا، ثُمَّ تَسَمَّعَتْ، فَسَمِعَتْ أَيْضًا، فَقَالَتْ قَدْ أَسْمَعْتَ، إِنْ كَانَ عِنْدَكَ غِوَاثٌ. فَإِذَا هِيَ بِالْمَلَكِ، عِنْدَ مَوْضِعِ زَمْزَمَ، فَبَحَثَ بِعَقِبِهِ ـ أَوْ قَالَ بِجَنَاحِهِ ـ حَتَّى ظَهَرَ الْمَاءُ، فَجَعَلَتْ تُحَوِّضُهُ وَتَقُولُ بِيَدِهَا هَكَذَا، وَجَعَلَتْ تَغْرِفُ مِنَ الْمَاءِ فِي سِقَائِهَا، وَهْوَ يَفُورُ بَعْدَ مَا تَغْرِفُ ـ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَرْحَمُ اللَّهُ أُمَّ إِسْمَاعِيلَ لَوْ تَرَكَتْ زَمْزَمَ ـ أَوْ قَالَ لَوْ لَمْ تَغْرِفْ مِنَ الْمَاءِ ـ لَكَانَتْ زَمْزَمُ عَيْنًا مَعِينًا ". ـ قَالَ فَشَرِبَتْ وَأَرْضَعَتْ وَلَدَهَا، فَقَالَ لَهَا الْمَلَكُ لاَ تَخَافُوا الضَّيْعَةَ، فَإِنَّ هَا هُنَا بَيْتَ اللَّهِ، يَبْنِي هَذَا الْغُلاَمُ، وَأَبُوهُ، وَإِنَّ اللَّهَ لاَ يُضِيعُ أَهْلَهُ. وَكَانَ الْبَيْتُ مُرْتَفِعًا مِنَ الأَرْضِ كَالرَّابِيَةِ، تَأْتِيهِ السُّيُولُ فَتَأْخُذُ عَنْ يَمِينِهِ وَشِمَالِهِ، فَكَانَتْ كَذَلِكَ، حَتَّى مَرَّتْ بِهِمْ رُفْقَةٌ مِنْ جُرْهُمَ ـ أَوْ أَهْلُ بَيْتٍ مِنْ جُرْهُمَ ـ مُقْبِلِينَ مِنْ طَرِيقِ كَدَاءٍ فَنَزَلُوا فِي أَسْفَلِ مَكَّةَ، فَرَأَوْا طَائِرًا عَائِفًا. فَقَالُوا إِنَّ هَذَا الطَّائِرَ لَيَدُورُ عَلَى مَاءٍ، لَعَهْدُنَا بِهَذَا الْوَادِي وَمَا فِيهِ مَاءٌ، فَأَرْسَلُوا جَرِيًّا أَوْ جَرِيَّيْنِ، فَإِذَا هُمْ بِالْمَاءِ، فَرَجَعُوا فَأَخْبَرُوهُمْ بِالْمَاءِ، فَأَقْبَلُوا، قَالَ وَأُمُّ إِسْمَاعِيلَ عِنْدَ الْمَاءِ فَقَالُوا أَتَأْذَنِينَ لَنَا أَنْ نَنْزِلَ عِنْدَكِ فَقَالَتْ نَعَمْ، وَلَكِنْ لاَ حَقَّ لَكُمْ فِي الْمَاءِ. قَالُوا نَعَمْ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَأَلْفَى ذَلِكَ أُمَّ إِسْمَاعِيلَ، وَهْىَ تُحِبُّ الإِنْسَ " فَنَزَلُوا وَأَرْسَلُوا إِلَى أَهْلِيهِمْ، فَنَزَلُوا مَعَهُمْ حَتَّى إِذَا كَانَ بِهَا أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْهُمْ، وَشَبَّ الْغُلاَمُ، وَتَعَلَّمَ الْعَرَبِيَّةَ مِنْهُمْ، وَأَنْفَسَهُمْ وَأَعْجَبَهُمْ حِينَ شَبَّ، فَلَمَّا أَدْرَكَ زَوَّجُوهُ امْرَأَةً مِنْهُمْ، وَمَاتَتْ أُمُّ إِسْمَاعِيلَ، فَجَاءَ إِبْرَاهِيمُ، بَعْدَ مَا تَزَوَّجَ إِسْمَاعِيلُ يُطَالِعُ تَرِكَتَهُ، فَلَمْ يَجِدْ إِسْمَاعِيلَ، فَسَأَلَ امْرَأَتَهُ عَنْهُ فَقَالَتْ خَرَجَ يَبْتَغِي لَنَا. ثُمَّ سَأَلَهَا عَنْ عَيْشِهِمْ وَهَيْئَتِهِمْ فَقَالَتْ نَحْنُ بِشَرٍّ، نَحْنُ فِي ضِيقٍ وَشِدَّةٍ. فَشَكَتْ إِلَيْهِ. قَالَ فَإِذَا جَاءَ زَوْجُكِ فَاقْرَئِي عَلَيْهِ السَّلاَمَ، وَقُولِي لَهُ يُغَيِّرْ عَتَبَةَ بَابِهِ. فَلَمَّا جَاءَ إِسْمَاعِيلُ، كَأَنَّهُ آنَسَ شَيْئًا، فَقَالَ هَلْ جَاءَكُمْ مِنْ أَحَدٍ قَالَتْ نَعَمْ، جَاءَنَا شَيْخٌ كَذَا وَكَذَا، فَسَأَلَنَا عَنْكَ فَأَخْبَرْتُهُ، وَسَأَلَنِي كَيْفَ عَيْشُنَا فَأَخْبَرْتُهُ أَنَّا فِي جَهْدٍ وَشِدَّةٍ. قَالَ فَهَلْ أَوْصَاكِ بِشَىْءٍ قَالَتْ نَعَمْ، أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ السَّلاَمَ، وَيَقُولُ غَيِّرْ عَتَبَةَ بَابِكَ. قَالَ ذَاكِ أَبِي وَقَدْ أَمَرَنِي أَنْ أُفَارِقَكِ الْحَقِي بِأَهْلِكِ. فَطَلَّقَهَا، وَتَزَوَّجَ مِنْهُمْ أُخْرَى، فَلَبِثَ عَنْهُمْ إِبْرَاهِيمُ مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ أَتَاهُمْ بَعْدُ، فَلَمْ يَجِدْهُ، فَدَخَلَ عَلَى امْرَأَتِهِ، فَسَأَلَهَا عَنْهُ. فَقَالَتْ خَرَجَ يَبْتَغِي لَنَا. قَالَ كَيْفَ أَنْتُمْ وَسَأَلَهَا عَنْ عَيْشِهِمْ، وَهَيْئَتِهِمْ. فَقَالَتْ نَحْنُ بِخَيْرٍ وَسَعَةٍ. وَأَثْنَتْ عَلَى اللَّهِ. فَقَالَ مَا طَعَامُكُمْ قَالَتِ اللَّحْمُ. قَالَ فَمَا شَرَابُكُمْ قَالَتِ الْمَاءُ. فَقَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَهُمْ فِي اللَّحْمِ وَالْمَاءِ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ يَوْمَئِذٍ حَبٌّ، وَلَوْ كَانَ لَهُمْ دَعَا لَهُمْ فِيهِ ". قَالَ فَهُمَا لاَ يَخْلُو عَلَيْهِمَا أَحَدٌ بِغَيْرِ مَكَّةَ إِلاَّ لَمْ يُوَافِقَاهُ. قَالَ فَإِذَا جَاءَ زَوْجُكِ فَاقْرَئِي عَلَيْهِ السَّلاَمَ، وَمُرِيهِ يُثْبِتُ عَتَبَةَ بَابِهِ، فَلَمَّا جَاءَ إِسْمَاعِيلُ قَالَ هَلْ أَتَاكُمْ مِنْ أَحَدٍ قَالَتْ نَعَمْ أَتَانَا شَيْخٌ حَسَنُ الْهَيْئَةِ، وَأَثْنَتْ عَلَيْهِ، فَسَأَلَنِي عَنْكَ فَأَخْبَرْتُهُ، فَسَأَلَنِي كَيْفَ عَيْشُنَا فَأَخْبَرْتُهُ أَنَّا بِخَيْرٍ. قَالَ فَأَوْصَاكِ بِشَىْءٍ قَالَتْ نَعَمْ، هُوَ يَقْرَأُ عَلَيْكَ السَّلاَمَ، وَيَأْمُرُكَ أَنْ تُثْبِتَ عَتَبَةَ بَابِكَ. قَالَ ذَاكِ أَبِي، وَأَنْتِ الْعَتَبَةُ، أَمَرَنِي أَنْ أُمْسِكَكِ. ثُمَّ لَبِثَ عَنْهُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ جَاءَ بَعْدَ ذَلِكَ، وَإِسْمَاعِيلُ يَبْرِي نَبْلاً لَهُ تَحْتَ دَوْحَةٍ قَرِيبًا مِنْ زَمْزَمَ، فَلَمَّا رَآهُ قَامَ إِلَيْهِ، فَصَنَعَا كَمَا يَصْنَعُ الْوَالِدُ بِالْوَلَدِ وَالْوَلَدُ بِالْوَالِدِ، ثُمَّ قَالَ يَا إِسْمَاعِيلُ، إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي بِأَمْرٍ. قَالَ فَاصْنَعْ مَا أَمَرَكَ رَبُّكَ. قَالَ وَتُعِينُنِي قَالَ وَأُعِينُكَ. قَالَ فَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَبْنِيَ هَا هُنَا بَيْتًا. وَأَشَارَ إِلَى أَكَمَةٍ مُرْتَفِعَةٍ عَلَى مَا حَوْلَهَا. قَالَ فَعِنْدَ ذَلِكَ رَفَعَا الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ، فَجَعَلَ إِسْمَاعِيلُ يَأْتِي بِالْحِجَارَةِ، وَإِبْرَاهِيمُ يَبْنِي، حَتَّى إِذَا ارْتَفَعَ الْبِنَاءُ جَاءَ بِهَذَا الْحَجَرِ فَوَضَعَهُ لَهُ، فَقَامَ عَلَيْهِ وَهْوَ يَبْنِي، وَإِسْمَاعِيلُ يُنَاوِلُهُ الْحِجَارَةَ، وَهُمَا يَقُولاَنِ {رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ}. قَالَ فَجَعَلاَ يَبْنِيَانِ حَتَّى يَدُورَا حَوْلَ الْبَيْتِ، وَهُمَا يَقُولاَنِ {رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ }.
