3 paragraf1 dk okuma
Fıkıh sözlükte “derinlemesine anlamak, kavramak” demektir. İmâm-ı Â'zam Ebû Hanîfe fıkhı “kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” diye tarif etmiştir. Sonraki dönemlerde ise fıkıh, “amelî şer'î hükümleri tafsîlî delillerinden elde ederek bilmek” şeklinde tanımlanmış; ibadetler, muâmelât (alışveriş, aile, miras vb.) ve ukûbât (cezalar) gibi alanları kapsayan bir ilim hâline gelmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm, müminlerden bir grubun dinde derin bilgi sahibi olmak (tefakkuh) için ayrılmasını emreder (Tevbe 9/122). Peygamber Efendimiz de “Allah kimin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih kılar” buyurmuştur (Buhârî, İlim, 13). Bu sebeple ilmihal bilgisi, yani her Müslümanın günlük ibadet ve muamelelerinde ihtiyaç duyduğu fıkıh bilgisini öğrenmek farz-ı ayndır.
Fıkıh ilmi, sahâbe ve tâbiûn nesillerinin birikimi üzerine müctehid imamlar tarafından sistemleştirilmiştir. Ehl-i Sünnet dünyasında bugün yaşayan dört fıkıh mezhebi, aynı temel kaynaklara dayanıp içtihat usulündeki farklılıklar sebebiyle bazı fer'î meselelerde değişik sonuçlara ulaşmıştır; bu farklılıklar ümmet için bir genişlik ve rahmet olarak görülmüştür.
Edille-i Şer'iyye (Dinî Hükümlerin Delilleri)
Şer'î hükümlerin kendisinden çıkarıldığı dört ana kaynak. İlk ikisi asıl (nas), son ikisi bu naslara dayanan kaynaklardır.
Kitap
Kur'ân-ı Kerîm'dir. Dinin birinci ve en temel kaynağıdır; bütün diğer deliller ona dayanır.
Sünnet
Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirleridir (onaylarıdır). Kur'an'ı açıklar ve onun hükümlerini tamamlar: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, sizi neden men ettiyse ondan da sakının.” (Haşr 59/7)
İcmâ-ı Ümmet
Hz. Peygamber'den sonra herhangi bir asırdaki müctehidlerin şer'î bir hüküm üzerinde görüş birliğine varmasıdır.
Kıyâs-ı Fukahâ
Hakkında açık nas bulunmayan bir meselenin, ortak illet (hükmün gerekçesi) sebebiyle hükmü nasla belirlenmiş bir meseleye benzetilerek hükme bağlanmasıdır. Örneğin şarabın sarhoş edicilik illetiyle haram kılınmasından hareketle sarhoş eden her içkinin haram olduğu sonucuna varılması.
Ahkâm-ı Şer'iyye (Dinî Hükümler)
Hanefî usulüne göre mükellefin fiilleri, delilin kuvvetine ve talebin kesinliğine göre şu derecelerle değerlendirilir.
Farz
Yapılması kesin (kat'î) bir delille emredilen şeydir. İnkâr eden dinden çıkar, özürsüz terk eden büyük günah işlemiş olur. Her mükellefe ayrı ayrı gereken farz-ı ayn (namaz, oruç gibi) ve bir kısmının yapmasıyla diğerlerinden düşen farz-ı kifâye (cenaze namazı gibi) olarak ikiye ayrılır.
Vâcib
Yapılması, farz kadar kesin olmayan (zannî) bir delille istenen şeydir. İnkâr eden kâfir olmaz; fakat terk eden günahkâr olur. Vitir namazı, bayram namazları, kurban ve fıtır sadakası Hanefî mezhebinde vâcibtir.
Sünnet
Hz. Peygamber'in farz ve vâcib dışında yaptığı veya yapılmasını tavsiye ettiği şeylerdir. Devamlı yapıp nadiren terk ettikleri sünnet-i müekkede (sabah namazının sünneti gibi), zaman zaman terk ettikleri ise sünnet-i gayr-i müekkede (ikindi ve yatsının ilk sünnetleri gibi) adını alır.