İbn Abbas r.a. dedi ki: İbrahim ile hanımı arasında olanlar olunca İsmail ile birlikte çıkıp gitti. Beraberlerinde içinde su bulunan, derisi kurumuş bir kırba vardı. İsmail'in annesi kırbadan su içiyordu. Böylelikle çocuğuna süt oluyordu. Nihayet Mekke'ye varınca onu bir ağacın altına bıraktı. Daha sonra İbrahim hanımının yanına geri döndü. İsmail'in annesi arkasından gitti. Nihayet Keda denilen yere vardıklarında arkasından İbrahim'e şöyle seslendi: Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun? Allah'a dedi. İsmail'in annesi: Bizi Allah'a bırakmana razıyım, dedi. Daha sonra geri döndü. Kırbadan su içiyor, çocuğuna süt oluyordu. Nihayet su bitince gidip de bir baksam; belki bir kimseyi fark ederim, dedi. Gidip Safa tepesine çıktı. Kimseyi görür müyüm diye bakındı, durdu. Hiç kimseyi göremedi. Vadiye gelince, sa'y etti ve Merve'ye kadar geldi. Aynı işi birkaç şavt (tur) tekrarladı. Sonra kendi kendisine şöyle dedi: Gidip de ne yaptığını bir görsem -kastettiği çocuğu idi-o Gidip, baktığında onu, ölüm dolayısıyla hırıltılı soluyor gibi gördü. Nefsi kendisine rahat vermedi. Kendi kendisine gidip bir baksam, belki birilerinin varlığını fark ederim, dedi. Kalkıp Safa'nın üzerine çıktı. Etrafına bakıp durdu, kimseyi göremedi. Nihayet (gidiş gelişini) yediye tamamladı. Arkasından: Gitsem de çocuğun ne yaptığını bir görsem, dedi. Aniden bir ses duydu. Eğer sende bir hayır varsa imdadımıza yetiş, dedi. Cibril ile karşılaşıverdi. Topuğuyla şöyle yaptı ve topuğunu yere vurdu. Oradan su fışkırdı. İsmail'in annesi dehşete kapıldı. O da suyu toplamaya başladı. (İbn Abbas) dedi ki: Ebu'I-Kasım Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Eğer onu bırakmış olsaydı su açıktan akacaktı. Dedi ki: Su içmeye başladı, çocuğa da süt geldi. Cürhümlülerden bir takım kimseler vadinin iç tarafından geçerken bir kuşun uçtuğunu fark ettiler. Bunu garip karşılar gibi oldular ve kuş ancak su olan yerde bulunur, dediler. Bunun üzerine elçilerini gönderdiler, o da duruma baktı. Su olduğunu anladılar. Elçi yanlarına gelip onlara haber verdi. Onlar da İsmail'in annesinin yanına gelip: Ey İsmail'in annesi seninle birlikte kalmamıza yahut seninle beraber yerleşmemize izin verir misin? Oğlu olgunluk yaşına geldi, onlardan bir kadın ile nikahlandı. Daha sonra İbrahim hatırına gelen düşünce ile hanımına: Ben gidip bıraktıklarımın durumunu göreceğim, dedi. Geldi, selam verdi. İsmail nerede, diye sordu. İsmail'in hanımı: Avlanmaya gitti, dedi. İbrahim: Geldiği vakit ona: Kapının eşiğini değiştir, dedi. Hanımı ona durumu haber verince İsmail: O (eşik) dediği sensin. Haydi, ailenin yanına git, dedi. Daha sonra yine İbrahim'in hatırına gelen' bir düşünce üzerine hanımına: Ben geride bıraktıklarıma gidip bakacağım, dedi ve yanlarina geldi. İsmail nerede, diye sordu. Hanımı: Avlanmaya gitti, dedi. Hanımı: İnip bir şey yemez, içmez misin, dedi. İbrahim: Ne yer, ne içersiniz, diye sordu. Hanımı: Biz et yeriz, su içeriz. İbrahim dedi ki: Allah'ım, onların yediklerini de, içtiklerini de onlara mübarek kıL. (İbn Abbas) dedi ki: Ebu'I-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İşte bu, İbrahim'in duasının bereketidir. (Devamla) dedi ki: Daha sonra yine İbrahim hatırına gelen düşünce üzerine hanımına: Gidip de geride bıraktıklarıma bir bakayım, dedi. Geldiğinde İsmail ile Zemzem'in arka tarafında rastlaştılar. İsmail, oklarını düzeltiyordu. Ey İsmail, dedi, Rabbim bana kendisi için bir ev bina etmemi buyurdu. İsmail: Rabbine itaat et, dedi. O bana bu işte senin de bana yardımcı olmanı emretti, dedi. İsmail: O zaman ben de yardım ederim dedi -ya da bunun gibi bir söz söyledi.- Her ikisi de kalktı, İbrahim bina yapmaya, İsmail de ona taş uzatmaya başladı. Her ikisi de: "Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin" diyorlardı
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَافِعٍ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا كَانَ بَيْنَ إِبْرَاهِيمَ وَبَيْنَ أَهْلِهِ مَا كَانَ، خَرَجَ بِإِسْمَاعِيلَ وَأُمِّ إِسْمَاعِيلَ، وَمَعَهُمْ شَنَّةٌ فِيهَا مَاءٌ، فَجَعَلَتْ أُمُّ إِسْمَاعِيلَ تَشْرَبُ مِنَ الشَّنَّةِ فَيَدِرُّ لَبَنُهَا عَلَى صَبِيِّهَا حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، فَوَضَعَهَا تَحْتَ دَوْحَةٍ، ثُمَّ رَجَعَ إِبْرَاهِيمُ إِلَى أَهْلِهِ، فَاتَّبَعَتْهُ أُمُّ إِسْمَاعِيلَ، حَتَّى لَمَّا بَلَغُوا كَدَاءً نَادَتْهُ مِنْ وَرَائِهِ يَا إِبْرَاهِيمُ إِلَى مَنْ تَتْرُكُنَا قَالَ إِلَى اللَّهِ. قَالَتْ رَضِيتُ بِاللَّهِ. قَالَ فَرَجَعَتْ فَجَعَلَتْ تَشْرَبُ مِنَ الشَّنَّةِ وَيَدِرُّ لَبَنُهَا عَلَى صَبِيِّهَا، حَتَّى لَمَّا فَنِيَ الْمَاءُ قَالَتْ لَوْ ذَهَبْتُ فَنَظَرْتُ لَعَلِّي أُحِسُّ أَحَدًا. قَالَ فَذَهَبَتْ فَصَعِدَتِ الصَّفَا فَنَظَرَتْ وَنَظَرَتْ هَلْ تُحِسُّ أَحَدًا فَلَمْ تُحِسَّ أَحَدًا، فَلَمَّا بَلَغَتِ الْوَادِيَ سَعَتْ وَأَتَتِ الْمَرْوَةَ فَفَعَلَتْ ذَلِكَ أَشْوَاطًا، ثُمَّ قَالَتْ لَوْ ذَهَبْتُ فَنَظَرْتُ مَا فَعَلَ ـ تَعْنِي الصَّبِيَّ ـ فَذَهَبَتْ فَنَظَرَتْ، فَإِذَا هُوَ عَلَى حَالِهِ كَأَنَّهُ يَنْشَغُ لِلْمَوْتِ، فَلَمْ تُقِرَّهَا نَفْسُهَا، فَقَالَتْ لَوْ ذَهَبْتُ فَنَظَرْتُ لَعَلِّي أُحِسُّ أَحَدًا، فَذَهَبَتْ فَصَعِدَتِ الصَّفَا فَنَظَرَتْ وَنَظَرَتْ فَلَمْ تُحِسَّ أَحَدًا، حَتَّى أَتَمَّتْ سَبْعًا، ثُمَّ قَالَتْ لَوْ ذَهَبْتُ فَنَظَرْتُ مَا فَعَلَ، فَإِذَا هِيَ بِصَوْتٍ فَقَالَتْ أَغِثْ إِنْ كَانَ عِنْدَكَ خَيْرٌ. فَإِذَا جِبْرِيلُ، قَالَ فَقَالَ بِعَقِبِهِ هَكَذَا، وَغَمَزَ عَقِبَهُ عَلَى الأَرْضِ، قَالَ فَانْبَثَقَ الْمَاءُ، فَدَهَشَتْ أُمُّ إِسْمَاعِيلَ فَجَعَلَتْ تَحْفِزُ. قَالَ فَقَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ تَرَكَتْهُ كَانَ الْمَاءُ ظَاهِرًا ". قَالَ فَجَعَلَتْ تَشْرَبُ مِنَ الْمَاءِ، وَيَدِرُّ لَبَنُهَا عَلَى صَبِيِّهَا ـ قَالَ ـ فَمَرَّ نَاسٌ مِنْ جُرْهُمَ بِبَطْنِ الْوَادِي، فَإِذَا هُمْ بِطَيْرٍ، كَأَنَّهُمْ أَنْكَرُوا ذَاكَ، وَقَالُوا مَا يَكُونُ الطَّيْرُ إِلاَّ عَلَى مَاءٍ. فَبَعَثُوا رَسُولَهُمْ، فَنَظَرَ فَإِذَا هُمْ بِالْمَاءِ، فَأَتَاهُمْ فَأَخْبَرَهُمْ فَأَتَوْا إِلَيْهَا، فَقَالُوا يَا أُمَّ إِسْمَاعِيلَ، أَتَأْذَنِينَ لَنَا أَنْ نَكُونَ مَعَكِ أَوْ نَسْكُنَ مَعَكِ فَبَلَغَ ابْنُهَا فَنَكَحَ فِيهِمُ امْرَأَةً، قَالَ ثُمَّ إِنَّهُ بَدَا لإِبْرَاهِيمَ فَقَالَ لأَهْلِهِ إِنِّي مُطَّلِعٌ تَرِكَتِي. قَالَ فَجَاءَ فَسَلَّمَ فَقَالَ أَيْنَ إِسْمَاعِيلُ فَقَالَتِ امْرَأَتُهُ ذَهَبَ يَصِيدُ. قَالَ قُولِي لَهُ إِذَا جَاءَ غَيِّرْ عَتَبَةَ بَابِكَ. فَلَمَّا جَاءَ أَخْبَرَتْهُ قَالَ أَنْتِ ذَاكِ فَاذْهَبِي إِلَى أَهْلِكِ. قَالَ ثُمَّ إِنَّهُ بَدَا لإِبْرَاهِيمَ فَقَالَ لأَهْلِهِ إِنِّي مُطَّلِعٌ تَرِكَتِي. قَالَ فَجَاءَ فَقَالَ أَيْنَ إِسْمَاعِيلُ فَقَالَتِ امْرَأَتُهُ ذَهَبَ يَصِيدُ، فَقَالَتْ أَلاَ تَنْزِلُ فَتَطْعَمَ وَتَشْرَبَ فَقَالَ وَمَا طَعَامُكُمْ وَمَا شَرَابُكُمْ قَالَتْ طَعَامُنَا اللَّحْمُ، وَشَرَابُنَا الْمَاءُ. قَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَهُمْ فِي طَعَامِهِمْ وَشَرَابِهِمْ. قَالَ فَقَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " بَرَكَةٌ بِدَعْوَةِ إِبْرَاهِيمَ ". قَالَ ثُمَّ إِنَّهُ بَدَا لإِبْرَاهِيمَ فَقَالَ لأَهْلِهِ إِنِّي مُطَّلِعٌ تَرِكَتِي. فَجَاءَ فَوَافَقَ إِسْمَاعِيلَ مِنْ وَرَاءِ زَمْزَمَ، يُصْلِحُ نَبْلاً لَهُ، فَقَالَ يَا إِسْمَاعِيلُ، إِنَّ رَبَّكَ أَمَرَنِي أَنْ أَبْنِيَ لَهُ بَيْتًا. قَالَ أَطِعْ رَبَّكَ. قَالَ إِنَّهُ قَدْ أَمَرَنِي أَنْ تُعِينَنِي عَلَيْهِ. قَالَ إِذًا أَفْعَلَ. أَوْ كَمَا قَالَ. قَالَ فَقَامَا فَجَعَلَ إِبْرَاهِيمُ يَبْنِي، وَإِسْمَاعِيلُ يُنَاوِلُهُ الْحِجَارَةَ، وَيَقُولاَنِ {رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ} قَالَ حَتَّى ارْتَفَعَ الْبِنَاءُ وَضَعُفَ الشَّيْخُ عَلَى نَقْلِ الْحِجَارَةِ، فَقَامَ عَلَى حَجَرِ الْمَقَامِ، فَجَعَلَ يُنَاوِلُهُ الْحِجَارَةَ، وَيَقُولاَنِ {رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ }.