Müstehab (Mendûb, Âdâb)
Hz. Peygamber'in ara sıra yaptığı ya da sevdiği ve yapılması sevap olan, terki ise kınanmayan davranışlardır.
Mübah
Yapılıp yapılmaması serbest bırakılan, ne sevap ne günah gerektiren şeylerdir. Güzel bir niyetle yapılan mübah iş sevaba vesile olabilir.
Mekruh
Dinin yapılmamasını istediği şeylerdir. Harama yakın olan ve terki vâcib derecesinde istenen mekruh tahrîmen ile helale yakın olan ve terki evlâ görülen mekruh tenzîhen olmak üzere ikiye ayrılır.
Haram
Yapılması kesin bir delille yasaklanan şeydir. Haram olduğunu inkâr eden dinden çıkar; işleyen büyük günaha girer, kaçınan sevap kazanır. Adam öldürmek, zina, içki, faiz, yalan ve gıybet gibi.
Müfsid
Başlanmış bir ibadeti bozan şeydir. Namazda konuşmak veya oruçluyken yemek içmek gibi.
Dört Hak Mezhep ve İmamları
Ehl-i Sünnet vel-Cemaat'in amelî (fıkhî) alanda takip edilen dört mezhebi. İtikadda ise Ehl-i Sünnet, İmam Mâtürîdî (ö. 333/944) ve İmam Eş'arî'nin (ö. 324/935) yolunu takip eder.
Hanefî Mezhebi
İmâm-ı Â'zam Ebû Hanîfe Nu'mân b. Sâbit (ö. 150/767). Talebeleri İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile birlikte mezhebin temelini oluşturmuştur. Türkiye, Balkanlar, Orta Asya ve Hint alt kıtasında yaygındır.
Mâlikî Mezhebi
İmam Mâlik b. Enes (ö. 179/795). Medine ehlinin amelini önemli bir delil sayar. Kuzey ve Batı Afrika'da yaygındır.
Şâfiî Mezhebi
İmam Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî (ö. 204/820). Fıkıh usulünü ilk defa müstakil eserle (er-Risâle) sistemleştirmiştir. Türkiye'nin doğu ve güneydoğusu, Mısır, Endonezya ve Malezya'da yaygındır.
Hanbelî Mezhebi
İmam Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855). Hadise ve sahâbe görüşlerine sıkı bağlılığıyla bilinir. Arap yarımadasında yaygındır.
Notlar ve mezhep farkları
Hanefî mezhebi esas alındı; farklı görüşler ve ek bilgiler burada.
Mezhep notuHanefîŞâfiî
Hanefî mezhebi, delilin kuvvetine göre farz ile vâcibi ayırır. Şâfiî mezhebinde ise ibadetler açısından farz ile vâcib aynı anlamdadır; bu yüzden örneğin vitir namazı Şâfiî mezhebinde sünnet-i müekkede kabul edilir.
Mezhep notu
Mezhep imamları birbirlerinin görüşlerine saygı göstermiş; bir mezhebe bağlı olan kimsenin, zaruret veya ihtiyaç hâlinde şartlarına riayet ederek başka bir mezhebin görüşüyle amel edebileceği ifade edilmiştir. Bu konuda ehil bir hocaya veya müftülüğe danışılması tavsiye edilir.
Kaynaklar
İlmihal I-IIDiyanet İşleri Başkanlığı
Büyük İslam İlmihaliÖmer Nasuhi Bilmen
Mevkûfât (Mülteka'l-Ebhur Şerhi)
İslam Hukuk TarihiHayreddin Karaman
Bu bilgiler genel ilmihal bilgisidir, fetva niteliği taşımaz. Kendi özel durumunuz için müftülüklere (ALO 190 Diyanet) veya ehil bir hocaya danışınız.