Ebu Zer' r.a. dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Yeryüzünde ilk yapılan mescid hangisidir? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Mescid-i Haram'dır, diye buyurdu. Ben: Sonra hangisidir, diye sordum. O: Mescid-İ Aksa'dır, dedi. Peki, ikisi arasında ne kadar bir zaman var, diye sordum. Kırk yıl, buyurdu. Hem namaz vakti nerede iken girerse orada namazını kılıver. Çünkü fazilet ondadır. " Tekrar:
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ مَسْجِدٍ وُضِعَ فِي الأَرْضِ أَوَّلُ قَالَ " الْمَسْجِدُ الْحَرَامُ ". قَالَ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ " الْمَسْجِدُ الأَقْصَى ". قُلْتُ كَمْ كَانَ بَيْنَهُمَا قَالَ " أَرْبَعُونَ سَنَةً، ثُمَّ أَيْنَمَا أَدْرَكَتْكَ الصَّلاَةُ بَعْدُ فَصَلِّهْ، فَإِنَّ الْفَضْلَ فِيهِ ".
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud dağını görünce: "Bu bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır. Allah'ım, İbrahim Mekke'yi haram belde yaptı. Ben de onun (Medine'nin) Labe diye bilinen iki kara taşfığı arasını haram ilan ediyorum
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى الْمُطَّلِبِ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَلَعَ لَهُ أُحُدٌ فَقَالَ " هَذَا جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ، اللَّهُمَّ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ حَرَّمَ مَكَّةَ، وَإِنِّي أُحَرِّمُ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا ". رَوَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.anha'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bilmez misin senin kavmin, Ka'be'yi (tamir edip yeniden) bina ettiklerinde İbrahim'in temellerine göre geriye çektiler." Ben: Ey Allah'ın Resulü, sen onu tekrar İbrahim'in temelleri üzere yenilemeyecek misin? diye sordum. "Eğer senin kavmin henüz küfürden yeni kurtulmamış olsaydı (olabilirdi)" diye buyurdu. Abdullah b. Ömer dedi ki: Eğer Aişe, bunu gerçekten Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş ise, görüşüm odur ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hicr'e bitişik olan iki rüknü istilam etmeyi terk edişinin sebebi, Beyt'in İbrahim'in temelleri üzere tamamlanmamış olmasından başkası değildir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ ابْنَ أَبِي بَكْرٍ، أَخْبَرَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنهم ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَلَمْ تَرَىْ أَنَّ قَوْمَكِ بَنَوُا الْكَعْبَةَ اقْتَصَرُوا عَنْ قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ ". فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَلاَ تَرُدُّهَا عَلَى قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ. فَقَالَ " لَوْلاَ حِدْثَانُ قَوْمِكِ بِالْكُفْرِ ". فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ لَئِنْ كَانَتْ عَائِشَةُ سَمِعَتْ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا أُرَى أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَرَكَ اسْتِلاَمَ الرُّكْنَيْنِ اللَّذَيْنِ يَلِيَانِ الْحِجْرَ إِلاَّ أَنَّ الْبَيْتَ لَمْ يُتَمَّمْ عَلَى قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ. وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ.
Ebu Humeyd es-Saidi r.a.'dan rivayete göre: Ey Allah'ın Resulü, Sana nasıl salavat getirelim? dediler. Allah Resulü şöyle buyurdu: "Allahumme salli ala Muhammedin ve ezvacihi ve zürriyetihi kema sallayte ala ali İbrahim. Ve barik ala Muhammedin ve ezvacihi ve zürriyetihi kema barekte ala ali İbrahim. İnneke Hamidun Mecid. " SALAVAT MEALİ: Allah'ım, İbrahim'in aline salavat getirdiğin gibi, Muhammed'e, onun eşlerine ve zürriyetine salat eyle. İbrahim'in aline bereketler ihsan ettiğin gibi Muhammed'e, onun eşlerine ve zürriyetine de bereketler ihsan eyle. Şüphesiz ki sen Hamidsin, Mecidsin. " Tekrar:
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، أَخْبَرَنِي أَبُو حُمَيْدٍ السَّاعِدِيُّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُمْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نُصَلِّي عَلَيْكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ ".
Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan dedi ki: Ka'b b. Ucre ile karşılaştım. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş olduğum bir hediyeyi hediye olarak sana vereyim mi? Ben: Tabi, onu bana hediye olarak ver, dedim. Dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem'e şunu sorduk: Ey Allah'ın Resulü, siz ehl-i beyte salavat nasıl olur? Çünkü Allah bize nasıl selam söyleyeceğimizi öğretti. Şöyle buyurdu: "Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed; kema salleyte ala İbrahime ve ala ali İbrahim; inneke Hamidun Mecid. Allahumme barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed; kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim, inneke Hamidun Mecid: deyin. " SALAVAT MEALİ: Allah'ım, İbrahim'e ve İbrahim'in aline salat getirdiğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in aline de salat getir. Çünkü sen Hamidsin, Mecidsin. Allah'ım, İbrahim'e ve İbrahim'in aline bereketler ihsan ettiğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in aline de bereketler ihsan eyle. Çünkü sen Hamidsin Mecidsin, Tekrar: 4797 ve)
حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، وَمُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو قُرَّةَ، مُسْلِمُ بْنُ سَالِمٍ الْهَمْدَانِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عِيسَى، سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي لَيْلَى، قَالَ لَقِيَنِي كَعْبُ بْنُ عُجْرَةَ فَقَالَ أَلاَ أُهْدِي لَكَ هَدِيَّةً سَمِعْتُهَا مِنَ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ بَلَى، فَأَهْدِهَا لِي. فَقَالَ سَأَلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ الصَّلاَةُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ عَلَّمَنَا كَيْفَ نُسَلِّمُ. قَالَ " قُولُوا اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ، اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ ".
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-Hasen ve el-Huseyn'e okuyup üflüyor ve şöyle diyordu: Şüphesiz babanız bunlarla İsmail ve İshak'a da okuyup üflüyordu: Euzu bi kelimatillahi’ttammeh min kulli şeytanin ve hammeh ve min kulli aynin lammeh: '' Meali: Bütün şeytanlardan ve tüm zehirli haşerattan, insana zarar ve musibet celbeden her bir göz den Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْمِنْهَالِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعَوِّذُ الْحَسَنَ وَالْحُسَيْنَ وَيَقُولُ " إِنَّ أَبَاكُمَا كَانَ يُعَوِّذُ بِهَا إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ، أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüpheye düşmek İbrahim'den çok bizim hakkımızdır. Çünkü o: "Rabbim ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster demişti. İnanmadın mı yoksa diye buyurdu. O da: İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (soruyorum) demişti."[Bakara,260] Bir de Allah Lut'a rahmetini ihsan eylesin. O esasen pek güçlü bir yere sığınıyordu ve eğer Yusuf'un kaldığı kadar-uzun bir süre hapiste kalmış olsaydım, çağıran kişinin o çağrısını kabul edecektim. " Tekrarı: 3375,3387,4537,4694 ve
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " نَحْنُ أَحَقُّ مِنْ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ {رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي} وَيَرْحَمُ اللَّهُ لُوطًا، لَقَدْ كَانَ يَأْوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ وَلَوْ لَبِثْتُ فِي السِّجْنِ طُولَ مَا لَبِثَ يُوسُفُ لأَجَبْتُ الدَّاعِيَ ".
Seleme b. el-Ekva' r.a dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Eslem oğullarından ok atma yarışı yapan birkaç kişinin yanından geçti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ey İsmail oğulları, ok atınız. Çünkü sizin babanız da ok atıcısı idi. Haydi atınız ve ben filan oğullarıyla beraberim. (Seleme) dedi ki: Ve iki takımdan birisinin ellerini tuttu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ne oluyor size, niye atmıyorsunuz, deyince onlar: Ey Allah'ın Resulü, sen onlarla beraberken nasıl atarız, dediler. Bu sefer: Atınız, ben hepinizle beraberim, diye buyurdu
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى نَفَرٍ مِنْ أَسْلَمَ يَنْتَضِلُونَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ارْمُوا بَنِي إِسْمَاعِيلَ، فَإِنَّ أَبَاكُمْ كَانَ رَامِيًا، وَأَنَا مَعَ بَنِي فُلاَنٍ ". قَالَ فَأَمْسَكَ أَحَدُ الْفَرِيقَيْنِ بِأَيْدِيهِمْ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا لَكُمْ لاَ تَرْمُونَ ". فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، نَرْمِي وَأَنْتَ مَعَهُمْ قَالَ " ارْمُوا وَأَنَا مَعَكُمْ كُلِّكُمْ ".
Ebu Hureyre r.a., dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: İnsanların en kerimi kimdir, diye soruldu. O: İnsanların en kerimi, en takvalı olanlardır, diye cevap verdi. Onlar: Ey Allah'ın Nebii, bizim sana sormak istediğimiz bu değildir, dediler. Bu sefer şöyle buyurdu: İnsanların en kerimi, Allah'ın halilinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu, Allah'ın Nebii Yusuf'dur. Yine: Bizim sana sorduğumuz bu değildir, dediler. Bunun üzerine: Yoksa siz bana Arapların cevherleri (nesebleri) hakkında mı soruyorsunuz, diye sordu. Evet, dediler. Şöyle buyurdu: Cahiliye döneminde en hayırlı olanlarınız, fakih olmaları şartıyla İslam'da da en hayırlılarınızdır
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ الْمُعْتَمِرَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَنْ أَكْرَمُ النَّاسِ قَالَ " أَكْرَمُهُمْ أَتْقَاهُمْ ". قَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ، لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ. قَالَ " فَأَكْرَمُ النَّاسِ يُوسُفُ نَبِيُّ اللَّهِ ابْنُ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ خَلِيلِ اللَّهِ ". قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ. قَالَ " فَعَنْ مَعَادِنِ الْعَرَبِ تَسْأَلُونِي ". قَالُوا نَعَمْ. قَالَ " فَخِيَارُكُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُكُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah Lut'a mağfiret buyursun. Şüphesiz o pek güçlü bir yere (zaten) sığınıyordu
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ {يَغْفِرُ اللَّهُ لِلُوطٍ إِنْ كَانَ لَيَأْوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ}.
Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Fe hel min muddekir: O halde var mı ibret alıp düşünen?" diye okumuştur
حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم {فَهَلْ مِنْ مُدَّكِر }.
Abdullah b. Zem'a dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i -(Salih kavminin) dişi devesinin kesilmesini sözkonusu ederken- şöyle buyurduğunu dinledim: O dişi deveyi kesmeye kavmi arasında güçlü ve kendisine zarar verilemeyen Ebu Zem'a'ya benzeyen birisi kalkıştı. " Tekrar:
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنَ زَمْعَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم. وَذَكَرَ الَّذِي عَقَرَ النَّاقَةَ قَالَ " انْتَدَبَ لَهَا رَجُلٌ ذُو عِزٍّ وَمَنَعَةٍ فِي قُوَّةٍ كَأَبِي زَمْعَةَ ".
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tebuk gazvesinde Hicr denilen yerde konaklayınca onlara oranın kuyusundan su içmemelerini ve ordan su çekmemelerini emretti. Ona: Biz ordan aldığımız suyla hamur yoğurduk, su doldurduk denilince, kendilerine o hamuru atmalarını ve o suyu dökmelerini emretti." Ebu'ş-Şumus'dan gelen rivayete göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğin atılmasını emretti. Ebu Zer', Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den: "Onun suyuyla hamuru yoğuran ... " diye buyurduğunu rivayet etmiştir. Tekrar:
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِسْكِينٍ أَبُو الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ بْنِ حَيَّانَ أَبُو زَكَرِيَّاءَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا نَزَلَ الْحِجْرَ فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ أَمَرَهُمْ أَنْ لاَ يَشْرَبُوا مِنْ بِئْرِهَا، وَلاَ يَسْتَقُوا مِنْهَا فَقَالُوا قَدْ عَجَنَّا مِنْهَا، وَاسْتَقَيْنَا. فَأَمَرَهُمْ أَنْ يَطْرَحُوا ذَلِكَ الْعَجِينَ وَيُهَرِيقُوا ذَلِكَ الْمَاءَ. وَيُرْوَى عَنْ سَبْرَةَ بْنِ مَعْبَدٍ وَأَبِي الشُّمُوسِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِإِلْقَاءِ الطَّعَامِ. وَقَالَ أَبُو ذَرٍّ عَنِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم " مَنِ اعْتَجَنَ بِمَائِهِ ".
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Müslümanlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Semud diyarı el-Hicr denilen yerde konakladılar. Kuyusundan su çektiler ve o su ile hamur yoğurdular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendilerine kuyularından çektikleri suları dökmelerini, hamuru da develerine yedirmelerini emretti. Kendilerine dişi devenin gidip su içtiği pınardan su almalarını emretti
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ النَّاسَ نَزَلُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْضَ ثَمُودَ الْحِجْرَ، فَاسْتَقَوْا مِنْ بِئْرِهَا، وَاعْتَجَنُوا بِهِ، فَأَمَرَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُهَرِيقُوا مَا اسْتَقَوْا مِنْ بِئْرِهَا، وَأَنْ يَعْلِفُوا الإِبِلَ الْعَجِينَ، وَأَمَرَهُمْ أَنْ يَسْتَقُوا مِنَ الْبِئْرِ الَّتِي كَانَ تَرِدُهَا النَّاقَةُ. تَابَعَهُ أُسَامَةُ عَنْ نَافِعٍ.
Salim b. Abdullah'ın babasından r.a. rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hicr'den geçerken şöyle buyurdu: "Zulmedenlerin kaldıkları yerlere onlara isabet eden size isabet etmesin diye ancak ağlayanlar olarak giriniz." Daha sonra bineğin üzerinde olduğu halde elbisesi ile iyice örtündü
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنهم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا مَرَّ بِالْحِجْرِ قَالَ " لاَ تَدْخُلُوا مَسَاكِنَ الَّذِينَ ظَلَمُوا إِلاَّ أَنْ تَكُونُوا بَاكِينَ، أَنْ يُصِيبَكُمْ مَا أَصَابَهُمْ ". ثُمَّ تَقَنَّعَ بِرِدَائِهِ، وَهْوَ عَلَى الرَّحْلِ.
İbn Ömer dedi ki:. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Onlara isabet edenin bir benzerinin size isabet etmemesi için kendilerine zulmedenlerin yurtlarına ancak ağlayanlar olarak giriniz
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا وَهْبٌ، حَدَّثَنَا أَبِي، سَمِعْتُ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَدْخُلُوا مَسَاكِنَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ إِلاَّ أَنْ تَكُونُوا بَاكِينَ، أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَهُمْ ".
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kerim oğlu, kerim oğlu, kerim olan kişi, İbrahim oğlu İshak oğlu Yakub oğlu Yusufdur. Hepsine selam olsun. " Tekrar:
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " الْكَرِيمُ ابْنُ الْكَرِيمِ ابْنِ الْكَرِيمِ ابْنِ الْكَرِيمِ يُوسُفُ ابْنُ يَعْقُوبَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, insanların en kerimi kimdir, diye soruldu. O: "Allah'a karşı en takvalı olanlardır" diye cevap verdi. Bizim sana sorduğumuz bu değildir, dediler. Bu sefer: "İnsanların en kerimi Allah'ın halilinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu ve kendisi de Allah'ın Nebii olan Yusuftur" diye buyurdu. Yine: Bizim sana sorduğumuz bu değildir, dediler. Şöyle buyurdu: "Siz bana Arapların madenleri hakkında mı soruyorsunuz? İnsanlar madendir. Cahiliye döneminde hayırlı olanlar, fakih olmaları şartıyla İslam'da da hayırlı olanlardır
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ أَكْرَمُ النَّاسِ قَالَ " أَتْقَاهُمْ لِلَّهِ ". قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ. قَالَ " فَأَكْرَمُ النَّاسِ يُوسُفُ نَبِيُّ اللَّهِ ابْنُ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ نَبِيِّ اللَّهِ ابْنِ خَلِيلِ اللَّهِ ". قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ. قَالَ " فَعَنْ مَعَادِنِ الْعَرَبِ تَسْأَلُونِي، النَّاسُ مَعَادِنُ خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا ". حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سَلَامٍ أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِهَذَا
Aişe r.anha'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Ebu Bekir'e emret, Müslümanlara namaz kıldırsın" diye buyurdu. O: Ebu Bekir ince kalpli, çabuk ağlayan birisidir. Senin makamında duracak olursa mutlaka kalbine rikkat gelir, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözünü tekrarladı, o da aynı cevabı tekrar etti. Şu'be dedi ki: Üçüncüsünde -ya da dördüncüsünde- şöyle buyurdu: "Şüphesiz sizler Yusuf'un (başına o işleri açan) kadınlarsınız. Ebu Bekir'e söyleyin
حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهَا " مُرِي أَبَا بَكْرٍ يُصَلِّي بِالنَّاسِ ". قَالَتْ إِنَّهُ رَجُلٌ أَسِيفٌ، مَتَى يَقُمْ مَقَامَكَ رَقَّ. فَعَادَ فَعَادَتْ، قَالَ شُعْبَةُ فَقَالَ فِي الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ " إِنَّكُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ، مُرُوا أَبَا بَكْرٍ ".
Ebu Burde b. Ebi Musa'dan rivayete göre o babasından şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastalandı. "Ebu Bekir'e emredin cemaate namaz kıldırsın" dedi. Aişe: Ebu Bekir, şöyle şöyle bir adamdır, dedi. Yine aynı şeyi söyledi, o da aynı şeyleri tekrarlayınca, şöyle buyurdu: "Ebu Bekir'e emredin, siz Yusufun (başına o işleri açan) kadınlarsınız. " Ebu Bekir, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken imamlık yaptı
حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ يَحْيَى الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَرِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ". فَقَالَتْ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ. فَقَالَ مِثْلَهُ فَقَالَتْ مِثْلَهُ. فَقَالَ " مُرُوهُ فَإِنَّكُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ ". فَأَمَّ أَبُو بَكْرٍ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ حُسَيْنٌ عَنْ زَائِدَةَ رَجُلٌ رَقِيقٌ.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ım, Ayyaş b. Ebi Rebia'yı kurtar, Allah'ım, Seleme b. Hişam'ı kurtar. Allah'ım, el-Velid b. el-Velid'i kurtar. Allah'ım, müminlerden mustaz'af olanları kurtar. Allah'ım, Mudar üzerindeki baskıyı daha da şiddetlendir. Allah'ım, bunları (gelecek yılları) onların üzerine Yusufun yılları gibi kıl
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ أَنْجِ عَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ، اللَّهُمَّ أَنْجِ سَلَمَةَ بْنَ هِشَامٍ، اللَّهُمَّ أَنْجِ الْوَلِيدَ بْنَ الْوَلِيدِ اللَّهُمَّ أَنْجِ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، اللَّهُمَّ اشْدُدْ وَطْأَتَكَ عَلَى مُضَرَ، اللَّهُمَّ اجْعَلْهَا سِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ ".